Kramponlupisagor -

IRMAK KAZUK ile Röportaj

IRMAK KAZUK ile Röportaj
  • 12.08.2016

IRMAK KAZUK ile Röportaj

CpgnpuWWIAABCWn

 

Tufan Karayel : Her röportaj öncesi sorulan klasik soruyla başlayalım. Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

1980 Ankara doğumluyum. Ben iki yaşındayken ailemin işi nedeniyle İstanbul’a gelmişiz. 2 yaşından beri İstanbul’dayım İstanbulluyum denilebilir yani. Okul hayatına gelecek olursak, eğitim hayatıma yön veren şey basketbol oldu diyebilirim. Eğitim kariyerime basketboldan aldığım burslarla birlikte yön verdim.

 

Tufan Karayel : Aynı şekilde kendimin de sporcu bursu ile Şehremini Lisesi’nde okuduğumu belirtiyorum.

Öyle mi? Şehremini Lisesi’ni bilirim Şehremini tabi.. Ben Ata Koleji’nde okurken birçok kez Şehremini ile oynamışlığımız var. Dediğim gibi ben Ata Koleji’nde basketbolcu bursu ile okudum işte sonra Bilgi Üniversitesi Televizyon Gazeteciliği bölümünde okudum. Oraya da burslu girmiştim zaten. Okul takımında basketbol oynarken okuluma da kolaylıkla devam edebiliyordum.

Tufan Karayel : NTV bünyesinde stajyer olarak başlamıştınız. Malumunuz stajını böyle bir kanalda yapmak her gazeteci adayı gencin hayali. NTV’ye stajyer olarak başlama süreciniz nasıl oldu? Bu süreçte NTV bünyesinde nasıl bu kadar yükselebildiniz?

Esasında giriş hikayem biraz ilginç oldu. İkinci sınıfın sonuna doğru bir hocamız bize “Sizi NTV binasına götürelim işte orada kamera arkasını görün size teorisini veriyoruz pratikte de ne olduğunu görün” demişti. Bizde iyi tamam diyerek gittik NTV binasına. O zamanlar NTV’nin NTV olduğu zamanlar 2000-2001 senesi falan. Tesadüf o zamanlar NTV bünyesinde çalışan şimdiki zamanda sektörün önemli isimlerinden ve bizde de emeği olan Okay Karacan’ı gördük. Voleybolcu Eray diye bir arkadaşım vardı. Onunla birlikte gezerken Eray “Aa Okay Karacan değil mi o? Hadi gel konuşalım belki staj falan yaparız” dedi. İyi tamam dedim ama o zamanlar aklımda hiç böyle bir şey yoktu. Gittik Okay ağabey ile tanıştık, anlattık televizyon gazeteciliği okuyoruz ayrıca sporcuyuz, bursluyuz diye. Okay ağabeyin hoşuna gitti “Tamam öz geçmişinizi hazırlayın” dedi. Burada Fuat Akdağ var rahmetli Kenan Onuk’un altında o zamanlar. Rahmetli Kenan Onuk’ta NTV Spor departmanının başıydı. Fuat Akdağ’a getirin öz geçmişinizi dedi. Sonra getirdik öz geçmişimizi bir süre kovaladım ne oluyor ne bitiyor diye, yoğun bir telefon trafiği oldu sonra Fuat Akdağ ile kendim gittim görüştüm. O dönem çok iyi hatırlıyorum Fuat ağabey bana demişti “Çok yoğun bir baskı var torpilliler vardı hadi benim oğlumu alın falan diye ama biz seni değerlendirmek istiyoruz” diye, belki sporcu olmam hoşuna gitti bir yandan ise televizyon gazeteciliği okumam yani spor kültürüne sahip olmamdan ötürü beni değerlendirmek istedi.

1 aylık süreçten sonra staja başladım.Stajı 1,5 sene yaptım, ikinci sınıfın sonundan dördüncü sınıfın başına  kadar yaptım.Birde medya sömürü sistemine dayalı olduğu için bana bir şey vaadedilmiyordu,hatta okulu bitirince ne yapacaksın bile denilmiyordu.En sonunda ben de sıkıldım 3.sınıfın sonuna doğru bıraktım stajı.

O zamanlar reklam metin yazarlığına karşı bir ilgim vardı. Çok ders alıyordum. Bunun üzerine bir reklam ajansında metin yazarı olarak staja başladım mezun olduktan sonra. Orada da fena gitmiyordum belki boş gaz veriyorlardı. Hep iyi iş yapıyorsun, potansiyelin var diyorlardı. Ama dünyanın en iyi adamı da olsam ajans ve yaratıcı ekip için önemli de olsam sonuçta yeni bir sektördeydim.

Gel zaman git zaman işe başladıktan 2.5 ay sonra beni NTV’den Fuat Akdağ aradı. Fuat ağabey “Bizim burada adama ihtiyacımız var biraz büyüyoruz iş yetişmiyor adama ihtiyacımız var bizde çalış” diye teklifte bulundu. O zaman ilk prodüktör olarak girdim. Zaten montaj ekibindeydim Bilgi Üniversitesinde de montaj öğrendim orada imkanlar çok iyiydi. Bilgi Üniversitesi sayesinde montajı, tekniği,  kurgu bilgisine hakimdim.Zaten staj döneminde de işi öğrenmiştim NTV’de. Neyse ben düşündüm taşındım reklam ajansı ile konuştum reklam ajansındakiler dediler ki ‘”Sen hayatının ve kariyerinin kırılma noktasındasın burada da devam edebilirsin ancak orada (NTV) da seni başka bir hikaye bekliyor olabilir karar senin.” Ben de NTV’ye karar verdim. Böylece kariyerime başladım. İlk prodüktör olarak başladım, işin mutfağından başladım yani sonra dış haber muhabirliği editörü olarak çalıştım bir dönem. Bir dönem joker muhabirlik denilen her işe gönderilen yabancı dil bilen, basketbol’dur, voleybol’dur, her işe gönderilebilen adamlardan biri oldum. Sonra basketbol muhabirliği hikayem oldu 2006’dan 2010’a kadar 3-3,5 sezon. Sonrasında 2-2,5 sezon kadar Galatasaray muhabirliği dönemim oldu. Sonrasında ise stüdyoya döndüm. İlk etapta 14/16 programı vardı onu sunmaya başladım. Aslında geçiş dönemiydi bu zamanlar ama benim hedefim, hayalim spor gecesini sunmaktı. Çünkü orada Emek Ege vardı.Emek benim en yakın arkadaşım olduğu için birlikte sunsak diye hep düşünürdük ve hayal ederdik. Sonra böyle bir rotasyon olunca da ‘Spor Gecesine’ geçtim oradaki hikayem de böyle gelişti.

 

Irmak-Kazuktan-NTV-Spora-duygusal-veda-6720

 

Tufan Karayel : NTV Spor bünyesinde hem muhabirlik hem de sunuculuk yaptınız. Size göre hangisi daha zor? Muhabirliğin ve sunuculuğun kendine has avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Şimdi ikisi de kolay değil yani muhabirliğin biraz fiziksel ve mental yoğunluğu daha fazla ama bu olumsuzlukları azaltan, törpüleyen başka faktörler var. Mesela dünyanın büyük bölümünü gezme şansım oldu ama iş için gittiğim için çok da bir esprisi olmuyordu. Örneğin; Madrid’e  gidiyorsun,Mallorca’ya gidiyorsun sonuçta iş için gittiğim için bir şey de ifade etmiyordu yani. Kafam da iş vardı tabi dışarıdan iyi güzel gibi geliyor insana ama muhabirliğin böyle zorlukları var. 7/24 telefonla konuşman lazım özellikle futbol muhabiriysen. Basketbol daha amatör kaldığı için o kadar yoğunluk olmuyor ancak dönemsel şampiyonalarda, turnuvalarda takip ediyorsan çok yoğunluk oluyor.

 

Tufan Karayel : Zaten pek  basketbolda kulüp muhabirliği de yok gibi.

Tabi ama oda apayrı bir sorumluluk. Çünkü birçok kulüpten haber alman lazım çok da kolay değil.

 

Tufan Karayel : Ama basketbolun içinden geldiğiniz için sizin özelinizde daha kolay olmuştur.

Aynen basketboldan çıktığım için basketbol dünyasından olan çok arkadaşım vardı. Zaten basketbol ile ilgili bir iş yaptığımda kendimi oraya daha fazla ait hissediyordum. Sonuçta dostlarım var, arkadaşlarım var, kardeşim var, ağabeyim var, elinde büyüdüğüm insanlar var, benim elimde büyüttüğüm insanlar var… Oranın tadı ve motivasyonu bende farklı oluyordu.

Neyse işin sunuculuk kısmına gelecek olursak; stüdyoda daha az mesai yapıyorsun. Sonuçta sunuculuğun tanımı; kamera önünde geçirdiğin zaman sunduğun sunumdur. Evet sağa sola koşmuyorsun, mesela ben Galatasaray muhabiriyken Galatasaray-Chelsea maçı öncesi akşam 21:45’deki maç için sabah 11:00’dan itibaren yayına başlıyordum. 13-14 saat boyunca çalışıyordum. Çok yorucu bir işti mental bakımdan. Fiziksel olarak, ruhsal olarak çok yıpratıcı bir şey ama aynı günü muhabir değil de spiker olarak yaptığımda akşam 19:00 ya da 20:00’da akşam grubunda çalışırsam o saatte gidiyordum. Bülten olduğunda yapıyordum işimi yani tabi onunda sorumlulukları, sınırları hassas. Yani şimdi çok hata kaldıracak iş değil ama daha rahat olduğunun bir gerçeği mevcut.

 

BT0yh

 

Tufan Karayel : Basketbol muhabirliği yaptığınız süre zarfında Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Bogdan Tanjevic’e “İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu sormuştunuz ve Tanjevic’ten “Buradaki en genç gazeteci sizsiniz” şeklinde bir tepki almıştınız. Bu olay gazetecilik hayatının başında olan bir genç muhabirin üzerinde ne gibi etkiler yarattı?

Bundan eminim hatta bu olaydan sonra federasyon yetkileri ile de konuştum orada arkadaşlarım vardı, hala da var. Onlarla da konuştuğumda herkes hem fikirdi. O soruyu ben o şekilde sormasaydım başka bir gazeteci çok daha sert, çok daha ağır, bel altı bir soru ile soracaktı. Çünkü ortam ya o soruyu gerektiriyordu ya da o soruyu sordurmayacak açıklamayı gerektiriyordu. Yani tabi her başarısızlıkta istifa ile sonuçlansın istemiyoruz, bunu da savunmuyoruz ama 2007’deydi sanırım orada 2007’de Avrupa Şampiyonası’ndaydı, 2005’deki şampiyonada da hemen hemen aynı şey vardı. Yine erken elenmiştik, galiba 2.tur’da elenmiştik öyle bir şey olmuştu. Tanjevic istifa ediyorum demişti, federasyon kabul etmemişti. Bende o dönemde böyle bir şey yapmıştınız şimdi böyle bir şey düşünüyor musunuz diye sordum, gayet normal soruydu. Orada baya çıkışmıştı Tanjevic ilk bunu sorduğumda çıkışmamıştı ama Milli Takımın kamp yaptığı otelde basın toplantısı olmuştu orada böyle bir ters çıkış yapmıştı Tanjevic. Bana çok etkisi olmamıştı, çünkü ben işimi yaptığımı düşünüyorum, hatta düşünmüyorum biliyorum, orada ters bir şey yapmamıştım. Bu olayda Bogdan Tanjevic’in yaptığı yanlıştı bence.

 

Tufan Karayel : Evet geldik meşhur Sneijder vakasına, ev önünde nöbetler, röportajlar sorumuza bakalım; Sneijder, Galatasaray ile henüz anlaşmamışken Milano’da evinin önünde kısa bir sohbetiniz olmuştu.O 5 saniyelik iletişim ülkemizde taraftarlar üzerinde büyük etki yaratmıştı. O olayın sizin üzerinizde ki etkisi nedir ?

(gülerek) Evet, çok enteresan bir süreçti. Habercilik anlamında benim yaptığım en iyi iş olduğunu düşünüyorum ayrıca Türk basınında da elle tutulur, hatırı sayılır bir iş oldu diyebilirim. Bir tek benim işimde değil açıkçası büyük bir ekiple birlikte yapmıştık. Haluk Yürekli de beni en çok teşvik edenlerdendir.

 

Tufan Karayel : Haluk Yürekli mi sizi gönderdi Milano’ya?

Evet. Haluk ağabey bizim NTV Spor departmanında haber istihbarat müdürümüzdü. Bu olayda ben haberi aldım hatta çok güvendiğim kişiden haberi aldım işin sadece imzaya kaldığını, işin yüzde doksan dokuz tamamlandığını sözlü olarak anlaşıldığını söyledi bize. Biz teyit etmeye çalıştık en son ‘Bu haber doğru biz bu haberi vereceğiz’ dedik. Tabii bu haberi verince de ortalık karıştı. Ben iki saatte tam 82 telefon konuşması yaptım. Ali Dürüst arıyor, Abdürrahim Albayrak arıyor, Fatih Terim’in yardımcısı arıyor, gazeteciler arıyor Irmak doğru mu?” diye.

 

Tufan Karayel : Herkes sana olayı soruyor tabi.

Tabii. Şöyle ki kulüp tarafı yalanlıyor “öyle bir şey yok diyor” ben de ‘duyumum o şekilde’ diyorum yanlışsa da yanlış çıkacak zaten risk aldım o yola girdikten sonra zaten geri dönüş yok.

 

Tufan Karayel : Bir de NTV haberi girdimi geri dönüşü yok çok nadirdir yani. Zaten bekleriz ilk NTV girsin de haberi ondan sonra bu transfer gerçek mi değil mi anlarız kamuoyunda da böyle olumlu bir algı var. Bu bir gerçek.

Tabii zaten böyle bir algı oluşmuştu dediğin gibi sonra baktık haber akışını Türkiye’den yürütemiyoruz gidip orada işin direkt kaynağından haber almamız lazımdı. Sonra Haluk abi geldi “Senin vizen var mı?” Varsa atla git. Bir kal orada geri dönüş biletini almadan git bir öğren ne oluyor. Kaç günde toparlarsan toparla. Bu işi sen çözeceksin, haber senin haberin” dedi. Gittik sıfır bağlantı ile hiç kimseyi tanımadan bilmeden ne Inter kulübünün adresini biliyoruz ne adamın evini biliyoruz.

 

Tufan Karayel : Ee peki nasıl buldun evini, nasıl devam etti süreç?

Şöyle İtalya’dan bağlantısı olan arkadaşlarım var, tanıdığım bir iki kişi var, onlar sağ olsun onlar beni bir iki gazeteciye yöneltti. Bir hayli telefon trafiği oldu. Bülent Timurlenk mesela, Bülent ağabeyin zaten İspanya’da ve İtalya’da çok sağlam bağlantıları vardı, ilişkileri güçlüdür yani. O işte bu konuda bir asist yaptı. Orada bulduğum gazeteci bir şey söyledi falan filan derken en sonunda Sneijder’in evinde Sneijder’i de yakaladık. Gittik İnter başkanı Moratti’yi de ofisinde yakaladık baya güzel iş yaptık. Moratti işinde de yaptığımız habercilik anlamında baya iyiydi. Sonunda da haber doğru çıktı yani bir hafta böyle sürdü geçti. Bizim üstümüzde de baya stresli oldu hani yüzde 90 oldu da niye olmuyor gibi, o da gerdi bizi ama ne zaman o kaynağımdan konuşsam “ağabey bitti yani bitti öyle bir şey yok sadece reklam anlaşmalarını, alacaklarını, imaj anlaşmalarını İnter’deki sorunları çözmeyi çalışıyor” diyordu. Velhasıl kelam haber doğru çıktı.

 

Tufan Karayel : Dediğiniz gibi zirve işiniz de bu oldu herhalde.

Yani beni habercilik anlamında çok tatmin etmişti ha birde ismimin duyulması insanların sizi tanıması açısından önemli bir iş oldu.

 

Tufan Karayel : Aynen birçok kişi sizi bu röportajla daha çok konuştu, daha iyi tanıdı.

Evet çok büyük bir kitleye önemli bir haber sundum. Sneijder de çok büyük bir isim onun da önemi vardı.

Tufan Karayel : NTV Spor bünyesindeyken Emek Ege ile yaptığınız Spor Gecesi programı büyük bir ilgiyle izleniyor ve takip ediliyordu. Sizce bu kadar sevilmenizin nedeni neydi? İnsanlar sizi çok sıcakkanlı mı buldu?

Aslında evet orada bizim Emek ile insanların bize pozitif bakmasını sağlayan detay sıcakkanlı oluşumuzdu. Orada özelliğimiz oydu, dışarıda ne isek orada da öyleydik. Program içerisinde biz eğleniyorduk bunu da saklamıyorduk. Bunun en büyük sebebi bizim Emek ile sıkı bir arkadaşlığımızın olması da diyebiliriz. Yani insanlara eğlendirelim diye bir derdimiz yoktu, sadece haberleri sunup gidelim diye de bir derdimiz yoktu. O yüzden olduğumuz gibiydik seyirci de bize eşlik edebiliyordu.

 

images (2)

 

Tufan Karayel : Burada hemen araya girip bir şey daha sormak isterim. Emek Ege ile program sırasında yaşadığınız komik bir anınız var mı? Gerçi program genel itibariyle komik ve eğlenceliydi fakat hani unutulmayan bir anekdot var mı?

Vallahi esasında çok var şimdi sen bir anda sorunca aklıma gelmedi ama röportajın sonuna doğru sen bunu bir daha hatırlat bana.

Tufan  Karayel : Gençliğinizde basketbolcu olmak gibi bir hayaliniz varmış, hatta İ.T.Ü basketbol takımında A takıma kadar yükselmişsiniz. Ne oldu da bu hayalinizden vazgeçtiniz ?

Nasıl oldu da vazgeçtim, ben zaten altyapıda İ.T.Ü’de oynuyordum. İyi bir jenerasyondu, zaten 79-80 jenerasyonu basketbolda bilinir. Neyse yani çok istediğim gibi gitmiyormuş gibi hissettim belli bir noktadan sonra. Benimde hatalarım vardı ama kulüp tarafından da biraz daha fazla yatırım yapılabilirmiş gibi hissediyordum. En azından o zaman öyle düşünüyordum şuan birebir aynı düşünüyor olmayabilirim ama o yaşta zaten bir ergen gazı var heyecanı var, oynamadığın zaman her şeyi ekstradan kafana takıyorsun, her şeyi sorguluyorsun, öyle bir kırılma anı oldu. Sonrasında Bilgi Üniversitesine burslu girince kulüp takımında da istediğim gibi gitmediği için dedim kulüp takımını bırakayım. Zaten üniversite takımına baya her gün çift antrenman çok yoğun tempo ile girdim. Ben buradan devam ederim yoluma bir şey çıkarsa değerlendiririm dedim. Derken üniversite takımına girdim üniversiteden mezun olana kadar devam etti sonrada üniversitede iken de NTV tarafı da başlamıştı. Zaman da bir yandan sıkıştırmaya başlamış oldu. Daha sonra profesyonel olarak da oynadım ama vitesi bir tık daha yükseltmek istemedim belli bir noktadan sonra.

 

Tufan Karayel : Şimdi ben dışarıdan bir birey olarak sizi gördüğüm zaman sosyal medyadan takip ettiğimiz kadarıyla bol bol spor yapan ve bunu paylaşan birisiniz. Normal bir Türk insanına göre spora azimle tutunan bir karakteriniz var gibi görülüyor. Karşı karşıya bir güvensizlikten ötürü tercihiniz bu yönde oldu herhalde.

O dönem ben öyle hissettim ama şimdi bakınca kendimin de hatalarımın olduğunu görüyorum, tüm suçu onlara atacak halim yok.

 

Tufan Karayel : Peki o zaman tekrar basketbol oynadığınız yıllara dönecek olursak o yıllardan sizin bir Kerem Tunçeri anınız var onu bizle paylaşmak ister misiniz?

(gülerek) Ooo o çok acayip bir hikaye ya, benim altyapılarda unutamadığım üç dört maçtan bir tanesidir. Yıldız takımıydı herhalde, şimdi jenerasyonlarda yaş gruplarını şöyle ayırıyorlardı, ilk sene bir büyük yaş grubu ile birlikte oynuyorsun ikinci sene asıl yaş grubunun senesi oluyor, yıldız takımında ilk senemizdi bizim, Galatasaray ile İstanbul finalleriyle alakalı önemli bir maç yapacaktık, Kerem Tunçeri var, onlarda Caner diye bir çocuk vardı, Aras vardı, yani enteresan oyuncular vardı. İşte maça hazırlanıyoruz bütün hafta boyunca zone setleri, savunma ne yapacağız, hücumda oynayacağımız setler falan Mustafa Aksoy antrenörümüz dedi ki; ‘Kerem’i bırakın dedi, bırakın atsın, ne yapıyorsa yapsın yeter ki ikinci bir adama skor yaptırmayın’ dedi. Biz tamam falan maça çıktık Kerem’i bıraktık ikinci ya da üçüncü bir adamın skor yapmasına izin vermedik ama ağabey Kerem çıktı bizi 60 sayıyla bağladı yaa, diğerlerini tuttuk ama Kerem’i tutamadık bir türlü, öyle kazandılar işte.

Tufan  Karayel : Çok spor yapan, bunları zaman zaman sosyal medya hesaplarından paylaşan birisiniz. Sporun hayatınızdaki yeri nedir ?

Sporun hayatımdaki yeri; aslında ben üniversiteden ayrıldıktan sonra çok spora dikkat etmedim, çok düzenli hayatım olmadı, bir yandan da 23-24 yaşına kadar yüksek tempo ile oynamışım yaz tatili yapmamışım, böylece boşladım. Orada kayıp geçen 8-9 sene boşluk var, yine basketbol oynuyordum arada ama bir yerden yaş geçince tabi zor oluyordu. Daha sonra eskisi gibi olmadığımı görmek işte fiziksel görünümüm, giydiğim kıyafetler beni rahatsız etmeye başlamıştı bir yerden sonra dedim ‘ne yapıyorum?’ benim bir yerden başlamam lazım, bir 14-15 kilo verdim bir 3 kilo aldım ama oturttum, sporun hayatımda bir parçası olmasını istiyorum hayatımın sonuna kadar. Çünkü yaptığım zaman kendimi bambaşka insan gibi hissediyorum çok mutlu oluyorum kafamın boşaldığını hissediyorum.

 

Tufan Karayel : İnsan sorumluluklarını yerine getirmiş gibi hissediyor o zaman?

Tabii, şimdi NTV den ayrılınca belirli bir düzenden çıktıktan sonra onu tutturmak çok kolay olmuyor, bütün gün boş olunca tabi şimdi çok boş değilim ama şu anda yinede eskiye oranla daha esnek bir gün planlamam var.

 

Tufan Karayel : Plan demişken araya gireyim şimdiki düzeniniz nedir? Mesela bildiğimiz kadarıyla Radyo Bilyoner’de program yapıyorsunuz? Başka bir şeyler var mı?

Evet Radyo Bilyoner’de program yapıyorum akşamları, ‘Açık Tribün’ hafta içi 5 gün, fix saat verdiler akşam 18:00-20:00 arası tam trafik saati. Salı ve perşembeleri ise akşam 20:00-21:00 arası basketbol programım var ‘Serbest atış’ diye şuan ki mesaim bu.

 

Tufan Karayel : Peki gelecek ile ilgili neler var kafanızda?

Geleceğe yönelik şöyle; sosyal medyada kafa yoruyorum görüyorsun az çok onu geliştirmek istiyorum doğru kişilerle temasa geçmem lazım sadece onun için doğru zamanı bekliyorum…

 

morinyo-gelmis-hemen-irmak-kazuk-un-yanina-gidelim_539091

 

Tufan Karayel : Şimdi soru soruyu açıyor notlarımdan bakıyorum daha önce 2014 yılında bir röportajınızda şöyle demişsiniz “Emekle bunu çok konuştuk, programı büyütme motivasyonuna gelmiyor değilim. Böyle tabi ki Jimmy Fallon, Beyaz Show tarzı değil fakat biraz onlardan bir şey alarak biraz üstüne koyarak değişik bir format oluşturabiliriz. Ama bunun hayal olduğunu da biliyorum.” Bu formattan kastınız ne biraz açabilir misiniz bu konuyu? 

Evet öyle bir hayalim var, aslında hala var diyebiliriz. Jimmy Fallon tarzı iş yapma imkanlarına sahip değiliz fakat orada bu iş ekip işi şeklinde yürütülüyor. Bizde ki mantık ise az adam çok iş kafasına gittikçe bundan uzaklaşıyorsun, medyanın genelide bu düşünceye sahip. İşte böyle bir hayalim var fakat tutup da bir Jimmy Fallon programı yapmak istemiyorum öyle bir şey yok, spor talk show tadında bir şey yapmak istiyorum. İnsanların hem sporu hem eğlenceyi bir arada tadabileceği güzel bir proje.

 

Tufan Karayel : Peki böyle bir program yapsanız partneriniz olarak Emek Ege mi yoksa Ali Ece mi olur?

Böyle bir program için Emek Ege tabi ki, Ali Ece daha çok bilgiye dayalı bir program yapınca doğru bir isim. Emek ile ekranda yakaladığımız enerji, uyum daha farklıydı ama Ali Ece de çok değerli bir insan.

 

Tufan Karayel : Ali Ece’yi ben en çok Sunay Akın’a benzetiyorum spor/futbol camiasının Sunay Akın’ı Ali Ece.

Aynen doğru tam olarak benziyorlar ikisi de bilgi birikim açısından muhteşem potansiyeller.

 

Tufan Karayel : Radyo Bilyoner’e dönecek olursak hem program hakkında hem de partneriniz Ali Ece hakkında neler söylemek istersiniz?

Program keyifli ama ilk başlarda bir oturma süreci oldu. Benimde bir alışma sürecim oldu sonuçta ama daha sonra oturma sürecini aştık gibi bir iki hafta sonunda.

 

Tufan Karayel : Sizinde ilk radyo programınız oluyor herhalde?

Esasında ilk olarak NTV’de radyo programı yaptım ama birebir kendime ait bir spor programım böyle bir zaman dilimim yoktu, tabi burada ayrı bir üretim lazım, ayrı bir mesai ama sonuçta yukarıda da dediğim gibi programa alışma ve  oturma evresi oldu çünkü daha önce bir yarışma yapıyorduk çok öldürüyordu programın temposunu. Bir yandan Ali Ece ile onu konuştuk, yarışma güzel insanlara yine verelim bir şeyler ama insanların bizi arama sebebi muhabbet etmek, bizle konuşmaktı. Tamam insanlara hediye vermek güzel bir şey yine vereceğiz ama artık daha kısa tutuyoruz bunları daha çok muhabbete çevirdik olayı.

 

Tufan Karayel : Peki Ali ECE?

Ali Eceee… (gülerek) Ali Ece deli yaaaa..! Daha deminde söylediğim üzere Ali Ece çok değerli bir insan, Türk spor medyası içerisinde sayılı insanlardan biri, keşke onun gibilerin sayısı daha fazla olsa bu camia içinde.

Tufan Karayel : Biraz da özel bir soru sormak istiyoruz. Bacağınızda Steven Gerrard dövmesi olduğu sosyal medyada sıkça yankılandı. Özellikle sözlüklerde de belirtiliyor. Bu olay doğru mu, doğru ise bize hikayesini ve nedenini anlatır mısınız?

Zaten Liverpoola karşı büyük bir sempatim vardı,seviyordum sonra bu işe girdiğimizden beri sempati duyduğunuz takıma, insanlara karşı soğuyorsun, taraftarlıktan uzaklaşıyorsun, tutumun değişiyor. Ayrıca değişmekte zorunda bu işte objektif olmak lazım bide dışarıdan bakınca işlerin öyle gitmediğini fark ediyorsun, birçok ilişkinin, birçok yönetim anlayışının farklı olduğunu görüyorsun. Neyse Liverpool’u çok seviyordum çok uzun zamandır, bir yandan da taraftar duygumu, hissiyatımı kaybetmemek adına sarıldım birazda hikayem oradan başlıyor, oradan körükleniyor. Birde Steven Gerrard’ı çok seviyordum, iyi bir futbolcu olmasından ötürü, futbolu simgeleyen bir adam simgelediği birçok şey var, onları bir araya getirince bambaşka bir karakter çıkıyor,bir isim çıkıyor ortaya. Ben zaten bir tane dövme yaptıracaktım Emek ile konuşuyoruz bir gün onun ayağında da Zidane dövmesi var o da sağlam Zidane’cıdır yani. “Ya Irmak dedi madem Liverpool ile ilgili bir şey yaptırmak istiyorsun Gerrard’ı yaptırsana dedi zaten seviyorsun, Gerrard demek Liverpool demek” falan benim o an aklıma yattı. Zaten gidip Datça ya da Marmaris gelen İngiliz turistler gibi kafama yada göbeğime kocaman Liverpool logosu yaptırmayacağıma göre mantıklı geldi. Sonra o sene biz zaten şampiyonluğa falan oynuyoruz benim o sene Old Trafforda ki 3-0’lık efsane maça gitmişliğim bile var yani süper motiveyim olaya. En sonunda karşıma o şampiyonluk yolunda Gerrard’ın bir maçtan sonra “We go again” diye bir motivasyon konuşmasının ardından yapılan bir illüstrasyonu çıktı dedim bu olmalı gittim bir dövmeciye bir seansda 7.5 saatte çok iyi bir iş ile dövmeyi yaptırmış oldum.

 

steven_gerrard_by_volkandemirci-d7pmyxy

 

Tufan Karayel : Daha önce radyo’da Datça yada Kaş’a taşınıp sakin bir hayat sürme isteğinizden bahsetmiştiniz. Neden böyle düşünüyorsunuz? Yakın zamanda var mı böyle bir plan?

Aynen aynen yeni konuştuk daha valla Kaş daha çok ama Datça’yı da ağabeyimden falan da duyuyorum. Ben büyük şehir sevmiyorum, şehir şehirlikten çıkmış durumda. Memleketin gidişatı iyi değil yani ileride ben çocuğumu evde beklerken ona ne oldu şüphesiyle yaşamak istemiyorum. Tecavüz mü edildi? Başı mı kesildi? diye! O yüzden kendime şimdilik 10 yıl çizdim şimdi 36 yaşındayım 45 yaşına kadar bir kariyer planı çizdim kendime, öyle emekli yaşında gitmek istemiyorum oranın da tadını çıkaracak yaşta gitmek istiyorum, evlenip İstanbul da çocuğumu yetiştirmeyeceğim yani o tarz bir yerde yaşayacağım.

Tufan Karayel : Çok özele inmemekle beraber NTV Spor’dan ayrılma sürecinize dair neler söylemek istersiniz? Kırgın mısınız?

Yoo sıkıntı yok gönül rahatlığıyla buna cevap verebilirim. Açıkçası böyle bir şey bekliyor muydum valla gerçeği söyleyeyim beklemiyordum. Hayal kırıklığına da uğradığımı söyleyebilirim. Zaten kanalın gidişatı da iyi gitmiyordu. Benimle birlikte 30 kişi çıkartılmıştı, ondan 3 ay öncede bir çıkartılma yaşanmıştı. Biz zaten içeride bir şey olacağını hissediyorduk o aralar, ben hep diyordum beni herhalde tutarlar diye, bir yandan da 12 seneye yakın orada geçirdim son yedi sekiz aydır çok tıkandığımı yerimde saydığımı hissetmiştim. Üretmek istiyorum üretemiyorum, şirketin sınırları seni sınırlıyor. Gerçekten çok tıkanmıştım onu hissediyordum.  Müdürlerimizden Erkan Arseven, o gün gelip bana tebliğ ettiğinde de sağolsun benim üzerime çok emeği var. Ve benle konuşurken o benden daha zorlandı, bende yanında zor durumda kaldım. Dedim “tamam ağabey yapacak bir şey yok” dedim. Bir yenilenme operasyonu olur öyle tanımlanabilir ama o zamanın şartların da öyle bir durum yoktu. Zaten çıktıktan sonra nefes aldığımı söyleyebilirim. Ama kanalın geldiği nokta beni üzüyor.

 

Tufan Karayel : Peki bir gerilememi hissediyorsunuz NTV Spor’da?

Ya zaten öyleydi geriye doğru bir gidiş uzun dönemden beri vardı. 2-3 tane opsiyon var önlerinde NTV grubunun marka yönetiminde büyük sıkıntılar var zaten.

 

Tufan Karayel : Kanalın Eurosport’a satılacağı ve spor temalı özel yayınlar içeren bir TV kanalı yapacağı yönünde de haberler var?

Onlar da konuşuluyor, bilmiyorum olacak mı ama dediğim gibi bu markanın oluşumunda yer alanlar biziz bu markayı hepimiz yarattık en çok üzüldüğümüz nokta bu.Yönetimsel açıdan bazı sıkıntılar var. Sektör adına da kötü.

 

Tufan Karayel : Doğru neredeyse sektörün lokomotifi konumundaydı NTV Spor.

Aynen öyle kimseyle kıyaslama yapmıyorum ama biz açık bir kanaldık, haber kanalıydık ama kamuoyunda yerimiz çok farklıydı.

Tufan Karayel : O zaman son olarak kısa bir soru cevap yapmak istiyoruz

 

  • Basketbolu mu futbolu mu daha çok seviyorsunuz ?

İzlemek için mi oynamak için mi yoksa (gülerek) muhabirlik için mi? Esasında değişiyor ikisini de izlerken çok zevkli ama oynarken basketbol daha zevkli diyebilirim. Çünkü kendimi basketbol da daha mutlu ve özgür hissediyorum.

 

  • Favori basketbol takımınız ?

Türkiye’de küçüklüğümüzde yer edinmiş bir Efes gerçeğini yadsıyamayız. Efesi ayrı yere yazmalıyız. Fenerbahçe’nin şuan yakaladığı organizasyonunda altını çizmek isterim. Dünyada ise çok fazla NBA’ci değilimdir ben esasında Euroleague bana daha cazip gelir. Mesela bu sene NBA finallerini izledim Lebron James sanki abartılı geliyor yani nasıl tarif etsem sanki adam ‘şifreli’ gibi bana Cury daha bir normal daha bir basketçi gibi geliyor kendimi ona daha yakın buluyorum diyebilirim.

 

Tufan Karayel : Aynı mevkide oynamış olmanız belki de sizi oraya daha yakın olmanızı sağlıyor olabilir mi?

Olabilir valla, bir de yani Lebron antipatikte geliyor bazen, bir de sahada fiziksel olarak çok üstün ya ama işte Stephen Curry bana daha saf basketbol oynuyormuş gibi geliyor. He saf basketbolda o kadar üçlük atılıyor mu dersin? O da çalışmanın ürünü.

  • Favori futbol takımınız ?

Dünya’da haliyle Liverpool. Türkiye’de de saklayacak bir şey yok Galatasaraylıyım. Bu tür şeylerin saklanmaması gerektiğini de düşünüyorum fakat demin de söylediğim gibi içlerine girdikçe insanın bazı duyguları törpüleniyor.

Dünyada da başka Atletico’yu severdim öncelerde yani Arda’dan önce falanda. Öyle Barca, Real falan sevmem.

 

Tufan Karayel : Atletico iyidir ya. Atletico ,Dortmund işçinin emekçinin takımları her zaman güzeldir.

Aynen mesela Dortmund’un bir forması vardı fosforlu falan o zamandan beri de severim Dortmund’u. Sonra Nuri Şahin ile aram iyidir. Çok iyi çocuktur Nuri çok severim. O yüzden Dortmund’u da boş geçemem.

 

 

  • Favori futbolcunuz ?

Bence Hakan Şükür’dür ama futbolcu karakterinden bahsediyorum inanılmaz bir futbolcu. Emre Belözoğlu’nu severim, ben aslında orta sahacıyımdır. Oyunun ritmini ayarlamayı severim belkide basketboldan gelen oyun kurma, savunma agresifliği oradan beni orta saha oyuncularını çekiyor. Gerrard zaten çok severim onu konuşmaya gerek yok ve 10 numara Zidane ona da hayrandım.

Tufan Karayel : Peki hemen kontra bir soru daha, izlediğiniz en iyi takımlar sezon itibariyle hangisi olabilir?

Yani ben pek sezon sezon bilmem ama ilk aklıma gelenler;

2003-04 Arsenal

2005-06 Barcelona

1995-96 Ajax

1988-89 Fenerbahçe (103 gollü şampiyon kadro)

1999-2000 Galatasaray Uefa kadrosu

 

  • Favori basketbolcunuz ?

Ben çok büyük Ufuk Sarıca hayranıyım, hala da kendisini severim Ufuk ağabeyi çok örnek alırdım kendimce. Avrupa basketbolunda çok önemli bir oyuncu çıkmıyor oradan seçemeyeceğim.

 

Tufan Karayel : Sinan Güler ile aynı dönem de oynamış mıydınız?

Yok Sinan benden 3 yaş küçüktü, ben abisi Murat Can ile oynadım. Sinan Güler önemli insanlardan biri onun da her konuda ülkeye katkısı olacak bir insan. İleride Türk basketbolunı bıraktıktan sonra da çok büyük hizmetler verebilecek bir basketbol adamı. Çok büyük bir karakter.

 

  • FIFA mı PES mi?

2014’e kadar PES şimdi FIFA

  • CM mi FM mi

Net CM

 

  • Ronaldo mu, Messi mi?

Hmm , Suarez.. (gülerek) valla yaa bu adam bir başka bana göre.Suarez’i izlemek bana inanılmaz keyif veriyor. Ama soruya dönecek olursak Ronaldo/Messi kıyasında Messi derim. Fakat dediğim gibi Barcelona’da tüm toplar Messi’ye gidiyor ama Suarez ne yapıp, ediyor bir şekilde iş yapıyor. Adeta gol atmak için nefes alıyor adam.

 

Tufan Karayel : Suarez tercihinde biraz ‘Liverpool effect’ var diye düşünüyorum?

Büyük ihtimalle o da etkilidir.

 

Tufan Karayel : Sonuçta 2013-2014 sezonunda gerçekten hak etmişti Suarez’li Gerrard’lı Liverpool bende çok üzülmüştüm Liverpool’un o kaybedişine… Sahi Gerrard’ın ayağının kaymasının ardından Demba Ba’ya sordun mu, konuştun mu hiç, Türkiye’de karşılaştın mı?

Yok ya ama karşılaşsak kesin bir şeyler söylerdim Demba Ba’ya, yaktı bizi. Bana çok büyük yıkım olmuştu o sene, o kadar deplasman bile yapmıştım yani.

 

  • En sevdiğiniz müzik grubu ?

Ben Muse, Metallica dinlemeyi severim. Elektro müzikten, R&B den, Hip Hop’dan siyahi müzik dinlemeyi severim. Yerlilerden eskileri dinlemeyi Kurtalan Express’i, Barış Manço’yu, MFÖ’yü severim. Yenilerden sevdiğim gruplardan Mor ve Ötesi var.

  • En sevdiğiniz yemek ?

Tuzak bir soru bu, (gülerek) bilinçaltıma attığım yememeye çalıştığım yemek aklıma geliyor, biraz çocukça cevap olacak Patates kızartması, köfte, barbunyayı çok seviyorum. Deniz mahsulü, mezeler…

 

  • Hayatınıza İlham Veren Bir Söz var mı?

Denemeden olmaz sözü. Biliyorsun bir dönem NTV’de sunduğum programın adı da ‘Denemeden olmaz’ idi. Bence insan bir şey yapmak istiyorsa mutlaka denemeli. Çünkü bir şeyi yapmadan pişman olmak bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüktür. Kafasında bir şey var ise insanın sonuna kadar gitmeli.

 

Tufan Karayel : Bu güzel nasihat ile de röportajımızın sonuna gelmiş olduk. Bu keyifli sohbet ve bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Tufan KARAYEL

 

 

 

 

Etiketler: / / / / / / /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım