Kramponlupisagor -

İsyan ve Hüsran

S Ayaz B
S Ayaz B
  • 29.08.2016

Fenerbahçe çok büyük takım. O kadar büyük takım ki semt takımlarına hiç benzemez. Taraftarıyla bütünlüğü yakaladığı zaman Anadolu Yakası her maç günü erken saatlerde sarı-laciverte boyanır. Bostancı’da yer alan Kale Birahanesi’nden sarı- lacivert kuşanmış bir kalabalık başlar, Kadıköy Çarşı’nın en kötü mekânına kadar maçı izlemek için oturacak yer bulamazsın. Stat civarındaki tekel bayileri, fast-food restoranları, köfte-ekmek satan dayılar, peçete tutan teyzeler, repertuarları ‘’hamam taşı gümüşten, yeni geldik pompişten’’ ibaret olan roman çocuklar bayram eder. Fenerbahçe taraftarı Galatasaray ve Beşiktaş taraftarından çok farklıdır. Fenerbahçe maç kazanırsa taraftarı ekonomiye can verir, para saçar. Fenerbahçe yarıştan erken koparsa özellikle Anadolu yakası esnafının işleri o sene kesattır. Bu sebepten dolayı Fenerbahçe’li olmayan esnaf bile Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını ister.

Yazıya böyle bir girizgah yapmamın sebebi Fenerbahçe’nin kulüp olarak daha önce taraftarına ve esnafa yaşattığı mutsuzluğu bu sefer kendinin yaşıyor olması. Bu sefer başarısızlığın şiddetinin Fenerbahçe taraftarının moraline ya da ruh sağlığına olan etkisi geçtiğimiz sezonlara göre çok daha az. Taraftar artık bu kadar vasatlığa karşı bağışıklık ve daha da kötüsü alışkanlık kazanmış. Fenerbahçe taraftarı özellikle Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu hegemonyasında yaşadığı başarısızlıklarda kendilerini yıllardır paraladı, sinir yaptı, üzüldü. İlk defa bu sene taraftar ‘’artık bu yönetimden hiçbir şey olmaz, bizden bu kadar’’ dedi ve sezon başlarken beklentiyi çok ufak tuttu. Kombine almadı, forma almadı, yapılan transferler için besteler yapmadı, yanılmıyorsa kimseyi de havaalanında karşılamaya gitmedi. Taraftar belki de yıllar sonra ilk defa biat etmek, at gözlüğü takmak yerine düşünmeye başladı. ‘’Madem takımı bu hale getirmenize rağmen kendinizi hala haklı görüyorsunuz, madem biz taraftara bu kadar aşikâr ve gözle görülür başarısızlığa rağmen sizi protesto etme hakkını vermiyorsunuz, o zaman biz gelmiyoruz kardeşim, biz artık yokuz’’ dedi. Bu Aziz Yıldırım ve yönetiminin yıllardır süren görev sürelerinde gördükleri ilk baş kaldırı ve isyan. Muhtemelen bu isyanla birlikte yönetim kurulu ve başkanın artık sayılı ayları var, güzel günler yakın…

Ekran Alıntısı 3

Yukarıdaki satırlarda taraftarların özellikle son iki senede yaşadıkları hayal kırıklıkları yüzünden mecburen ortaya koydukları İsyan duygusunu tasvir etmeye çalıştım. Bu isyana sebep olan sayısız Hüsranlar ise kocaman bir çığ gibi büyümeye devam ediyor. Yanlış teknik direktör seçimleri, bir birinin tıpa tıp aynısı olan oyuncu transferleri, bir türlü yakalanamayan huzur ortamı ve takım kimyası derken Fenerbahçe dün bomboş tribünler önünde ligin en kötü takımlarından olan Kayserispor’dan tam 3 gol yedi ve uzatmalarda attığı golle beraberliği son anda kurtardı. Koca Fenerbahçe daha sezonu açalı 2 ay geçmesine rağmen; Şampiyonlar Ligi’nden elendi, Başakşehir deplasmanında mağlup oldu, Kadıköy’de taraftarıyla buluştuğu maçta ise 5,000 taraftara oynayıp Kayserispor gibi vasat bir takımla berabere kaldı. Durum bu, analiz edilebilecek bir şey yok.

Ekran Alıntısı 1

Maçın taktik ve teknik olarak konuşulabilecek bir tarafı da yok. Her hafta aynı şeyleri yazıyoruz. Lakin, teknik direktör Dick Advocaat’ı takdir etmek lazım. Daha geleni 2 haftayı biraz geçmesine rağmen teşhisleri yerinde ve düşüncelerini biz taraftarların hiç alışık olmadığı şekilde pat pat söylüyor, kimseden çekinmiyor. Ne İsmail Kartal gibi Aziz Yıldırım’dan korkuyor, ne Vitor Pereira gibi gözlerimizin içine bakıp yalan söylüyor. Sonuç olarak; Dick Advocaat benim ve benim gibi düşünenlerin 1-2 senedir yazdığı şeyi iki haftada söylemeyi bildi ve bu bütün taraftarların hoşuna gitti.

Ekran Alıntısı

Hatırlamayanlar varsa özet geçelim (önem sırasına göre);

  1. Takıma en az bir adet orta sahanın göbeğinde ya da az ilerisinde oynayabilecek yaratıcı oyuncu transferi lazım. Bu transferle birlikte Ozan Tufan’ın ve Salih Uçan’ın omuzlarına binen yük azalır ve bu iki genç yetenek daha verimli olur.
  2. Takıma bitiriciliği üst düzey ve hali hazırda formda olan bir adet forvet oyuncusu lazım. Emenike’den tek forvet olamaz, daha önce oynadığı takımlarda da bu gereksiz deneme defalarca yapıldı ve başarılı bir şekilde icra edilemedi. Oyuncudan efektif olarak verim alınabilecek tek pozisyon sağ kanattan içeri doğru kat edip, sürati ve kuvveti ile rakibi dağıtmasıdır. Robin Van Persie’nin form tutmasını bekleme riskini de alan bana göre delidir. Fernandao’nun yeri ise bana göre Samandıra değil, Dereağzı tesisleridir.
  3. Dribbling yaparken çimlere bakmak yerine önüne bakabilen, Volkan Şen’in ‘’topu keseyim de içeride adam olmaması önemli değil, yeter ki benden gitsin’’ kafasında olmayan ya da Alper Potuk gibi her temasta Vecihi gibi uçmayan bir adet oyun iq’su ve vizyonu yüksek kanat oyuncusu.
  4. Bonus: Hasan Ali Kaldırım’ı kesebilmek için İsmail Köybaşı teknik heyet tarafından yetersiz bulunuyorsa bir zahmet sol bek transferi. Asırlık çınarın sol bekinin pozisyon almayı bir türlü öğrenememesi ve her pozisyonda interneti yavaş olduğu için geç hamle yapan Counter-Strike oyuncusu gibi yavaş tepki vermesine ben artık dayanamıyorum.

Sonuç olarak;

Fenerbahçe’nin bu seneki kaderi tamamen yapılacak olan transferlere, daha sonrada bu transferlerin mevcut oyuncularla olan uyumuna bakar. Dick Advocaat bu kimyayı yakalamayı başarırsa Fenerbahçe kısa sürede toparlar ve galibiyetlere başlar. Eğer beklenilen transferler gerçekleştirilemezse bu sene bence ikincilik bile çok çok zor.

Bir de bazı yönetici çocukları kendilerine maçtan sonra sosyal medya hesaplarından Fenerbahçe taraftarına maça gitmedikleri için laf sokma hakkını vermişler. Birileri ya da ebeveynleri bu çocukların sosyal medyayı bu kadar aptalca kullanmalarına engel olmalı. Maça gitmeyen ve eleştiri yapan taraftarları ‘’gerçek taraftar’’ olmamakla nitelendirme hakkı çok ağır bir olay. Babaları toptan ve yöneticilikten gram anlamadıkları halde sırf paraları var diye yönetim kurulunda bunu bu genç arkadaşlara hatırlatmak lazım. Hatırlatmak babında soralım;

  1. Babalarınız adliyelerde ve ceza evlerinde iken onlara destek veren ve koşulsuz şartsız destekleyenler o zaman ‘’Gerçek Taraftar’’ idi de işiniz bitince mi fikriniz değişti?
  1. Babanızın milyon türk lirası var diye arkadaşlarınızla locadan maç izlediğiniz için kendinizi maddi durumu daha kötü olan taraftardan üstün mü görüyorsunuz?
  1. Asgari ücretten biraz daha fazla paraya çalışan bir insan için şu takıma 75 lira ödemenin gerçekten normal olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Gençler… Yurt dışında tahsil görmekle adam olunmuyor. Biraz sokağa çık, halka karış. Range Rover ve BMW’lere binip, stada özel oto parktan girip, localara oturmakla cebindeki son parasıyla kahveye gidip Fenerbahçe maçı izleyen fakir liseli çocuktan daha iyi Fenerbahçeli değilsiniz. Para ve statü ile Fenerbahçeli olunsaydı, efsanelerimiz Lefter, İslam Çupi falan değil, 10 dan fazla Galatasaray şampiyonluğu görmesine rağmen hala ısrarla ‘’yöneticilik(!)’’ yapmaya çalışan babalarınız olurdu. Kendinize gelin.

Hayırlı Haftalar Dilerim,

  1. Ayaz. B
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım