Kramponlupisagor -

Fenerbahçe’de Ekol Değişimi

SalihCakman
SalihCakman
  • 31.08.2016

Fenerbahçe’de problemlerin kaynağının yönetimsel olduğu, 18 yıldan bu yana “futbol aklı” denen olgunun kulübe uğramayışından zaten belli. Plan-projeden uzak, Aziz Yıldırım’ın sinir katsayısına bağlı olarak yapılan transferler, gönderilen antrenör ve futbolcular görmeye senelerdir alışkın olsak da, son dönemde işlerin iyice çığrından çıktığı herkesin malumu. Bu bağlamda her ne kadar Fenerbahçe’deki problemleri yönetimsel alandan uzakta değerlendirmek güç olsa da, takımın saha içindeki performansı üzerine teknik-taktik analizler çerçevesinde kalarak bakmaya çalışmak daha az sıkıcı olur…

Fenerbahçe futbol takımı Daum’un 2003 senesinde gelişiyle birlikte bir yola girmişti. Yüksek tempolu hücum futbolu oynayan, topa rakip kim olursa olsun daha fazla sahip olan, oyunu mümkün olduğunca rakip sahaya yıkmaya çalışan anlayış, Zico döneminde biraz temposunu yitirmiş olsa da, 2. Daum dönemi ve Aykut Kocaman’ın ilk senesine dek yaklaşık 8-9 yıl Fenerbahçe’nin futbol karakteri olmuştu. Kısa süreli Ersun Yanal dönemini saymazsak 5 yıldan bu yana Fenerbahçe futbol takımının da, Fenerbahçe taraftarının da genetik kodlarında bozulmalar yaşandı. Aykut Kocaman’ın yerleştirdiği “önce savunma” anlayışı, Fenerbahçe taraftarında da ilk başlarda “Stoch savunmaya yardım etmiyor abi”, “Kuyt o kadar koşuyor, yine taraftara yaranamıyor” zihniyetiyle karşılık buldu. Sol açıktan savunma yapması beklendi, sağ açık oyuncusu savunmaya yardım ettiği için el üstünde tutuldu. Diğer yandan Alex’in gidişi ve orta sahaya yapılan tek yönlü oyuncu transferleri, Fenerbahçe’nin kısır bir takıma dönüşmesine neden oldu.

Aykut Kocaman’ın 2. yılından bu yana (Ersun Yanal dönemi hariç), Fenerbahçe aynı futbolu oynadı, aynı sorunları yaşadı ve ne gariptir ki çözüme yönelik hamleler yıllardır yapılmadı. Aslına bakarsanız Fenerbahçe takımının ne Aykut Kocaman döneminde, ne İsmail Kartal döneminde, ne de Peraira döneminde oyunu rakip yarı sahaya yıkma konusunda hiçbir zaman problemi olmadı. Takım her zaman oyunu rakip yarı sahada oynuyordu fakat belli başlı eksiklerden ötürü oynanan dominant futbol, seyir zevki yüksek ve bol gollü bir yapıya bürünmüyordu. Aziz Yıldırım, “zihniyet devrimi” sayılabilecek kararı nihayet alarak, Advocaat ile bir ekol değişimine gitme tercihinde bulundu. Advocaat’ın yaptığı ilk açıklamalardan yola çıkarak, Fenerbahçe’nin artık topu ayağında tutmayı amaçlayan düşük tempolu oyun yapısından; daha tempolu, daha fazla öne oynayan bir yapıya dönüşeceğini anlamıştık. Hocanın söylemlerine paralel yönde ilk deneme de Kayserispor maçı oldu. Kayserispor maçında Fenerbahçeli oyuncular topu ayaklarına aldığı gibi ileri gitmeyi düşündüler. Sonucunda tenis maçı gibi topun iki ceza sahası arasında gidip geldiği bir futbol çıktı karşımıza. Zira Fenerbahçe’nin hücuma çabuk çıkmaya çalışırken kaybettiği toplar, her seferinde Kayseri’nin karşı atağına dönüştü.

Advocaat’ın uygulamaya çalıştığı yeni anlayış ilk bakışta kulağa hoş gelse de, içinde çok fazla riskleri barındıran bir yapı. İlk önce şunu net olarak belirtmek gerekir ki; büyük takımın maçlarında top tenis maçındaki gibi bir o kaleye, bir bu kaleye gidip gelmez. Büyük takımlar oyunu rakip sahaya yıkar, 3. bölgede gerek hücum varyasyonlarıyla, gerek bireysel yetenekleriyle sonuç almaya çalışır. Her ne kadar hataları çok fazla da olsa, Vitor Pereira döneminde Fenerbahçe takımı sahaya iyi yayılan, savunma ile forvet arasını 30-35 metreye düşürebilen, 3. bölgede üretemese de oyunu orta çizgi ile rakip ceza sahası arasında oynayan bir takımdı. Ancak orta saha oyuncularının hücumdaki yetersizliği ve skor katkısı düşük kanat oyuncularından kurulu bir kadroya sahip olunmasından ötürü gol sorunu yaşanıyordu. Ve aslına bakarsanız da Advocaat’ın çözmesi gereken tek problem 3. bölgedeki verimsizlikti. Bu paralelde en kestirme yol da, tempoyu bir tık yukarı çekmenin yanında; skor katkısı ve dikine pas kalitesi yüksek bir orta saha oyuncusu ile, adam eksiltebilen en az 1 kanat oyuncusu transfer etmekten geçiyordu.

Orta saha transferinin yapılamayışı ve yeni gelen Lens’in düşüşe geçen kariyer çizgisi, Fenerbahçe’nin mevcut düzende devam etmesini manasız kıldı diyebiliriz. Zira hakim anlayış ile devam edilirse, bireysel yetenek eksiği ve skora katkı yapan oyuncu azlığı nedeniyle farklı bir sonuç beklemek güç olacağı için, Advocaat’ın sistem değişikliğine gitmesi kaçınılmaz hale geldi.  An itibariyle eldeki kadro ile takımın skor potansiyelini yukarı çekebilmek için Advocaat’ın elinde tek seçenek olarak yüksek tempolu ve önde basan futbol oynatmak kaldı. Fenerbahçe bundan böyle şampiyon olmak istiyorsa bir an önce fizik kalitesini yukarı çekmeli, takım halinde önde basarak kazanılan topları çabuk şekilde hücum bölgesine aktararak sonuç aramalı. Ki bu düzenin Türkiye Ligi’nde başarıya giden en kestirme yol olduğunu Fatih Terim ve Ersun Yanal’ın son 5 yıl içerisinde yaşadığı şampiyonluklardan gayet iyi biliyoruz.

Geçtiğimiz haftalarda Advocaat’ın, başkanla görüşüp, eldeki imkanlar doğrultusunda yapılabilecek takviyelere göre sistem belirleyeceği ve 4-3-3 mü, 4-4-2 mi oynatacağına karar vereceğine dair beyanatı vardı. Lens ve Sow transferleriyle sistemin belli olduğunu, Fenerbahçe’nin bundan sonra 4-4-2 oynayacağını düşünüyorum ki kişisel görüşüm de mevcut kadro ile (skor katkısı düşük orta saha ve kanatlar sebebiyle) ideal düzenin 4-4-2 olduğu yönünde. Kanat ve orta sahalardan alınamayan skor katkısının, çift forvet ile kompanse edilebileceği, orta göbekte Topal-Ozan veya Topal-Souza ile savunma güvenliğinin sağlanarak, hücuma dönük 4 oyuncu ile başarı aranacağı kanaatindeyim. Tabi takım kısa sürede fizik kalitesini yukarı çekebilecek mi, hedeflenen baskılı ve tempolu futbol gerçekleşecek mi bunları zaman gösterecek…

 

İdeal 11’im:

Fabiano

VDW – Kjaer – Skrtel – HAK

Alper – Ozan – Topal – Lens

Emenike – Sow

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım