Kramponlupisagor -

KAN KAYBI VE ERİYEN FENERBAHÇE TRİBÜNLERİ

SalihCakman
SalihCakman
  • 06.09.2016

Taraftarın, bir futbol takımının kaçta kaçını oluşturduğunu bilmiyorum, elimde her hangi bir istatiksel veri de yok ama Fenerbahçe taraftarının, takımlarının yüzde olarak hemen hemen tamamını oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Söz konusu Fenerbahçe olunca objektif olma kaygısı gütmüyorum zira bu siteye de Fenerbahçe yazarı olarak karaladığım için objektivite kaygısı gütmeyeceğim.

 

Genç kardeşlerim yetişemedi büyük ihtimalle ama ben yıkıntı tribünlerin takımı şampiyon yaptığı zamanları çok net anımsıyorum. Üstelik iç sahada 17’de 17 yaparak. Zamanın en güçlü kadrolarından birine sahip, UEFA ve Süper Kupa kazanmış Galatasaray’a karşı Ali Güneş’i forvet oynatan Mustafa Denizli ile birlikte.

Şahsen tribün gruplarının siyasi ideolojilerinden pek haberdar değilim ama yağmur-çamur-kar-kış demeden tribünleri hınca hınç dolduran, orada gırtlak patlatan adamların, cezalı olunan maçta stadı tıklım tıklım dolduran kadınların tek bir amaca hizmet ettiğini, tek bir sevdanın peşinde olduklarını biliyorum. O sevdanın adı da Fenerbahçe.

 

Çok basit bir mantık, izafiyet teorisine dönüştürülmek isteniyor bir takım çevreler tarafından. Sahada sergilenen şey bir ürünse, ürünü beğenmeyen insanların bunu yüksek sesle dile getirebilecekleri tek yer o ürünün sergilendiği yer, yani Fenerbahçe’nin maçlarını oynadığı Şükrü Saraçoğlu stadıdır. Son senelerde özellikle takım yöneticileri tarafından, taraftarın “müşteri” etiketiyle görülmek istenmesi, insanların en doğal hakları olan tercihlerini sorgulama haklarını gözden geçirmelerine de sebebiyet verdi. Artık Fenerbahçe taraftarları kendilerine kulübü yönetilenler tarafından takınılan tavıra göre hareket ediyorlar ve bu konuda da son derece haklılar. Evet, asıl olan her zaman renkler, forma ve armadır ama gelinen noktada işin çok farklı boyutları var.

 

Kişisel egolar ve çıkarlar uğruna tribünlerin kapatıldığı, kombinelerin haksız yere iptal edildiği, insanların tabir-i caizse fişlendiği yerde, peşinden koşulacak olan sevda yarım kalmak zorunda ve bu durumun sorumlusu, deplasmandan deplasmana koşan ama kendi statlarına sudan sebeplerden ötürü alınmayan taraftarlar değil.

Yukarıda da belirttiğim gibi; söz konusu Fenerbahçe olunca objektif olma kaygım yok. Fenerbahçeliyim, çok güzel Fenerbahçeli insanlar tanıyorum ve kanaatimce ülkenin en güzel güruhu Fenerbahçe taraftarları. Taraftarlık; anlamlı ve ziyadesiyle hoş bir olgu ama bilinçli taraftarlık, desteklediği takıma seviye atlatabilen bir olgu. Stat, salon fark etmeksizin, takımı itme, rakibi baskı altına alma, takımı ayağa kaldırma gibi aksiyonları birkaç sene önce her maç kapalı gişe oynayan, dolu olan Kadıköy tribünlerinde sıkça görebiliyorduk. Şimdilerde ise takımın seyirciyle buluştuğu ligin ikinci maçında tribünde 15.000 kişi ya var ya yok. Büyük önem arz eden Monaco maçı TSYD kupası kıvamında geçiyor. Durumun vahameti için kısa örnekler bunlar ve keşke gerçek olamasalardı.

moancofb

Şekeriniz tavan yaptığında tribünleri kapatır, moraliniz düzeldiğinde açarsanız, canınız istediğinde camianın %90’ının istemediği hocayı hiçbir başarı elde edemeyeceği aşikar olduğu halde görevde tutar, nisan ayında şampiyonluk yaşatan hocayı yakışık almayan organizasyon ve komplolarla sevdasından koparırsanız, basit bir hazırlık maçında bilet fiyatlarını uçuk rakamlara çeker, üst üste alınan iki puan kaybında fiyatları “lütfeder gibi” makul (!) seviyelere çekerseniz, insanlar sizin samimi olduğunuza inanmaz ki zaten uzun süredir inanmıyorlar. Stadın mevcut terk edilmiş kasaba halinin sebebi bu. Tabii eğer objektif ve gerçekleri görmek isteyen bir taraftarsınız…

 

Amerika’dan gelip bir iki maç oynadıktan sonra “kendimi iyi hissetmiyorum, oynayacak durumda değilim.” diyen Ekpe Udoh, Play-Off’lar öncesi Kuban maçında ayağını sürüyerek, sakat sakat 38 dakika oynadı ve bu iki olay arasında seneler değil aylar vardı sadece. Bunu büyük koç Obradovic’e de sorsanız aynı şeyi işaret edecektir. “Aidiyet ve sevildiğini hissetme hadisesi”.

Fenerbahçe, sevgi ve aidiyet etrafında birleşen insanların oluşturduğu dünyanın belki de en güzel şeyi. Ona duyulan sevgi, ona duyulan aidiyet kelimelerle anlatılacak durumda değil. Ben beceremem en azından. İnsanlar Fenerbahçe’yi ilk günkü gibi sevmeye elbette ki devam edecekler ama onları, Fenerbahçe’yi uzaktan sevmek zorunda bırakma arzusu anlamlandırılamayan bir şekilde her geçen gün artıyor.

 

Fenerbahçe yalnızlıktan değil, ona duyulan sevdadan beslenmeli. Olması gereken budur. Zor ama umarım birileri tarafından farkına varılır. Kupalar ya da şampiyonluklar gelmese de olur. Fenerbahçe gerçek sahiplerine geri dönsün, yeter.

İyi Haftalar Dilerim,

 

Onur Garip
@dominicmolise1

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım