Kramponlupisagor -

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK & BOZULAMAYAN GELENEK

S Ayaz B
S Ayaz B
  • 21.11.2016

Öğrenilmiş Çaresizlik ülkemizde çok kullanılan bir tanımlama kalıbı değildir. İnsanımız bu kalıbı tesadüf diyemeyeceğimiz bir şekilde, çok sık olarak Kadıköy’de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçı günlerinde kullanır. Bu iki kelime Kadıköy’de oynanan bir Fenerbahçe – Galatasaray maçını tarif etmek için yeterli, üstüne üstlük bir o kadar da verimlidir.

Nedir bu Öğrenilmiş Çaresizlik? Üşenmeden kelime anlamına baktım ve kalıbın tam olarak meali şu şekilde; Öğrenilmiş Çaresizlik; bir organizmanın göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştirmeyeceğine karşı oluşan inançtır. Bireysel ve sadece bir kehanette ibaret olan bu durumdaki birinin benlik saygısı düşer.

Yukarıdaki açıklamada ‘’organizma’’ kelimesini Galatasaray kelimesiyle değiştirdiğimizde kalıbın hiçbir şekilde anlamını yitirmediğini ve mealinde değişiklik olmadığını göz önünde bulundurursak, Galatasaray’ın Kadıköy’de 18 senedir yaşadığı fiyaskonun tam anlamıyla ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK ve BOZULAMAYAN BİR GELENEK olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Ezeli rakip ve ebedi dostumuza geçmiş olsun dileklerim iletiyor, maçın kendi çapımda değerlendirmesine geçiyorum.

 

vanpersiii

Fenerbahçe dün takım olarak çok mükemmel bir oyun ortaya koymadı. Hatta ilk 45 dakika vasatı aşamadığını söyleyebiliriz. Takım koca ilk yarıda gole kadar organize olamadı ama atılan gol o kadar güzeldi ki, gözümüzün pasını sildi. Alper Potuk’un alışık olmadığımız şekilde Şener’in önüne bıraktığı top, Şener’in içeri kat edişi ve Gökhan Gönül’ün formda zamanlarını aratmayacak derecede çizgiye inip Van Persie’ye bıraktığı top, Robin Van Persie’nin Premier Lig günlerini aratmayacak şekilde yaptığı bitirici vuruş. Her şey dört dörtlüktü. Anlayacağınız Fenerbahçe takım olarak çok düzenli ve sistematik oynamasa da futbolcuların her birinin maça tam anlamıyla konsantre olması ve kendilerine düşen görevi eksiksiz olarak yere getirmesi, bireysel anlamda hepsinin performansını çok yukarı çekti.

 

Dün akşam sahada şapka çıkartılıp, omuzlara alınacak bir isim vardı. Bu isim elbette Josef De Souza. Brezilyalı oyuncu Mehmet Topal’ın yokluğunda iki kişilik oynadı dersem yerinde olur. Josef zaten bir ön liberodan ziyade serbest olarak oynatıldığında çok daha faydalı olan bir isim. Topal ile yan yana oynamaktan ziyade dün akşam ki gibi serbest bırakıldığında hem rakip alanda baskıya gidiyor, hem defansif anlamda takıma fayda sağlıyor, hem de attığı ters toplarla rakibin savunma dengesini bozup, kanat adamlarının dribbling yapabilmeleri için boş alanlar bulmasına neden oluyor. Kaldı ki Serdar Aziz’e rakip ceza sahası içinde yaptığı şok pres, presin sonuç  verip kazandırdığı penaltıyla  40 yıllık Fenerbahçeli gibi oynadı ve benim için ‘’unutulmaz derbi performansları’’ listesine tepeden giriş yaptı.

 

josefff

 

Robin van Persie efendiden yarım ağızlı bir özür dilemekte de fayda var ama hala kendisini tam anlamıyla affetmiş değilim. Geçen seneki hocayı sevmediği için antrenmanlara çıkmayan, kendisini bakmayan adam profesyonel bir futbol oyuncusu olduğunu hatırlayalı ve antrenmanlara çıkmaya başladığından beri mükemmel bir performans sergiliyor. Kendisinin nasıl bir topçu olduğuna dair hiçbir zaman şüphem yoktu ama kendisini buraya ait hissetmediği günlerde izlemesi kabir azabıydı. Şimdi onun işini iştahla yaptığını görmek ve takım arkadaşlarıyla bir bütünlük yakaladığına şahit olmak, Fenerbahçe formasını benimsemiş olduğuna tanıklık etmek bir şans. Umarım geçen sene yaşattığı olumsuz duyguları, bu sene takıma şampiyonluk kazandırarak yerle bir edecek. Bunu rahatlıkla yapabilecek bir futbolcu.

 

Sahada zaten yokları oynayan Galatasaray’ın Fenerbahçe karşısında yapabilecek pek bir şeyi yoktu. Defans hattı Sabri – Hakan – Serdar Aziz – Carole gibi Anadolu kulüplerinden hallice bir takımın Kadıköy’de tamamen dolu tribünler önünde gol yememesi imkansızdı.  Galatasaray camiasının mevcut duruma dair bilgi sahibi değilim ama Riekerink Bey’in Chedjou ve Selçuk İnan’ı kendi rızasıyla yedek bıraktığını sanmıyorum. Aklı başında hiçbir antrenör Fenerbahçe gibi yaratıcılıktan yoksun bir takım karşısında daha da yaratıcılıktan yoksun bir kadroyla çıkmaz. Tolga – De Jong ikilisi Fenerbahçe’den bile daha düz bir ikiliyken Riekerink neyi amaçladı anlamak zor.

Galatasaray için bence sezon dün gece itibarıyla bitti. Bundan sonra Riekerink kalsın mı gitsin mi, Sneijder takımı sabote ediyor mu, Serdar Aziz’e 5 milyon bonservisi kim verdiyse ne kadar komisyon aldı gibi tartışmalarla uğraşır dururlar. Bu arada ciddi ciddi Serdar Aziz’e o bonservisi kim verdi?

 

Sonuç olarak; Fenerbahçe dün net olarak galip gelmeyi hakeden taraftı ve bunu başardı. Cüneyt Çakır maçı ‘’idare etmek’’ yerine yönetseydi Galatasaray’ın maçı 9 kişi tamamlaması gerekirdi ve bu da muhtemelen çok daha farklı bir galibiyet görmemize neden olurdu.
Fenerbahçe artık rayına oturdu diyebiliriz. Takım 1.5 ay evvel gümbür gümbür uçuruma doğru yuvarlanırken, gelen 4 maçlık seri sayesinde İsmail Kartal & Vitor Pereira dönemlerinde tamamen kaybolmuş kimyayı yakalamaya yaklaştı. 3 Aralık Cumartesi günü Beşiktaş karşısında alınacak bir iç saha galibiyet Fenerbahçe’yi şampiyonluğun en kuvvetli adayı yapmaya yetecektir.

 

PS: Şener Özbayraklı’yı savaşıp formayı kazandığı için tebrik ederim. Van Der Wiel gibi vasat bir oyuncuyu sürekli olarak 11 görmek sinirlerimi yıpratıyordu. Henüz manken mi yoksa futbolcu mu olduğuna kanaat getirememiş dövmeli Hollandalı’nın devre arası makul bir fiyata satılması iyi olacaktır. Hazır transfer demişken, son zamanlarda gelen iyi skorlar kimseyi kandırmasın. Bu takımın hale iyi bir 10 numaraya ve Hasan Ali Kaldırım’dan iyi bir sol beke ihtiyacı var. 10  numara transferi gerçekleşmezse Fenerbahçe taraftarı olarak sene sonu yine çok ahlar vahlar çekeriz.

 

İyi Haftalar Dilerim,

@elpolloloco31

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım