05 Şubat 2017

Türk Futbolunda Koğuş Düzeni

Türk Futbolunda Koğuş Düzeni

Bu yazıyı Socrates Ağustos sayısındaki şu bölümü okuduktan sonra yazmaya karar verdim;

Konu Türk oyuncuların gelişim süreçleri, kendilerini geç kanıtlamaları ve konuya cevap veren Uğur Meleke;

″Saha içinde Emre Çolak’ı hala azarlıyorlar.Bu durumun güzel bir örneğidir. Selçuk paylıyor Emre’yi hata yapınca. Emre dediğin,24 yaşında bir adam.″

Bu kısa cevabı okuduktan hemen sonra derginin boş bir mecrasına futbolda abicilik ve koğuş ağası şeklinde notlar aldım.Notlarımı aldıktan kısa bir süre sonra Ümit Milli takıma seçilen Enes ÜNAL’ın hem bir spor kanalına hem de bir dergiye yazdığı yazıda tam da bu konu üzerine açıklamalar yapınca artık bu yazıyı yazmam kaçınılmaz oldu.

Bu yazıda benim örneklerimi de destekleyecek olan Enes Ünal’ın Four Four Two Eylül sayısında yayımlananan kendisinin kaleme aldığı yazıdan açıklamalara bol bol yer vereceğim.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki bende yıllarca hasbel kader altyapılarda top koşturmaya çalışmış lisans eğitimini de Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek okulu’nda almış ve bizzat geçen sene Spor Toto  3.Lig ekiplerinden birinde yönetici olarak çalışmış bir genç kardeşiniz olarak kendi açımdan koğuş düzenini almış, heryerini abicilik düzenine bırakmış Türk futbolunu kendi penceremden anlatmaya çalışacağım.

Yukarıda da belirttiğim gibi Uğur Meleke’nin Emre Çolak hakkında söyledikleri üzerine bu notları aldım.Neden mi? Çünkü bizzat kendim şahit oldum.Takımın kaptanı veya 2.kaptanıysan takımda kralsın demektir.Senden küçük tüm futbolcuları ezmeye yetkin var; onların tesislere giriş çıkış saatlerine karışmaya hakkın var;antrenman maçlarında kora kor mücadeleye karışmaya hakkın var; genç oyuncunun haklı olup olmadığına karar verebilmeye yetkin var;  hatta saç kesimlerine bile karışmaya hakkın var. Bu saç kesme daha doğrusu bildiğin kel bırakma olayını Galatasaray ve Fenerbahçe kamplarından da hatırlayananız olacaktır.

Bakın bu konuda Enes Ünal ne demiş

″…Hiç kimsede kompleks yok, saygısızlık yok; 

genç oyuncu-eski oyuncu ayrımı diye birşey zaten 

yok.Çok kısa sürede onlardan biri olduğunuzu 

hissediyorsunuz.Bunu soyunma odasında, 

sahada, yemekte, otoparkta, mümkün olan her 

yerde hissettiriyorlar…″

Enes’in bu dediklerini  herhangi bir futbol ortamını paylaşmış tüm okuyucular anında anlayacağını düşünüyorum.Çünkü insan kendisine verilen değerle kendi değerini arttırabilir. Kendini değersiz görürse o insan isterse Messi’nin Türkiye şubesi olsun nafile.

Yıllar önce oturduğumuz semtten uzakta bir futbol takımında altyapıdaydım.Gayet güzel bir ortamım vardı.Fakat yolun çok uzak olması,derslerin aksaması,sakatlıklar falan derken kendi semtimizin takımına geçiş yapmak zorunda kaldım. Eski takımım süper ligde olan bir takımın altyapı takımıydı yeni takımım ise daha alt liglerde yer alan bir takımdı. İnsan daha mütevazi  bir ortam beklerken karşılaştığım manzara o yaştaki bir çocuk için çok ağırdı. Takımın eskileri ve yaşça büyük olanlarının tavırları beni 1 haftada o takımdan soğutmuştu.5’e 2 çalışmasında bile hor görülmek, hoş olmayan lakaplar takılması ve buna karşı gelmeyen yada gelemeyen bir sistem içinde o takımdan ayrılma sürecine götürmüştü beni.Oysa ki Enes Ünal saha içinde yaşadıklarına dair şunları aktarıyor bizlere;

″En baştan itibaren farklı bir seviyede  olduğunu 

belli eden City organizasyonunun bünyesindeki

 futbolcular çok rahat.Bu durum, takımın 

kaptanında geçerli olduğu gibi 17 yaşındaki genç 

oyuncu içinde geçerli.Burada alt yaş 

gruplarındaki yetiştirilme çok önemli.Önceki 

senelerde çalıştığım bir hocamız ″Genç 

oyuncunun top kaybetme lüksü yok!″ diye 

bağırırdı; burada ise kaybedilen her toptan sonra

herkes birbirini motive ediyor.Genç oyunculardan 

sadece çaba göstermeleri bekleniyor.Bu kadar basit 

ve net.Bu arada hatadan sonra gelen motive edici 

söylemler,yapılan en ufak iyi hareketten sonra

yerini alkışlara ve övgülere bırakabiliyor.Her 

yönüyle sizi mental olarak ileriye taşımayı 

amaçlıyorlar yani.″

Bu paragrafta en önemli nokta genç oyuncuları mental olarak pozitif yönlendirilmeye çalışılması olsa gerek. Herkese adil davranılması kaptana da yeni gelen genç oyuncuya da… Bu bizim ülkemiz de çok yakın bir söylem  gibi durmuyor. Bizim ülkemiz de genç oyuncunun görevi; takımın büyüklerine çay getirmek(!) ya da büyüklerin her türlü saçma sapan eleştri ve hakaretlerini içe atmaktan başka bir şey olamaz.Çünkü takımın abilerine de zamanında bu uygulanmıştır.Bu düzeni onlar koymadı ama değiştirmek için de birşey yapmamaya devam ediyorlar.Bu dediğimiz son günler de büyük takımlarda biraz biraz kırılsa da (daha sonra bu konuya bir örnek vereceğim) alt liglerde harlanarak devam ediyor. Mesela geçen sene çalıştığım Spor Toto 3. Lig ekibin’den bir örnek vereyim. Takımda bulunan kiralık oyuncular takım otobüsünde arka taraflar da oturmak gibi bir şansları yoktu çünkü otobüste oturmanında  kendine göre bir hiyerarşisi vardı.Otobüsün en güzel ve en konforlu koltuğu tabiki takım kaptanına aitti.  Genç oyuncular malzemeciye yardım ederken takımın eskileri ve büyükleri hiç oralı olmazdı çünkü o koğuşun ağasıydı.Tam tabiri ile raconu kesen kişiydi. İşte biz tam olarak bu ortamda profesyonelleşme ilkesinden dem  vurup neden altyapılar düzgün işlemiyor neden genç oyuncularımız gelişimlerini geç tamamlıyor sorularına cevap aramakla kendimizi yiyip bitiriyoruz.

Enes’in yazısında en çarpıcı ve bence en kan dondurucu kısım ise şu;

 ″Kaptan Kompany karşısında bir topa çok sert bir 

tekme sallayarak girebiliyorsun ve o sadece işini 

yapıyor, sana dönüp bakmıyor bile. Antrenmanın 

geri kalanında  arkanda birisi dolaşıyor mu diye 

sürekli tetikte olmana gerek yok.″

Şu son cümle Türk futbolu adına o kadar ağır ve gerçekleri yüzümüze vuran bir gerçek ki insanın inanası gelmiyor ama gerçekten hal ve vaziyet bu durumda.Enes  herkese eşit davranılması adına şunları ekliyor kendi yazısında;

″Yine burada takıma henüz  bir-iki hafta önce 

katılan genç bir oyuncu tartışmalı bir pozisyonda

takımın gedikli oyuncularından herhangi birisine 

karşı ‘Top sizden çıktı’ diyebiliyor. Bunun 

imkansız olduğu çok fazla yer var, bana inanın!

Bu tip konular şuan size çok basit olaylar gibi gelebilir.Hatta bunun Türk futbolu ile ne alakası var diyebilirsiniz. Ama gerçekten inanın sorun tam da burada başlıyor işte. Genç oyuncularımız gelişimlerine hiç başlayamıyorlar ta ki yaşları kemale erip tekrar potansiyellerinin farkına varıncaya dek. Bu tip oyunculara en güzel iki örnek ise Yusuf Şimşek ve Bilal Kısa olsa gerek. Bu isimler potansiyellerine sonradan varıp futbol kariyerlerinin son dönemlerinde tekrar yükselen isimler. Ya yitip giden onlarca isim ne olacak? Türk futbolu bitmiş diye televizyonlarda bağıranlar işin bu kısmını hiç bir zaman göremeyecek.Çünkü çoğu oturduğu yerden ahkam kesmeyi kendine misyon edinmiş insanlar.

Eminim bizim şahit olmadığımız yüzlerce böyle hikaye var.Enes Ünal çok büyük bir cesaret örneği göstererek bizlerle de bu konuları paylaştı.Bu koğuş düzeni onu da rahatsız etmiş ki Manchester City’e gider gitmez bu açıklamaları yapma ihtiyacı hissetti.Ama akıllara şu soru da gelmiyor değil eğer Enes Ünal  yurt dışına gitmeseydi bu açıklamaları yapabilir miydi? Birçok kişinin -hayır cevabını verdiğini hatta –sıkardı… dediğini duyar gibiyim. Zaten bizim problemlerimiz bu gibi şeylerde gizli sorunlu olan şeyi görsek de gerçeği söyleyemiyoruz,çekiniyoruz.Çünkü bizi eleştirecekler,bizi dışlayacaklar diye korkuyoruz… E  sizde haklısınız Türk futbolu almış bir koğuş düzeni koğuş ağaları ne derse o oluyor?!? Bakalım o koğuş düzenine kim karşı gelecek…

DİPNOT

Yukarıda ‘bu koğuş düzeni bugünlerde biraz biraz da olsa kırılıyor’ diye bir cümle kurup daha sonra örneklendireceğim demiştim. 13.09.2015 tarihinde oynanan Kasımpaşa – Fenerbahçe maçı sonrası Fenerbahçe takım otobüsünde izlediğim görüntüler beni bu cümleyi kurmaya itti.Niye mi?

Görüntüler şöyle gelişiyor; Fenerbahçe’nin klasik deplasman galibiyetlerinden sonra takım otobüsü içerisinden yapılan yayını bilirsiniz.Hatta yazıda da konusu geçen ‘otobüs hiyerarşisini’ yakından tanıdığımız arka 5’li olgusunu bildiğimiz Fenerbahçe otobüsünden bahsediyorum. Ama dün akşam bu sezon için ilk defa otobüs yayını için bağlanılan takım otobüsünde o hiyerarşik düzenin artık hakim olmadığını gördüm.Aksine 20 yaşındaki genç altyapı oyuncusu Uygar Mert Zeybek’inde takıma yeni katılan Ozan Tufan’ın da arka kısımda oturduğunu gözlemlediğim gibi.Bu oyuncuların kendilerinden yaşça ve takımdaki rolleri icabı daha üstün olan isimlerle olan diyalogları beni bu düşünceye itti.Örneğin; Uygar’ın kaptanı Volkan Demirel’e lakabı ile seslenmesi  ve Uygar’ın daha düne kadar  televizyonlardan izleyebildiği Luis Nani ile beatbox yapması bu koğuş düzeninin artık kalmadığının göstergesi gibiydi. Anlaşılan geçen sezon sonu alınan kararlar işe yaramış takımdaki dengeler ve sistemler değişmeye başlamış gözüküyor.

Ama herşeye rağmen bu örnek bu düzenin ortadan kalktığını göstermez.Alt liglerdeki takımların yapıları çok kötü durumda bu tip oluşumlar coğrafik bölgelere göre farklılıklar göstererek kendini gösteriyor ve bu konu idareciler tarafından da destek görüyor.

Çünkü yönetimdeki isimler de profesyonellikle alakası olmayan aksine onlarda abicilik düzeni ile başa gelmiş isimler.Bu yüzden Türk futbolu kurtulmak istiyorsa önce bu hiyerarşik geri kalmış koğuş düzeninden her kategoride ve her platformda kurtulmak zorundadır.

Kaynaklar

Socrates 2015 Ağustos Sayısı ; Sayfa 59

Four Four Two 2015 Eylül Sayısı ; Sayfa 87-88-89

Etiketler: / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ