17 Şubat 2017

Altan Tanrıkulu ile keyifli bir röportaj

Altan Tanrıkulu ile keyifli bir röportaj

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Sever: Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

Altan Tanrıkulu: 1968 İzmit doğumluyum. Babam inşaat kalfasıydı ve sürekli olarak taşınarak geçen bir çocukluğum oldu. İki ilkokul okudum, iki ortaokul, iki lise. Sürekli taşınmalar olunca üniversitede de istikrarsızlıklar devam etti ve üç üniversite okudum. Üçünü de bitiremedim. Afyon’da 5 senem geçti, çocukluğum geçti. Arsada, çimlerde, basket sahalarda, betonlarda futbol oynadım ve benim için çok özel yıllardı. Arkasından İstanbul’da Şişli Lisesi’nde okudum. Oradan İzmit’e gittim, İzmit’te liseyi bitirdim. 1985 yılında İTÜ Kontrol Bilgisayar Mühendisliği’ni kazandım. 2. yıl kimya ve teknik resimden atıldım. 1988 senesinde bir kez daha üniversite sınavına girdim ve Boğaziçi Bilgisayar Programcılığı Bölümü’nü kazandım. Orada okurken ikinci senede Gelişim Spor Dergisi’ne stajyer aranıyordu. Stajyer ilanına başvurdum. Fatih Altaylı ile konuştum. Bana neler yapabildiğimi sordu. Ben de futbol istatistikleriyle ilgileniyorum dedim. Ligdeki tüm oyuncuların kaç dakika oynadıklarını, kime gol pası verdiklerini , gollerini, kartlarını her şeylerini tuttuğum defterlerim vardı. Onlardan bahsettim. Tamam dedi. Hangi takımı tutuyorsun dedi, Fenerbahçeliyim dedim. İyi biz de çok Fenerbahçeli yok dedi başladık. Hıncal Abi genel yayın yönetmeniydi. Emrah Kayalıoğlu, Mert Aydın güzel bir ekibimiz vardı. Daha sonra o dergi kapanınca kendi dergimizle ilgili 5 sene bir proje ürettik. Murat Yığıcı, Emrah Kayalıoğlu Erkan Arseven, ben, Mert Aydın, Serra Onay, Kaan Kural, Murat Demiryas gibi birçok isimle o dergide faaliyet gösterdik.

 

Fenerbahçe Tarihi kitabı benim için çok değerli

 

1994 yılında Yeni Yüzyıl gazetesine girdim. Yiğiter Uluğ müdürlük görevine getirilmişti, beni oraya istedi gittim. Belli bir zaman sonra televizyon ile tanıştım. NTV’de Kenan Onuk ilk defa bana o şansı verdi. O sırada Oğuz ile Aykut Fenerbahçe’den gönderilmişti 1996 yılının mayıs sonunda. Onlarla ilgili Yeni Yüzyıl’da yaptığım yazılar bir anda medyada öne çıkmama sebep oldu. Ali Şen’e ağır bir muhalefet yapıyordum. İlginçtir şimdi bir sitem var ve baş yazarı Ali Şen. (Gülüşmeler) Aradan geçen yıllar çok şeyi değiştiriyor. Ali Şen ile birbirimize karşı çok sert ifadelerle bir başlangıcımız olmuştu. Arkasından Fotomaç gazetesinde kısa bir süre Fenerbahçe muhabirliği yaptım. 1999 yılının şubat ayında İbrahim Seten ile beraber Sabah ve Fotomaç gazetelerinin yönetimlerine getirildik. Geniş bir spor ekibi kurduk. 2002 yılına kadar birlikteliğimiz devam etti. Bu arada Yeni Bin Yıl gazetesi çıktı. Onun spor müdürlüğünü de üstlendim. Daha sonra Vatan – Sabah ayrılığında İbrahim ekibiyle Vatan’a gidince ben Sabah spor müdürü oldum. Oradayken Fenerbahçe tarihi Galatasaray tarihi ve Beşiktaş tarihi projelerimiz oluştu. Yapı Kredi Yayınları’nda 3 kitabımız çıktı. Fenerbahçe kitabı benim ismimle çıktı. Bülent Tuncay Galatasaray ile Mehmet Durupınar da Beşiktaş’ın kitaplarını yazdı. Kanal 1 televizyon kanalının spor servisini kurduk. Daha sonra 2005 yılında ayrıldım Sabah grubundan. O ayrılış sürecinde Lig TV’de “Derin Futbol” diye bir programa başladık Hıncal abi ile birlikte. “Derin Futbol” ismi Hıncal Uluç’a aittir. Şimdi kullanılıyor başka yerlerde ama ilk defa bizim yaptığımız programda kendi evinin bahçesinde bu ismi dile getirmişti ve Lig TV’de başlamıştık. Daha sonra Sabah yönetiminin isteğiyle programdan ayrıldım. Yerime Atilla Gökçe gelmişti.

 

Uğur Meleke ve Ogan Tarhanlı program çok güzeldi

 

Çok fazla kanalda ve televizyonda yorumculuk yaptım. Lig TV’de, Show TV’de, Sky Türk’te birçok yelpazede görev yaptım. 2005 yılının Temmuz ayında Hürriyet ile anlaştım ve 8.5 yıl yazarlık yaptım. Daha sonra 3.5 sene kadar D Smart’ta yorumculuk yaptım. Bir dönem Sporx’te yazılarım oldu 6 ay kadar. Ki onların da ilk faaliyete geçişlerinde Sporx’ten önce 2000’li yıllarda kendileriyle güzel bir işbirliği olmuştu. Onlara da teşekkür etmek lazım. 2007 yılında Hürriyet Gazetesi’nde çalışırken Lig TV’de yayıncı kuruluşta Fenerbahçe yorumculuğu yapıyordum. Aynı zamanda da Radyospor’da yorumculuk yapıyordum. O dönemde Fox TV’den teklif geldi. Önceleri pek kabul etmek istememiştim ama beni ikna ettiler ve spor servisinin başına geldi. Fox TV’nin ülkedeki ilk spor müdürü oldum. Fox TV’de o dönemde İngiltere Ligi’ni yayınlıyordu. Haftada 5 maç vererek başladık. Tuncay Şanlı ilk defa transfer olmuştu. Emre Belözoğlu , Newcastle’da idi, Tugay da Blackburn’de idi. Üç Türk oyuncumuz vardı. Hatta ikisinin karşılaşmasında Blackburn-Middlesbrough maçında Fatih Terim maçın yorumculuğunu yapmıştı. Premier League programları yapmaya başladık. Uğur Meleke ve Ogan Tarhan’ı ilk kez ekranlara biz çıkardık. Onun ardından “Verkaç” diye bir program yaptık. Oldukça iyiydi. Fatih Terim bize Milli Takım kampından, Frankfurt’tan canlı yayında program yaptı. Rahmetli Sinan Şamil Sam’ın bir maçı vardı ABD’li bir boksörle Ankara’da yapmıştı. Çok fazla izlenen, çok fazla tepkiler gelen bir karşılaşmaydı. O karşılaşma da bizim Fox Spor’un önemli işlerden biriydi. Güzel, çalışkan ve yaratıcı bir ekibimiz vardı.

 

Futboo, Futbol ile Yahoo’nun birleşimi

 

Arkasından ekim gibi kendi isteğimle ayrıldım. Hürriyette devam ettim. 2013 yılında Futboo ismini aldım. Aklıma futboldan ve Yahoo’dan geldi. Yahoo benim gördüğüm ilk internet sitesiydi. Futbolla Yahoo’yu birleştirebilir miyim diye düşündüm ve Futboo ismi aklıma geldi. Bazıları beğendi bazıları beğenmedi ama sonuçta Futboo oldu. 6 aylık oldu. Ağustos 15 16’dan itibaren hayata geçti. Çok değerli yazarlar ve gazeteciler bana katkıda bulundu. Ali Şen, Oğuz Çetin, Cüneyt Tanman, Ahmet Ercanlar, Ümit Çelik, Mert Aydın, Ali İsmet Ural, Murat Yığcı, Ömer Çil, Mehmet Ayan, Gürkan Kubilay, Gürcan Bilgiç, Uzay Gökerman ve daha ismini buraya sığdıramadığım dostların yeri ayrıdır. Çok destek oldular. Bunun dışında da çok destek olanlar var. Çünkü güzel şeyler düşünüyoruz. Futboo’da kulüpleri küçük düşürücü haberlere yer vermemeye özen gösteriyoruz. Şu anda VH Medya bize lojistik destek oluyor.

İlk aklıma gelenler bunlar. TRT’de görev aldım 2.5 yıl kadar. Dediğim gibi çok fazla kanallarda yorumculuk yaptım. Şimdi de Lig Radyo’da haftanın 4 günü programım var. Zevkli geçiyor Mehmet Ayan’ın yönetiminde.

 

 

Doruk Boyacı: Bu kadar başarılı bir kariyere sahip olmanın sırrı nedir? Spor medyasında yer almak isteyen gençlere önerileriniz nedir?

 

Altan Tanrıkulu: Benim düşünceme göre hayatta inişler ve çıkışlar vardır. Zaman zaman çok yükseğe çıkıyorsunuz ama bilmeniz gerekir ki bir de aşağısı var. O yüksekten aşağıya düştüğünüz zaman ya da indiğiniz zaman canınız acıyabiliyor. Ama yukarıya çıkarken gözünüz hiçbir şey görmüyor. Etrafınız çok kalabalık. Sanki herkes sizi itiyor gibi görüyorsunuz. Çok fazla hırslı oluyorsunuz başarı için, iktidar için, para için, yönetim için. Ben bunlarla çok erken yaşta tanıştım, genç yaşta tanıştım medyada. Ondan sonra düşüşler yaşadım, tekrar çıktım ve düştüm ve hayatın bu şekilde güzel olduğunu fark ettim.

 

Ailenin çok önemli olduğunu düşünüyorum

 

Gençlere önerim öncelikle ailenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aile mutluluğunun, İşten ve kariyerden de önemli olduğunu düşünüyorum . Ben çok fazla para sahibi oldum, çok çalkantılı bir yaşam geçirdim. Kötü alışkanlıklarım yoktu. Gençtik biz de eğlendik diyelim, çok çabuk para harcadık. Üçüncü evliliğim şu anda. Geçmişte iki evlilik bıraktım. Dediğim gibi aile huzuru çok önemli. Onun dışında zaman farklılığı var. Benim 12-13 yaşında öğrendiğim bazı şeyleri 4 yaşındaki oğlum ve 2.5 yaşındaki kızım daha o yaşlarında biliyor. Bu jenerasyon farklı bir jenerasyon. Bizim jenerasyonumuzdan çok önde. Teknoloji, bilişim, bilim, bilgi çok önemli bu çağda. Siz de bu işle meşgul oluyorsunuz.

 

Sosyal medya bir kara delik gibi

 

Sosyal medya önemli ve dipsiz bir kuyu gibi. Bataklık değil de kara delik gibi. Zaman zaman seni yutacak bir zaman dilimine girebiliyorsun. Biraz öfkelenirsen, ne olacağı belli değil. Ya da bir tane tweet atıyorsun öylesine yazıyorsun ama bir bakıyorsun korkunç bir şekilde büyüyor. Örneğin Ali Koç’u iki tane yaşlı amca ile çay içerken görmüştüm çok hoşuma gitmişti. Bir şey yazdım. Sonra ertesi sabah Fox TV sabah haberlerinde vardı. Twitten ve benden bahsediliyordu. Bazen günlerce çalışıyorum ve bir tablo hazırlıyorum. Grafik çalışmaları yapıyorum insanlar bilgi öğrensin diye. Bir bakıyorum 20-25 kişi okumuş. Yani yine de bildiğim yoldan şaşmamayı düşünüyorum. Size de önerim şu.  Kendi  yolunuz ve felsefeniz olsun hep eski yollara bakılsaydı yeni yollar açılmazdı. Mutlaka siz bizim zamanımızdan daha iyi ve daha farklı şeyler göreceksiniz. Örnek aldığınız insanlar olsun ama hedefiniz ben şu olayım olmasın. Ben Hıncal Uluç’u örnek aldım yazar olarak. Yönetici olarak da Şansal Büyüka’yı. Ama ne Hıncal Uluç ne Şansal Büyüka olmak istedim. Ben Altan Tanrıkulu olmak istedim.  Benim en büyük önerim bu olur. Kendiniz olun, ama başarılı olursanız da kendiniz olmaya devam edin. Ben şimdi gizli gizliye otururum gece 1’de Play Station oynarım yani NBA oynarım FIFA oynarım 48 yaşındayım. Bu bana zevk veriyor. Oğlumla birlikte oynuyoruz mesela oyunlar. Bunlar bana çok mutluluk veriyor. İçimdeki çocuk hiç kaybolmadı.

 

 

Salih Çakman: “Asist, gol girişimi, top kaybı gibi terimleri 1990’ların başından itibaren ülkeye sokan kişiyim.” demiştiniz. Pek çok kişi burada ne demek istediğinizi anlamadı veya yanlış anladı. Bu konuyu biraz açar mısınız?

 

Altan Tanrıkulu: Fatih Altaylı ile yaptığım konuşmadan bahsetmiştim. Futbol istatistikleri tuttuğum defterlerim vardı. Defterlerimde şöyle bir düzen hazırlamıştım. Tüm oyuncuları yazdığım kareli bir defterim vardı. Her sayfayı bir takıma ayırmıştım. Oyuncuların oynayacağı maçları sütunlara ayırmıştım. Mesela diyelim ki Fenerbahçe, Karabük ile oynuyor. 11 ini yazardım. 11’de oynayan oyuncuya çarpı koyardım. Çıktığı dakikaya,  çarpının altında + veya  – yazardım. Sarı kart görmüşse sarıya boyardım, kırmızı kart görmüşse kırmızıya, sarıdan kırmızıya dönmüşse yarı sarı yarı kırmızı yapardım. Asist yapmışsa yeşil kalemimle bir tane kar tanesi yapardım. Gol içinde kırmızı yuvarlaklar kullanırdım. Böyle defterlerim vardı. 1984-85’lerden itibaren bunları tutmaya başladım. Sadece asisti galiba 1988-89 senesinden itibaren tutmaya başladım. Bu defterlerimi de NTV’de Murat Demiryas’a bıraktım. Ben yönetim konusunda biraz daha ağırlık kazanmıştım. Murat Demiryas da dergide bizim yanımızda “Spor&Spor” dergisinde çalışıyordu. Şimdi hepsi  onda.

Evet, asist kelimesini futbol’da Türkiye’ye sokan insan benim

 

Asist kelimesini Türkiye’ye sokan insan benim çünkü futbolda kullanılmıyordu. Tabi ki basketbolda kullanılıyordu, tabi İngilizce terim olarak asist (yardım, şu,bu) tabi ki vardı. Futbolda asisti kullanan kimse yoktu. Bırak onu gol pasını tutan yoktu. Gol krallığı vardı zaman zaman Fair-Play ile ilgili şeyler konuşuluyordu. 1990 yılında kendime bir video oynatıcı aldım. O zaman hantal şeylerdi bunlar. 1990 Dünya Kupası İtalya’da 52 maç oynandı. Ben o 52 maçın tüm istatistiklerini tutum. (gol girişimi, top kaydı, asistler, goller) Bakın 1990 senesi top kaybı ve gol girişiminden bahsediyorum ve bunları “Gelişim Spor” dergisinde yayınladık turnuvanın özeti olarak. Tabi ki şimdiki insanlar çoğu genç olanlar özellikle Fenerbahçeli olmayanların söylediklerime bir şekilde boşa çıkartmak için büyük bir emek sarf ettiğini biliyorum. Yüzde 90 ağırlıklı Galatasaraylı olan Ekşi Sözlük beni çok sever. Hakkımda iftira hakaret ne varsa yer verirler. Ben de kendime baktığımda biraz fanatikleştiğim zamanları görebiliyorum Fenerbahçeli olarak.  Asist ve gol pası terimlerini Türkiye’de ilk ben kullandım. Bunu Mert Aydın’dan Murat Demiryas’a herkes bilir. Fakat gol girişimini ilk kez ben kullandığımı düşünüyordum ki fakat geçen yıl yaptığım bazı araştırmalarda Cumhuriyet Gazetesi’nin spor servisinin 1987 senesinde gol girişimi ifadesi altında değil ama kaleye çekilen şut olarak istatistik yayınladığını biliyorum. Hatta Gürcan Bilgiç bunları maçlarda kendi köşe yazılarının olduğu yerlerde yayınlamış. Ama maçta Gürcan Bilgiç varmış istatistikleri o tutmuş oraya yayınlamış fakat bu projeyi başlatan Taner Kutlay imiş. Bunu da bana Arif Kızılyalın hatırlatmıştı, araştırdım, arşive gittim ve buldum. Şöyle bir şey var, Taner Kutlay iyi bir Beşiktaşlı ve ben Gelişim Spor’a girdiğimde o orada haber müdürü olarak görev yapıyordu. Benim ilk röportajım olan Orhan Çıkrıkçı röportajını yapmıştım, ayın golünü Lyon’a atmıştı sanırım. Onunla ilgili yaptığım röportajı yazdıktan sonra ilk düzelten, yayınlanabilir hale getiren kişi Taner Kutlay’dı. Benim de üzerimde çok emeği vardı. Onun da hakkını verelim. Benden yaklaşık 2-3 sene önce medyada doğrudan kaleye çekilen şut olarak gol girişimi istatistiklerini Türkiye’ye sokmuş ve kullanmış diyelim. Ondan sonra zaten FSTATS var, kurucusu olan Mehmet Bey yıllar önce benimle konuşmuştu bazı konularda. Bence Türkiye’de çok güzel şeyler oluyor.

 

Uğur Sever: Bu açıklamalarla beraber olay biraz belirginleşti.

 

Bu kavramları Türkiye’ye sokarken gümrük ödedin mi diyenler oldu

 

Altan Tanrıkulu: Bu kavramları Türkiye’ye sokarken gümrük ödedin mi diyenler falan oldu.  Ben ne olduğunu biliyorum fakat bunlardan ziyade daha kötü şeyler var. Zamanında ben spor müdürüyken örneğin Passat’lı olan spor müdürü dediler benim hakkımda, çok farklı şeyler söylediler, ağır ifadeler kullandılar. Benim 3 tane arabam oldu. Bir tanesi ikinci eldi. Çok uzun kullanmadım. Daha sonra bir Volkswagen Golf aldım. Kısa dönem sonra sattım Golf’ü o arada ehliyetim yoktu çünkü. Arkasından Honda Accord aldım Etibank’tan banka kredisiyle. 14 yıl o arabaya bindim, 2013 yılına kadar. 3 eş değiştirdim, arabamı değiştirmedim. Severdim onu.  Ne zaman Hürriyet beni işten çıkardı tazminat verdi araba da yolda kalmaya başlamıştı. O arabayı sattım Hyundai ix35 bir aldım. Hesaplı bir arabaydı. Geçen sene onu da sattım. Şu an arabam yok, mutluyum ama hiçbir zaman hayatımda Passat’ım olmadı. Aziz Yıldırım ile iki kez yemek yedik. Birinde baş başa yedik birinde İbrahim Seten dahil çok fazla kalabalık vardı. Onun dışında ticari bir faaliyete girmemişimdir. Fenerbahçe tarihi kitabı çıkarken kulüpten izin aldık, logoları kullanmak, isim hakkı için üç kulüpten de izin aldık. Üç kulüp de benim yazdığım kitaplardan %10 kazandı. Ben de kazandım ama ben de %10 kazandım. Aslına bakacak olursanız Aziz Yıldırım’ın başkanlığını yaptığı kulübün kasasına benim sayemde para girdiği olmuştur.

 

 

Salih Çakman:Bildiğimiz kadarıyla bir bilet koleksiyonunuz var. Bu koleksiyonun kapsamı nedir? Bir hikayesi var mı?

Altan Tanrıkulu: 1996 yılında Aykut Kocaman ile Avrupa Şampiyonası’na gitmiştik, o çağrılmamıştı kadroya ben de gazeteden kadroya dahil edilmemiştim. Biz ikimiz gittik. İki arkadaş daha vardı. Orda King falan oynadık işte sabahlara kadar. Eğlendik gezdik, iki tane maça gittik. Türk Milli Takımı’nın kampını ziyaret ettik. İlk Hırvatistan maçından başlayarak bilet biriktirmeye başladık. Ufak ufaktı önce. Hayatımda ilk kez 26 yaşında yurt dışına İngiltere’ye gittim. Sonra birden arttı ilgim. Çok fazla bir şekilde bilet toplamaya çalıştım. Büyüdü ve zannediyorum Galatasaray tarihinde oynanmış tüm Avrupa Kupası maçlarının biletlerinin %85-90’ı var bende. Fenerbahçe ve Beşiktaş sanırım %70 civarında. Trabzonspor’dan, Orduspor’dan, Adanaspor’dan biletler de vardır. Örneğin Benfica-Altay, Trabzonspor-Honved , Eskişehirspor-Sevilla vesaire.

 

O maçın bileti için şimdi 20 katı para bile veririm

 

Salih Çakman: Heysel faciasının yaşandığı maçın bileti de varmış sanırım.

 

Altan Tanrıkulu: Tabi var. 1985 yılı Liverpool – Juventus Avrupa Süper Kupası o da var. Değerli biletlerim var, imzalı biletlerim var. Mustafa Denizli’nin imzaladığı Monaco – Galatasaray maçı var, Fatih Terim’im imzaladığı UEFA Kupası finali var, Şansal Büyüka’nın imzaladığı Maradona’nın elle gol attığı maç var. Can Bartu’nun imzaladığı Manchester City – Fenerbahçe maçının bileti var, 1968 yılındaki maçın. Sneijder imzalı Dünya Kupası finali bileti var. Gerard imzalı 2005 Şampiyonlar Ligi bileti var. Bunlar benim için değerli aslında. Kulüp göz ardı etmeksizin bütün kulüpleri hatta Avrupa kulüplerini biriktiriyorum. Şampiyonlar Ligi ve Şampiyon Kulüpler Kupası’nın finallerinin yaklaşık herhalde 59 ya da 60 tane oynandı bende 50 tane civarı bileti var. Olmayanlar da çok pahalı olduğu için almadım. Avrupa Kupa Galipleri, UEFA Kupası finalleri, Avrupa Şampiyonaları, Olimpiyatları 1930’dan başlayarak klasörler halinde var. Bir tane bilet bulmuştum. Beni çok mutlu etmişti o bilet. İyi bir parayla aldım o bileti ve çok mutluyum. Şimdi 20 katını bile veririm. Türkiye – Bulgaristan maçının biletiydi. Taksim Stadı’nda oynanmış, 1930 yılı bileti. O maçın biletini buldum. O biletle beraber 172 tane biletimi TFF’ye hediye ettim. Hepsi sergileniyorlar. Bu da ayrıca benim mutluluğum.  Bir projem var biletlerle ilgili ama sanırım 2018’de olabilir.

 

Futbol aç insan işi

 

Uğur Sever: 2007/2008 sezonunda tüm Avrupa’nın hayranlıkla izlediği 2 sağ bek vardı. 1’i Gökhan Gönül diğeri ise Dani Alves. Birçok otorite Gökhan Gönül’ü Alves’in önünde görüyor ve gelecekte çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorlardı. Ancak Gökhan Gönül asla bir üst seviyeye çıkamazken Alves her gün üstüne koymaya devam etti ve dünyanın gelmiş geçmiş en önemli sağ beklerinden birisi oldu. Keza yakın dönemde Türk futbolu Salih Uçan isminden de çok umutluydu ve çok şey bekliyordu ancak Salih yıllardır ‘gelecek vaadeden’ oyuncu seviyesinde. Bu örnekleri daha da arttırabiliriz. Sizce buradaki asıl sorun ne? Bizim futbolcularımız neden bir üst seviyeye çıkamıyor veya çıkarken Avrupalı rakiplerine göre daha çok zorlanıyorlar? Bunun çözümü nedir?

 

Altan Tanrıkulu: Futbol, aslında aç insan işi. Ben açlık hisseden insanların daha çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda fakir ortam artı bir de başarıya aç olmak var. Bazı insan Cristiano Ronaldo gibi parayı da bulur şöhreti de bulur ama hala açtır. Kişisel yaratılıştan ileri gelir. Bazı insan da Maradona gibi çok fakir ortamdan büyür büyür orayı hazmedemez, yan unsurlar onu çökertir. Futbol ve spor böyle hikayelerin rastlanabileceği yer. Salih de onlardan biri. Salih çok yetenekli ama başarıya aç olduğunu düşünmüyorum. Örneğin Hidayet Türkoğlu NBA’e giderken çırpı gibi çocuktu ama NBA’de kendini çok güçlendirdi ve sonra NBA’in en önemli oyuncularından biri oldu. Aynı şekilde Tuncay’ın bir ifadesi var. Biz oraya gittik, bütün idmanlardan sonra herkes fitness çalıştırıyordu, özel olarak değil herkes kendi çalışıyor diyordu. Bizde ise futbolcuların idmanları bitince başka ortamlara gidiyorlar. Futbolun dışında birçok şeyle uğraşıyorlar. Bizimkiler dedikodu yapmayı, giyinmeyi, konuşmayı seviyorlar. Parayı primi çok seviyoruz. O yüzden de gelişime kapalıyız. Zaten çok büyük paralar dönüyor. Avrupa’da da büyük paralar dönüyor ama Rusya’da, Belçika’da hatta Almanya’da oyuncuların kazandığı paralar bizden daha az seviyede. En son örnek Yusuf Yazıcı evet güzel bir çıkış gösterdi. 5 bin liraya sözleşme yapılmış. 5 bin lira vermek mantıksız ondan sonra da yıllık 1 milyon TL’ye çıkmış maaşı. Bu çocuğun biraz performansı düşse ne olacak? Zaten sözleşmesi var. Prim olarak bir şeyler verilebilir hayat kalitesi yükseltilebilir ama onu çizgiden çıkarak şeyleri bir günde yapıyorsunuz. Bunlar tehlikeli. Kulüplerimizin ortak derdi gençlerin yetişmesi. Toulon Turnuvası’nda kupalar alırdık, Dünya Kupası’na katılırdık alt yaş kategorilerinde. Başarılıydık. İnsan yetiştirenleri yarışmacı yaptık. Bu yerlere de torpilli insanları görevlendirdik. Menajerler de var, kulüplere vasıfsız yerli ve yabancı oyuncuları doldurdular. O yüzden ayakta durmak da zor. Duranlar da saygı görmüyor. Bir Sabri Sarıoğlu, bir İbarihm Üzülmez, bir Selçuk Şahin örneğin. Sistem böyle.

 

Aziz Yıldırım’ın taraftarlar konusundaki tutumunu doğru buluyorum

 

Uğur Sever: 2014 yılında Aziz Yıldırım ve yönetiminin ‘kulüp ve taraftar arasındaki bağı kurmak için yoğun çaba sarfettiğini’, diğer kulüplerin bunu yapamadığını, Yıldırım ve yönetiminin bu konuda çok başarılı olduğunu dile getirdiniz. Bugün gelinen noktada ise tribünlerin dolmadığı, Fenerbahçe taraftarının Aziz Yıldırım’a kırgın oldukları için takıma desteğini çektiğini görüyoruz. O zamandan bu yana sizce Fenerbahçe’de ne değişti?

 

Altan Tanrıkulu: Tam düşündüklerimi söylersem yine biliyorum ki taraftarlar büyük tepki gösterirler. Ben Aziz Yıldırım’ın taraftarlar konusundaki tutumunu doğru buluyorum. Fenerbahçe’nin içine siyaset girmemelidir. Başka bir oluşum da girmemeli. Fenerbahçe tribünü kendi öz tribünü olarak kalmalı. Kimsenin Fenerbahçe efsanelerini başkanla karşı karşıya getirme hakkı yok. Ama tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de yönetimler arasında zaman zaman olmuştur. Süleyman Seba’ya ağır küfürler edildi. Burada söylemeye dilim varmıyor. En hafif ifade, Ahmet dursun, Süleyman Seba gitsin. Süleyman Seba’ya bu yapıldıktan sonra Aziz Yıldırım’a da yapılır. İnsanların sportif olarak eleştirmesi başkadır, birilerinin nemalanmasını önlemek için gösterdikleri çabalar farklıdır ya da bir oluşumu belli noktaya getirmek için gösterdiği çabalar başkadır.

 

Aslolan Fenerbahçe’dir

 

Esas olan Fenerbahçe’dir. Fenerbahçe’nin üstünde hiçbir grup Fenerbahçe politikasını çizmeye kalkamaz Aziz Yıldırım dahil. Aziz Yıldırım 1998 kongresinden sonra kulüpte en keskin değişikliği şöyle yaptı. Gruplar vardır eskiden. Semih Bayülken’in vardır, kongreyi pazarlık haline getirip belli adayı yaklaşık benim 2 bin oyum var diyip belli maddiyatlar karşılığında belli ismi öne çıkarmak vardır. Aziz Yıldırım bunu değiştirdi. Sportif açıdan oldukça önemli hataları vardır. Eleştirileri zaten yapılmakta, özellikle teknik adam konusunda. Bazı transferlerin zamanlama yanlışlığı ve kulübün şu anda ekonomik olarak geldiği nokta.  Taraftar bazında yaptıklarının doğru olduğunu düşünüyorum. Bir Fenerbahçeli olarak asıl olan Fenerbahçe’dir. Fenerbahçe kimliğine zarar vermek kesinlikle olmaz. Ben bazen hiç beğenmiyorum Advocaat’ı, asla büyük takım teknik direktörü değil. Ama yazı yazarken bile Advocaat’ın hemen gitmesine asla girmiyorum. Bir sezon bitsin. Keza Riekerink için de aynı şeyi düşünüyordum. İstikrar önemlidir. Sabır önemlidir. Ersun Yanal kovulmak için 10 nedenin 10 tanesini yerine getirip 10 tane de artı neden buldu kendisine Trabzonspor’da ve ikinci yarıya 4’te 4 girdi Trabzonspor. 14.’lükten 6.’lığa geldi. Aynı şey Advocaat için geçerli. Futbol değişik bir oyun.

 

Fenerbahçe şike yapmadı

 

Uğur Sever: 3 Temmuz süresince Fenerbahçe’ye haksızlık yapıldığını söyleyip, o dönemde tavrınızı net bir şekilde belli etmiştiniz. 6 yıl geçmiş bir sürecin ardından 3 Temmuz’un gerek futbola ve gerekse de Fenerbahçe’ye kaybettirdikleri nelerdir? Bir spor yazarı olarak, 3 Temmuz sürecini bizlere yorumlar mısınız?

 

Altan Tanrıkulu: Tüm dinlerde kutsal kitaplarda veya çeşitli hikayelerde çok benzer bir hikaye vardır. Bazen başınıza gelen olayların kötülüğü aslında çok güzel bir gelecek hazırlıyordur, bunu bilemezsiniz. Bazen de başınıza gelen çok güzel şeyler gelecek için çok tehlikeler barındırıyordur. Çok dikkatli olmalısınız ama o an bunu fark edemezsiniz. Bunun örneklerini Galatasaray ile yaşadık. UEFA Kupası’nı, Süper Kupa’yı kazandı ama sonrası Galatasaray’ı birkaç defa devlet desteği kurtarmasa Galatasaray çok çok daha beter durumda olurdur. Aynı şeyi Fenerbahçe de yaşadı. Fenerbahçe belki de Avrupa’da ve Dünya’da bir marka haline çok önce girecekti. Borsada 2008 yılındaki verilerle dünyada birinci sıraya çıkmış borsa değeri. 2 milyar doların var. Şimdi o dönemin üzerine bu olaylar yaşanınca bir mantık çerçevesi kuruyorsunuz Fenerbahçe’nin  geldiği noktayı. Ama şu da var acaba Fenerbahçe o kadar büyümüş olsa hamlelerini yapsa ne olurdu onu da bilemiyorsunuz. Belki de çok büyük 2-3 tane teknik adamla gelmiş olacaktı, çok büyük transfer yapılacaktı, yine başarısız olacaklardı, bilemiyoruz. Fakat Fenerbahçe şike yapmadı. Bunu her yerde söyledim.

 

Fenerbahçe Emenike’yi aldı ama Bayern de Götze’yi aldı

 

Fenerbahçe yönetimi o dönemde bütün kulüplerde olduğu gibi teşvik primi olaylarına girmiş olabilir. Hatta olabilirden de ötesi düşünüyorum girmiştir. Trabzonspor da girmiştir, bir önceki sezon Galatasaray da girmiştir, hep giriliyordu. Rahmetli İlhan Cavcav teşvik priminin serbest bırakılması için açıkça beyanat vermiştir. Fenerbahçe şike yapmamıştır, şike yapmak ile teşvik primi vermek çok farklı şeylerdir. Teşvik primi Türkiye’deki sistem Almanya ve İngiltere gibi olmadığı için biz İspanya ve İtalya’ya benzeriz. Rakibinizin maçı bırakmaması için rakibe ekstra dışardan maddi kaynak sağlamak. Nisan 2011’de çıkan yasayla bu da yasaklandı. Artık teşvik primi de suç kapsamına girmiştir. Bu iyidir kötüdür tartışmam. Devlet takdir etmişse uymak lazım. Ama ondan önceki dönemde herkes bunu yaptı. Şunu söyleyeyim. Dortmund-Bayern Münih finalde oynuyor 2013’te Şampiyonlar Ligi finali. Münih, finalin oynanmasına 1 ay kala Dortmund’dan Götze ve Lewandowski’ye el atıyor. Bütün Almanya bunu yazıyor. Götze de resmen açıklanıyor  ve sadece 1 ay önce oluyor bu. Götze maçlarda oynamamaya başlıyor.  Şampiyonlar Ligi finalinde de oynamıyor. Lewandowski  Münih ile oynanan lig maçında da Şampiyonlar Ligi finalinde de penaltıyı kullanmadı. Takımın gol makinesi penaltıyı atmak istemedi. Ordaydım. Maçtan önce 3 Alman kağıt oynuyorlardı. İki Bayern’li bir tane de Dortmund’lu. Arkalarını görmedim, önlerindeydim. Aaa dedim, Ribery ve Robben. Dortmund’lu kim dedim. Götze dedi. (Gülüşmeler) Yani daha sonraki turlarda sonraki sezonlarda Basel ile Bayern  Münih eşleşti, Münih Basel’den Shaqiri’yi aldı. Mourinho Inter – Bayern Münih maç yapıyor. Bildiğimiz kadarıyla Hamit Altıntop ile konuşmuş. Ben Real Madrid’e gidiyorum benimle gelir misin diye. Şampiyon oldu Inter, Madrid’de kupayı kaldırdı Mourinho, ertesi gün Real Madrid ile anlaştığı açıklandı ve Hamit de oraya gitti. O kadar benzer hikayeler var ki. Biz işte Amrabat’a, Ekici’ye takıyoruz.

 

Bülent Ataman ayakkabısını Volkan’a doğru fırlattı

 

Emenike oynamadı doğru. Oynayacak halde miydi onu bilmiyorum. Bir raporu vardı. Diyelim oynayacak halde. Oynadı gol atamadı. Ahlaki yönden düşünün. Adam oynamıyor Fenerbahçe ile anlaşmış diye düşün. Hiçbir maçta oynamadı. 2 maç sonra Trabzonspor maçında da oynamadı. Fener maçında oynamayıp Trabzonspor maçında oynasa anlarım. O Karabük yönetimi kaç tane genç oyuncuyla çıktı Trabzonspor maçına. Fenerbahçe maçına da gittim ben. Yayıncı kuruluşun yorumcusuydum. Yedek kaleci Bülent’in Karabük yedek kulübesinden Lugano’nun golü attığı anda ayakkabısını Volkan’a doğru fırlattığını gördüm. Hangi açıdan baktığınız önemli. Ben Trabzonsporlu olsaydım ya da Karabüksporlu olsaydım o maça farklı gözle bakardım. Teşvik primi olmasa da oyuncu transferleriyle bazı kulüplere büyük paralar kazandırmak mümkün. Çok garip transferler vardır. Mesela İtalyanlara bakın, Inter’in 70 tane oyuncusu var. Bir bakarsınız bonservisi 5 ayrı kişide. Menajeri, babası, annesi, ayrı kulüpler. Böyle bir futbol sistemi olmaz. Ama çok büyük bir para var ve dağıtım var. Böyle bir sistem var ve bu sistemi çok sorgulamamak lazım.

 

Final Four’da bile olamayabiliriz

 

Doruk Boyacı: Genele bakıldığı zaman Türkiye’de basketbolda özellikle son 6-7 yıldır büyük bir gelişme var. Gerek Beşiktaş’ın ve Galatasaray’ın aldığı Avrupa kupaları, gerek Fenerbahçe’nin son 2 yıldır Euroelague’de final four oynaması vs. 16 takımlı Euroleague’de bile Türkiye’yi 4 takım temsil ediyor ki, en çok temsilci bizden. Genel olarak Türk basketbolunun gelişimini ve bu gelişimi sağlayan aktörler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu aktörler nelerdir ve kimlerdir, ve böyle devam edebilir miyiz?

 

Altan Tanrıkulu: Ben basketbol uzmanı değilim. Seviyorum ve takip etmeye çalışıyorum. İşim gereği de derinlemesine bakıyorum. Şunu söyleyeyim Amerika’nın ESPN kanalı bir araştırma yayınladı ve Avrupa’nın en gözde basketbol liglerini sıralamış. Bir numaraya Euroleague’i koymuş, iki numaraya İspanya’yı koymuş, üç numaraya da Türkiye Ligi’ni koymuş. Baktığın zaman bana göre biz yavaş yavaş İspanya Ligi’ni de geçmeye başladık. Kriterler farklı olabilir ama orayı zorlamaya başladık. Ama Barcelona, Real Madrid hatta zaman zaman Baskonia çok iyi takımlar. Ama en azından üçüncü büyük lig olmak, Euroleague’i çıkar İspanya’dan sonra en değerli ligiz. Bu gelinen nokta çok önemli. Dünya ikinciliğimiz var keza. Kulüpler bazında da başarılıyız ama bu sezonun çok parlak biteceğine dair inancım yok. Euroleague’de Final Four’da bile olamayabiliriz.

 

Uğur Sever: Katılmıyorum şahsen bu fikrinize. Fenerbahçe bence Final Four oynayabilir.

 

Altan Tanrıkulu: Bu başarısızlık anlamında söylemiyorum. Gidişatın doğru olduğunu düşünüyorum ama zaman zaman bazı şartlar bunu oluşturabilir. Mesela Fenerbahçe sisteminde Obradovic’i eleştiririm, ne genç yetişiyor ne Türk yetişiyor. Sinan Güler bir yerde kahraman olurken, Euroleague üçlük yüzdesi yüzde 39 olan Melih Mahmutoğlu süre bulmuyor. Bazı maçlarda iyi oynayan Ahmet hiç oynamıyor. Bennett Darüşşafaka maçında 1 dakika süre almadı. Darüşşafaka’ya 10-12 sayı fark atıldığı dakikalarda sahada olan Antic’li düzen bir daha hiç kurulmuyor. Bazen Obradovic rakip maç alsın da canlansın diye hareket ediyor sanki.  Itoudis’e karşı da böyleydi. Büyük bir hoca, Euroleague’in ve Avrupa’nın en büyük kariyerine sahip. Ama geçen sene onun yardımcısının yönettiği CSKA’ya mağlup oldu. Bu seneki maçlarda öyle. Fenerbahçe 4 maçı son toplarla kazandı. İşlerin çok iyi gittiğini düşünmüyorum ama tempo çok ağır, CSKA Moskova dahil tüm takımların sıkıntıları var. Sanırım göründüğü kadarıyla en iyi ihtimal Real Madrid’in karşısına çıkacak gibi gözüküyor Final Four’da. Fenerbahçe yarı finale kalırsa ilk gün Real Madrid ile oynayacak. Kötü ihtimal Fenerbahçe’nin 5. olup Panathinaikos da 4. olursa benim de korkum o olur. Fenerbahçe’nin 4. bitirmesi lazım.

 

Aziz Yıldırım için Obradovic’in varlığı şu an büyük bir şans

 

Bir de şu var Advocaat’ı eleştirebilirim ama Obradovic’i çok eleştiremem. Çünkü hakikaten muhteşem bir kariyere sahip, önemli bir eğitmen. Az önce Obradovic hakkında söylediklerim kişisel olarak algılanmasın. Belki de bu oyunculardan kaynaklanıyordur. Kızılyıldız’a, Darüşşafaka’ya yeniliyorsun. Çünkü bir anda Final Four’un dışında kalırsan büyük hayal kırıklığı olursun. Bence Obradovic de bunun farkında. Burada olması da Aziz Yıldırım’ın büyük başarılarından biri. Şu dönemde futbol bu kadar kötü giderken Obradovic’in varlığı çok büyük şans.

 

 

Uğur Sever: Biraz da dünya futbolu hakkında konuşalım istiyorum. Örneğin, Çin. Aslında bu cümleyi 4-5 sene öncesine kadar söylesem garip karşılardınız ama Çin de futbol piyasasına tam anlamıyla giriş yaptı. Oyunculara ödenen yıllık fahiş maaşlar, kulüplere ödenen astronomik bonservis bedelleri sizin de malumunuz. Çin’deki bu futbol atılımı hakkında ne düşünüyorsunuz ve bundan sonrası için olabilecekler sizce neler?

 

Altan Tanrıkulu: Kramponlu Pisagor’u seviyor musun?

 

Uğur Sever: Evet.

 

Altan Tanrıkulu: Ben sana desem ki sana 1 milyon lira vereceğim, nakit. 10 yıl boyunca maaşın da garanti. İyi bir maaş alacaksın. Ama bir daha hiç internete girmeyeceksin.

 

Uğur Sever: Kramponlu Pisagor’a mı yoksa internete mi?

 

Altan Tanrıkulu: İnternete. Yoksa ne anlamı var?

 

Uğur Sever: Evet…

 

Altan Tanrıkulu: Çin böyle bir şey işte. Üzerinde düşünmene gerek yok. Evet diyenler parayı tercih edenler, futbol oynarlar bir dünyada. Olur ya da olmaz, Batalla gitti, Demba Ba gitti, Ersan gitti, Tevez gitti. Gidebilirler ama bir de Mourinho’nun sözü var, oraya gidenleri anlıyorum ama hedefi olan Avrupa’da kalır diyor. Şimdiki düzende bir Uluslararası Dünya Şampiyonlar Ligi kurulmazsa Çin’e gitmenin bir anlamı yok. Gerçek olan futbolun kalbi Avrupa’dır. Yarın veya 5 sene sonra ne olur bilemeyiz. Hep bozulmuştur, hep kurulmuştur. Sistemler değişmiştir, formatlar değişmiştir. Bu kadar çok yayın paraları harcanırken Dünya Kupası durup dururken 48 takıma çıkmadı. Şampiyonlar Ligi’nin de Dünya bazında oynanabileceği düşüncesindeyim.

 

Başakşehir ilk 3’e giremez

 

Uğur Sever: Spor Toto Süper Lig’e bakacak olursak, bu sene işler epey garip gidiyor. Beşiktaş, en yakın rakibinin 2 puan önünde lider durumda. Keza her ne kadar kulübün içi kazan gibi kaynıyor olsa da Galatasaray ve Fenerbahçe de bu yarışın içinde. Son haftalarda form grafiği oldukça yükselen bir Trabzonspor’un yanı sıra, geçen sezonu mumla arayan Osmanlıspor ve Torku Konyaspor da işin cabası. Genel olarak bu sezonki ligi nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca, futbol anlamında, seyir zevki anlamında Türkiye Ligi’ni Avrupa’nın diğer ligleriyle karşılaştırdığınız zaman ne düzeyde görüyorsunuz?

 

Altan Tanrıkulu: Ben Başakşehir liderken de aynı şeyi söylediğim için rahatlıkla söyleyebilirim ki Başakşehir ilk 3’e giremez. Aynı fikirdeyim. Advocaat , Riekerink, her yer Volkan Şen gibi forvetlerle dolsa hakem hataları olsa da Başakşehir ilk 3’e giremez. Çok büyük ihtimal Beşiktaş şampiyon olur. Galatasaray – Fenerbahçe maçında Galatasaray eğer Türk Telekom Arena’da kazanırsa Galatasaray de ikinci olur. Fenerbahçe de üçüncü olur. Başakşehir’i zor bir süreç bekliyor. Bu sene ligin güzelliği onlardaydı. Arkasında Osmanlıspor’dan geldi. Ben Osmanlıspor tarzı oyun oynayan takımları seviyorum.

 

Atletico Madrid’i hiç sevmem mesela

 

Atletico Madrid’i hiç sevmem mesela. Ben Bayern Münih, Barcelona, Real Madrid’in oynattığı kazanmak için oynadığı oyunu severim. Konyaspor’un oyunundan nefret ediyorum. Ama bu sene Başakşehir farklı şeyler yapmaya başladı. Özellikle Fenerbahçe maçları dışında çoğu maçta çok karakter ortaya koydular. Antalyaspor’dan, hatta zaman zaman Alanyaspor’dan keyif alıyorum. Alt tarafa baktığımız zaman Kayserispor’un Sergen Yalçın ile ilginç bir performansı var.

 

Ozan 1990’lı yıllarda oynasa ilk 28’e giremezdi

 

Türkiye Ligi uzun bir süredir yanlış bir yola gidiyor. Sadece koşma, bozma yönü yüksek enerjisi yüksek 6-8-10 numaralar üretilmeye başlandı. Oğuz Çetin, Şifo Mehmet, Sergen gibi oyuncular yerini yavaş yavaş Evren Turhan’a Selçuk Şahin’e Giunti’ye falan bıraktı. Ondan sonraki evrim daha da sert oldu. Şimdiki oyuncular altyapıdan yetiştirilenler, Ozan mesela, Ozan 1990’lı yıllarda oynasa ilk 28’e giremeyecek oyuncu ama şu anki dönemde oynayabilecek bir oyuncu. Dönemimiz kötü. Futbol topa hükmedenlerle oynanır. Futbol biraz topu seven oyuncularla oynanır. Hepsi Ronaldinho olmasın ama meslekleri bu. Türk futbolcusu çalışmıyor. Bunu Aziz Yıldırım da bir söyleşisinde söyledi. Nani’yi Persie’yi aldık onlar da bizimkilere de benzeyecek dedi. Persie’yi derbide gördük. Karakteriyle de bize benzedi. Türk futbolunun iklimi sistemi her yeri çok kötü. İnşallah önümüzdeki yıllar daha güzel şeyler olur.

 

 

Salih Çakman: Bu arada Galatasaray Igor Tudor ile anlaştı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Riekerink’ten daha başarılı olur mu? Kesin bir etki yapar mı?

 

Altan Tanrıkulu: Öncelikle Karabükspor cephesi çok tepki vermiş. Ben tepkinin gereksiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü 150 bin Euro maddesi var ayrılması durumunda. Madde varsa 150 bini getirir ayrılır. Siz oraya 150 bin Euro devrenin bitiminde veya sezonun bitiminde dersiniz tamam. Çok severim Karabük başkanını ama burada bence bir hata yaptı. Tudor da profesyonel, çıkış için Galatasaray uygun bir seçim. Tudor Galatasaray’a hamle yapmakla kendisi adına çok önemli bir aktiviteye girmiş olur. İtalya’da da Hollanda’da da Türkiye’de de Hırvatistan’da da konuşulur. Hedefi bence Juventus veya Hırvatistan Milli Takımı. Hırslı, iyi oynatan biri. Hayırlı olsun. Ben Galatasaray’ın başarılı olmasını isterim. Avrupa’da olmasını isterim çünkü Fenerbahçeliyim. İyi bir Galatasaray, Fenerbahçe’yi motive eder.

 

 

 

Doruk Boyacı: Avrupa Ligi’nde devam eden temsilcilerimizden hangi takımı daha şanslı görüyorsunuz ve daha çok hangi takım ilerleyebilir?

 

Altan Tanrıkulu: Açık söyleyeyim, Krasnodar – Fenerbahçe kura çekiminde tedirgin oldum ama Fenerbahçe turu geçer. Krasnodar uzun süredir maç yapmıyor, kötü durumda. Fenerbahçe de bu tür maçları iyi oynar. Özellikle elemeli maçları iyi oynuyor. Beşiktaş’ın işinin zor olduğunu düşünüyorum. Quaresma, Babel Aboubakar’ın ekstra katkı vermesi lazım. Başka bir takım olsa da zor olur. Fenerbahçe de çok zorlanırdı. Liverpool da zorlanırdı. İsrail takımı sert bir takım. Liginde de formdalar. Beşiktaş eşleşmesi için en iyi ihtimal ortada diyorum. Osmanlıspor’a da açıkçası çok şans vermiyorum. Olympiakos turu geçer diyorum.

 

MHK açmaza girmiş durumda

 

Uğur Sever: Süper Lig’de yaşanan hakem hataları sizce neyden kaynaklanıyor? MHK ve TFF arasında yaşanan bir kopukluk olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Altan Tanrıkulu: Beşiktaş’ın bir maçıydı, Vodafone Arena’da oynadığı bir maçtı.  Tweet atmıştım. İç sahada 7. kez oynuyor Beşiktaş ve 3. kez Barış Şimşek maç yönetiyordu. Beşiktaşlılar çok hakaret ettiler ama ben sistemi anlatmaya çalışıyordum. Geçen sene 6 derbi oynandı, 5’ini Mete Kalkavan yönetti. Sonra bir bakıyorsun Fırat Aydınus Fenerbahçe iç saha istatistiği bir garip. Çok fazla maç verilmiş. MHK açmaza girmiş durumda. Barış Şimşek Trabzonlu. Şenol Güneş’in yönetimindeki Beşiktaş’ın stat açılışındaki Bursaspor maçına verilmiş. Penaltı falan var. Sonra Napoliyi’yi yeniyor Beşiktaş. Napoli maçından sonraki oynayacağı karşılaşmada yine Barış Şimşek. Bunlar hep belirli stratejiler. Her takım için geçerli bu. Türkiye zor bir süreçten geçtiği gibi MHK da TFF de zor süreçten geçiyor. Sağlıklı bir ortam yok, olay hakemlerin sağlıklı karar verip vermemesi değil, yönetim anlamında sıkıntılar var. Umuyorum gelecek yıllarda TFF, MHK ve hakemler kendine gelir.

 

Trabzonspor bu transferleri nasıl yaptı bilmiyorum ama başarılılar

 

Uğur Sever: Takımlarımızın devre arası transferlerini değerlendirebilir misiniz? Önümüzdeki seneler için kadroda en çok yapılanmaya ihtiyacı olan takım hangisi?

 

Altan Tanrıkulu: Trabzonspor önemli bir para harcadı. Mas’ı aldı, Medjani geri döndü, ön tarafa Olcay’ı aldı. Bunlar çok önemli, nasıl yaptılar bilmiyorum ama çok iyi hamleler. En başarılı takım Trabzonspor. Babel ve Rodrigues’i de beğeniyorum. Benim hayalimdeki  takımlarda Alex var, Rıdvan var, Oğuz var, Sergen var, Şifo Mehmet var , Ünal Karaman var. Bana kalsa geriye iki tane de savunmacı koyarım. ,ileriye 8 tane aktif oyuncu kurarım. Kaleye de Neuer tarzı çılgın deli birini koyarım. Ben Cezayir maçından sonra dünya futbolunun 4-3-3’ten yavaş yavaş 5-3-3’e geçtiğini düşünmüştüm hep. Kalecilerin oyuna katkısı olduğunu düşünmüştüm ama bizde gerçi kalede Volkan Demirel var. İsabetli pas oranımız yüksek değil. Muslera bile bazen  o hareketleri yaptı, Başakşehir maçında topu kaybetti, faul yaptı, golü yedi. Futbol evrimleşiyor, bu gerçeğe ayak uydurmalıyız hep beraber. Son söz benim için gelmiş geçmiş en iyi oyuncu Maradona’dır şu anda da Ronaldo’dur. Aynı zamanda Lebron James hayranıyımdır. Kahramanların spora büyük etkisinin olduğunu düşünüyorum. Türkiye Ligleri’ne baktığımızda da Fenerbahçe’de çok önemli iki isim var. Ben Sow’u öne çıkarıyorum estetik ve olmayan şeyler yapıyor. Galatasaray’da Sneijder’i, Beşiktaş’tan da Quaresma’yı öne çıkarıyorum.

 

 

 

YASAL UYARI: (Bu röportaj kaynak belirtilmeden kullanılamaz.)

Etiketler: /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ