Kramponlupisagor -

Atv-A Haber-A Spor kanallarının Spor Yayınları Koordinatörü Serkan Korkmaz ile keyifli bir röportaj

Atv-A Haber-A Spor kanallarının Spor Yayınları Koordinatörü Serkan Korkmaz ile keyifli bir röportaj
  • 19.02.2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Sever : Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Bu meslek hayalinizdeki meslek miydi?

Serkan Korkmaz : Hayalimdeki meslek mühendislikti. Hiç televizyonculuk gibi bir hayalim yoktu ama aslında ama en büyük hobim spordu. Benim gençlik yıllarımda hobilerimizden para kazanmaya dönük bir kurgu yoktu yaşam çevremizde. Bir hayalin olurdu. O hayalimizin peşinde hangi okulu okumamız gerekiyorsa onun eğitimini alıp o işi yapacaktık. Dolayısıyla ben mühendislik okudum. İsteyerek kazandım, isteyerek okudum, isteyerek bitirdim. İTÜ mezunu bir İnşaat mühendisiyim. Okul sırasında çalışmam gerekti. Hatta bir tanesi çok isteyerek yaptığım bir işti. Satranç öğretmenliği yaptım. Özel ilk okullardaki küçük sınıf öğrencilerine. O çok keyifli bir işti ve iyi para kazandım açıkçası.

 

Benim okulumun son bütünleme döneminde o gün İzmir’e yada başka bir yere gideceğim tam hatırlamıyorum, bütünlemeler bitmişti. Bir telefon geldi.
A: Ben bir süredir staj yapıyorum, bana senin gibi arkadaşın var mı dediler. Bende var dedim. Seni söyledim.
S: Sen nerde staj yapıyorsun?
A: Show TV, Cine 5’te.
S: Niye orada staj yapıyorsun şantiye mi var? (gülüşmeler) Ne stajı yapıyorsun?
A: Televizyon spor falan.
S: Allah Allah ya ne zaman başladın hiç haberim yok.
(O zamanlar tabi Whatsapp grubumuz yok çünkü cep telefonumuz yok. Bahsettiğimiz yıl 1993. Yani insanların cep telefonu sahibi olmak için binlerce dolar ödediği yıllar. Bizlerde öğrenciyiz. Neyse… )
S: İyi geleyim yani. Nasıl hemen çalışıp para mı kazanacağım, bilmiyorum ki bu işleri.

 

Benim bir tiyatro eğitimim vardı, sahne deneyimim vardı; hem müzikten hem tiyatrodan kaynaklanan. Arkadaşım;‘’sen de televizyonculuğu yapabilirsin’’ diye düşünüyorum dedi. Nasıl yani;‘’hemen gideceğimve beni televizyona mı çıkartacaklar’’ dedim. Düşünsene hiç aklında yok böyle birşey. Siz şimdi en azından spor içerikli bir iş yapıyorsunuz. Böyle bir teklif gelebilir size bir arkadaşınızdan,dolaylı  olarak. Şaşırmazsınız. Ama ben hakikaten ‘’Allah Allah’’ dedim. Şuanda gördüğün semtteki (röportajı yaptığımız makam odası Beşiktaş’a bakıyor) bir ev. O zamanlar öğrenci evinde oturuyorduk. ‘’Peki o zaman bi’geleyim’’ dedim ve gittim. Gittiğimde bana dediler ki; ‘’ İlker Yasin seni sınav yapacak. Sonra başlayıp başlamadığın belli olacak’’.

 

Hep zor ve iyi okullarda okumuşum sınav benim için önemli, yani çalışmam lazım. Genel, futbola dair şeyler soracakmış. Gittim ama İlker Yasin yoktu. Yurt dışına seyahate gitmiş. Cuma gittim yada cumartesiydi tam emin değilim. ‘’İlker Yasin pazartesi gelecek seyahat dönüşü seninle  görüşecek’’ dediler. ‘’Ben gidiyim o zaman’’ dedim. ‘’Yoo;kal gelmişken’’ dediler bana. Ben de başlamış oldum o şekilde. Cumartesi gittim, pazar gittim, pazartesi gittim İlker Abi gelmedi. Salı gittim, İlker Abi gelmişti . 3 gün geçmiş 4. gün yani teknik olarak başlamış gibi bir durumum var. Kısa süre içerisinde -herhalde sıcakkanlı bir insan olduğum için- çevre edinmiş durumdayım. Herhalde insanlar benden iyi de bahsettiler. İlker Abi bana ‘’5 tane hakem ismi say’’ dedi. ‘’ Türkiye’den mi yabancı mı’’ dedim. Ya say işte 5 tane hakem ismi dedi. 5 tane hakem ismi istiyorum dedi. 5 tane hakem ismi saydım ondan sonra bana ‘’neden bu işi yapmak istiyorsun’’ dedi. Normalde‘’bu işi yapmak aklımda yokru’’ demem lazımdı ama diyemedim (gülüşmeler).Aslında bir yanım çok istiyor. Fakat; o kadar hızlı gelişiyor ki herşey en doğal halimle akışa kendimi bırakasım geldi. Bende dedim ki ; “Çünkü hayatta en çok sevdiğim şeylerden birisi futbol. Bir  tribün kültürüm var. Bu işin bir parçası olmak isterim…” vb. Ben Karşıyaka tribününden gelmiş bir çocuktum, Karşıyaka tribünü tedrisatından geçmişim (spor kültürü ve bilgisi olan bir tribündür). Spor kültürümde var okul takımlarında oynuyorum. Yani; seviyorum sporu. Sadece spor değil, sosyal aktivitelere de katılmaya çalışıyorsun tabi İnşaat Fakültesi öğrencisi olunca sosyalleşmek ve çevreni genişletmek için herşeye atlıyorsun. Neyse… İlker Ağbi fazla bırkalamadan ‘’tamam başla sen’’ dedi. Başladım.

 

Benim  başladığım dönemde birkaç kişiyle yollarını ayırmıştı Show TV ve Cine 5 8onlardan birisinin şu an televizyonu var). Dolayısıyla kadroları boştu. 1 ay sonra bana para verdiklerinde çok şaşırmıştım doğrusu. Kaçırmak da istemediler galiba. Sanırım ben de iyi bir performans sergiledim. Onların beklediğinden fazlasını verdim herhalde 1 ay sonra bana para verdiler. O aldığım para çok önemli bir miktardı o yaştaki bir çocuk için. 1 ay sonrada kadroya aldılar beni.  Aileme hiçbir şey bahsetmezken birden bir işte kadrolu çalışmaya başladım. Sigortam falan yapıldı hayatımda ilk defa. Ve aileme bahsetmek zorunda kaldım. Annem ‘’olur mu canım öyle şey, sen Teknik Üniversite’de İnşaat Fakültesi’nde okuyorsun. Ne alaka?’’ dedi. Çok motive etmediler beni doğrusu. Annem ‘’E tamam hadi bakalım bir dene okulun açıldığı Eylül’e kadar’’ dedi.

 

Sonrasında bu işi 1 yıl yaptım. Baktım okul çok iyi gitmiyor. Ayrılmak istediğimi söyledim. İlker Yasin o zaman bana dedi ki bizim senin gibi bir insanı  kaybetme lüksümüz olduğunu düşünmüyorum dedi. Allah razı olsun. Sen hafta sonları gel hafta içi de okula gitti dedi. Bir sürede o şekilde devam etti. Birlikte çalıştığımız arkadaşlar 6-7 gün çalışıyorlar ben hafta içi okula gidiyorum sadece 2 gün çalışıyorum. Kadroyada  alınmışım onlarla aynı parayı alıyorum. Bu durum biraz rahatsızlık yarattı doğal olarak. Onların rahatsız olmasından da ben rahatsız oldum haklılardı çünkü. Bırakmam gerekiyordu , okul bittikten sonra bakarız bir daha gelirim dedim. Aynen de öyle oldu.

 

Okul bittikten sonra ben oraya iş sormaya değil “Ne yapıyorsunuz?” diye gitmiştim ziyarete.(Bu hikayeyi de bu kadar kapsamlı ilk defa anlatıyorum).‘’Aaa neredesin sen gökte ararken yerde bulduk seni. Seni arıyorduk bizde’’ dedi İlker Abi bana. Arkasından ekledi ‘’Pazartesi başla’’.  Hoşuna gidiyor insanın. İstenmek güzel şey. Bir de yaptığın iş kabaca şu;  bir takımı tutuyorsun, o takımın muhabiri yapılmışsın, o takımın yurt içindeki ve yurt dışındaki maçlarına gidiyorsun bir de sana para veriyorlar. Benim için o yaştaki anlamı tam olarak buydu. İlker Ağbi’ye ‘’ben bir yerle anlaştım. Arkadaşımın babasının firması. Hatta bir okulun restorasyon işini aldılar.Orada başlayacağız biz’’ falan dedim. ‘’Ne kadar maaş veriyorlar’’ diye sordu. Hatırlamıyorum tabi o günkü rakamları. Atıyorum ‘’1’’ dedim. ‘’Tamam ben sana 3 veriyorum’’ dedi ve konu bitti. 1-2 ay sonra başka bir kanala transfer olduk ekip olarak.  Aldığım para 2 ile çarpıldı. 2-3 ay sonrada NTV diye bir haber kanalı kuruluyor dediler. Kanal D’de konuşlandığım masanın dahili telefonu çaldı, NTV Genel Yayın Yönetmeni Nuri Çolakoğlu ve rahmetli Kenan Onuk vardı telefonun diğer ucunda. Gittim ve ikna oldum. Orada yalnız para değildi ikna eden şey, aynı para teklif edilmişti hemen hemen. Bilmiyorum birden heyecan duydum aslında TELEVOLE’den kurtulacağım için. Herkes bana ‘’gitme’’ demişti. Herkes “Gitme ya ne alakası var sen burada Doğan Grubu’nda Kanal D’de çalışıyorsun.” Diyerek kalmaya ikna etmeye çalışmıştı. Orada  ünlü bir iş adamı olan Cavit Çağlar haber kanalı kurmuş.Türkiye’nin  İlk haber kanalı yani. Sizin için çok normal bir şey ‘’haber kanalı’’ kavramı ama o dönemde haber kanalı diye birşey yok. ‘’Tematik kanal’’ diye bir kavramdan bi haberdarız.  Bahsettiğimiz yıl 1996. Ama benim aklıma yattı ve gittim. İyiki de gitmişim.  Ondan sonra 10 yıl orada kaldım. Sonrasını kabaca biliyorsunuz.

 

 

Doruk Boyacı: Spor medyasının küçülmeye gittiği bu zamanda Turkuvaz Medya’nın A Spor kanalını kurması hakkındaki düşünceleriniz neler?

 

Rüya gibi bir şey oldu

 

Serkan Korkmaz: A Spor sektöre büyük bir heyecan getirdi. Sadece spor endüstrisine değil aynı zamanda medyaya da bir heyecan getirdi. Çünkü kanal yönetimimizin, patronajımızın büyük vizyonları ve destekleriyle hakikaten inanın bunu iltifat olsun diye söylemiyorum şu an da kendi yağıyla kavrulan bir kanal olarak medya sektörüne de bence önemli bir katkı sağladı. Bunun yapılabileceğini gösterdi. Ve hakikaten çok zor şartlarda kuruldu. Dediğin gibi spor endüstrisinde bir küçülme varken, tribünlere insanlar gitmezken, televizyonda reytingler düşerken, Ziraat Türkiye Kupası yayıncılığı aracılığıyla büyük bir kaynak sağlayıp bunun karşılığında da ortaya bir spor kanalı koymak çok cesaretli bir karardı. Ben hakikaten bu kararı alan ve bugüne kadar hep bizi destekleyen, arkamızda duran, bize bu imkanları sağlayan patronajımıza, Sayın başkan vekilimiz Sayın Serhat Albayrak’ave Genel Müdürümüz Abdulhalik Çimen’e çok teşekkür ediyorum. Bir rüya gibi gerçek oldu ve açık konuşmak gerekirse çoğu kişinin beklemediği kadar büyük bir başarı elde ettik. Çok önemli bir mühendislik var arkasında. Çok önemli bir bakış açısı var patronajımızdan kaynaklanan. Ama herşeyden önce sporu bir eğlence ve kültürel bir aktivite, bir paylaşım olarak düşünmek yatıyor bunun temelinde. Şuanda da muadilleri içinde en çok izlenen spor kanalı ve çok kısa süre içinde yaptı bunu. Bu uzun süredir böyle, 1 yıldır.

 

Uğur Sever: Ki dediğiniz gibi Ziraat Türkiye Kupası var, Basketbol Türkiye Kupası var.

 

Bu kadar başarılı olmayı planlamıştık

 

Serkan Korkmaz: Tabi. Çok enteresan birşey var. Bizim ilk ‘’ay birinciliğimiz’’ hiçbir spor ürününün canlı olarak yayınlanmadığı bir ayda oldu. Temmuz, Ağustos aylarında biz ilk birinciliklerimizi yaşadık. Daha 1.  yaşımız dolmamıştı. Açıkçası, bu kadar başarılı olmayı planlamıştık ama bu kadar kısa sürede zirveye çıkmaktan dolayı biraz da şaşkındık doğrusu. A Spor; şuanda hem iyi bir spor haber kanalı, hem bir spor eğlence kanalı hem de bir yayıncı kuruluş. 3 kimliği birden içinde herhangi biri çok sivrilmeden barındıran, mantıklı bir akışı olan, eğlenceli bir televizyon kanalı konumunda. Basitçe ASpor’u tanımlamak gerekirse, bu 3 kimliği herhangi biri diğerine baskın çıkmadan aynı anda içinde barındırarak insanlara günün herhangi bir saatinde açtığında iyi vakit geçirmeyi vaadeden bir kanal konumunda.

 

 

Uğur Sever: Kısa bir süre olmasına rağmen A Spor kanalını herkes benimsedi ve uzun yıllardır yayın hayatına devam eden bir kanal görünümüne büründü. Bunun sebebi oluşturulan güçlü kadro mu?

 

Serkan Korkmaz: Turkuvaz Medya grubu Türkiye’nin en önemli medya grubu. Ve bunun içinde çok önemli spor kadroları var. Biz çok inovatif davranarak kendi bünyemizden (Fotomaç, Takvim, Sabah Gazetesi Spor Servisleri, A Haber Spor Servisi olarak ‘’o zamanki’’ biz) ortak bir hedef doğrultusunda çok iyi bir takım oyunu oynadık. Tabi ki öncelikli hedefimiz Turkuvaz Medya grubunun kaynaklarını kullanmaktı. Bu konuda da eşsiz bir spor kadrosu var Turkuvaz Medya’nın. Haberciler, yorumcular, spordan gelmiş insanlar, gazetecilikten gelmiş insanlar… Hakikaten o konuda çok şanslıyız. O geniş  yelpaze kafamızdaki şeyi hayata geçirmekte işimizi çok kolaylaştırdı.

 

 

Salih Çakman: Bulunduğu medya grubunun içinde tirajı yüksek gazeteler olması bir spor kanalını nasıl etkiliyor?

 

Serkan Korkmaz: Açık konuşmak gerekirse bu tabi çok önemli birşey. Sadece izlediğiniz spor yayınlarından ibaret bir şey değil A Spor. Bunun tabi ki bir reklam, satış operasyonu var. Pazarlama ve satış süreçlerinde işimizin bizimde ürettiğimiz fikirlerle daha kolaylaştığı bir gerçek. Ama açık söylemek gerekirse Turkuvaz Medya’da ki gazetelerin televizyon eleştirmenlerinden mesela herhangi bir pozitif ayrımcılık görmediğimizi de itiraf etmem lazım.  Bu herhalde onların objektifliğinden kaynaklanıyor. Eğer bunu bir sitem olarak algılıyorlarsa da kendileriyle bu konuyu yüz yüze konuşmayı tercih ederim.

 

 

Uğur Sever: Çeşitli medya gruplarında ve TFF’de görev yaptınız. Sizin için hangisi daha cezbediciydi? Medya mı yoksa bu işin yönetim ayağı mı?

 

Serkan Korkmaz: Şu anda bir televizyon yayıncısı olarak konuşuyorum ama mesela Linkedin’de bir profil açsam “Spor Endüstrisi Çalışanı” derim kendime. Kendimi on yılı aşkın bir süredir bu şekilde ifade ediyorum. Televizyon yayıncılığı spor endüstrisinde çok önemli bir yer ediniyor. Spor endüstrisinde yönetici pozisyonu benim profil olarak karşılığım aslında. Açıkçası masanın ne tarafında olduğunuz bir yerden sonra anlamını yitiriyor. Hepimiz aynı gemideyiz. Ben ürüne çok yaklaşmıştım felsefik olarak. Ürünün kendisine. Türk futbol marka değeri varya meşhur bir laf ve şuan sizin muhtemelen kuşak  olarak duymaktan  çok sıkıldığınız, hatta belki nefret ettiğiniz… Neyse;  Türk futbolu diye bir şey var, bunun bir marka değeri var ve bunun adına kaygılanmamız lazım gibi masum cümlelerle başlayan o sürecin başlangıcındaki kişilerden biriyim.

 

Hasan Doğan Türk futbolu için çok özel bir profildi

 

Kariyerim ve hayatımdaki en önemli kırılma noktalarından birisi NTV’deki  10 yıllık deneyimimden sonra rahmetli Hasan Doğan ile çalışmam oldu. Kendisi 120 gün süresince  TFF başkanlığı yaptı ama o 120 gün hala üzerine konuşulan bir deneyim her birimiz için. Türk futbolu için çok özel bir profildi. Çok erken aramızdan ayrıldı ve boşluğu da dolmadı. Ama o 120 günün bir miktar  öncesinden başlayan süreç Türk futbolu için hala umutlanmamıza vesile oluyor. Son dönemdeki Kulüpler Birliği’nin bir takım refleksleri, kulüplerin bu ürünü satma konusunda TFF ile yaptığı protokoller falan hepsi o dönemin meyveleridir. Hakikaten çok vizyoner ve çok önemli bir adamdı Hasan Ağabey. Herkesin takdirini ve desteğini toplamıştı. Hakkındaki her türlü negatif kampanyayı çok kısa süre içerisinde performansıyla ve pratikte yaşattıklarıyla, vizyonuyla tersine çevirmişti. Bende kendisiyle 2006’dan rahmetli olana kadar (2008) çalışma şansına sahip oldum. Beni futbol markasına yaklaştıran şey Hasan Doğan’la çalışmış olmaktı. Çünkü Türk futbolunun bir marka olduğunu ve bunun bir marka değeri olarak görülmesi gerektiği üzerine hakikaten bazen insanları sıkacak kadar yoğun çalışmalar içerisine girdik. Şu anda maalesef ki;İ bu kavramların içinin boşaltılmasına ve yozlaşmasına tanıklık ediyoruz. Türk futbolu hala bir markadır ve çok önemli bir marka değeri vardır.

 

Türk futbolu bence bir kaç milyar dolar etmesi gereken büyük bir potansiyel barındırıyor

 

Ben ‘’Türk futboluna 500 Milyon Dolar verilir mi’’diye düşünenlerden değilim. Türk futbolunun yayın gelirirnin2 milyar dolar etmesi düşüncesindeyim. Etki alanı olarak Müslüman ülkeler, Türki cumhuriyetler, Afrika ve Avrupa’daki çok önemli Türk nüfusunu düşünürseniz Türk futbolu bence bir kaç milyar dolar etmesi gereken büyük bir potansiyel barındırıyor. O potansiyeli harekete geçirme işi herkesin gözünde büyüttüğü kadar zor bir şey değil bence. Dolayısıyla spor endüstrisinde çalışma heyecanı duyan sizin gibi her gencin böyle düşünmesi gerekir. Spor habercileri, spor medyasında çalışanlar, hatta benden yaşlı duayenler de dahil olmak üzere herkese bunun propagandasını yapıyorum. Bu bir iş, bu bir sektör bizler aynı zamanda Arda Turan’ın basın danışmanı da olmaya adayız, çok büyük paralarla, globalde de büyük yatırımlar yapan Türk firmalarının, sponsorlarının danışmanları yada operasyonel olarak kullandığı profesyonellerde olabilmeliyiz. Bunun yanı sıra da gazetecilik de yapabilmeliyiz, kulüplerde de çalışabilmeliyiz, federasyonlarda da çalışabilmeliyiz. Bu işin tamamına bir endüstri olarak bakmak gerektiğini düşünüyorum. Eğer başarılı bir televizyoncuysam da bu bakış açım sayesindedir.

 

 

Salih Çakman: Şu an A Spor, Atv ve A Haber’in      yayın koordinatörüsünüz aynı zamanda programlarda da bulunmaya devam ediyorsunuz. Sizin için çok yorucu olmuyor mu?

 

Serkan Korkmaz:   Çok yorucu oluyor. Çok farklı şeyler. Kendi ailem bile beni bir ekran yüzü olarak tanımlıyor. Oysa ki; ben ekranda dinleniyorum.  Çok keyif alarak yaptığım bir iş. O beni çok dinlendiriyor. Çoğu zaman da bir bilezik gibi kolumda tutuyorum. Evet, bir ekran yüzüyüm. Dinlediğimi iddia ettiğime bakmayın; üç saat sürecek bir yayının hazırlığı da minimum 3 saat. Zaman zaman hayatımın bazı dönemlerinde ekran ve yöneticilik arasında seçim yapmak zorunda kaldığım da oldu.

 

 

Uğur Sever: Erman Toroğlu ve Hıncal Uluç gibi her hareketi olay olabilecek spor adamları ile program moderatörüolarak  birlikte yayın yapıyorsunuz. Sizi zor durumda bıraktıkları da oluyor. Böyle durumlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

 

Serkan Korkmaz: Bence kişi kendisini zor durumda bırakır. Benim ancak oradaki sorumluluğum hele hele yaşını başını almış kendi marka değeri olan yorumcular sufle alıp konuşan insanlar değil. Hepsi kendine ait hayat görüşü, fikri olan insanlar. Hepsi hür iradesiyle konuşan özel yorumcular. Diyelim istenmeyen bir şey oldu veya tasvip etmediğim bir şey oldu. Kurumsal boyutu farklı düşünmek durumundayım elbette. Kurumsal olarak da temsil ediyorsunuz orada çalıştığınız kanalı, o an ekranda olduğunuz yeri. Bir de kendiniz varsınız işin içinde. Öyle bir sıkıntı olduğunda yasalar tarafından da kısıtlanmış durumdasınız doğal olarak. RTÜK diye bir kurul var. Etik var, bir sürü şey var. Konuşan kişinin neye sebebiyet verdiğine göre refleksiniz değişiyor. Kimi zaman bir hatırlatmayla, kimi zaman bir düzeltmeyle, kimi zaman ‘’bu sizin düşünceniz’’ gibi bir final cümlesiyle mutlaka müdahil olmanız gerekebiliyor. Bunlarda son derece doğal şeyler. Ama önemli olan şey ilk başta kamu çıkarını ön planda tutmak, sonra kurumsal çıkarı korumak, ondan sonra sen, senin düştüğün ya da düşürüldüğün durum geliyor aklına. Bugüne kadar kariyerimde çok zor durumlarda kalmadım. Gereğini yaptığımız için kötü bir hatıramız yok çok şükür. Çok büyük bir hata yaptıktan sonra samimi bir gülümseme ve samimi bir özür inanın bütün seyirciler tarafından kabul görüyor. Ben bunların hemen hemen her türünü yaşamış birisiyim. Bu tip durumlarda soğukkanlı olmak önemli.

 

 

Doruk Boyacı: Büyük kulüplerin birçoğu yayıncısı olduğunuz Ziraat Türkiye Kupası’nı kötüler durumda.  Son olarak Fikret Orman kupa için ”Süt Kupası” dedi. Genel olarak marka değerini arttırmak için uğraşmamız gerekirken bu kupayı neden kötülüyoruz?

 

Serkan Korkmaz: Hakikaten o an ben Beşiktaş Başkanı’nın yerinde olmak istemezdim. Bir kere zaten ezeli rakibinize yenilip eleniyorsunuz o muhakkak çok üzücü bir şey. Yenilmenin ötesinde bir kupaya veda ediyorsunuz. Hakikaten o gün Fikret Orman’ın yerinde olmak istemezdim. Çünkü zikrettiği marka da dünya tarihinin en önemli markalarından birisi olan Süt Kupası. Umarım Süt Kupası kadar kıymetli bir kupa olur Ziraat Türkiye Kupası. Çünkü Süt Kupası’nı, Dünya’daki 140 ülke canlı yayınlıyordu 1980’li yıllarda. Maalesef bu bir gaf oldu. Fikret Orman için tatsız oldu diye düşünüyorum. Ama biz de üzüldük çünkü niyetini anladık ve o niyeti tasvip etmedik. Hakikaten anlam da veremedik. Çünkü Ziraat Türkiye Kupasına verilecek her zarar o kupada mücadele eden takımlara zarar veriyor. Zaten 2 tane yol var. Şimdi 3 köprümüz var mesela ne güzel. İşte o yüzden bende bir kupamız daha olsun diyorum. Ama eskiden 2 köprü vardı. “1’den mi geçsem 2’den mi geçsem?” diye düşünürdük. Tam 2 köprünün ortasında Levent’tesin ve tam 2 köprünün ortasında Anadolu akasında Çamlıca’ya gideceksin. Seçim yapman gerek 1’den mi gideyim 2’den mi gideyim. Ama 2 şansın var zaten. 2 yol var seni mutlu sona ulaştıracak ve sen bir tanesini karalıyorsun. Göreve geldiğin günden bugüne kadar da 1 tane kupa almışsın. Bu talihsiz bir açıklama. Mantığı da yok. Tahmin ediyorum sonraki günlerde yaptığı bir açıklama vardı. Bir yanlışımız olduysa özür dileriz tarzı. Herhalde bunu da kattı içine diye düşünüyorum.

 

Uğur Sever: Aslında Ziraat Türkiye Kupası hakkında genel bir algı var. Zamanında Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’da bu konuda çok sitem etmişti.

 

Dünya’daki en çok para kazandıran kupalardan biri Ziraat Türkiye Kupası. Tuhaf olan Türk kulüplerinin verdiği maç başı paralar

 

Serkan Korkmaz: Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım aynı sezonun başında Ziraat Türkiye Kupası’na, statüsüne, kazanılan paralara laf etti. Sonra biz argümanları koymak durumunda kaldık. Çünkü hakikaten çok enteresan bir durum vardı. Dünya’daki en çok para kazandıran kupalardan biri Ziraat Türkiye Kupası. Tuhaf olan Türk kulüplerinin verdiği maç başı paralar. O demeç de çok tuhaftı. Ben Ziraat Türkiye Kupası’nda Ahmet’i, Mehmet’i oynatınca ona verdiğim maç başı parayı kazanamıyorum. Yani? Ziraat Türkiye Kupası sana az para kazandırmıyor sen çok tuhaf futbolculara çok fahiş paralar veriyorsun. Ama aynı sezonun sonunda finalde Galatasaray’a yenildikten sonraki demeci aynı sezonda çok enteresandı. Dedi ki dün gece uyuyamadım, o kupayı alabilmek için cebimden 5 milyon lira şimdi bende veririm. Niye kötü bir şey olsunki kupa? Zaman zaman da kurumlarının çıkarlarına politik demeçler verebiliyor kulüp yöneticileri. Zaman zaman belki de fazla ciddiye alıyoruz. Ama şu kadarını söyleyeyim, bu konudaki bilinç yapılan bu talihsiz açıklamalardan dolayı daha da bir pekişti. Yani aslında Aziz Başkan’ın o gün yaptıklarına, Fikret Başkan’ın bugün yaptıklarına toptan bakıldığında sizin gibi genç arkadaşlar neyin ne olduğunu kolaylıkla anlayabiliyorlar. “Aaa ne kadar fahiş paralar kazanıyor Türkiye’ye gelen futbolcular, aaa ne kadar önemli bir şey kupa kazanmak.” diyorlar.Ziraat Türkiye Kupası ne kadar önemli bir şey. Açık kanaldan, Cizre’den maç izleniyor. 7 yiyen takımın teknik direktörü bize teşekkür etti. 7 gol yedi adam ve maçın sonunda bize teşekkür etti. Bu şehri tanıttığınız, buraya geldiğiniz ve buradaki futboldan tüm Türkiye’yi haberdar ettiğiniz için A Spor canlı yayın ekibine, A Spor kanalına, patronlarınıza teşekkür ederim dedi. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Ligde ise ortam çok daha kızgın geçiyor. Ziraat Türkiye Kupası’ndaki bu yıl yaşanan derbi biraz o yüzden canımızı sıktı. Çünkü Ziraat Türkiye Kupasının atmosferi hiçbir zaman öyle değildi. Bunun içinde biz bir çaba harcıyoruz ama futbolun tüm paydaşları da çabamıza katılırsa çok daha güzel şeyler olacak hatta o güzel şeyler lige de yansıyacak diye düşünüyoruz.

 

 

Uğur Sever: Geçen sezon yaptığınız bir programda kulüplerin futbol dışındaki branşlarda daha az yatırım yapmalarına rağmen başarılı olduklarını belirttiğiniz için “Futbol şubeleri kapatılmalı” diye bir açıklama yapmıştınız. Bu konu hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz?

 

Serkan Korkmaz: Voleybol ve basketbol futbol etkisinde olsa şu anda futboldaki bütün yöneticilerin ya da futbolu sahiplenen bütün kulüp yöneticilerinin istifa etmesi lazımdı. Basketbol ve voleybolun gölgesinde kaldılar teknik olarak. Açıkçası başarısız branşlar sürekli borç batağındalar, kulüplerin kasalarındaki paralar uçuyor ve başka ülkelerin kasalarına konuyor. Ve bunlar yapılırken en iyi ihtimalle şuursuzlukla yapılıyor. Daha da kötüsü pek çoğumuzun şüphelendiği gibi iyi niyetli düşündüğümüz bir şuurla yapılıyor. Buna da bir dur demek lazım. Futbol şubeleri kapatılsın biraz maksadını aşmış bir laf olabilir ama futbol şubeleri kapatılsın demek futbol oynamasınlar demek değil. Futbol şubesinin başında muhtemelen bir galerici ya da bir iş adamı oluyor zaten. Otelci, inşaatçı… Futbol şubesini futbol adamları ya da profesyoneller yönetsinler. Futbol adamları derken  illa bir eski futbolcu  futbol şubesinin başında milyar doları yönetsin demiyorum. Bunların hepsi son derece profesyonel, akademik işler. Bazı futbolcu arkadaşlarımızın vizyonları yetse de eğitimleri yetmeyebilir.

 

 

Uğur Sever: Spor Toto Süper Lig’e bakacak olursak, bu sene işler epey garip gidiyor. Beşiktaş, en yakın rakibinin 2 puan önünde lider durumda. Keza her ne kadar kulübün içi kazan gibi kaynıyor olsa da Galatasaray ve Fenerbahçe de bu yarışın içinde. Son haftalarda form grafiği oldukça yükselen bir Trabzonspor’un yanı sıra, geçen sezonu mumla arayan Osmanlıspor ve Torku Konyaspor da işin cabası. Genel olarak bu sezonki ligi nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca, futbol anlamında, seyir zevki anlamında Türkiye Ligi’ni Avrupa’nın diğer ligleriyle karşılaştırdığınız zaman ne düzeyde görüyorsunuz?

 

Serkan Korkmaz: Başakşehir’i ayırmak istiyorum. Birkaç yıldır gelen istikrarlı sonuçların ardından Başakşehir bu yıl üzerinede koyarak bir örnek koydu ortaya. Çok mütevazı sayılardan geldiler. BozBaykuşlar’dan şimdi giderek tribündeki seyirci sayısını arttıran takım haline geldi. Herkesin takdir ettiği bir takım haline geldi. İyi de futbol oynadı. Çok da kolay değil bu kadar dişli rakiplerle mücadele etmek. Şampiyonluğu tabi ki bir peri masalı hikayesi olur, Leicester gibi bir şey olur. Ama doğrusunu söylemek gerekirse benim açımdan çok beklendik değil. Adebayor transferiyle biraz “Aaa acaba olabilir mi?” dediğimi de itiraf edeyim. Yani Adebayor bir Eto’o etkisi yaratırsa Başakşehir’i şampiyonluk ipini göğüslerken görebiliriz. Türkiye’deki futbolun kalitesi birbiriyle çok alakalı farklı sebeplerden dolayı çok iyi değil gibi görünüyor. Oysa ki Türkiye’deki futbolcu, teknik adam kalitesi çok iyi, statlarımız artık çok güzel ama zeminlerimiz bir türlü belirli bir standardı yakalayamadığı için sanki statlarımızın o güzelliğinin meyvelerini toplayamıyoruz. Hakemlerimiz çok fazla faul düdüğü çalıyor. Oyun çok duruyor. Akıcı ve seri bir oyun oynanamıyor. Futbolcularımız, futbolcuya dayalı sistem  ağırlıklı yönetilen kulüpler yüzünden çok ciddi antrenman yapmıyorlar ve bu yüzden çok tempolu maçlar izlemiyoruz.

 

İngiltere Premier Liginde 14. ile 12.’nin yaptığı maçta tribünler dolu oluyor. Ya da bir alt liginde gene tribünler dolu oluyor. Çok tempolu ve zevkli maçlar oynanıyor. Ama futbolcu kalitesine baktığımızda hakikaten abarttığımız tipte oyuncular olmadığı, aslında hiçbirimizin kendi tuttuğumuz takımda görmek istemediğimiz tipte oyuncularla bunu yaptıklarını görüyoruz. Zeminleri güzel, tribün dolu, az duran bir maç ve atletik kapasiteleri yüksek, koşan, tempolu oynayan oyuncular. Aslında özeti bu. Tabi ki City’de ki muhteşem bir kadroyu, United’ı kast etmiyorum ama ligin geri kalan takımlarıyla dönen maç senaryosundan bahsediyorum. Acilen tribünleri doldurmalıyız, zeminleri düzeltmeliyiz, hakemlerimizi ciddi bir oryantasyondan geçirmeliyiz. Futbol basit bir oyun, onu zevkli hale getirmek de çok zor değildir tahminen. Kulüplerimiz dernekler statüsünde yönetilen, iş adamlarıyla yönetilen kulüpler olduğu için futbolcuya dayalı sistem olması kaçınılmaz. Bir süre sonra futbolcu şeyi idrak ediyor başkanla arası iyiyse sıkıntı yok. Kendini kurtarıyor. Futbolcuya dayalı sistem olunca teknik direktörde futbolcuya ipleri kaptırmak zorunda kalıyor kim olursa olsun. İsterse Avrupa’nın isim yapmış teknik direktörü olsun. Bir süre sonra o da bu sisteme ayak uyduruyor. Kötü antrenman yapılıyor, tempo kaybediliyor temposuz kötü maçlar izliyoruz. Onu nasıl değiştiririz? E o da kulüp yapılarının değişmesi ile olur. Tamam, kolay değil ama at ile deve de değil. Bir şeyler yapmak lazım. Sorun bir şeyler yapılmaması. Çok önemli bir yayıncı kuruluş geldi lige. Global bir marka ve ne yapması gerektiğini bilen ve bunu deneyimlemiş bir yayıncımız var ve bu Türk futbolu için bir fırsat. Biraz daha süreçleri hızlandırmamız lazım.

 

 

Salih Çakman: Genelde genç Türk futbolcuları eleştirirken futbolcuları suçluyorlar.  Futbolcularımız kendini geliştiremiyor, gelecek vaadeden statüsünde kalıp bir üst seviyeye geçemiyorlar gibi eleştiriler geliyor. Ama şöyle önemli bir fark var. Erken yaşta yurt dışına giden futbolcularımız çok önemli seviyelere geliyorlar. Örnek verecek olursak Çağlar Söyüncü gittiği ilk sezonda performansıyla dikkatleri üzerine çekti keza Enes Ünal iyi bir performans gösteriyor. Tam tersi bir örnek ise zamanında şampiyonlar ligi performansıyla herkesin konuştuğu, Alves’in önünde gördüğü Gökhan Gönül Türkiye’de kalıp sıradan bir bek olurken Alves dünya çapında bir bek oldu. Sizce futbolcuların yetişmemesinde ana problem kulüplerin ve federasyonun yeterince profesyonel olmaması mı yoksa futbolcular mı? Siz ne düşünüyorsunuz?

 

Transfer çok cazip, sistem ona çalışıyor

 

Serkan Korkmaz: Çok ironik bir şey. Kulüplerin ve Federasyon’un yeterince profesyonel olmaması kesinlikle çok önemli. Profesyonellik dediğinde akla ne geliyor? Sözlükteki tanımı para karşılığı çalışan insan. Meselenin de, kulüplerin çok büyük bütçeleri olması ve bu paranın insanların kendi parası olmadan harcanabilen paralar olması olduğunu düşünüyorum. Burada illa niyet polisliği yapmayalım. Niyet polisliğinin ötesinde bir şeyden bahsediyorum. Kendinin olmayan bir parayı harcamak ve sadece bir mali genel kurulla, kalkan 50-60 el ile ibra edilmek. Buradaki temel problem paranın büyüklüğü ve dernekle statüsünde yönetilen kulüplerin bu paraları doğru kullanamaması. Temel problem bu. Çünkü o para seni transfer yapmaya teşvik ediyor. Transfer yaptığında hem kahraman oluyorsun hem gazeteler senden kahraman gibi bahsediyor hem taraftar sadece getirdiğin futbolcuyu değil seni de omzuna alıyor hem de iş hayatın açılıyor. Çok iyi niyetli bir yönetici de olsan, kulübün parasına zerre zeval getirmesen bile herkes seni alkışlıyor. Bir nevi kabul gören erkek çapkınlığı gibi bir şey. Aslında kötü bir şey yapıyorsun ama seni alkışlıyorlar. Kağıt üstünde kötü bir şey gözüküyor, kulübün parasını harcıyorsun. En iyi ihtimalden bahsediyorum, işin hırsızlık boyutundan değil. Pardon da bizim kulübün bu parayı harcama lüksü var mı ? Biz bunu sonra nasıl ödeyeceğiz ?Tamam gazeteler seni kahraman yaptı, Maradona’yı getiren adam oldun. Maradona da geldi oynadı. Taraftarın da sevgilisisin. İyi de Maradona’nın parası yüzünden bu sene Avrupa Kupaları’na gidemedik. Transfer çok cazip, sistem ona çalışıyor. Hem medya, hem taraftar zaten yönetici dünden razı. Kim yılda 1 Milyon Euro verecek bir alt yapı tesisine? Türk futbolcusunun bir suçu falan yok. Sistem sorun. Bir an önce kulüpler yasası çıkmalı. Bir an önce kulüplerin harcadığı paralar denetlenmeli. Gelirlerin arttırılması başka bir konu. Bence gelirler fena değil. Bizim sorunumuz giderler ile ilgili. Futbolcu yetiştirmek kimsenin işine gelmiyor.

 

 

Uğur Sever: Avrupa Ligi’nde 3 takım ile devam ediyoruz. Temsilcilerimizin durumunu, tur şansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Serkan Korkmaz: Son birkaç haftadır çok tuhaf bir iklim var Türk futbolunda. Hakemler, makemler… İnşallah Beşiktaş ve Fenerbahçeli yerli-yabancı futbolcular kendilerini buradaki hakem standartlarına, kamuoyu standartlarına göre ayarlamamışlardır. Mod olarak kendilerini Avrupa Kupası moduna geçirebilmişlerdir umarım. Çünkü biliyorsunuz neler yaşadık. Umarım Türkiye standartlarına göre davranmazlar çünkü çok üst seviye maçlar bunlar. Gruptan çıkılmış, şubat ayındayız. Bu seviyede 3 takımla olduğumuzu siz hiç hatırlıyor musunuz? Benim bir endişem bu. Ama Fenerbahçe, Beşiktaş hatta Osmanlıspor kırmızı kart falan görürse abuk subuk şeyler yaşanırsa sorun yaşayabiliriz. İnşallah temsilcilerimiz o farkı anlıyordur. Benim endişem bu.

 

 

Uğur Sever: Süper Lig’de yaşanan hakem hataları sizce neyden kaynaklanıyor? MHK ve TFF arasında yaşanan bir kopukluk olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

Salih Çakman:  Ben bir ekleme yapmak istiyorum. Bugün haftanın hakemleri açıklandı. Çok uzun süredir görev almayan 2 hakem (Fırat Aydınus ve Barış Şimşek) geçen hafta testleri geçti ve bu hafta ilk fırsatta ikisinede görev verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Serkan Korkmaz: Şaşırtıcı ama bu atamayı yapanların mutlaka bir bildiği vardır. Bizim hakemliğimiz kendini dış dünyadan soyutlamış bir alt kültür. Öncelikle biraz sosyalleşmeleri lazım. Onlara tavsiyem biraz daha futbol, Türk futbolu dediğimiz marka ve unsurlarıyla daha iç içe gelmeleri. Bunlar hakem, bu insanlar iletişimden de anlamak, iletişim stratejisi, politika, diplomasi bilmek zorunda değiller. Ama şurası kesin ki artık daha entegre olmak zorundalar, Türk futbolu denen şeye. 4-5 tane kıymetli abimiz oturmuşlar hakemlikle ilgili dolayısıyla Türk futboluyla ilgili çok etkileri olan kararlar alıyorlar.

 

Hakemler oyunun bir parçası, 5. forma

 

Formula 1’de Michael Schumacher, David Coulthard, JackVilleneuve vardı benim çok yoğun takip ettiğim dönemlerde. Ama bunlar önce Formula 1 pilotudur. Ferrari pilotu değil. Önce Formula 1 pilotu olmak diye bir şey vardır hayatta. Formula 1’inde hakemleri var. Formula 1 hakemi olmak diye bir şey var, Formula 1 teknisyeni olmak diye bir şey var. Takımlar arasında transfer oluyorsun. Sen artık o ligin malısın. Ve o markanın altındasın. Üst kimlik yani. Süper lig futbolcusu, hakemi, antrenörü üst kimliklerini insanlara anlatmamız lazım. Hakemlerimiz kendi fanusları içerisinde nevrotik bir hayat sürüyorlar. Buna ya onları biz ittik ya da onlarda buna biraz sebebiyet verdi. Suçluyu aramayı bırakalım. Gelsinler hep beraber kardeş kardeş TFF’nin öncülüğünde bazı kararlar alınsın. Atıyorum hakemlerin eğitimi hakemlere bırakılmasın,hakemlerin eğitim süreçleri Fatih Terim’e bırakılsın veya MHK kulüpler birliğine bağlansın. İşin içinde olsunlar hep beraber olunsun. NBA hakemleri gibi SuperBowl hakemleri gibi olsunlar. Oyunun bir parçası. 5. forma. Bizim o kurguyu bir an önce hayata geçirmemiz lazım. Hakemleri sistemin içine biz alalım. Onlar sisteme çıkmaya niyetli olsun. Hiç değiller arkadaşlar ben, federasyonda çalıştım. Federasyonda HİF hakemliği (Herkes için Futbol Hakemliği) diye bir şey vardı. Ne o? Mesela ben babayım çocuğumun sınıf takımının teknik direktörlüğünü yapıyorum. Maçları da başka bir veli yönetiyor. Öteki sınıfın hocası da başka bir veli. O HİF hakemliği TFF’nin eğitim dairesindeydi. Hakemler onu ısrarla, kavgasını falan vererek geri aldılar. Halkla hakemliğin arasındaki buzları eritebilecek çok sempatik bir sosyal sorumluluk projesi diyebileceğimiz bir şeydi HİF hakemliği. Onu da bünyelerine aldılar ve o da çok antipatik bir şey haline geldi. Bu kadar kapanmaları gerçekten doğru değil.

 

 

Uğur Sever: Beşiktaş-Fenerbahçe maçını örnek verecek olursak tribünlerinden tutun oyuncularına kadar belki de bu kadar agresif olmalarının sebebi yöneticilerin, başkanların veya üst kademe insanların yaptığı açıklamalar. 25-30 sene önce Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında böyle bir derbi oynanacak deseler hiçkimse inanmaz. Sizce bu ortamın oluşmasına sebep olanlar yöneticiler mi? Yoksa taraftarlar mı?

 

Akvaryumdaki koşullar akvaryumdaki her türlü balığı olumsuz etkiliyor

 

Serkan Korkmaz: Bende tribünden gelmiş birisiyim. En suçlu profil kuşkusuz yöneticiler ve spor medyası. Taraftarda artık çok masum değil. Çünkü akvaryumdaki koşullar akvaryumdaki her türlü balığı olumsuz etkiliyor. Ama ben taraftarlardan bir bilinç sıçraması bekliyorum yakın zamanda. Özellikle Galatasaray taraftarında gözlemlediğim bir şey var. Bu para pul işleri sakız oldu. Sizin bütün yaşınıza mal olmuştur.  Galatasaray’da hep mali sorunlar falan patlamıştır. Bu kadar yılın üstüne o konuda oluşmuş bir taraftar kültürü var. “Ağabey biz bu adamı aldık ama onu satsak kâr edemeyiz” falan filan. Biraz aydınlanma görüyorum o konuda. Mesela başka bir konuda Beşiktaş taraftarında bilinçlenme var. Ama genel itibariyle hep bir vukuat çıksa da hep beraber eğlensek kültürüne dönüştü sosyal medya üzerinden. Benim dikkatini çekmek istediğin, takıntılı olduğum bir konu var. Normal hayattaki kuralların sosyal medyada da geçerli olması gerekiyor. Sen sahte isim, sahte fotoğraf kullanıyor olabilirsin. Olmadığın biri gibi davranıyor olabilirsin. Ama buna rağmen bana hakaret edemezsin. Bu bir suç. Sen bunu sokakta maskeli, sahte kimlikle yapınca yine suç. Burada da suç. Bunun bir suç olduğunu çok yakın zamanda çok büyük bedeller ödenebileceğini öncelikle bir sorumluluk duygusuyla söylemeliyim. Organize bir suça alet olduğunu hatırlatmak zorundayım. Çünkü orada birileri bir şeye karar veriyor. O karar vericiler çeşitli hesaplar veya kişiler aracılığıyla bir şeyi köpürtüyorlar. “Ya bu Serkan Korkmaz’da hep Galatasaray’ı eleştiriyor canım…” Onun yazdığı cümle bu ama onun arkasından “Ben o Serkan Korkmaz’ın ta… , senin işte taaa ben bilmemneni…” İlk cümle o değil ama onu yapan adam kendisini sıyırtacak şekilde onu beceriyor. Fakat olayın organize olduğunun ortaya çıkması sandıkları kadar zor değil. Fakat en sonunda kanun önünde suçlu duruma düşen 17-18 yaşındaki çocuğumuz da “Abi özür dilerim’e” geliyor filmin sonunda. Ortada çok büyük bir suç var oysaki. “Abi özür dilerim.” Tamam, özür dile ama ben sana kötülük yapıyorum seni bağışlayarak. Neye alet olduğunu bilmiyorsun. Hoop kulüplerin borcu 3.5 milyar. Senin susturduğun adam senin adına konuşmaya çalışıyor. Sana ne? Senin paran mı? Hayır senin paran. Tabi ki banane. Ben transfer haberi verip izleniyorum nasılsa. Ama öncelik; toplumsal çıkarsa, ben bu ülkeye yapılan her transfere laf ederim arkadaş. Zaten %90’ı başarısız transferler. Yanılma payım bu kadar düşükse ve bu refleksim toplum lehineyse yapmaya da devam ederim.

 

 

 

(YASAL UYARI: Bu röportaj kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

 

Etiketler: /


ZİYARETÇİ YORUMLARI
  1. Aydın KÖSE dedi ki:

    Bu güzel ekibi tebrik ediyorum. Heyacaninizi ve işinizi sevmenizi taktir ediyorum, güzel bir iş olmuş…

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım