Kramponlupisagor -

Lig Radyo’nun sevilen spor yorumcusu Ilgaz Çınar ile keyifli bir röportaj

Lig Radyo’nun sevilen spor yorumcusu Ilgaz Çınar ile keyifli bir röportaj
  • 21.02.2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Sever: Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız ?

 

Ilgaz Çınar: 1973 Ankara doğumluyum.Ankara’da özel bir ilkokulda okudum daha sonra ise Galatasaray Lisesi’ni kazandım.Sporla ilgilenmem özellikle Galatasaray Lisesi sayesinde oldu ama çocukken de Ankaragücü maçlarına giderdim.İlk hangi büyük takımın maçına gittin diye sorarsan,rahmetli dedem beni  Galatasaray-Beşiktaş Cumhurbaşkanlığı Kupası maçına götürmüştü. Hiç unutamıyorum o maçı 2-0 Galatasaray kazanmıştı fakat benim en unutamadığım olay iki takım taraftarının rakip takımları tribünlere çağırıp alkışlaması olmuştu. Daha sonrasında ise Ankara’ya hangi büyük takım gelse gitmeye çalıştım.Esas futbol aşkım ise daha önce söylediğim gibi Galatasaray Lisesi’nde okuduğum zamanlarda başladı.O dönemlerde üç büyük takım da maçlarını İnönü Stadı’nda yapıyordu ben de kaçıp her hafta sonu maça gidiyordum doğruyu söylemek gerekirse.

Hiçbir zaman spor medyasına girmek gibi bir düşüncem yoktu.Bir gün tanıdıklarım beni Alem FM’den Lig Radyo’nun genel yayın yönetmeniyle tanıştırmak istediler.Giray Güngör ile görüşmeye gittim. Bana ‘’Ne yapabilirsin?’’ diye sordu.Ben de bu işe meraklı olduğumu söyledim.O dönemlerde de menajerlik yapan ağabeylerimiz için futbolcu izliyordum.Oradan da futbola hakimiyetim vardı.Giray Güngör Ağabey de anlattıklarımı olumlu buldu ve beni Mehmet Ayan’la(Şu andaki Alem FM/Lig Radyo Genel  Yayın Yönetmeni) tanıştırmak istedi.Onunla da anlaştıktan sonra önceleri ücretsiz olarak çalışmaya başladım.Yaklaşık 1.5 yıl boyunca hafta sonları ‘’Dakika Skor’’ programına gittim.Daha sonra ise Mehmet Ayan bana teknik masada durmam için bir teklif yaptı fakat ben kabul etmedim çünkü kendimi körelteceğimi düşündüm.Bir gün Ali Ece’nin bizden ayrılma durumu oldu onun yerine ise kadrolu olarak ben çalışmaya başladım.Bu şekilde işe başlamış oldum.Şans faktörü işin içinde fakat  en önemlisi bizim bu işe emek harcamamız.

Ben program yaparken Sevgili Fırat İşbecer‘le de Cüneyt Kaşeler program yapıyordu.Bir gün kendi programımı yaparken Cüneyt Kaşeler’i benim Galatasaray Saatime davet ettim.Biz o gün tesadüfi bir şekilde program yaptık daha sonra ise Mehmet Ayan yanımıza gelip,’’ Siz bundan sonra beraber program yapacaksınız’’dedi.O günden beri birlikte radyo programı yapıyoruz.Bu işte birlikte geçirdiğimiz 5. senemiz.

Bize bu mesleğin yolunu açan ve bize her fırsatta şans veren Mehmet Ayan’a çok teşekkür ederiz. Bir şekilde bu radyo varsa, program yapabiliyorsak bu Mehmet Ayan sayesindedir.

 

 

Doruk Boyacı: Özellikle Türk Futbol Medyasına baktığımızda futboldan uzak yorumlar yapıldığını görüyoruz. Siz bu yorumların dışına çıkarak futbolu teknik, taktik ve daha farklı açılardan yorumluyorsunuz. Televizyonlarda bu tür yorumcuları gördüğünüzde neler hissediyorsunuz ? Bu konu hakkında düşünceleriniz neler ?

 

Ilgaz Çınar: Futbol çok farklı bir şey.Herkesin bu oyuna yorumu farklı olabilir. Biz kendimizin iyi olduğunu iddia edebiliriz fakat başka kişiler için yeterince iyi olmayabiliriz.Duruma farklı açıdan bakmak lazım. Belki de televizyondaki kişilerin yaptıkları yorumlar karar vericiler tarafından daha önemlidir. Ben bir maçı iki kere izlerim. İkinci izleyişimde taraftar kimliğimden sıyrılarak maçı analiz etmeye çalışırım. Radyo programı yapmamızın avantajlarından biri de bu. Anında tüketilecek bir şey sunmuyoruz. Maçların ertesi günü yayında oluyoruz ve bu yayınlara kendi fikirlerimizi net aktarabilmek için hiçbir gazeteye veya köşe yazısına bakmadan giriyoruz.Biz Cuma günleri haftanın programını ele aldığımız zaman sadece büyük takımlar hakkında yorum yapmıyoruz , ligdeki tüm takımları değerlendirip ardından hepsinin maçlarını takip etmeye çalışıyoruz. Örneğin Kayserispor Galatasaray’ı mağlup ettiğinde, ”Galatasaray neden kaybetti ?” sorusunu değil de ”Kayserispor nasıl ve neden kazandı ?” sorusunu soruyoruz.Bu durum ilk başta büyük takım taraftarlarının hoşuna gitmiyor ancak bizi düzenli olarak dinleyen kişiler sene sonunda ‘’Evet siz bu işi tarafsız biçimde ve hakkıyla yapıyorsunuz’’ diyor.Bizim de ödülümüz bu.

 

 

Uğur Sever : Bizlere Türkiye Ligi’ni fizik,mücadele ve kalite anlamında değerlendirebilir misiniz ? Ligimiz sizce bazı yorumcuların dediği gibi Avrupa’nın en iyi 5 liginden biri mi ?

 

Ilgaz Çınar :Kesinlikle değil.Yayın İhalesi olarak belki ilk 5 sırada olabiliriz.Fakat bu durum Türkiye’de oynayan yerli veya yabancı oyuncuların suçu değil.Türkiye’de karar vericiler yani kulüpler ve yöneticiler profesyonellerle çalışmıyorlar.Kafalarına göre transfer yapıyorlar ve bunu yaparken de belli menajerlere bağlı kalıyorlar.Bunu söylerken Türkiye’deki scout ekiplerinde hata bulmuyorum.Onlar ellerinden geldiğince çalışıyorlar fakat onların emeklerinin boşa gitmesi bizi rahatsız ediyor.

Dünyada futbol artık bambaşka bir noktaya geldi.Takımın durumunun analiz edilmesi daha sonrasında tespit edilmesi,tespit sonrasında da tedaviye girişilmesi gerekiyor.Tedavi ise araştırma,bulma ve geliştirmeye dayanıyor.Yetiştirme konusunda ise daha geniş kapsamlı düşünüyorum.Yetiştiricilik sadece kulüplerin alt yapısı değildir. Aynı zamanda TFF 1.,2. ve 3. Ligler de bu görevi görebilir.Fakat buralara verdiğimiz değer nedir bunu da sorgulamalıyız.

Biz hep iyi örneklerde Hollanda Futbolundan bahsederiz. Karşı çıkanlar ise 16 milyon nüfuslu bir ülke ile 75 milyon nüfusu olan bir ülkeyi karşılaştırmamızın hata olduğunu söylerler.Bence kıyaslanabilir.16 milyon Hollanda için kalabalık bir nüfustur,75 milyon ise Türkiye için. Önemli olan bu coğrafyada doğru hamleleri yapıyor olmaktır.

 

 

Doruk Boyacı: Avrupa Futboluna geçecek olursak size Conte’yi sormak istiyorum. Juventus’un temellerini attı ve klasik İtalyan oyunu olarak nitelendirebileceğimiz üçlü savunmayı  Chelsea’de deniyor ve oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak Conte ve bu sezonki Chelsea hakkındaki yorumlarınız nelerdir ?

 

Ilgaz Çınar: Conte ile alakalı Emre Özcan’ın yazısınız referans alarak konuşacağım. Antonio Conte’nin İtalyan Futbolu ve üçlü Savunma üzerine 42 sayfalık bir bitirme tezi var.Genel olarak baktığımızda her sezon başında dörtlü savunma ile başlayıp sonrasında başarısız olunca üçlü savunma oyununa dönen bir Conte var. Bu sezon özelinde de Arsenal’e kaybettiği maç sonrasında üçlü savunmaya dönüş yaptı.Teknik direktörler öncelikle kendi kafasındaki planı deneyen eğer olmazsa da master planlarına geçen futbol insanlarıdır.Fakat üçlü savunma elindeki oyuncu grubuna bağlı olarak oynanabilecek bir kurgu.Her oyuncu grubuyla oynamak mümkün değil.Bunun yanında oyuncularını bu kurgu için ikna etmek de çok önemli. Chelsea’nin üçlü savunma kurgusunda stoper oynayan bir Azpilicueta görüyoruz.Bu da Conte’nin başarısının ardındaki en büyük sırdır.

Bu kurgu ve başarı önümüzdeki sezon devam edebilir mi ? diye sorarsınız,kesin bir şey söylemek imkansız.Çünkü futbolda artık her taktiğin bir panzehiri bulunuyor. Barcelona bile çözülmüş durumda, bunu gösteren teknik direktör Jose Mourinho’dur.Real Madrid’in teknik direktörlüğünü yaparken Barcelona ile oynadıkları bir Kral Kupası Final Maçı vardır.O maçta Real Madrid 2-0 kaybetmesine rağmen Barcelona’nın oyununu tamamiyle çözmüş ve onları zor durumda bırakmıştır.

 

 

Uğur Sever: UEFA geçtiğimiz dönem ‘’Avrupa’nın Gelmiş Geçmiş En İyi 10 Teknik Adam’’listesini hazırladı ve bu listede Guardiola’ya yer vermedi.Guardiola’nın futbol piyasasında yeni diyebileceğimiz bir teknik direktör olduğunu kabul ediyoruz fakat kazandığı başarılar ve teknik taktik anlayışıyla bu listede yer alması gerekmez miydi? Guardiola sizce de başarılı bir hoca mı ve Manchester City’deki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ilgaz Çınar: Öncelikle UEFA bu listeyi neye göre belirledi ona bakmak gerekiyor.Bu yapılan listeler çok tartışılır listelerdir.Değerlendirme yaparken baz alınan istatistikler çok önemlidir.Belki de UEFA bu listeyi hazırlarken takımın başında kalınan süreye baz aldı.Ben futbolu değerlendirirken rakamlara çok önem vermiyorum doğruyu söylemek gerekirse.Yani istatistikler benim için ikinci plandadır.

Öncelikle Guardiola çok başarılı bir teknik adam.Tahmin edilemez olarak sayabileceğimiz birkaç teknik adamdan birisi. Bayern Münih’te de bunu birçok maçta bize kanıtlamıştı.Örnek vermek gerekirse Şampiyonlar Ligi’nde Juventus eşleşmesini söyleyebiliriz.

Manchester City dönemine gelirsek bu senenin bir deneme senesi olduğunu düşünüyorum.Guardiola takımın başına gelmeden önce Manchester City yöneticileriyle yaptığı toplantıda takımı ilk seneden tamamiyle değiştirmek istemediğini birkaç transferin yeterli olduğunu söyledi.Bunun sebebi bu sene bir şeyleri denemek istemesiydi.Şu anda duruma bakarsak şampiyonluk şanslarının neredeyse hiç kalmadığını söyleyebiliriz fakat seneye durumların değişmeyeceği garanti değil.İyi transferler ve iyi bir kurguyla Guardiola seneye çok başarılı bir sezon geçirebilir.

 

 

Doruk Boyacı:  Galatasaray’ın 2012 sezonunda hem ligde hem Avrupa’da Ünal Aysal ile başlayan bir yükselişi vardı. Günümüze baktığımızda ise hem başarı anlamında hem de mali tablo anlamında Galatasaray taraftarı o sezonları arıyor.Şu andaki mali tabloya baktığımızda bunun sorumlusu Ünal Aysal mıdır? Yoksa daha sonraki yönetimlerin sportif başarısızlıklarında bu negatif mali tabloyu bahane olarak kullanmaları mı ?

 

Ilgaz Çınar:Ünal Aysal başkanlık yaptığı süreçte ortaya bir vizyon koydu.Fatih Terim’i tekrar teknik direktörlüğe getirmesiyle,yapılan transferlerle vs. Daha sonrasında ise oluşan tabloda bence sorumlu Ünal Aysal değildir. İlk geldiğinde Ünal Aysal’ın söylediği bir söz vardı, ‘’ Ben futboldan anlamam, anlayanları işin başına getiririm.’’ diye. Bu sözden yola çıkarak değerlendirirsek bir profesyonel gibi düşünen Ünal Aysal, Türk Oryantalizminin kurbanı oldu. O dönemde Ünal Aysal’ın etrafında toplanan ve kendi istedikleri oyuncuları, antrenörleri getirmeye çalışan kişiler Ünal Aysal’ın kötü döneminin başlamasına neden oldu.Mancini döneminde devre arasında yapılan transferlere bakarsak bir saçmalık olduğunu görebiliriz. Örneğin, Mancini’nin Manisaspor’da oynayan Oğuzhan’ı tanıması çok düşük bir olasılık. ‘’Bu oyuncuları takıma kim getirdi ?’’ diye sorduğumuzda ise kimse sorumluluk kabul etmiyor.Kısacası Ünal Aysal’ın futbola dair CEO’su kimse bu durumdan o sorumludur.

 

 

Uğur Sever: Günümüzde futbol ortamı öyle bir hale geldi ki Fenerbahçeli ve Galatasaraylı olan çok yakın iki arkadaş bile oturup futbol konuşamıyor. Bir şekilde kavgaya, tartışmaya dönüşüyor. Ülkemizde böyle bir futbol ortamı varken, çok iyi bir Fenerbahçeli olan Cüneyt Kaşeler ve çok iyi bir Galatasaraylı olan siz birçok insana örnek olabilecek bir şekilde yıllardır mükemmel programlar yapıp, örnek olabilecek şekilde tartışıyorsunuz. Aslında herkesin böyle olması gerekirken, sizce neden çoğunluk kavga eden tarafta?

 

Ilgaz Çınar: Bizim içimize düşmanlık tohumlarını yöneticiler ekiyor, bilmeden ekiyorlar. Çünkü yöneticiler her başarısızlıkta kendileri sorumluluğu almak yerine sorumluluğu başkalarına yıkmayı çok seviyorlar. Nazi Almanya’sının yükselişi de bu şekildedir. Bilim adamlarının yaptığı bir araştırma vardı. İnsan beyninde R noktası diye bir nokta var. Oraya basarlar. Seni düşünmeye sevketmez. Mesela Fenerbahçe maçını kaybettiği zaman sen oturup da Fenerbahçe neden kaybetti diye tam düşünmeye başlayacakken çat yönetici bir açıklama yapar, yöneticinin açıklamasının üstüne basın atlar ve olay bambaşka bir yere gider ve kendin istemesen de sende zihinsel olarak oraya kayarsın. ”Abi biz her şeyi yaptık da hakem golü vermedi”, ”Üzerimize oyunlar oynanıyor” veya ”x kulübün yöneticileri bir şey yapmış biz bu yüzden başarılı olamadık” gibi…

Karar vericiler, yöneticiler varya bizim oraları bir sarsıp sallayıp kendisine getirmemiz gerekiyor ama mevcut dernekler yasası ile olmaz bu iş. Bizim Cüneyt Kaşeler ile bir önerimiz var. Kulüplerin artık satılması, sahip yönetimine geçmesi gerekiyor. Gönüllülük esasıyla gelen her yönetici başarısızlığı başkalarına yüklediği müddetçe biz bu ülkede ne yönetici bazında ne de rakip takım taraftarı 2 dost arasında bu huzuru sağlayamayız.

 

 

Doruk Boyacı:Spor Toto Süper Lig’e bakacak olursak, bu sene işler epey garip gidiyor. Beşiktaş, en yakın rakibinin 2 puan önünde lider durumda. Keza her ne kadar kulübün içi kazan gibi kaynıyor olsa da Galatasaray ve Fenerbahçe de bu yarışın içinde. Son haftalarda form grafiği oldukça yükselen bir Trabzonspor’un yanı sıra, geçen sezonu mumla arayan Osmanlıspor ve Torku Konyaspor da işin cabası. Genel olarak bu sezonki ligi nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Ilgaz Çınar: Doğruyu söylemek gerekirse ben bu sene Başakşehir’in şampiyon olmasını istiyorum. Ligde diğer takımlara göre daha iyi planları olan 2 kulüp var bence; Osmanlıspor ve Başakşehir. Belli bir düzende işlerini yapmaya çalışıyorlar. Bir şey hep tartışılır. Başakşehir, Büyükşehir Belediyesi’nden geldi de şöyle oldu böyle oldu… İşte Osmanlıspor’un arkası var falan. Orayı bir unutun. Yaptıkları transferlere bakın. Osmanlıspor neredeyse boş atmıyor transferde. Regattin gibi çok önemli bir oyuncu geldi. Eylül ayındaki France Football’a vermiş olduğu demeçte, Fransız muhabir ”çok şaşırdık nasıl neden tercih ettin Osmanlıspor’u” diyor. Regattin, ”tesisleri ve plan-projeleri beni çok etkiledi” diyor. Tabi Türkiye’de bu çok gündem olmadı. Başakşehir, bir planı var mı ?var. Abdullah Avcı yıllardır orada. Transferlerini eleştirebiliriz ama başarılı oluyorlar mı? Oluyorlar. Abdullah Avcı planı nasıl açıkladı? Ben ilk yıl savunmayı öğretmek zorundaydım, 2. yıl savunmadan hücuma doğru evrilmeye başladık, 3. yıl da artık bunu daha da ileriye taşıyoruz, oyun fikrimizi, oyun felsefemizi değiştiriyoruz dedi. Bu sebeplerden dolayı ben başarılı olmasını istiyorum.

Beşiktaş’a, Fenerbahçe’ye, Galatasaray’a bakınca yöneticiler biz herşeyi yaptık bundan sonrası teknik direktörün futbolcuların işi diyor. Profesyonel futbol böyle değil artık. Herkesin her kararda elini taşın altına sokması gerekiyor. Sadece para verip biz futbolcu aldık demekle olmuyor. Dick Advocaat gelmeden önce aldınız futbolcuları ne olacak şimdi? Sen gidip scout ekibine sormadan Serdar Azizi aldın.  Böyle bir iş olabilir mi? Beşiktaş Kulübü Başkanı diyor ki ben gidip uzak ülkelerde, soğuk ülkelerde, kuzeyde 4-5 maç izledim. Bu senin işin değilki. Everton Koeman ile anlaştığı zaman, Everton’ın bir sahibi var bir de başkanı var. Onları karıştırmamak lazım. Everton kulüp başkanı dedi ki yıllardır benimde içinde bulunduğum yaşlanmış bir scout ekibimiz vardı. Koeman ile masaya ilk oturduğumuzda ne istiyorsun diye sorduğumuzda Koeman’ın tek cevabı oldu. Ben bir futbol direktörü istiyorum. Ve bizde oturduk düşündük evet artık buna ihtiyaç vardı. Everton tarihinde ilk defa bir futbol direktörü getirdi.

 

 

Doruk Boyacı: Avrupa Ligi’nde devam eden temsilcilerimizden hangi takımı daha şanslı görüyorsunuz ve daha çok hangi takım ilerleyebilir? (İlk maçlar oynanmamıştı henüz)

 

Ilgaz Çınar: Krasnodar’ın uzun süredir maç yapmaması sebebiyle tabiki Fenerbahçe’nin şansı var. Geçen seneki Lokomotiv maçlarını hatırlayalım. Fenerbahçe harika bir futbolla geçti turu. Hapoel Beer-Sheva biraz kapalı kutu. 2-3 maçını izledim ama 2-3 maç ile bir görüş elde edemezsin. Beşiktaş daha şanslı gibi gözüküyor kağıt üstünde. Tabi ki ilk maçta çok büyük bir dezavantajları da var. Aboubakar cezalı, Beck yok, Adriano yok. Osmanlıspor’un kadro kalitesinin esasında çok iyi olduğunu düşünüyorum ama turu geçme konusunda en şanslı Beşiktaş’ı görüyorum sonra Fenerbahçe sonra Osmanlıspor.

 

 

Uğur Sever: Klopp ve Guardiola’nın oyun sistemleri Almanya Ligi’nde büyük etki yaratabilmişken, Premier League’de sizce neden ikisi de beklentilerin altında kaldı? Aynı konuyu bir başka çerçeveden değerlendirecek olursak, Conte sezon başında denediği yeni sistem başarısız olunca kendi sistemi olan 3’lü savunma sistemine geçip Premier League’idomine etti. Halihazırda iki farklı pencereden bu duruma baktığımızda, sizce kendi taktiğini uygulama ve kabul ettirme anlamında Conte’yi, Klopp ve Guardiola’dan ayıran farklar neler?

 

Ilgaz Çınar: Esasında ayıran fark şu. Conte’nin elinde bulunan grup Conte’nin dediklerini yapmaya daha yatkın bir grup. Çünkü Liverpool’da kim vardı Benteke vardı mesela. Klopp Liverpool ile ilk anlaştığı zaman benim radyoda söylediğim bir laf vardı. Benteke bu takımda oynamaz. Klopp oynatmaz. Çünkü Klopp’un futbola yaklaşımı, Klopp’un oynatmak istediği futbol ile Benteke örtüşmüyor. Mesela Benteke Türkiye’ye gelsin her sene MarioGomez etkisi yaratır. Ama Klopp’un oynatmak istediği o hızlı, akışkan, değişken gerekirse asimetrik gerekirse ne olduğunu senin anlamadığın ama sahadaki futbolcuların ve Klopp’un anladığı bir futbol kurgusu var Klopp’un. Tabi burada teknik adam esnekliğinden de bahsedebiliriz. Mesela JurgenKlopp çok esnek bir adam değil gibi. Almanya’da yaşayan bir dostum, çok değerli bir futbol adamı olan Alpay Canhoroz şunu söylemişti ”Jurgen Klopp iyi havaların, güzel havaların kaptanı.” Yani denizde gemi biraz sallanmaya başladı mı o dümenin hakimiyetini hemen sağlayamayabilir. Mesela bir Mane neleri değiştirdi. Mane’nin boşluğunu doldurmalarını beklerken dolduramadılar.

Guardiola’nın kendi oynatmak istediği futbol şuanda oyuncu grubuna uyuyor mu uymuyor mu bilmiyoruz. Bir Agüero krizide yaşıyorlar. Gabriel Jesus gelmeseydi tekrar Agüero ile oynayacak mıydı oynamayacak mıydı bilemiyoruz. Çünkü Manchester City’nin Pellegrini’den kalan bir oynama alışkanlığı var. Sıfıra in, geriye çıkart, Agüero veya orta sahadan ekstra gelen birisi tamamlasın. Guardiolada ben böyle oynamak istemiyorum esasında daha farklı bir oyun oynamak istiyorum diyor. Ben hala bu işi Conte’nin daha iyi ikna ettiğiyle açıklayabiliyorum kendi adıma.

 

 

Uğur Sever: İtalya Ligi’nde Juventus son 5 sezondur şampiyon oluyor. Bu sene de emin adımlarla üst üste altıncı şampiyonluklarına doğru koşuyorlar. İtalya Ligi’ndeki bu tek takım hegemonyası bizlere 2001-2008  Fransa Ligi’ndeki Lyon hegemonyasını hatırlatıyor.  Sizce bu tip hegemonyalar bahsettiğimiz liglerin seyir zevkini ve futbol kalitesini ne ölçüde etkiliyor?

 

Ilgaz Çınar: Etkilemiyor. En azından beni etkilemiyor. Ben Atalanta’yı izlemekten, Gasperini’yi izlemekten keyif alıyorum. Fiorentina’nın üçlü savunma oyunu çok hoşuma gidiyor. Veya Napoli ve Sarri. Şimdi Juventus ligi domine ediyor diye ben oturup da “Napoli maçını niye izleyeyim ya?” demem. Sarri’nin çok sevdiğim bir lafı var, zamanında ona hocası söylemiş, eğer sana birisi gelip de sana 4-2-3-1 falan diye futbol konuşuyorsa futboldan anlamıyordur. Ben de inanmıyorum. 4-4-2 sistem değildir. 3-5-2 çıkarttı takımı falan diyorlar. 3-5-2 değil. Sadece sen gördün ve öyle çıktılar ama öyle değil. Oyunu bambaşka aslında. Adam Gabbiadini’yi satıyor Southamptn’a. Harika oynuyor. Neden sattın diye de kimse bir şey demiyor. Değerini bulmuş demek ki. Sarri belki de Gabbiadini iyi santrafor ama bakalım benim sistemime uyacak mı diye düşünüyordur. Şimdi Insigne’ler, Mertens’ler bambaşka ve harika bir oyun oynuyor Napoli. Beşiktaş maçında izledik. Savunmayı öne çıkartıp orta sahada almış olduğu pozisyonlar muazzam adamlar. Teknik direktörlerin futbola kafa yormasıyla alakalı. Biz artık sadece futbol takımı izlemiyoruz. Esasında  teknik direktör zekasına da hayran olarak izliyoruz.

Bunu Türkiye’de deneyenler var mı? Var. Biz aşağılamayı çok severiz. Her ne kadar başka işleri tartışılsa da Hikmet Karaman. Başarılı oluyor mu olamıyor. Deniyor mu denemiyor. Yapıyor bir şeyler. Bu adamlara sabır göstermek lazım. Sabır gösterirken de UEFA A lisansını al, adamları zorlamalıyız. En büyük hatamız teknik direktör zorlayamamamız. Eleştirdiğin anda sen daha iyi mi biliyorsun diyorlar. Teknik direktörlük, takımını hazırlamaktır. Biz var olan şeyin üzerine Avrupa’daki futbolu süzgeçten geçirip ne olabileceğine dair fikir üreten insanlarız. Ama genel olarak İtalya Ligi izlenmeyecek bir lig değil. Sassuolo diye bir takım izliyorsun. Dybala’lı Palermo’yu izliyorsun. Atalanta’yı saydık, Napoli’yi saydık. Tabi Milan laboratuvarının etkisini kaybetmesiyle biraz düşüşe geçti. Hep aynı oyuncularla, yanlış transfer politikaları onlar da anladı. Ama tabi İtalya futbolunu Inter ve Milan üzerinden değerlendirdiğimiz için öyle düşünüyoruz. İzlemiyoruz, kolaya kaçıyoruz.

Juventus’un sportif direktörü açıklama yapmıştı 3 hafta önce falan. “Biz Dünya’nın 1 numarası olmak istiyoruz.” dedi. Eskiden 80-90 milyon euro veremezdik derdi ama şimdi verebiliyoruz dedi. Adam Pogba’yı bedavaya alıp, 100 milyon euro’ya sattığı için bunun rahatlığıyla konuşuyor. Juventus, artık bonservis ödemeden oyuncu alıyor. Türkiye’de bonservis bedeli  olmayanoyuncu almak “Bu da şimdi küçük takımdan.” derler. Öyle değil halbuki. Önemli olan senin işine yaraması.

 

 

Doruk Boyacı: Biraz da Türk futbolcularının bir üst seviyeye geçememe sorunu hakkında konuşmak istiyorum. Örnek verecek olursak, bir tarafta Liverpool’a galibiyet golünü atıp, o dönemlerde ligde Beşiktaş adına adeta fırtınalar estiren Serdar Özkan, keza Aykut Kocaman döneminde Fenerbahçe formasıyla Avrupa Ligi’nde birçok maça çıkıp ardından 2 sezonluğuna Roma’ya kiralanıp, şimdi ise beklentilerin epey altında kalan Salih Uçan gibi örnekler varken, bir tarafta sorumuzun başında belirttiğimiz olan o üst seviyeye geçememe sorununu yaşamamış olan Enes Ünal ve Çağlar Söyüncü var. Sizce bu üst seviye sorununu yaşayan oyuncularla, yaşamayan oyuncuların arasında ne gibi farklar ve bu farklar neden ve nasıl oluşuyor?

 

Ilgaz Çınar: Oyuncu ailelerinden de kaynaklanıyor. Türkiye’de Cüneyt Kaşeler’in de kullandığı bir cümledir bu, tanımlamadır daha doğrusu : “Türkiyede aileler artık çocuklarına Milli Piyango bileti gözüyle bakıyorlar.” Futbolcu oldu mu hayatınızı kurtardık diye bakıyorlar. Çok büyük bir yanlış. Bizim Türkiye’de edindiğimiz bazı alışkanlıklar var. Bundesliga’da ligin 3. veya 4. haftasında Freiburg’un 3-0 veya 4-0 kaybettiği bir maç vardı. Çağlar Söyüncü 11 başladı. Hoca, 46. dakikada oyundan aldı Çağlar’ı. Biz burada ilk bakışta “Çağlar sıçtı, teknik direktörü oyundan aldı.” Diye düşündük. Gerçeğine baktığımızda hem Çağlar boyutu hem de Freiburg teknik direktörü incelenmesi gerekiyor. O maçtan sonra ne olmuş? Maç bitti. Soyunma odasında takım. Teknik direktör Çağlar’ı çağırıyor ortaya. Diyor ki : Çağlar kusura bakma. Tüm hata benim. Benim seni bu maçta oynaman için zorlamamam lazımdı özür dilerim diyor. Hafta içine dönün. Hafta içi Freiburg’un stoperlerinde sakatlık var. Çağlar da o sırada hasta ve serum tedavisi görüyor. Freiburg teknik direktörü Çağlar’a sadece bu maçta oynayabilir misin diye soruyor. Adam bunu Alman olarak düşünüyor. Normalde hazır olmayan bir oyuncudan alması gereken cevap oynamam hocam olması lazım. Fakat biz Türkiye’de yıllarca şunu yücelttik. Tekmeye kafa soktu, kendini parçala, hocam nerede görev verirse versin oynarım diyen bir oyuncu grubu yarattık. Fedakarlığın ne kadar yüce bir şey olduğunu anlattık. Normal şartlarda Çağlar oynayamam dese oynamayacaktı ve Çağlar o 3 gole neden olan hataları yapmayacaktı. Çünkü Çağlar fizik olarak hazır değildi.

Mesela Elmander. Necati Galatasaray’a geldikten sonra Mersin İdman Yurdu maçı vardı. 20. dakika falan Elmander, Mersin İdman Yurdu kalecisi önünde pozisyon oldu. Kendini yere bıraktı. Sakatlandı. Sağlık ekibi geldi, Elmander değiştirin dedi. Oynayamam dedi niye oynayayım diyor. Oynarsa hem eksik oynayacağını hem de takıma zarar verdiğini düşünüyor. HalbukiElmander o maçta oynayıp Galatasaray’a galibiyeti getirseydi ama 8 hafta oynayamayacak durumda olsaydı, kimse sakatlığından bahsetmeyip ne kadar adam gibi adam olduğundan bahsedecekti. Alt yapı derken de altyapıdaki 15-16 yaşındakilerin vermiş olduğu eğitim değil. Oyuncunun ailesinden aldığı kültürle de alakalı. Oyuncuya oynayamayacaksan oynama demesini bilmeli.

 

 

 

(YASAL UYARI: Bu röportaj kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

Etiketler: /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım