Kramponlupisagor -

Türk futbolunun efsane kalecilerinden Ömer Çatkıç ile keyifli bir röportaj

Türk futbolunun efsane kalecilerinden Ömer Çatkıç ile keyifli bir röportaj
  • 06.03.2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Sever: Profesyonel futbolculuk kariyerinizde Eskişehirspor, Gaziantepspor, Gençlerbirliği, Bursaspor, Antalyaspor gibi takımlarda forma giyip, 500’ün üzerinde maçta forma giydiniz. Türk Milli Takımı ile Dünya Kupası’na ve Konfederasyon Kupası’na katıldınız. Böylesine tecrübeli bir kaleci olarak neler hissediyorsunuz?

Ömer Çatkıç: Lig tarihinin en fazla forma giyen kalecilerinden biri olmak güzel bir duygu. 20 yıl bu işi yaptım. 15-16 yıl Süper Lig’de oynadım aralıksız. Gerçekten çok keyifliydi. Yaptığım işi çok seviyordum. Bazı kaleciler vardır, küçük yaşlarda santrafordur mesela sonradan kaleye geçer. Ben safkan bir kaleciydim. 10 yaşında mahalle arasında oynarken bile kaleye geçmek istiyordum. O yüzden çok severek yaptım bu işi.

 

Uğur Sever: Büyük takımlarda oynamamanıza rağmen, Milli Takım formasını 19 kez giymeyi başardınız. Hatta Milli Takım kaptanlığı bile yaptınız. Günümüzde, bu anlamda size benzer durumda olan bir Volkan Babacan söz konusu. Aslında o da daha önce Fenerbahçe’de forma giydi ancak Milli Takım kariyeri Başakşehir’e gitmesinden sonra başladı. Bunu hele Türkiye gibi bir ülkede başarmak sizin için bir gurur olsa gerek. Geriye dönüp baktığınızda bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz ve sizin gibi durumda olan genç kalecilere önerileriniz neler?

Ömer Çatkıç: O yıllarda özellikle Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ın sahip olduğu kaleciler dışında Milli Takım’da oynamak çok zordu. Özellikle bir Rüştü efsanesi ile aynı döneme gelmek hem şanstı hem şanssızlıktı. Rüştü, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi kalecisiydi. O yıllarda mesela ilk Milli Takım’a seçildiğim zaman 1 yıl sürekli izlendim ve o 1 yılın sonunda çağırıldım. Ama şimdi gençler için birçok şey daha kolay. Gençlere önem veriliyor. İyi bir performans gösterdikleri zaman hemen Milli Takım’a çağrılabiliyorlar. Eğer Milli Takım’a çağrılmıyorlarsa oturup düşünmeliler. Bu kadar gençlere önem verilen bir zamanda Milli Takım’a çağrılmıyorlarsa yaptıkları bir yanlış vardır ve onları düzeltmeleri gerekiyor.Şu an 2. ligden bile kaleci alınabiliyor, her maç izlenebiliyor ve ulaşılabilme artık daha da kolaylaştı.

 

 

Uğur Sever: Dolu dolu ve çok parlak bir kariyere sahip olmanız teklifleri de ister istemez beraberinde getirmiştir. Türkiye’den herhangi bir büyük takımdan ya da Avrupa’nın herhangi bir kulübünden transfer teklifi aldınız mı?

Ömer Çatkıç: O zamanlar Gaziantepspor’da oynarken, menajerim Wolfsburg’dan bir teklif getirmişti. Wolfsburg’un yaşlı bir kalecisi vardı. Lig bittikten sonra önce gel, yedek kaleci ol, sonra kaleye geçersin dediler. Ama o zamanlar Gaziantepspor ile UEFA Kupalar’ı oynadım, Milli Takım’a gidiyordum. O teklifi o zaman kabul etmedim ama şimdiki aklım olsa tabi ki teklifi kabul ederdim. Ama gençken o şekilde düşünmedim. Sonra Beşiktaş ile bir anlaşmam oldu. 2004’te Gaziantepspor’dan ayrıldım, Beşiktaş’la anlaştım. Hatta Milli Takım ile Avustralya’ya gitmiştik, dönüşte de imza atacaktım ama dönemin Türkiye Milli Takım teknik direktörü Ersun Yanal ona konuyu açtığımda “Sakın imza etme bence.” dedi. “Orada Cordoba var, oynayamazsın, Milli Takım’a da gelemezsin” dedi.  Bana mantıklı geldi o zaman o anlattığı. Ben de Gençlerbirliği’ne transfer oldum. O şekilde bir görüşmeler oldu.

 

Uğur Sever: Gençlerbirliği-Antalyaspor maçında çok talihsiz bir gol yemiştin. 2011-2012 sezonunda. Hatta o golden sonra herkes geri pas olup olmadığına karar veremediğin için o golü o şekilde yediğini düşünüyor. Keza yine Antalyaspor-Beşiktaş maçında Guti’den gerçekten çok enfes bir gol yemiştin. Bütün bu golleri düşündüğünde yediğin en güzel ve en komik gol hangileri?

Ömer Çatkıç: Sol kanattan oyuncu topu çıkarttığı zaman bir anda döndüm ve Deniz’in ayağıyla topa müdahele ettiğini düşündüm. O an kararsız kaldım. “Topu elime alsam hakem geri pas mı verecek, topu elimle alayım mı almayayım mı” derken topu tutmuş oldum. O an beyin ile vücut arasında böyle bir uyumsuzluk oldu. Bir anda topu elimden atarak kaleye gitmesine sebep oldum. Yorumcuların dediği hakikaten doğruydu. Orada bir kararsız kalmam, o golün olmasına sebep oldu. Guti’den yediğim gole gelecek olursak kaleyi çok açık bırakmıştım, orta yapacağını düşünmüştüm. O da onu fark etti. Ben saha içerisinde biraz uyanık davranmayı seven bir kaleciydim. Kalecinin biraz sezgileriyle karar alması lazım. Bazen bu gol olarak sonuçlanıyor ama bazen de bir golü kurtarmanıza sebep oluyor. O zaman da o şekilde kendime avantaj sağlamaya çalıştım. Orta yaparsa çıkıp topu daha kolay alabilirim diye düşünmüştüm ama Guti de bunu fark etti ve bunu kullanarak golü attı.

 

Uğur Sever: “Brezilyalı bir yazarın “File Bekçisi” adında bir kitabını okumuştum. Belki sen de duymuşsundur. Brezilya’da kalecilere çok büyük önem verilir ve adeta onların takımın birer beyni olduğu söylenir. Bu yüzden saha içerisinde de kaleciler kutsaldır derler. Tüm hatlarıyla kalecilik, nasıl bir şey? Gerek özgüven anlamında, gerek refleks anlamında, gerek psikoloji anlamında gerekse de oyun anlamında nasıl bir şey? Kastettiğim, kaleciliğin farklı bir psikolojisi var derler. Taktik kısmından da önce psikolojik anlamda nasıl bir duygu kalecilik?

Ömer Çatkıç: Bence bu zamana kadar benim duyduğum kaleciyi en iyi tarif eden insan Sunay Akın’dır. Kaleciyi şöyle tarif eder: “Sahadaki 10 futbolcunun ona sırtını döndüğü ama onun asla kimseye sırtını dönmediği adamdır” der. Gerçekten çok doğru. Yalnız olduğu konuşulur ve o da kesinlikle doğru. 20 tane oyuncu o üç tane kale direğinin içine topu atmaya çalışıyor ama karşılıklı 2 adam bunu engellemeye çalışıyor ve 20 futbolcu bunu yapmak istiyor, tribünlerde izleyen insanlar da o topun 3 direk arasından girmesini istiyor ve o 2 insan da bunu engellemek için çırpınıyor. Mutlaka güçlü olmanız gerekiyor. Eğer lider olmazsanız, kendinize güveniniz olmazsa istediğiniz kadar yeteneğiniz olsun kaleciliği yapma şansınız sıfır. Mutlaka o baskı altında eziliyorsunuz ve en iyi performansınızı ortaya koyamıyorsunuz. 20 yılda bunu çok net bir şekilde gördüm. Çok yetenekli kaleciler de vardı ama o baskıyı kendi lehlerine çeviremedikleri için başarılı olamadılar. Sırlamaya koyacak olursak yıllar içinde kalecilerin özellikleri çok değişti. Önce çizgide çok iyi olanlar, yan topu iyi olması gerekenler, çabuk olması gerekenler, uzun boylu olması gerekenler vesaire. Şimdi ise artık sadece tutan kaleciler yetmiyor. Mutlaka topu oyuna iyi sokan kaleciler de lazım. Eğer bu ikisini bir arada yaparsanız Dünya çapında, bütün Avrupa takımları tarafından istenen bir oyuncu olursunuz. Şu an için bunun en iyi örnekleri Navas, Ter Stegen, her ne kadar eleştirilse de Bravo, bu anlamda resmi asılacak kişi olan Neuer şeklinde sıralanabilir.

 

Salih Çakman: Günümüzde bazı teknik direktörler oyun kurucu kaleci ya da libero kaleci kavramını ortaya attılar. Örnek verecek olursak Guardiola, sırf bu yüzden City’nin efsane kalecisi Hart’ı gönderip, yerine Bravo’yu aldı. Keza bu oyun kurucu veya libero kaleci anlamında Neuer örneğini çok net bir şekilde verebiliriz. Sence bir kaleci oyun kurmalı mı? Türkiye’de, özellikle yerli kalecilerde oyun kuramama sıkıntısını neye bağlıyorsunuz?

Ömer Çatkıç: Joe Hart’ı bile istemedi. İstediğin kadar reaksiyonun çok iyi olsun ama benim 10 numaram kalecidir dedi. Ben hep bunu anlatmaya çalışıyorum. Artık futbol değişti. Oyun kurucular artık kaleciler oldu. 10 numaralar başka bir iş yapmak zorunda.

 

Salih Çakman: Joe Hart demişken şöyle bir soru sorayım. Manchester City sezon başında iyi bir kaleciden vazgeçip, teknik bir kaleci aldı. Bravo’yu Barcelona’da iken çok beğenmiyordum. Bu sezon Manchester City formasıyla da çok hatalı goller yedi. Belki de Joe Hart kalsa daha az pas yapan ama lidere daha yakın veya lider olan bir Manchester City olacaktı. Sizin oyun görüşünüze göre iyi bir kaleci mi teknik bir kaleci mi daha önemli şu an?

Ömer Çatkıç: İkisi de olmalı artık yetmiyor.

 

Salih Çakman: Ama bir elin parmaklarını da geçmiyor ikisine sahip olan kaleci sayısı…

Ömer Çatkıç: Artık üst düzey teknik adamlar bu ikisini de istiyor. Bu ikisi olmazsa benim kalecim olamazsın diyor. Ben artık kalecinin başka bir boyuta gittiğini düşünüyorum. Sadece tutan kaleci dönemi bitmiştir. Mutlaka oyuna topu iyi sokan bir kaleci bulmak zorundasınız. Bizim ülkemiz daha bunun farkında değil. Bizim ülkemizi şöyle örneklendirebiliriz: Matbaa icat oldu ama hala ülkemize gelmedi. İtalya Ligi bile artık ceza sahasında stoperin biri bir kenarda diğeri bir kenarda oyuna öyle başlıyorlar. Bizim ülkemizde bu işi yapabilecek Fabri var ama Beşiktaş takımı bile hala aut atışlarını %50-%50 uzun kullanıyor. Düşen topu alıp oradan atak yapmaya çalışıyor.

 

Salih Çakman: Bizde şöyle bir sorun var aslında. Fenerbahçe’den örnek vereyim. Birisi sıkışınca kaleciye dönüp, kaleci uzun oynasın anlayışı var. Ama Manchester City, Barcelona gibi takımlar pres yiyince, kaleciye dönüp üçgen kuruyorlar, oradan pasla çıkartıyorlar topu.

Ömer Çatkıç: Aynen, tabi. Yani PSG-Barcelona maçı en iyi örnek. PSG’nin ya 2. ya 3. golünde, golün başlangıcı kaleciden oldu. Pasla başladılar hem de baskı vardı. Oradan 4 tane 5 tane pas yaparak kaleye geldiler. Artık futbol bu.

 

Salih Çakman: Peki sizce bu yerli kalecilerdeki oyun kurma sıkıntısı oyuncudan mı kaynaklanıyor yoksa antrenörlerden mi kaynaklanıyor? Çünkü Volkan hakkında bir şey söylemek istiyorum. Volkan antrenmanlarda bazen röveşata golleri atıyordu, bazı oyuncularla teknik konularda yarışlar yapıyordu ama böyle bir oyuncu aut atışlarını taca atıyor.

 

Ömer Çatkıç: Kesinlikle antrenörle alakalı. Eğer onu antrenör istemezse kalecinin yapabileceği bir şeyi yoktur. Çünkü onu çalışmak gerekiyor. Kaleci için “Ben bugün maçta topu olumlu kullanacağım” diye bir şey yok. Ona göre diğer oyuncuların da pozisyon alması gerekiyor. O zaman farklı bir oyun başlangıcı yapabilirsiniz. Mesela Antalyaspor-Başakşehir maçında bir gol yemişti Ferhat. Geri pas yaptılar, kaptırdılar, gol oldu. Ben orada şunu söylemiştim: Tamam Ferhat hata yaptı ama stoper oyuncuları topu arkaya geri pas veriyor, sırtı dönük, vursun diye bekliyorlar. Böyle yaparsan kaleci hata yapar. Sen başka bir opsiyon oluştur, ondan sonra kaleci hata yapar mı yapmaz mı o zaman gör bakalım. Ama bizim ülkemizde hep kolaya kaçılıyor.

 

Uğur Sever: Türkiye’de bir kaleci yetiştirme sorunu var mı? Örnek verecek olursak, bu konuda en sıkıntı yaşamayan kulüp Fenerbahçe. Rüştü’lerden, Serdar’lardan, Volkan’lara uzanan bir yerli kaleci skalaları vardı. Ama örneğin Galatasaray’ın son yıllarına baktığımızda, Taffarel, Mondragon ve Muslera hegemonyasını görüyoruz. Keza Beşiktaş’ta, Cordoba vardı. Sizce büyük takımların da diğer küçük takımların da yerli kaleci yetiştirememe sorunu nereden geliyor?

Ömer Çatkıç: Geriye gidersek ilk kapıyı açan Galatasaray’da Simovic’ti. Simovic’in başarılı olması hep daha yabancı kaleci tercih edilmesine sebep oldu. Sonra Fenerbahçe’de Rüştü ortaya çıktı ve çok uzun yılları kapattı. Tercih meselesi aslında ve döneminde bulduğunuz kalecilere bağlı. O dönem Simovic’ten sonra uzun yıllar Galatasaray kaleci bulamadı ve mecbur Taffarel ile o sorunu hallettiler. Sonra Taffarel’den sonra Mondragon. Sonra da Muslera’ya döndüler. Ben o dört kaleciyi de şöyle ayırabilirim. Tamam, Muslera ve Mondragon kupa kazandırdı ama Simovic ve Taffarel bir ekol oldular. O yıllarda yapılan kalecilikler ceza sahası içindeydi ama Simovic ceza sahası dışına çıkar, o topu uzaklaştıran bir kaleci profili gösterirdi. Modern kaleciliğin başlangıcı oldu belki de. Şimdi de artık kalecilere sadece uzaklaştırma, o topu olumlu kullan diyorlar. Simovic o yıllarda ceza sahasına çıkarak bir libero gibi oynadı. Sonra gelen Taffarel o oyunu daha da geliştirdi. Topu olumlu kullanmaya başladı. Mondragon ile Muslera bunu yapamadı. Onlar daha çok ceza sahası içerisindeki yapmış olduğu kurtartışlarla takımına katkı sağladılar.

 

Uğur Sever: 2002 Dünya Kupası’nda bütün takım bir ölüm tehlikesi atlattı. Hatta sonrasında Hasan Şaş’ın anlattığı şeyler hala aklımızda. Siz o esnada ne yaptınız, neler hissettiniz?

Ömer Çatkıç: Korkunçtu. Uçak giderken bir anda aşağı irtifa kaybetti. Sonra hep uçakta yazar 750 mil ile gider der ama kimse hissetmez. Biz o zaman 750 ile gittiğimizi hissettik, sarsıntı oldu. Kötü bir dönemdi. Pilotun yaptığı açıklamayla hava akımından dolayı mecbur burnunu aşağı kırdığı şeklindeydi. Ondan sonraki hayatımızda da her uçağa bindiğimizde o aklımıza gelmiştir. Mutlaka o içimizde bir yara bıraktı.

Uğur Sever: Ligde Beşiktaş, en yakın rakibinin 4 puan ilerisinde. Galatasaray ve Fenerbahçe’ye büyük bir puan farkı attılar. Keza Başakşehir’in ilginç bir çıkışı söz konusu. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın aynı anda bir anda dibi görmesi sizin de malumunuz. Genel olarak Süper Lig’in bu sezonu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Ömer Çatkıç: Doğru planlama yapan takımlar, mutlaka başarılı olurlar. Bunun bir gerçeği, Beşiktaş takımı. Fenerbahçe de Galatasaray da o kadro planlamasını yapamadılar sezon başında. Bir bakıyorsunuz stoperde istedikleri o katkı olmadı. Tamam, durduran ama oyun kuramayan bir stoper hattı vardı Fenerbahçe’de. Skrtel de Kjaer de aynı tip stoperler. Orta saha oyuncuları Advocaat daha çok mücadele eden oyuncular kullandı, üreten oyuncular kullanmadı. Ama Beşiktaş daha dengeli bir takım. Hem stoperleri o işi daha iyi yapabiliyor, hem bek oyuncuları, hem orta saha oyuncuları. İlk yarı kanatlarda problemleri vardı, Babel ile onu hallettiler ve daha iyi hale geldiler. Alt sıralarda ise o sorun hep devam ediyor. İlk sezon başında o doğru kadroyu kurmadıkları için mecbur devre arası iş işten geçtikten sonra bir sürü oyuncu katarak kadrolarına o problemi çözmeye çalıştılar. Kayserispor, doğru oyuncuları kadrolarına kattı ama diğer takımlar o takviyeleri yapamadıkları için sorun devam ediyor. Ama ligin sonuna kadar orada bir mücadele devam edecek gibi görünüyor.

 

Salih Çakman: Avrupa’nın büyük liglerinde son 10 yılın şampiyonlarını gösteren bir istatistik gördüm. Bizim ligimiz hariç her ligde birden fazla 2 yıl üst üste veya daha fazla şampiyon olan takımlar var. Bizim ligimizde sadece Fatih Terim’in Galatasaray’ı var son 10 yılda üst üste 2 yıl şampiyon olmuş takım. Şampiyon olmasına rağmen ondan önceki sezonlar daha kötü olan takımlara şampiyonluk kaptırmış takımlar var. Sizce bu ligimizin kalitesinden dolayı mı yoksa yönetimlerin kalitesizliğinden mi kaynaklanıyor?

Ömer Çatkıç: Yönetimlerin işi bilmemesi kesinlikle. Avrupa’da mesela kulüp başkanı ve yöneticiler iş adamlarıdır. Ama aynı kendi iş dünyalarındaki gibi o işin uzmanına bırakırlar. “Ben kulüp başkanı oldum, futbol transferlerini ben yapacağım.” demezler. Bir sportif direktör getirirler ve bütün planlamayı ona yaptırırlar. Oyuncuyu o alır, teknik adam seçimini o yapar. Başkan karar vermez. Başkan sadece kulübe projeler üretir. Ama bizim ülkemizde başkanlar kendi iş dünyalarında işi uzmanına bırakıyorlar ama futbola geldiği zaman konu “Ben bilirim, ben istediğim oyuncuyu alırım, ben de bu işten anlıyorum.” şeklinde oldukları için Avrupa ile olan mesafemiz açılmış durumda.

 

Soru-Cevap

Futbol oynarken yaşadığın ve unutamadığın en komik anın: Avsturya’da kamptaydık. İç yan bağımdan sakatlandım. Ondan sonra ertesi sabah doktora gideceğiz MR’a. Sabah kalktım, kahvaltı salonu var, kahvaltı salonunda Corn Flakes yedim. Doktorla lobide buluşacağız. Orada fenalaştım, herhalde ölüyorum dedim kendi kendime. Kimse de yok salonda. Dedim ki yukarı çıkayım da en azından orada birisini bulurum. Merdivenlerden tam böyle yukarı çıkıyorum. Gücüm de bitti ama. En sonunda bıraktım orada kendimi. Yurtdışındayız tabi yardım edin desem kimse anlamayacak. En son “Help me” diye bağırmaya başladım. Lobide birisi var, görür diye düşündüm. Sonra görmüş hemen birileri. Kulüp doktoru da kapıda bekliyormuş. Hemen koştu yanıma geldi, ayaklarımı havaya kaldırdı. Tansiyonum düşmüş. Bir de en kötüsünü yapmışım. Kan akışı ayaklara gidiyormuş, vücuttaki aşağı doğru gittiği için iyice kan çekilmiş. Çok komikti, belki ölebilirdim merdivenden düşsem.

 

Seni en çok zorlayan forvet: Çok isim veremem ama 20 yıl boyunca o kadar çok oyuncuyla karşılaştım ki ama bir isim vermem zor olur. Mesela Hagi bana gol atamadı o ilginçtir. Alex çok gol attı ama bana. Hatta Gençlerbirliği’nde oynarken 4 tane penaltı kurtardım o sene. Kadıköy’e geldik, Fenerbahçe ile maçımız var. Alex de o sezon tüm penaltıları gole çevirmiş. Kamera bir beni çekiyor, bir onu çekiyor. Bir tarafta 4 penaltı kurtarmış kaleci, diğer tarafta penaltı kaçırmamış bir futbolcu. Maçın hakemi Cüneyt Çakır, Fenerbahçe lehine 2 tane penaltı verdi. Alex ikisini de gole çevirdi ve rekor kırmamı engelledi. Alex hakikaten çok özel, zeki, kurnaz bir oyuncu. Alex’e karşı üstünlük kuramadım ama Hagi’ye karşı bir üstünlük kurdum.

 

Kazandığınız için en sevindiğin maç: Dünya Kupası’ndaki Çin maçı. Dünya Kupası oynamak çok önemliydi ve Çin maçını kazanarak bir üst tura çıkmıştık. O anlamda çok sevinmiştim.

 

Bireysel performans anlamında oynadığın en kötü maç: Gaziantepspor forması giyerken Sakaryaspor’a karşı bir maç oynamıştık. 4 gol yemiştim, oyundan çıkartmıştı hoca, yerime giren oyuncu da 2 gol yemişti. (Gülüşmeler) Kötü bir gündü.

 

Yediğin en güzel gol: Çok vardır ya. Guti’nin golü mesela benim hatamdı. Necati’nin vardı bir tane. Gençlerbirliği’nde oynarken ben, Galatasaray forması giyen Necati uzaktan bir gol atmıştı.

 

Yediğin en talihsiz gol: Gençlerbirliği-Antalyaspor maçında yediğim gol

 

Antrenmanda Ömer Çatkıç ‘…’dır: Antrenman başlamadan önce çalışmaya başlayan ve antrenman bittikten sonra çalışmaya devam edendir, ‘çalışkandır’.

 

 

 

(YASAL UYARI: Bu röportaj kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

Etiketler:


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım