Kramponlupisagor -

Mhk başkan adayı olduğunu açıklayan eski hakem Halil İbrahim Dinçdağ ile keyifli bir röportaj

Mhk başkan adayı olduğunu açıklayan eski hakem Halil İbrahim Dinçdağ ile keyifli bir röportaj
  • 20.03.2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Uğur Sever: Klasik bir başlangıç yapalım. Neden hakemlik?

Halil İbrahim Dinçdağ: Güzel soru. Ben 10 yıl kadar futbol oynadım. 18 yaşıma geldiğimde küçük bir bel fıtığı rahatsızlığı geçirdim. O sakatlıktan sonra da futbol oynamaktan biraz çekindim. Futboldan kopmak istemediğim için 1995 yılında Trabzon’da açılan hakemlik kursuna başvurdum. Hatta çocukluğumdan beri hayalim maç spikeri veya futbolcu olmaktı. Futbolculuk olmadı. 1994’te lisede okurken radyo programcılığına başladım yerel bir radyoda. Maç spikerliği olmadı ama radyo programcılığı oldu.  1995 yılında ise hakemliğe başladım ve aralıksız 14 yıl hakemlik yaptım.

 

Uğur Sever: Öncelikle futbol merakınızdan başlayalım istiyoruz Halil Bey. Bu futbol merakı, herkes gibi sizin de çocukluğunuzdan mı geliyor?

Halil İbrahim Dinçdağ: Çocukluğumdan başladı. Sokak aralarında akşama kadar top oynardık. Annemiz babamız bizi eve zor götürürdü. Radyoda maçlar dinlerdim. Futbol oynamayı, izlemeyi, dinlemeyi çok severdim. Futbol aşkı oradan başladı. Halen de devam ediyor.

 

Uğur Sever: 2009’da TFF tarafından hakemliğinize son verildi. O süreci bizlere anlatabilir misiniz? Hakemliği bırakmanıza gerekçe olarak gösterilen belgeler nelerdi? Bildiğimiz kadarıyla, TFF sizin isminizi vermese de bu olay nasıl oldu da isminizin bu kadar çabuk sızdırılmasına yol açtı?

Halil İbrahim Dinçdağ: 2007 yılında askerliğe çağırıldım. Sürekli tecil ettiriyordum. Son yıldı. 2008’de işlemleri başlattım. Bunları söylerken konu hassas bir konu olduğu için şunu her zaman vurguluyorum. Ben kesinlikle askeri düzene karşı değilim. Ama profesyonelce olması gerektiğine inananlardanım. Bir insanın tam verimli çağında onu askere alıp 6 ay veya 1 yıl gereksiz şekilde kullanmak bana çok zor geliyor. Çocukluğumdan beri hep bunu düşünürdüm. Aileler çocukları küçükken hep derler ya “Benim oğlum büyüyünce asker olacak, benim oğlum büyüyünce asker olacak.” Ben de çocukken kendi kendime derdim ki ”Niye ben asker olacağım? Asker olmak istemiyorum niye olacağım acaba?”

Sonra işte askerlik yapmak istemediğime karar verdim. Bunu nasıl yapabileceğimi düşünürken subay olan arkadaşım aklıma geldi. Kendisine askerlik yapmak istemediğimi ve bunun için ne yapmam gerektiğini sordum. Sağlık sorunları nedeniyle rapor almanın o dönemde çok zor olduğunu ancak cinsel yönelimimi söylersem rapor alabileceğimi söyledi. “Peki bunu kimler duyar?” dedim. Hiç kimse duymaz, askeriyede kalır, sadece askeriye eve bir kağıt yolluyor o kağıdı ailenin eline geçmeden alırsan kimse öğrenmez dedi. 2008 yılının 10. ayında başlayan bir süreç yaşadım raporu almak için. Sivastaki askeri hastane ve GATA arasında sık sık gidip geldiğim uzun bir süreç oldu. Psikolojik bir savaş yaptılar benimle ama sonunda o raporu aldım. Daha sonra Trabzon’a döndüm ve askerlikle ilişiğim olmadığına dair raporu il hakem kuruluna teslim ettim. 2 ay kadar göreve devam ettim.

Daha sonra il hakem kurulu raporu incelerken ”Şu şu tarihler arasında askerliğe elverişli değildir raporu almıştır” ibaresini görmüş. Askerlik yapmadığım için hakemlik yapamayacağımı söylediler bana. Gerekçeleri de MHK’nın iç talimatında yer alan ”Sağlık sorunları nedeniyle askerlikten muaf olanlar hakemlik yapamaz” maddesi. O maddeyi oraya koymaya gerek bile yok aslında çünkü her hakem her yıl heyet raporu alıyor sağlıklı olup olmadığına dair. Zaten oradan geçemeyen hakemlik yapamaz. Oradan geçiyorsa da hakemlik yapar bunu askerlik ile ilişkilendirmek çok saçma. Daha sonra ben ısrarla onlara bir sağlık sorunum olmadığını anlatmaya çalıştım. Ne olursa olsun askerlik yapmadığın için hakemlik yapamazsın dediler. Tekrar ısrar ettim bu sefer benden raporu istediler. Raporu verdim. Verdiğim raporu doktorlara gösterdiler. Doktorlar hakemlik yapabilir, bir sorunu yok demelerine rağmen Trabzon İl Hakem kurulundaki yöneticiler ”böyle böyle bir hakemimiz var ne yapalım?” diye MHK’ya başvuruyorlar. MHK’da hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan iç talimatındaki 25. maddeyi (Sağlık sorunları nedeniyle askerlikten muaf olanlar hakemlik yapamaz) örnek göstererek benim hakemlik yapamayacağıma karar veriyor. Bende bunun üzerine 11 Mayıs 2009’da TFF’ye yazılı bir dilekçe ile başvuruda bulundum. Böyle bir haksızlık yapıldığını ve haklarımın iade edilmesi gerektiğini, benim sorunumun sağlık sorunu olmadığını, aslında ne olduğunu açık açık yazdım. Dilekçemi 11 Mayıs’ta gönderdim 13 Mayıs’ta basından okuduk haberleri. Yani Türkiye Futbol Federasyonu’na yazdığımız dilekçe Federasyon tarafından basına servis yapıldı.

Biz dilekçelerimizi hakem işleri müdürlüğüne gönderiyoruz. Hakem işlerindeki görevli dilekçeyi açıyor, okuyor diyor ki bomba bir haber ve basına servis ediyor. Bu haberi ilk yapan kişi beni aradı, çok üzgün olduğunu ve haberi hakem işleri müdürlüğünde çalışan eski bir hakemden aldığını söyledi. İlk  1 hafta isim kullanılmadı basında. 1 haftanın sonunda ise cuma günüydü sanırım Fatih Altaylı köşe yazısında Trabzonlu hakem H.İ.D yazınca her şey ortaya çıktı. Bende o ay içerisinde televizyon programına çıkmaya karar verdim çünkü çok teklifler geliyordu. Gazetecilerden, televizyonculardan… Daha sonra işte televizyona çıkıp evet o kişi benim, böyle böyle bir haksızlığa, ayrımcılığa uğradım. Bunun için haklarımı arıyorum diyerek bir açıklama yaptım ve süreç başladı.

 

Uğur Sever: Hakemlik lisansınız iptal edildikten sonra özellikle hakemlik yaptığınız Trabzon şehrinin ileri gelen mafyalarından ölüm tehditleri aldığınızı iddia ettiniz. Bu süreç nasıl yaşandı? Bu durumdan psikolojiniz nasıl etkilendi?

Halil İbrahim Dinçdağ: O süreçte çok destek mesajları, mailler de geldi. Tabi ki ayrıca tehditler de geldi. Bir gün bir arkadaşım beni aradı. Antalya’da bir halı saha maçında oynarken bazı kişilerin konuşmalarına tanık olduğunu söyledi. Bu kişilerin kendi aralarında geçen konuşmada, Trabzon’un ve Karadeniz’in adını lekelediğimi düşündükleri için beni öldürme kararı aldıklarını ve beni uzun süre takip ettiklerini, daha sonra beni öldürme kararından vazgeçip yaralama kararı aldıklarını, daha sonra bundan vazgeçip tehditlerle beni bıktırıp ülkeyi terk ettirmeye çalıştıklarını duymuş. Bunları duyunca arkadaşım da onlara itiraz ediyor. Bu sefer onu da tehdit ediyorlar.

Ondan sonra işte mail yoluyla gelen tehditler oldu. Trabzon’a bir daha giremezsin, ülkeyi terk et gibi. Ben hiçbir zaman bu tür tehditlerden etkilenmedim. Çünkü benim inancım gereği kimse benim ömrümü ne uzatabilir ne kısaltabilir. Ha ben silah ile vurulup öldürüleceksem demek ki o zaman ölecekmişim. Ben buna inanıyorum. Onun için hiç umursamadım. O süreçte uzun süre iş bulamamıştım daha sonra ise bir gece kulübünde 2 ay kadar kasiyerlik yaptım. O zaman da beni çok tehdit ettiler. O işi bırakmazsam işçilere zarar vereceklerini söylediler. Hatta bir gün gece eve giderken İstiklal’de yolumu keserek ”Biz sana haber göndermedik mi? Niye hala devam ediyorsun” dediler. Ben de onlara dedim ki “İstiyorsanız beni şu anda burada öldürün aksi takdirde ben sizinle uğraşacağım” dedim. “Biz seninle uğraşmayız ailenle uğraşırız, işçilere zarar veririz” gibi tehditler savurdular. Ben de benim yüzümden işçilere ve aileme bir zarar gelmesin diye işten ayrılmak zorunda kaldım. Ondan sonraki süreçte beni tehdit edenlere adresimi verdim. Öyle laf yapmayın icraat yapın dedim. Dediğim gibi psikolojik olarak, manevi olarak hiçbir şekilde etkilenmedim.

 

Uğur Sever: TFF’ye açtığınız dava kısmen de olsa kabul edildi ve maddi/manevi tazminat bedeli olarak federasyondan 23 bin TL aldınız. Baktığımız zaman, bu tip resmi organların haklı/haksız da olsa hiçbir bireye para ödemediği iddia edilir. Yani, konuyu açacak olursak, sembolik de olsa bu tazminatı almanız hukuk mücadelesi anlamında çok önemli bir gelişme oldu. Bizlere mahkeme sürecini, TFF’deki yetkililerle olan konuşmalarınızı ve onların mahkemede size karşı olan tutumunu anlatır mısınız?

Halil İbrahim Dinçdağ: 2009’da oldu bu olay. 2010’a kadar avukatım aracılığıyla biz TFF ile sürekli yazışmalar yaptık.  Bir şekilde basına sızdı, benim hayatımı alt üst ettiniz ama gelin bu sorunu içimizde çözelim dedik. Hiçbir şekilde bize geri dönüş yapmadılar. Daha sonra ise TFF hakem işleri müdürlüğünden bir kadın beni aradı. Hocam MHK karar aldı, sen kendini ne zaman hazır hissedersen, hangi ilde istersen sınava girebilirsin dedi. Bende onlara dedim ki ben bu süreçte, bu psikolojiyle herhangi bir sınava giremem. Benim şu anda ilk etaptaki talebim MHK ile görüşmek dedim. Tamam hocam ben isteğinizi ileteceğim dedi. Daha sonraki gün bana geri dönüş yaptı ve hocam Oğuz bey (Dönemin MHK Başkanı Oğuz Sarvan) ile görüştük. Oğuz bey’in şu anda MHK tatilde olduğu için hepimiz bir araya gelemeyiz dediğini söyledi. Bende tamam o zaman hepsi bir araya gelmesin sadece başkan ve yardımcısı olsun fark etmez. Onlarla görüşeyim. Ben sadece avukatımla geleceğim, avukatım konuşmayacak ben konuşacağım dedim. Ama onlar o dönemde maalesef avukatımı da muhalif olarak gördükleri için  hiçbir şekilde görüşme yapmadılar. (Avukatım hakemliği sonlandırılan eski bir hakemdi.) Sonra MHK genel sekreteri Osman Avcı avukatımı arıyor.
Osman Avcı: MHK bu işi bana verdi ben halledeceğim.
Avukat: Tamam.
Osman Avcı: Halil İbrahim bundan sonra nerede hakemlik yapacak?
Avukat: Tabi ki İstanbul’da yapacak.

Osman Avcı: O zaman Halil İbrahim, sen ve ben üçümüz bir araya gelir, mahkemeye gideriz. Halil İbrahim’in isim ve soyismini değiştiririz ve burada hakemlik yapmaya başlar. Kimse o olduğunu anlamaz.
Avukat: Böyle bir saçmalık olmaz. Bunu ben Halil İbrahim’e söyleyemem. Böyle bir teklifle gelmeyin.

Ve o orada öyle kaldı.

Daha sonra baktık hiçbir şekilde bize cevap gelmiyor 2010 yılında TFF’ye özel hayatın ihlalinden dolayı maddi ve manevi tazminat davası açtık. Ama bu davayı o avukatımla açmadık. Çünkü avukatımı da muhalif olarak görüyorlardı. Avukatım bana davayı birlikte açarsak bizi zorlayacaklarını söyledi. Bende İstanbul’daki LGBT hareketinin avukatlarından biriyle irtibata geçtim. Sağolsun kendisi her türlü desteği bana verdi. Ve onunla beraber bu davayı açtık.  Mücadelemiz 2015 yılına kadar sürdü. Bu süreçte mahkemeye Federasyon tarafından farklı farklı avukatlar gönderiliyordu. Ve hepsi açık ve net söylüyorum cahil cahil, bilgisizce konuşuyorlardı. Halil İbrahim Dinçdağ’ın hakemliği bundan dolayı değil yetersizliğinden dolayı bitirildi dediler. Ben de 14 yıl boyunca çıktığım bütün maçların gözlemci raporlarını mahkemeye sundum. Amatör ve profesyoneller dahil yıllık çıktığım maç sayısı 80 ve not ortalamam 10 üzerinden en düşük 9. Başka bir TFF avukatı da 2008 yılında hiç maça çıkmadığımı iddia etti. Bende 2008 yılında çıktığım tüm maçların gazete küpürlerine kadar mahkemeye sundum. Yani her iddialarını deliller ile çürüttüm. Hakemlik yapmadı dediler TFF tarafından bana yatan tüm maç paralarının dökümünü mahkemeye sundum. Madem hakemlik yapmadım bu maç ücretleri bana niye yattı? Yani bir şekilde onları susturdum.

Biz 110 bin liralık  bir dava açmıştık ama maalesef mahkeme sembolik  de olsa 20 bin lira manevi ,3 bin lira maddi tazminat kararı verdi. Daha sonra gerekçeli karar çıktı. Gerekçeli kararda cinsel ayrımcılık olmadığı yazdı. Bende avukatımla beraber bu gerekçeli karara itiraz ettik. Benim zaten 6 yılda yöneteceğim amatör maçlardan alacağım para en az 25 bin TL. Profesyonelleri saymıyorum. Ben 17 yıl aralıksız radyo programcılığı yaptım Trabzon’da. Oradan da çıkartıldım. İşsizim. İş bulamıyorum. Bunun karşılığını kim verecek? Manevi yıpranmayı kim karşılayacak? Hem gerekçeli karara hem de  tazminat miktarına itiraz ettik. Dosyamız şu anda Yargıtay’da. Dediğin gibi bu tarz pek çok durumda tazminat ödenmiyor ama tam aksine bizim Federasyon mahkeme sonuçlanınca hemen parayı mahkemeye yatırdı. Ancak biz itiraz ettiğimiz için henüz parayı alamadık. Yargıtay’dan gelecek kararı bekliyoruz. Yargıtay kararına göre yolumuzu çizeceğiz.

 

Uğur Sever: 2009’da Mehmet Sevigen ve 2013’te Melda Onur sizin yaşadığını bu olayı Meclis’e taşıdı. Bu süreçte siz de Meclis’e gittiniz. Aslında siz bu hukuksuzluğu çok geniş bir alana yayarak isminizi ve yaşadığınız haksızlığı her platformda dile getirmeye çalıştınız. Bugüne baktığımızda, bu isteğiniz ne ölçüde gerçekleşebildi? İnsanlar sizce cinsellik ve futbol veya eşcinsellik konusunda duyarlı bir birey haline gelebildi mi?

Halil İbrahim Dinçdağ: O dönemde mecliste her partiden pek çok milletvekili ile görüştüm. Hepsi bireysel olarak çok destek verdiler ama icraate gelince ortada herhangi bir şey yok. Daha sonra üniversitelerde panellere, seminerlere, hukuk derslerine katıldım. BESYO’lara gittim. Öğrenciler ile paneller yaptık. Hiç unutmuyorum Çukurova Üniversitesi’nde BESYO’ya gittiğimde öğrencilerin hepsi “Hocam seni tanıdıktan sonra bütün önyargılarımız gitti.” dediler. Tabi ki bu röportajlar, televizyon programları çok çok önemli. Kitap yazmak çok önemli. Ama benim için birebir diyalog hepsinden daha önemli. İnsanların sizi birebir tanıması, sohbet etmesi gerek. Biz okuyoruz veya izliyoruz ona göre kafamızda bir profil oluşturuyoruz. Hop eleştiriyoruz. Onun için bire bir diyaloğu çok önemsiyorum. Yaşayan kütüphane etkinlikleri oluyor, üniversitelerde etkinlikler oluyor oralara gidiyoruz ve öğrencilerle bire bir diyaloğa giriyoruz.  Bunlar çok önemli benim için. Tabi çok büyüt bir etki yarattığını düşünüyorum.

Özellikle çocuğu eşcinsel olan aileler bana ulaşıyor. Ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilmediklerini söylüyorlar. Ben de elimden geldiğince onlara yardımcı oluyorum. Hatta bununla ilgili Ankara’ya bir kaç etkinliğe gittim. Gittiğim bir etkinlikte oradaki eşcinsel bireylerin anneleri özel bir kahvaltı hazırlayıp beni davet ettiler ve onlarla sohbet ettik. Bunlar çok güzel kazanımlar aslında. Dünya’nın geneline baktığımızda eşcinsellik denince akla hemen cinsellik geliyor. Eşcinsel denince sadece cinselliği düşünen, her gördüğü ile yatıp kalkmayı düşünen insan akla geliyor. Böyle iğrenç bir algı var. Bir gün biri bana eşcinsel olduğunu ilk nasıl anladın diye sordu. Bende ona şunu sordum sen heteroseksüel olduğunu nasıl anladın? Cevabı orada saklı. Mesela ilk televizyon programına çıkmamın ardından Ayşe Arman ile röportaj yaptık. Ve o röportaj ile Ayşe hanım ödül almıştı. Ve  o dönem Ayşe Hanım bana şunları söyledi: ”Bana dediler ki eşcinsel bir hakem var televizyona çıkacak, onu izle ve ona göre röportaj yap. Bende televizyonu açtım programı bekliyorum. Ama beklediğim şey tabi ben öyle düşünmüyorum ama algı olarak efemine, giyim tarzı farklı birini bekliyordum. Bir de baktım kravatlı, gayet düzgün cevaplar veren birisi çıktı.”
Ama işte basının ve medyanın halka sunduğu eşcinsel profili sanatçılar ve modacılar olduğu için eşcinsel dendiği zaman insanların aklına bu profil geliyor. Ama o profili yıktım. Futbol camiasından açık açık olmasa da çok destek mesajları geldi. Bir de konu futbol olunca gündeme geliyorsunuz. Başka bir meslekte olsa hiç gündeme gelmez. Bazen bana “Pişman mısın?” diyorlar. Bende diyorum ki “Hayır, yine olsa yine yaparım.” Çünkü ben kendimi bildim bileli hayatım hep haksızlıklarla mücadeleyle geçti. Hangi konuda olursa olsun bir yerde biri haksızlık yapıyorsa ben susmam. Ben kula kul olmak için yaratılmadım. İnancım gereği sadece Allah’a boyun eğerim. Kimseye de el açıp yalvarmam. Yalvarmadım, yalvarmam da. Bazen iyi ki benim başıma geldi bu olay diyorum. Çünkü böyle bir ”Deli’ye” ihtiyacı vardı bu ülkenin. Futbol alanında özellikle. Daha sonraki süreçte Türkiye’deki 18 taraftar grubu bana destek açıklaması yaptı. Bu çok önemli bence. Sakarya Tatangalar gurubu bile var bunların içerisinde. Yurtdışında pek çok taraftar grubu destek verdi. Mesela Bayern Münih taraftarları stadda pankart açtılar. Buna benzer pek çok destek aldım.

Neyin mücadelesini verdiğinizi bilmeniz çok önemli. Nasıl mücadele verdiğiniz ve izlediğiniz yol da çok önemli. Bu işi sulandırmayacaksınız, magazinsel hale getirmeyeceksiniz. Çünkü bu magazinsel bir hal değil. Magazinsel programlardan çok arayanlar oldu. Hiçbirini kabul etmedim. Çünkü amaçları belli. O süreçte hatalar yapmadım mı? Tabi ki yaptım. Düşünün sade bir hayatınız var. Hakemlik yapıyorsunuz, radyo programcılığı yapıyorsunuz. Kendince yoğun tempoda geçen  bir il’de yaşıyorsunuz. Müthiş bir çevreniz var Trabzon’da ve 32 yaşına gelmişsiniz. Bir haberle hayatınız alt üst oluyor ve 32 yılı sıfırlıyorsunuz. Sil baştan yeniden bir hayata başlayacaksınız ve sizi nelerin beklediğini bilmiyorsunuz. Karanlık bir tünele giriyorsunuz, ışık yok. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Önce sürünmeye başladım, sonra emeklemeye, yürümeye ve koşmaya. Şu anda koşmaktan da öteye depar halindeyim. Onun için doğru yolda ilerlediğimi düşünüyorum. Kimseye yaranmak ve şirin gözükmek için asla uğraşmadım ve uğraşmam. Bildiğim doğruları, yanlışları her platformda herkese her zaman söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim.

 

Uğur Sever: 2009’daki olaydan sonra 150 yere başvurup işsiz kaldığınızı söylediniz. Mayıs 2013’te en büyük aşkım ve destekçim dediğiniz annenizi kaybettiniz. Aralık 2014’te de size kanser teşhisi konmuş. Bütün bu olaylar, adaletsizliğin yarattığı üzüntüler olarak mı karşımıza çıktı sizce?

Halil İbrahim Dinçdağ: İş başvuruları kabul edilmedi, daha sonra işsiz olmam, onun stresi sıkıntısı tabi. Mücadele ediyorsunuz ama maddi bir geliriniz ve dayanağınız yok. Mücadele etmek için de maddiyat gerekli. Ama ben maddiyastsız mücadele ettim. Hiçbir gelirim olmadan mücadele ettim. 2013 yılının Anneler Günü’nde annemi kanserden kaybettim. Anne bir insanın dünyasıdır. O gidince dünyanız gidiyor. Ondan sonra da annem gittikten sonra da yaşamak için yaşıyorum şu anda. Allah, annelerinize uzun ömürler versin. Eninde sonunda herkes acılar yaşayacak ama anne acısı farklı. Ben 1999 depreminde ablamı da kaybettim. Bu acılar çok büyük acılar. İnsan, bir şekilde acılarla olgunlaşıyor, gerçekten de öyle. Bir sıkıntı yaşadığınız zaman sakın ahlanıp vahlanmayın. Tabi ki üzüleceksiniz ama  mücadeleyi asla bırakmayın. Emin olun yıllar sonra o acıların sizi gerçekten ne kadar olgunlaştırdığını göreceksiniz. Aslında onlar sizin yararınıza.

Tabi pek çok şeyi alıp götürecektir sizden ama pek çok şeyi de size katacaktır. Daha sonra da 2014 yılında kanser olduğum teşhisi konuldu. Hiç üzülmedim. “Vay be, ben de annemin hastalığına yakalandım.” diye düşündüm. Çok sevdiğim insanın hastalığına yakalandım. Daha sonra Trabzon’a döndüm. Ameliyat ve tedavi için Çok zorlu bir süreç tabi. Bu kanserin en büyük tetikçisi stres, üzüntü , sıkıntılar, bu süreç, üstüne de çok sevdiğiniz insanı kaybetmenizle beraber haliyle bu ortaya çıktı. Çok şükür onu da atlattım. Şu anda çok iyiyim. Kanserle birlikte farklı hastalıklar da ortaya çıktı. Enfeksiyon hastalığı, iltihaplı romatizma gibi hastalıklar da çıktı ama çok da önemli değiller, tedavileri var. Kanser olduğum için üzülmedim ama hiç kimsenin başına gelmesin bu hastalık. Çünkü çok zorlu bir süreç. Özellikle tedavi süreci. Şu an iyiyim ama zaman ne gösterir bilinmez. Aslında, haksızlıklarla mücadele insanı kanser edebiliyormuş.

 

Uğur Sever: Futbol ve cinselliği konuşalım istiyorum biraz da. Siz Türkiye’de eşcinsel olduğunuzu açıkladığınız için hakemlikten kovuldunuz. Bu tip benzer olayları yurt dışında da gördük. En azından birçoğunun sonları sizin gibi kendi federasyonundan kovulma olmadı. Ki özellikle etkin büyük kişilerin “Kadın Hakem” olayına bile karşı çıktığını da göz önünde bulundurursak, futbolun içindeki eşcinsellik hakkında ne düşünüyorsunuz? Ülkemizdeki tepkiler neden farklı bir boyutta oluyor?

Halil İbrahim Dinçdağ: Ataerkil bir toplumuz. O kültürden geliyoruz. Ama Türkiye’de baktığınızda dediğin gibi kadına hakeme bile karşı çıkılıyor. Dediğin gibi “Kadından hakem olur mu?, Kadınlar futboldan ne anlar?” gibi bir düşünce var. Kadınlar futbol oynuyor. Avrupa’nın ileri gelen takımlarında kadınlar futbol oynuyor. Kadın hakemler maçlar yönetiyorlar. Türkiye’de ilk hakem, daha sonrasında ilk FIFA kokartlı kadın hakemimiz Lale Orta var. Aslında kadınları da hakemliğe teşvik etmek lazım. Spor akademilerinde onca insan var. Beden Eğitimi Spor Akademisi’nde okuyup, spor uzmanı olmak isteyen antrenör olmak isteyen, farklı branşlarda olmak isteyen kadınlar ve erkekler var. Oradaki kadınları da seçmek lazım. Ve çok başarılı hakemler ve futbolcular çıkacağına inanıyorum. Tabi ki fiziksel olarak bir erkek futbolcu ile bir kadın futbolcu aynı olamaz ama kadın futbolunu teşvik etmek lazım. İlginçtir, benim en son yönettiğim maç, Kadınlar Birinci Futbol Ligi’ndeki Trabzonspor-Konak Belediyespor’dur mesela.

Eşcinsel bireylerden söz ettiniz. Pek çok yönetici, pek çok antrenör, pek çok futbolcu, pek çok taraftar o erkeklik maskesini takıp sahaya çıkıyorlar, sahadan çıktıktan sonra o maskeyi çıkarıyorlar ve altında birçoğunun eşcinsellik yatıyordur. Eşcinsel bir birey, zaten erkek. Neyin erkekliği yani bu? Bir lezbiyen, zaten kadın. Neyin kadınlığı bu? Neyin savaşını yapıyorsunuz? Erkeklik ya da kadınlık cinsel uzuvla mı oluyor? Bizim ülkede toplum olarak genelde, beynimiz cinsel uzvumuzda olduğu için orasıyla düşünüyoruz, kafadaki beyinle düşünmüyoruz. Ama şunu da söyleyeyim, Türkiye’de futboldaki homofobideki o duvarları çatlattım, artık yıkılmak üzere.

 

Gizem Şener: Aslında sadece futbolda değil, Türkiye’deki bütün eşcinsel bireylerin hakkını savunmuşsunuz. Orada bir örnek oluşturmuşunuz. Çok güzel bir şey…

Halil İbrahim Dinçdağ: Çok güzel bir şeye değindin. Bu davanın kazanılmasıyla beraber aslında pek çok ayrımcılığa da emsal teşkil eden bir dava bu. Mesela yine bu şekilde işten çıkartılan veya ayrımcılığa uğrayan insanların o ayrımcılığı yapanlara dava açacağını gördüm. Onlara güç ve cesaret verdiğini gördüm. Bu da çok güzel bir şey. Avrupa’da da aynı şekilde bu dava emsal teşkil edildi.

 

Uğur Sever: Senelerdir kimsenin yapamadığı ya da cesaret edemediği bir mücadele veriyorsunuz. zaman zaman akıntıya karşı kürek çekiyormuş gibi hissetiğiniz oluyor mu? motivasyonunuzu nasıl sağlıyorsunuz?

Halil İbrahim Dinçdağ: Şu anda o kadar yok ama geçmişteki süreçte evet, artık tükendiğim zamanlar oldu. “Bitti artık, olmuyor” dediğim zamanlar oldu. Bir şekilde özellikle ailemin desteğiyle, bana şunu söylerlerdi “Gel Trabzon’a, burda dinlen, gerekirse davayı biz yönetiriz, sen yoruldun” derlerdi. Onun için, o destek ve çevremdeki değerli insanların desteği beni kendime getirdi. Benim şöyle bir yapım vardır. Ben çok üzgünsem, beni bir bilgisayar olarak düşünün, akşam eve gittiğimde bir format atıyorum, sabah farklı biri olarak kalkıyorum. Kendi kendimi motive ediyorum. Benim kavak ağacı gibi rüzgara doğru yön değiştiren bir yapım yok. Rüzgara karşı giden bir insanım. Evet, akıntıya kürek çekiyorum. Benim olaylar olmadan 1 sene önce Trabzon’da bir hakem arkadaş haksızlığa uğradığını iddia ederek Tahkim Kurulu’na başvurdu. O dönemin ve benim dönemimin de bölge sorumlusu Turgay Güdü de şu ifadeyi kullandı. “Sen neden başvurdun, itiraz ettin? Orada her şey açık.” Arkadaş da haksızlığa uğradığını iddia ediyordu. “Sen bunu yaparak usturuya kafa atmış oldun” diyor sonra da Turgay Güdü. Ben de şunu diyorum. Halil İbrahim Dinçdağ usturaya kafa attı ama siz de baltayı taşa vurdunuz.

 

Uğur Sever: Yakın bir zaman diliminde MHK’ye başkan adayı olacağınızı açıkladınız. Bu adaylığı koyarken düşünceleriniz neydi? MHK Başkanı olursanız, Türk futbolunda neleri değiştirmeyi düşünüyorsunuz?

Halil İbrahim Dinçdağ: Adaylığım devam ediyor. Çalışmalarımız devam ediyor. Ben hakemliğe başladığım 1995 yılından bu zamana kadar yaşanan tüm haksızlıkları dile getirdim. Hep o zamandan beri bu sistemin yanlış olduğunu söyledim. Olması gerekenleri de kafamda tasarladım. Özellikle bu son 5 yıldır, sistemin çürüdüğünü, artık sistemin hakem yetiştirmek değil, hakem yiyen bir sistem olduğunu, hakem camiasının bittiğini ve bitirildiğini, gelen kişilerin hep aynı kişiler olduğunu, sözde tecrübeli ama sistem içindeki tecrübenin yanlış bir tecrübe olduğunu, gelenek tecrübesi olduğunu ve geleneğin de çok büyük bir yanlış olduğunu gördüğüm için 5 yıl süren bir çalışma ve bunun doğrultusunda projeler hazırladım. MHK başkanlığına talip oldum. Bildiğiniz gibi MHK Başkanlığı seçimle gelmiyor. TFF başkanları belirliyor.

Onu da eleştirerek, ironi yaparak adayım dedim. Aslında talibim. Ben de geçmişten günümüze sürekli yaptığım programlarda, evet hakemlerin hatalarını eski hakemler gibi eleştiriyordum. Ama bir tanesi çıkıp da “Ben bu işe talibim, ben daha iyi yaparım, projelerim şunlardır” demedi. Çünkü hepsi sistemin adamı. Köşe bucak bekliyorlar. “O hata yapsın da onun yerine ben geleyim” diyorlar. 2-3 kişi arasında dönüyor MHK Başkanlığı. Hakem camiası da insanların ağzında sakız haline geldi. Kişiliklerine varıncaya kadar eleştirilir hale geldi. Bu beni çok üzdü. Artık bu çalışmaların zamanının geldiğini ve geçtiğini düşünerek böyle bir basın açıklaması yaptım. Daha sonra da 1-2 televizyon kanalında da açıkladım. Projelerimi de açıkladım ve açıklıyorum. Şu anda dosyalarım hazır. Dosyalarla birlikte de Spor Bakanlığı ile bir randevu talebimiz olacak. Gerekirse Türk hakemlerinin kurtuluşu için, her kapıyı çalacağım. Gerekirse bütün siyasi partilerle görüşeceğim. Gerekirse Spor Bakanı ile randevu talep edeceğiz. Kulüpler Birliği’nden bir randevu talebimiz olacak. Hatta gerekirse Cumhurbaşkanlığı’na çıkacağız. Emin olun ki o projeleri gördükten sonra bunların yapılmasının gerekli olduğunu düşünerek destek vereceklerine inanıyorum. Ben bunu da başaracağıma inanıyorum. Bugün olmazsa yarın. Her geçen gün hakem camiasının kaybı olduğunu düşünüyorum.

 

Uğur Sever: Sizin için yurtdışından birçok hakem bir araya gelerek protesto amaçlı turnuvalar düzenledi. Bunları görünce ne düşündünüz?

Halil İbrahim Dinçdağ: Çok güzel bir şey. İnsanı duygulandırıyor. Gerçekten haklı bir mücadele verdiğimi ve ses getirdiğimizi, güzel bir şey yaptığımı ve insanlık için yaptığımı hissettirdi ve çok mutlu oldum.

 

Uğur Sever: Cinsel tercihlerini kendine ve diğer bireylere açıklamaktan çekinen sporun içindeki insanlar hatta biraz daha genişletelim tüm insanlara öneriz nelerdir?

Halil İbrahim Dinçdağ: Kimse çıkıp açıklamak zorunda değil. Böyle bir zorunluluk yok. Kendine açıklama konusuna gelecek olursak, öncelikle kendileriyle barışık olmak zorunda olmalılar. Geçiş sürecinde mesela o 16-17-18 yaşlarındaki çocukların o psikolojisi çok zor. Çünkü kendileriyle savaş halinde olabilirler. Kendilerini kabullenme süreci çok zor. O çocuklara sahip çıkmak ve destek olmak lazım. Gerçi şimdi günümüzde çok daha kolay. Bizim dönemimizde kimseyle paylaşamıyorsun. Açıklamak zorunda değiller, kendileriyle barışık olsunlar. Bununla alakalı bir zarara uğramışlarsa hukuki yoldan haklarını arasınlar. Er ya da geç kazanacaklardır. Yeter ki davalarında haklı olsunlar. Benim gibi 5 yıl, 6 yıl bekleyecekler ama kazanacaklardır. Hiçbir şeyden korkmayın. En çok neyden korkarsanız, bir gün o korkunuz gelir sizi esir alır ve ömür boyu korkak olarak yaşarsınız. Korkularınızın üzerine gideceksiniz, korkularızın üstüne gittiğiniz zaman aslında onların korkulacak şeyler olmadığını göreceksiniz.

 

Uğur Sever: Son 6-7 yılda pişman olduğunuz keşke dediğiniz bir şey oldu mu?

Halil İbrahim Dinçdağ: Keşke dediğim bir şey hiç hatırlamıyorum. Ama şunu tabi zaman zaman düşündüm. Keşke aileme bu üzüntüyü yaşatmasaydım. Yanlış anlaşılmasın, ailem benim işsiz kalmama, bunları yaşamama çok üzüldüler, işte bu üzüntüyü yaşatmasaydım keşke. Ama diğer türlü, iyi ki oldu. İyi ki bana oldu ve iyi ki benim gibi birine oldu. Ben bu mücadeleyi sürdüreceğim. Nasıl hukuk mücadelemi ve sağlık mücadelemi kazandıysam, ben bu MHK Başkanlığı mücadelemi de kazanacağım.

 

 

 

 

(YASAL UYARI: Bu röportaj kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

Etiketler: /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım