Kramponlupisagor -

FUTBOLUN BİZE MİRASI VE KRAMPONLU PİSAGOR…

Tufan Karayel
Tufan Karayel
  • 31.05.2017

<<Hollanda’nın arazi yapısı Hollandalıların dünyayı görme biçimlerini ve tabii futbola bakışlarını da biçimlendirmiş.Amsterdam’daki Modern Sanat müzesinin müdürü Rudi Fuchs, her ülkenin ve kültürün kendi görme biçimleri olduğunu söylüyor. “Psikologlar bu farklılıkları reddederler ama Hollanda’da böyle bir fark var.Herhangi bir Hollandalıya ufuk çizgisini çizmesini söyleyin Size düz bir çizgi çizer. Aynı şeyi bir Yorkshirelıdan Toskanalıdan yada başka bir şehirde yaşayan birinden isterseniz o ufuk çizgisinde tümsekler ve tepeler olacaktır.”… İklim ve Coğrafya tarafından biçimlenen bu estetik farklılıklar kaçınılmaz olarak futbola da yansımış.>>

“Catenaccio” tıpkı bir Titian resmi gibi; yumuşak,baştan çıkarıcı ve ağır. İtalyanlar önce sizi evlerine buyur eder,uyuşturucu,Size kucak açar sonra hançer saplar gibi bir gol atar.Hollandalılar ise kendi geometrik desenlerini çizer.

Yani totalvoetbal/Total futbollarını oynarlar…

 

Yukarıda bahsi geçen konu Sizi ne kadar cezbetti bilemem ama ben o satırları okuduğumdan beri bu yazıyı yazmak için sabırsızlanıyordum.Nedeni çok basit Hollanda kültürünü,coğrafyasını ve insanların yaşayış şekilleri ile Hollanda’nın totalvoetbal oyununun paralelliği.
Bunun yanında Türk Kültürü,coğrafyası ve insanımızın yaşayış şekli ile Türkiye’nin gaza dayalı kaotik futbol anlayışının paralelliği. Bu iki paralellik beni bu konunun içine çekmeye yetti de arttı bile.

Hollanda futbolunun 100 yıllık evrimi de bu tezi destekler nitelikte (2010 Dünya Kupası finalinden sonra yaşanan düşüş ayrı bir yazı konusu olduğunu belirtip devam edelim).

 

Hollanda futbolu 1920’lerden itibaren defansif,sıkıcı,yetenek ve hücum futbolu namına ortaya hiçbirşey sunamayan şimdilerin Lüksemburg’una eşit bir milli takım edasındaydı.Bu oyun tarzı II.Dünya savaşı sonrasına kadar devam etti. 1948 yılında alınan 8-2’lik İngiltere mağlubiyeti taktik açıdan bir değişikliğe gitmeye yetmemiş olacak ki bir On yıl daha bu taktik anlayış ile devam etme kararı alınmış.

  • 1957 İspanya 5-1
  • 1958 Türkiye 2-1
  • 1959 Batı Almanya 7-0

Derken 1960’da ne olduysa oluyor.Dünya savaşı sonrası tazelenmeye başlayan ülke, futbol alanında önderliğini Cruyff’un yürüteceği bir devrime başlamak üzereydi.Zaten tüm Avrupa bir yenilenme içerisindeydi.Hollanda ise başını gençlerin çektiği kültürel ve toplumsal bir değişime koşarcasına gidiyordu.Bu devrimin futbol alanında da olması kaçınılmazdı.Bu devrimin temel taşları 25 yıl önce Ajax’ın İngiliz teknik direktörü Jack Reynolds tarafından konmuştu bile.Reynolds’un öğrencileri arasında Rinus Michels’te vardı.İngiliz ekolünden devem eden Ajax yönetimi 1959 yılında takımın başına Vic Buckingham’ı getirdi.

Buckingham için mesele ‘‘topa vurup peşinden koşmak değil, topa sahip olacaktı, Top sizdeyse sizde kalmalı, böylece rakip size gol atamazdı.’’

İşte bu düşünce yıllarca Rinus Michels, Johan Cruyff, Marco Van Basten, Louis Van Gaal ve daha niceleri tarafından beslenerek bugünkü Barcelona’ya kadar ulaşacak futbol mirasının türlü versiyonları oldu. İki ingiliz teknik adamın ektiği tohumları büyütmek yine bu teknik adamların öğrencisi olan Rinus Michels’e kısmet oluyordu.Total futbol’un yaratıcısı oalrak bilinen Michels’in en büyük şansı Johan Cruyff’tu. Nam-ı değer Kramponlu Pisagor.

Michels Ajax’a ‘ne olursa olsun hücum’ şiarını yerleştirdi. Taktik dizilim 4-2-4; ileri dörtlü Piet Keizer, Johan Cruyff, Sjaak Swart ve Henk Groot. Bu dörtlünün gol atamadığı maç yok gibiydi.

Cruyff önderliğinde oynanan futbol önceki teknik adamların ve ülkenin mirası olarak dünya futbolunun akışını değiştirdi.

Peki neydi bu sistem; Cruyff ve Michels alan kavramına dikkat çekip kafa yormaya başladı. Sonra Cruyff  ”eğer hücum edilirken bu oyuncu kanada koşarsa, yanında bir savunmacıyı da alıp götürür dolayısıyla orta saha oyuncusuna içeri dalıp gol atacağı bir boşluk oluşur” diye düşünmeye başladı. Cruyff hep oyuncuların nereye koşması, nerede durması, ne zaman hareket etmesi gerektiğini söylerdi.” diye anlatıyor dönemin Ajaxlı futbolcuları.

”Olay tamamen alan yaratmak ve alan kapatmak üzerineydi” 

Evet oyunun temeli bu son cümlede gizli gibi  ”Olay tamamen alan yaratmak ve alan kapatmak üzerineydi” acaba Hollandalıların alan kavramını bu kadar takıntı haline getirmesinin bir sebebi var mıydı?

Bunun cevabını İngiliz yazar David Winner ‘Harika Portakal’ kitabında harikulade şekilde anlatmış. Zaten yazının başında da belirttiğim gibi beni bu satırları yazmaya iten de kitabın ta kendisi. Kitap sıradışı bir spor kitabı olduğundan sizi de sıradışı bakış açılarına itiyor.

” Hollandalılar futboldaki alan hakkında böylesine yenilikçi, yaratıcı ve soyut bir şekilde düşünebilmiştir.Çünkü hayatlarının diğer her alanında yüzyıllar boyunca aynı şekilde düşünmek zorunda kalmışlardır. Tuhaf arazi yapıları nedeniyle Hollandalılar uzamsal takıntıları olan bir millettir.Bir kere ellerinde yeterli alan yoktur. Hollanda dünyanın en kalabalık ve yoğun biçimde planlanmış ülkelerinden biridir. Alan olağanüstü kıymetli bir varlıktır…”

Bu son altı çizili cümle günümüz futbolu için anahtar değil de nedir? Kapanan takımları açmak için alana ihtiyaç duymaz mı takımlar. Bir boşluk, bir hata için son düdüğe kadar defalarca deneme yapmaz mı? Alan savunması, saha parselizasyonu vs vs… O zaman Michels ve Cruyff’un yıllar önce bunu görüp hayata geçirmesi karşısında her futbolseverin saygı duruşunda bulunması gerekir.

Bugün Pep Guardiola’dan Jurgen Klopp’una, Bielsa’ya, Sampaoli’ye, Emery’e, 29 yaşındaki genç Alman Julian Nagelsman’ına kadar bütün bu adamları zevkle izliyorsak bunu Hollanda futbol aklına borçluyuz diye düşünüyorum.

Cruyff’un en sadık takipçilerinin başında Pep Guardiola geliyor. Bunun sebebi Michels’in teknik adamlık dönemiyle başlayan sonrasında Cruyff’un oyuncu ve teknik adam olarak devam eden Hollanda hegemonyasının getirdiği total futbol efektidir.

 

Total futbol bize bırakılmış en güzel oyun miraslarından biri, dünyada bu kadar ses getirmesinin başlıca sebebi de Johan Cruyff’tan başkası değil.Her ne kadar kurucusu Rinus Michels denilse de bu oyun tarzını ona miras bırakan Jack Reynolds var, Vic Buckingham var.Her şeyi geçtim bu anlayışı  sahada yönetecek bir komutanın var.Muhtemelen bu teknik adamlarda bu mirası bir yerlerden devir aldılar ya da esinlendiler.Ama Cruyff kendine has liderliği ve yaşam stili ile bu sistemi dünya futboluna sundu ve talebeleriyle sunmaya devam ediyor. Cruyff futbolculuk kariyerinde 1974 Dünya Kupası finalini kaybetmiş, 1978’de ise milli takıma karısı sebebiyle( ben demiyorum dönemin gazete haberleri öyle yazmış) katılmamıştır. 1974’ün finalini kaybeden takım bugün hala hatırlanır.Çünkü o jenerasyon total futbol denen icadın ilk nadide mücevherleri olmuşlardı.

 

Kramponlu Pisagor‘a gelince bu lakap tamamen bu alan oyununun eseri olarak ortaya çıkmış.Total futbol anlayışını sahaya yansıtan takımın hepsinde zaten sahanın yapısına ve boyutlarına yönelik o üst akıl mevcuttu.Fakat bunu deha boyutunda yapan ve tüm takımı bir komutan gibi yöneten isim 14 numaradan başkası değildi.Johan Cruyff bir matematikçi kadar zeki, bir felsefe düşünürü kadar aykırı fikirlerinden Kramponlu Pisagor lakabını fazlasıyla hak eden bir ikondu. Hollandalılar için sadece bir futbol ikonu olmakla kalmayıp aynı zamanda dönemin Hollanda fahri yarı Tanrısı gibiydi.

Milimetrik alan hesaplamaları ile futbol sahsında yarattığı alanlar, verdiği paslar ile Pisagor’un Kramponlu versiyonu olduğunu her seferinde kanıtlıyordu.

Bu satırlar yazılmadan 1 hafta önce ilk alan hesaplamalarına imza attığı stad olan Amsterdam Arena’ya Johan Cruyff’un ismi verildi. O hayata gözlerini yumduktan sonra böyle bir karar alınması üzücü olsa da bu güzel mirasta biz futbol severlere kalmış olsun.

I.

Son sözü yine Kramponlu Pisagor beye bırakalım; ” Hayatımı bir Dünya Kupası kazanamamış olmama lanet ederek geçirmiyorum.Ben milyonlarca insana seyir zevki veren muhteşem bir takımda oynadım.Bence futbol budur. Yetmişlerin Hollanda’sını izlemek çok keyifliydi.Bizden saygı ile bahsediyorlardı.Bu eski bir futbolcu olarak alabileceğim en büyük ödül.Ben şahane bir takımda futbol oynadım. Ajax’ta ki teknik direktörlüğüm döneminde de bu şekilde futbol oynatarak Avrupa kupası kazandım.Sonra Barcelona’ya gittim ve orada da birçok kupa kazandık.Ama hayatta aldığım en büyük ödül insanların bana dünyanın en iyi futbolunu oynamış olduğumuzu söylemesiydi.”

II.

‘Tarzınız yüzünden takdir görmekten daha iyi bir ödül yoktur. Benim teknik direktörlüğüm dönemimde takımlarım daha az maceraperest oynasaydı daha fazla maç kazanırdı, belki biraz daha fazla para kazanırdım ve primlerimiz de daha fazla olurdu ama insanlar Barcelona’nın benim teknik direktörlüğümde dünyanın en güzel futbolunu oynadığını söylüyorsa başka ne isterim ki?

Dünya Kupası finaline çıkmışsanız bu muhtemelen hayatınızın en önemli olayıdır.Öyleyse neden korkasınız ki? Mutlu olun, kendiniz olun ve oynayın…”

 

Üstat Kramponlu Pisagor’un dediğine kulak verin ve bu hayatta Mutlu olun, davranışlarınızda Kendiniz olun ve futbol oynayın… Esen kalın…

 

 

Alıntılar: David Winner – Harika Portakal: Hollanda Futbolunun Nevrotik Dehası- İthaki Yayınları

Uğur Vardan’ın Harika Sunumuyla…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım