02 Temmuz 2017

Çöpçüler Kralı

Çöpçüler Kralı

 

Fransa’nın güneybatısında kalan, genellikle “Öğrenciler Şehri” olarak bilinen şirin bir kent Montpellier. İnsanın içini ferahlatan meydanları, kendine hayran bırakan mimarisi, rahat olan yaşam koşulları ve öğrencilere olan misafirperverliğiyle 2015 yılında metropol olmuş bir şehir. Böyle güzel bir şehrin, bir futbol takımı hikayesi de olmazsa olmazdı aslında.

 

 

 

 

 

1919 yılında “Stade Olympique de Montpellier” adıyla bu güzel şehirde bir futbol takımı kuruldu. Daha sonrasında 3 defa isim değiştirdi ve Fransa’da belli bir istikrar yakalayamadı. Belde takımı olmak, onların kaderlerinde varmış gibiydi. Ancak 1974 yılında, kulübü Fransa’nın ünlü zenginlerinden Louis Nicollin satın aldı. Bu olayla da “Montpellier HSC” dönemi resmen başlamış oldu.

Peki bu Louis Nicollin kim? Kendisi 1943 yılında doğdu. Fransa’nın önemli girişimcilerinden biri. Geri dönüşümlerin ve endüstriyel atıkların toplanmasını sağlayan bir şirketin kurucusu. Aslında amiyane tabirle, kendisine “Çöpçüler Kralı” desek yanılmış olmayız. Endüstriyel atıkların toplanması ve işletilmesi adına da kendi adında bir şirketi bulunmaktadır. Nicollin, kurduğu bu şirket sayesinde de “Fransa’nın en zenginleri” arasına girmeyi başarmıştır. Haliyle, bu kadar zengin olan bir adamın hobisi de futbol olunca 1974 yılında Montpellier’i sil baştan bir daha kurdu.

 

 

 

 

 

Bu süreçten sonra, Montpellier Belediye Başkanı’nın da katkılarıyla takımı 8 yıl içinde Fransa Ligue 2’ye kadar çıkardı. Bununla birlikte, iş yaşamında da sahibi olduğu şirket, Belçika ve Fas gibi ülkelerde etkinliğini sürdürdü. Takım, bu süreçten sonra bölge halkının da desteğiyle bir “belde takımı” olmaktan çıkıp “ulusal takım” haline geldi. Özellikle, Nicollin’den ve şehrin belediye başkanından gelen maddi ve manevi yardımla beraber 1988-1989 sezonunda ilk Avrupa kupası deneyimini bile yaşadı. Avrupa’da mücadele etmek, Montpellier için imkansızı başarmak gibi bir şeydi. Hemen sonrasında da, 1992’de Fransa Lig Kupası şampiyonu oldular. 1999 yılında da Avrupa’nın en iyi 3. kupası konumunda olan Intertoto Kupası’nı müzesine götürmeyi başardılar.

 

 

 

 

 

Nicollin’in kulübü satın alışı, gerek bölge halkının gerek Fransa kamuoyunun büyük beğenisini kazanmıştı. 1974’ten beri ilmek ilmek işlediği Montpellier, artık Fransa’nın orta sıralı bir takımı haline gelmişti. Her ne kadar orta sıralı bir takım da olsa Montpellier istikrarla Fransa Ligue 1’e çıkamıyordu. Sonunda 2009’da şeytanın bacağını kırdılar ve Fransa Ligue 1’de mücadele etmeye hak kazandılar.

Aslında her şey tam da bu dakikadan sonra başladı. Nicollin’e 1974’te kulübü alırken, “Fransa Ligue 1’e çıktıktan 3 sene sonra şampiyon olacaksınız” deseler, yerlere yatacak kadar gülerdi herhalde. Doğru yapılanma, iyi bir altyapı ve iyi bir teknik direktörle bu mucizeyi gerçekleştireceklerinden haberleri bile yoktu bölge halkının.

 

EFSANEVİ 2011-2012 SEZONU

 

 

 

 

 

Montpellier bundan önceki sezonu ligde 14. sırada tamamlamış ve kendileri için “iyi” denilebilecek bir futbol ortaya koymuşlardı. Bu dönemde Nicollin’in ilk amacı Fransa Ligue 1’de kalıcı olmaktı. Ligde ise genel duruma bakıldığında Lyon’un efsanevi 7 yıllık hegemonyası kırılalı 3 sene oluyordu. Bu 3 yıl süresince, Bordeaux, Marsilya ve en son da Lille şampiyon olmuştu. Nicollin, Lille’in şampiyonluğundan epeyce ders çıkarmıştı. Fransa’nın büyükleri dediğimiz takımlar dışında bir takımın şampiyon olmasının imkansız olmadığını görüyordu aslında. Sezona başlarken yine orta sıralarda mücadele edecek bir takım kurulmuştu. Teknik direktör Rene Girard ile yola devam etme kararı alınmıştı ki, Montpellier’in Ligue 1’e çıktığından beri hocasıydı kendisi. Kadroda, o dönem pek ismi duyulmamış potansiyeli yüksek genç isimler mevcuttu. Oliver Giroud, Younes Belhanda, Mbiwa gibi isimler bulunuyordu. Kadroda bir de tanıdık vardı. Ülkemizde Galatasaray forması giymiş olan Hasan Kabze de Montpellier’in yedek forvetiydi.

Aslında ilk sürprizi daha ligin 2. haftasında son şampiyon Lille’i deplasmanda yenerek yaptılar. İlk devrede 19 maçta 4 mağlubiyet aldılar. O andan itibaren gerek takım, gerek taraftarlar, gerek Fransa basını şampiyonluğa inanmaya başladılar. Ama en çok da 1974’ten beri kulübü bir çocuğu gibi seven Nicollin heyecanlanıyordu. Hatta sezon devam ederken “Şampiyon olursak saçlarımı kulübün renkleri olan turuncu laciverte boyarım.” dedi.

 

 

 

 

 

Nitekim bu uzun maratonda da Montpellier, 2011-2012 sezonunda Fransa’nın en büyüğü oldu. Sadece bir kupa değil, birçok oyuncuyu da dünya futbol piyasasına sundu. Şu anda Arsenal’da forma giyen Oliver Giroud, Avrupa’nın ve Fas’ın en önemli oyuncularından biri sayılan Younes Belhanda, daha sonraları Newcastle ve Roma formaları da giyecek olan stoper Mbiwa, Fransa futbolunun yetenekli gençlerinden Remy Cabella. Bir de bu potansiyelli oyuncuların yanına John Utaka, Marveaux, Hilton gibi isimleri de ekleyince başarı geldi diyebiliriz.

 

 

 

 

 

Montpellier’in bu şampiyonluk yolu süresince yine Nicollin’in garipliklerinden biri de açık sözlülüğü oldu. Montpellier, şampiyonluk yolunda rakipleriyle yarışırken; “Fransa’da şampiyon Montpellier mi? Eğer Marsilya’da, Paris’te, Lyon’da, Lille’de ya da Rennes’de olsaydım, kendi kıçıma bir sosis saplardım! Şu durumda bizim şampiyon olmamız onlar için utanç verici olmalı.” sözünü söyledi. Hal böyle olunca, Fransa futbol kamuoyu da dünya futbol kamuoyu da bir anda dikkatleri Nicollin’in üzerine çekti.

Ancak bu güzel takım, sonraki sezonda Şampiyonlar Ligi’nde pek bir varlık gösteremedi. Arsenal, Schalke 04 ve Olympiakos’un bulunduğu grupta 2 puan alarak Avrupa’ya erken veda etti. Sonrasında ise bu bahsettiğimiz potansiyelli oyuncuların teker teker Avrupa’nın devlerine gitmeye başlamasıyla yine Fransa’da orta sıralara geriledi.

Aslında Nicollin, ülkemize pek de yabancı değil. 2012-2013 sezonunda Fenerbahçe, Younes Belhanda’yı transfer etmek istiyordu. Öyle ki bu transfer için çok büyük bir maddi yükün altına bile girmeye hazırdı Fenerbahçe. Önce oyuncuyla anlaşıldıysa da Nicollin hiçbir zaman bu transferin gerçekleşmesini istemedi ve o dönem Fransa basınına “Ölsem de Belhanda’yı Türkiye’ye göndermem” diye bir açıklama yaptı. Kaderin makus talihine bakın ki, Nicollin’in tam da öldüğü gün Younes Belhanda Galatasaray ile sözleşme imzalamak için  Türkiye’de idi.

 

 

 

 

 

Aslına bakılırsa birçok insanın sempatisini kazanan bu adam, birçok insanın da antipatisini de kazandı. Zira, küçük takımın başkanı olmak olgusu tam da bu adamın işiydi. Keza, Nicollin’i sizlere anlattıktan sonra aklıma ülkemizin efsane kurucu başkanı İlhan Cavcav geldi. Tarz olarak, hikaye olarak gerçekten birbirlerine çok benziyorlar diyebiliriz. Her ne kadar Gençlerbirliği Türkiye’de bir şampiyonluk yaşamamış olsa da, UEFA Kupası’nda çeyrek final oynaması, dünya futboluna birçok oyuncu sunması -ki bunların başında Real Madrid ve Chelsea formaları giymiş olan Geremi gelir- bu benzerliği daha da güçlendiriyor. İşin daha da acı boyutu iki efsane başkanı da aynı sene içerisinde kaybettik.

 

 

 

 

 

Fransa’nın ünlü “Çöpçüler Kralı” 29 Haziran 2017’de hayatını kaybetti. Gerek Fransa futbolu gerekse de dünya futbolu çok güzel bir figürünü kaybetti. Bir kısım onu girişimciliğiyle, başarılarıyla ve yazdığı futbol destanıyla hatırlayacak, bazısı da istediği futbolcuları oradan alamadılar diye onu inatçı kimliğiyle hatırlayacak. Bu güzel şehrin, bu güzel futbol takımını sahiplenmesinden ötürü ve o takımla bir futbol destanı yazmasından dolayı şahsen kendi adıma Nicollin’e çok teşekkür ederim. Umarız ki endüstriyelleşen ve kirlenen bu dünya futbolunda tek başına koca yürekli nice Nicollin’ler yetişir. Işıklar içinde uyu “Çöpçüler Kralı.”

 

 

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ