Kramponlupisagor -

Rüzgara Karşı Yürüyen Çocuklar / İzlanda

Tufan Karayel
Tufan Karayel
  • 05.07.2017

 

Çoğu kişinin bende dahil İzlanda ile tanışıklığımızı Eiđur Guđjohnsen’e borçlu olabiliriz… En azından futbol anlamında bunu rahatlıkla dile getirebilirim diye düşünüyorum. Ondan önce de belki coğrafya derslerine ilgili olanlarınız fiyordlar ve buzullardan ötürü tanıyabilir bu 320.000 kişilik soğuk ada ülkesini…

Son dönemde İzlanda ismini duymuş olanlarınız da ; 190 yıl sonra yani 2010 yılında “Eyjafjallajökull” (tabiki tek seferde yazamadım ve sizde tek seferde okuyamayacaksınız) adlı yanardağ patlaması ile Avrupa’yı oldukça meşgul etti ve ismini duymayanlara da duyurdu…

Bu kadar genel kültür bilgisinden sonra analiz konumuz futbola dönecek olursak ; 1947 yılında kurulan İzlanda futbol Federasyonu da patlamasını en sonunda Euro2016 eleme gruplarında gerçekleştirdi. Türkiye milli takımının yanı sıra, son Dünya Kupası yarı finalisti Hollanda ve turnuvalara devamlı katılma başarısı gösterebilen Çek Cumhuriyeti’nin bulunduğu grupta elemelerin tamamlanmasına iki maç kala Euro2016’ya gitmeyi garantiledi ve tarihinde ilk defa bir büyük turnuvaya gitmeye hak kazandı.

Tarihinde bu başarıya önce Euro 2004 elemelerinde 13 puan toplayıp son maçta gitme şansını yitirmiş daha sonra ise FIFA Dünya Kupası elemelerinde grubunu 2. olarak tamamlayıp play-off oynamaya hak kazanıp Hırvatistan ile eşleşmişti. İlk maç Izlanda da 0-0 berabere kalıp ikinci maç 10 kişi kalmış Hırvatlara 2-0 mağlup olunca yine adalarının yolunu tutmuşlardı…

Euro 2016 eleme grupları belirlendiği zaman da beklenti Çek Cumhuriyeti ile üçüncülük mücadelesi yapmaları şeklindeydi. Fakat daha ilk maçtan İsveçli teknik adam Lars Lagerback’ın öğrencileri kaldıkları yerden devam etmeyi kafalarına koyduklarını gösterdiler. Türkiye milli takımını 3-0 gibi çok net bir skorla geçtikten sonra 8 maçta 6 galibiyet(ikisi Hollanda), 1 beraberlik ile 19 puan topladı ve Euro 2016’da oynamayı garantilediler.

6 Eylül akşamı Kazakistan beraberliğinin ardından 67 yaşındaki teknik adam Lagerback;

“Kahraman olduğumu söyleyemeyeceğim Martin Luther King,Nelson Mandela ve bu gibi insanlar gerçek kahramanlardır.”

Bu anektot sanki İzlanda milli takımının geldiği noktada tevazunun , sıkı çalışmanın ipuçlarını bize sunuyor diye düşünüyorum.

Peki bu soğuk köşede kalmış ada ülkesi bu noktaya nasıl ulaştı? Bu başarıyı elde edene kadar hangi evrelerden geçti?

Brian Blickenstaff tarafından hazırlanan ve ilk olarak VICE SPORT dergisinde yayımlanan yazıda İzlandalı teknik direktör Heimìr Hallgrimson bizi şöyle aydınlatıyor.

“Günümüzde tesisler özellikle benim oynadığım dönemle karşılaştırıldığında çok ama çok iyi durumda. Son on yılda İzlanda’da yedi tam saha , dört yarı saha boyutunda tam teşekküllü kapalı futbol stadı yapıldı. Artık her okulun bahçesinde beşe beş yapılabilecek suni sahalar mevcut.Hatta her ekip suni bir sahaya sahip, böylelikle yıl boyunca çalışabiliyorlar.”

Bu bilgiler ışığında 320.000 kişilik nüfusa futbol sevgisinin bu kadar çabuk sirayet etmesine şaşırmamamız gerekir diye düşünüyorum. Sonuçta zorlukları seven, zoru kolaya çevirmeyi becerebilen bir topluluktan, sosyal iradeden bahsediyoruz.

Nerden mi belli gelin bir kere daha İzlandalı teknik adam Heimir’e kulak verelim; ” Biz her zaman için sıkı çalışmaya ve potansiyelimizin üstüne çıkmaya hazırız.Bence bu durum ülkedeki her bir bireyin karakterinde yer edinmiş durumda. Biz kötü havaya alışığız.Hava sert ve rüzgarlıyken okula yürümeyi küçüklükten itibaren hayatın bir parçası olarak görüyoruz. Genellikle hayata karşı kafa tutabilmeye ve mücadele edebilmeye genç yaşta alışıyoruz.Sonuç almak adına daha da sıkı çalışmaya hazırız.Bence bizim en büyük avantajımız bu…”

İşte İzlanda bu duygu ve düşünceler toplamı ile Euro 2016’da boy gösterdi ve sonuç tam da bu yaşanmışlıklara yakışır şekilde oldu. Euro 2016’yı şampiyon tamamlayan Portekiz’in de yer aldığı grupta Avusturya ve Macaristan ile yarışan İzlanda.Bu grupta Portekiz’in önünde Macaristan’ın ise arkasında kalarak (aynı puanla) kendini son 16 turuna attı atmasına ama grubun son maçında Avusturya’ya o son dakika golünü atmasa belki Portekiz’in gideceği rahat final yoluna kendileri gideceklerdi.Unutanlar için hatırlatalım Portekiz finale kadar karşılaştığı takımlar sırasıyla Hırvatistan,Polonya,Galler idi.İzlanda ikinci çıkarak kendini İngiltere,Fransa,Almanya ve İtalya’nın olduğu Final yoluna çıkmış oldu.Ama onlar için bu sorun değildi zaten onlar buraya sert kuzey rüzgarlarına aşıp gelmişlerdi.

İlk rakip diğer bir ada temsilcisi olan İngiltere milli takımıydı.Bir nevi Kuzey ile Güney adalarının savaşıydı.Maç adeta bir yanardağ patlaması gibi başladı.Dakika 4 İngiltere öne geçince bu masal burda biten diyenlere inat 6. ve 18. dakikalarda gelen iki İzlanda golü masalı inanılmaz boyuta doğru yöneltmeye devam etmeye yetmişti.Maç 18 dakika içerisinde atılan goller sonucu İzlanda’nın 2-1’lik üstünlüğü ile biterken turnuvaya hatta günümüzde halen tribünlere ilham veren  ”balina tezahüratı” bir kez daha gösterime giriyordu.

 

 

Çeyrek finalde rakip ev sahibi Fransa olmuştu.Maç Paris’te Stade de France stadyumunda yaklaşık 77.000 kişi önünde oynandı.İzlanda tribünü de yerini almıştı fakat bu sefer standart İzlanda milli takım başlangıcını göremedik sahada, Fransa ilk 45 dakikada  4 gol bulurken İzlanda adına sahada  gerçekten soğuk rüzgarlar esiyordu ama bu sefer rüzgara karşı yürüyecek çocuklar yoktu.Maç 5-2 Fransa üstünlüğü ile bitti ve İzlanda için turnuva sona erdi.Peki İzlanda milli takımı masallarının sonuna geldiklerini mi düşündüler yoksa nefesleri mi yetmedi?

Bence ikisi de değildi çünkü bu ülkenin genleri böyle bir sonu kabullenecek yapıda değil.Belki de daha büyük bir adım atmak için geriye doğru bir adım atmaları gerekiyordu.Bu sözlerim bu adımı bilerek attıkları şekilde algılanmasın ama bu sefer böyle bir hikaye yazmayı istediler ve yazdılarda.Daha iyisini görecekmiyiz?Bunu gelecek bize gösterecektir diye düşünüyorum.2018 Dünya Kupası için Milli takımımız ile yine aynı eleme grubunda yer alan İzlanda 6 maç sonunda 13 puanla 2.sırada bulunuyor.Kalan maçları Finlandiya/Türkiye (deplasman) ve Ukrayna/Kosova (iç saha), bu dört maçtan alınacak puanlar yine İzlanda milli takımı için bir ilki işaret edebilir.Bu işaret tarihlerinde ilk defa Dünya Kupasına katılmanın takendisi.Eğer Dünya Kupasına da giderlerse bir turnuva geçirmiş tecrübeli kadrosu ile bu sefer daha farklı bir performans izlememiz çok olası.Umarım bu soğuk ama sempatik ada takımı 2018 Dünya Kupası’nda yerini alır.

Çünkü bu 320.000 kişilik ada ülkesi elindeki az malzemeyle,zor şartlara göğüs gererek ne kadar doğru işler yapılabileceğini gösteriyor.Özellikle de 80 milyonluk ülkemize.Ha diyeceksiniz ki bizim ülkemizde de zorlu şartlar yok mu? Var, var olmasına da o zor şartları kontrol edecek ve yönetecek futbol aklına ve o akılları futbolumuza enjekte edebilecek futbol ortamımız oluşmadı.

Bu yüzden İzlanda milli takımının başarısında da sanırım belirleyici kıstas bu olsa gerek… Sert ve soğuk rüzgara karşı yürümeyi bilen çocuklar şimdilerde Dünyanın sert ve ağır abi takımlarına karşı yürümeyi öğrendiler… E bize de bu güzel yürüyüşü izlemek düşüyor futbol sahnesinde…

 

BONUS

#BABA OĞUL GUĐJOHNSENLER

Baba oğul Guđjohnsen olayına da yer vermeden bir İzlanda analizi yapılabileceğini zannetmiyorum… Şöyle ki futbol tarihinde bir maçta çıkan oyuncu baba ve giren oyuncu oğul olduğunu düşünün…Arnor Guđjohnsen ve Eiđur Guđjohnsen…Bu olay gerçekleştiğinde Baba Arnór 34, oğul Eiđur 17 yaşındaydı… Böyle bir hadise bir daha gerçekleşir mi bilinmez ama İzlanda tarihte bunu gerçekleştiren ilk ve tek takım olma ünvanını uzun süre taşıyacak gibi duruyor.

TUFAN KARAYEL

: • https://sports.vice.com/en_us/article/life-as-struggle-how-iceland-became-the-worlds-best-pound-for-pound-soccer-team

• röportaj çeviri Alper Suat Orhan / Socrates dergi

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım