Kramponlupisagor -

Abdullah Çevrim ile Röportaj

Abdullah Çevrim ile Röportaj
  • 26.07.2017

  Abdullah Çevrim kimdir?

Abdullah Çevrim 20 Temmuz 1941’de Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde doğdu. Lise çağı geldiğinde tek başına Kuleli Askeri Lisesi sınavlarına katılmak üzere İstanbul’a geldi. Spor mülakatında 100 metre yarışını birinci tamamlarken elde ettiği derece neredeyse bir Türkiye rekoru olduğu için diğer sınavlardan muaf tutularak okula kabul edildi. Atletizm spor hayatının başlangıcıydı ama futbol Kırıkhan’dan beri en çok sevdiği spordu. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesindeyken Gençlerbirliği’ne transfer olan Abdullah Çevrim iyi performansı sonrası büyük takımların radarına girdi fakat eğitimini tamamlamak adına transfer konusunda acele etmeyip 1966 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldu. Burada beş yıl boyunca son derece iyi performans gösterip Fenerbahçe tarihine geçen kadrolardan birinin önemli parçalarından biri oldu. Efsane beş kupalı sezon, Manchester City zaferi, Cruyff’lu Ajax maçları, goller, asistler ve daha niceleri. Fenerbahçe’den sonra Ankaragücü, Gaziantep ve memleketine vefa borcu olarak Hatayspor’da oynayıp futbolculuk kariyerine nokta koydu. Jübilesi Hatayspor ve Fenerbahçe arasında oynandı. Futbolculuk kariyerinden sonra uzun süre televizyon yorumculuğu ve köşe yazarlığında bulundu. Şimdilerde ise İzmit’te kızı ve torunlarıyla emeklilik günlerinin tadını çıkarıyor.


Fenerbahçe ve Abdullah Çevrim denilince tüm Türk futbolseverlerin aklına 1968 yılı gelir, tarihe geçen bu sezonu bir de sizden dinleyebilir miyiz?

1968 yılı Fenerbahçesi denilince akıllara direkt 13-14 tane adam gelir; Yavuz-Şükrü-Levent-Nunweiller-Ercan Yılmaz-Numan-Ogün Altıparmak-Nedim-Can Bartu-Yaşar-Selim Soydan-Abdullah-Ziya… İşte bu adamlar tarihe geçenler, teknik direktör de Macar Ignace Molnar. O zamanlar bu kadroyu herkes ezbere sayardı.1968 yılına gelirsek 1968 yılından önce Fenerbahçe, 1966/67 sezonunu Beşiktaş’ın arkasından ikinci bitirdi. Takım  o sezon ligin bitmesine doğru tam ritm yakalayıp, öz güvenini kazanmaya başlamıştı. Açıkçası takım ben geliyorum diyordu. Takım olarak buna hazırdık. Zaten 1968 sezonu için sadece bir transfer yapıldı o da Gençlerbirliğin’den Salim fakat o da çok oynamadı zaten. O sezon ilk maçımızı Feriköy ile oynadık…

Evet bakıyorum sonucuna 3-0 ile açmışsınız sezonu?

Doğru son golüde benim atmış olmam lazım?

Doğru 85.dakika da gol Abdullah Çevrim…

Hala iyi hatırlıyorum demek ki… Neyse sezon bu maçla açıldı fakat sonra oynadığımız deplasman maçlarında biraz tutuk bir oyun sergiliyor gibi dursak da sezon öncesi oynadığımız Balkan Kupası maçları bizim seviyemizin yükselmesine sebep oldu. Böylelikle ligde emin adımlarla ilerledik.Önce Galatasaray’ı sonra Beşiktaş’ı yani direk rakiplerimizi yendik, o zamanlar galibiyete iki puan verildiği dönemler. Kendimizi rakiplerimizin 4 puanın önüne attık ki bu çok büyük avantajdı sonra sezon sonuna kadar bu avantajı iyi kullandık ve şampiyon olduk. Soyunma odası zaten takımın ne halde olduğunu gösteriyordu. Arkadaşlık üst seviyedeydi.

Molnar’ın hakkında neler söylemek istersiniz?

Molnar, taktisyen bir teknik adamdı.Taktiği ve kurnazlığı ile bize çok maçlar kazandırdı.Örnek olarak her zaman anlattığım bir hadise var. Sezonun sondan bir önceki maçı Mersin İdman Yurdu ile oynuyoruz.Maç Mersinde, yenersek şampiyonluğu ilan ediyoruz.Esasında bu olayı Eyüp Karadayı’dan daha detaylı dinlemek lazım ama neyse maçtan önce Molnar bana rakip savunmada oynayan Refik’in hata yapmaya müsait bir isim olduğunu söyledi ve topla ya da topsuz hep onun üzerine oynamamı söylemişti.Nitekim maç 1-1 iken hemde 10 kişi kalmışken ben rakip savunma çıkarken yaptığım pres sonucu topu kaptım ve çektiğim şut Refik’e çarparak gol oldu ve maçı kazandık.Maçtan sonra Molnar’ın basının sorularını yanıtlarken gülerek maçtan önce Abdullah’ı aynen bunu söylemiştim o da bunu gerçekleştirdi dediğini duymuştum.Bu ve bunu gibi çok olaylar yaşadık.

Geldik şampiyonluk sonrası 1968-1969 sezonu Avrupa Şampiyon Kulüpler Şampiyonası maceranıza, neler oldu bu süreçte?

O sezonun ilk maçı ligden bile önce Avrupa Şampiyon Kulüpler Şampiyonası 1.Tur maçı ile başladı.İlk turda 1966 yılında Dünya Kupasını kazanmış kadronun iskeletini kadrosunda bulunduran ve turnuvanın favorilerinden olan Manchester City geldi.Daha ilk turdan böyle bir rakip tabi takımda soğuk duş etkisi yarattı.O zamanlar Avrupa’da bırakın zaferi beraberlikleri zar zor aldığımız bir dönem.

İlk maç 18.09.1969 İngiltere’deki Manchester deplasmanı ?

Aynen maç öncesi uçakla gidiyoruz İngiltere’ye rahmetli Faruk Ilgaz başkan ile aramızda bir muhabbet geçti.Başkan gel bakalım ‘Üniversiteli’ dedi bana. Abdullah sence takıma ne kadar tur primi vermeliyiz? diye sordu. Başkana döndüm;

”Ya Faruk bey Allah için ne turu, ne primi dedim? Dalga mı geçiyorsunuz fark yemeden dönelim yeter” dedim.

Neyse İngiltere’ye indik,ertesi gün maça yakın soyunma odasına başkan geldi ve tur primini açıkladı.Tam beş bin lira.Zamanın iyi parasından bahsediyoruz.Neyse o maça ilk 11 başladım ve taktik dizilimimiz aynen abartmadan aktarıyorum 1-9-1 şeklindeydi.İleride ki gariban 1’i ben temsil ediyordum. Molnar bana dedi ki; ”Santra çizgisinden bizim sahamıza girmen yasak,rakip yarı alanda ne istiyorsan yap”. O günü çok iyi hatırlıyorum kalecimiz Yavuz hayatının maçlarından birini oynadı,kurtarışları görmeniz lazım. Aynı şekilde bende o gün tek başıma savaşıyorum adeta İngilizlerle ama gerçekten tek başıma! Topu indiriyorum sağıma kimse yok,duvar olmak istiyorum kimse yok,baskı yapıyorum topu kazanıyorum, yere düşüyorum yardıma gelen yok.Az çok İngilizce anlıyorum ya; yine bir pozisyonda topa ayağımı soktum tökezledim falan düştüm. Adamlar bana bakıp ”Crazy” falan bir şeyler dediler, güldüler.Tabi ben daha çok sinirlendim haliyle bir pozisyonda nasıl olduysa ceza sahasına bir orta gelebildi çok şükür.Benim de sıçramam ve zamanlamam iyidir. Topa bir sıçradım havada kafayı yapıştırdım, kaleciyi geçti ama direkte patladı.O gün maç 0-0 bitti ama bizde bittik.Savunma harikaydı,Yavuz inanılmazdı.

Yine ilginç bir hadise o gün maç öncesi rahmetli İslam Çupi beni tarttı.Maç sonunda ise bir daha tarttı; hiç unutmam tam tamına 2,5 kg vermişim maç bitiminde.Nasıl bir efor düşün tek başıma.Ama bu sonuç bize inanılmaz moral ve öz güven verdi.

 

Geldik İstanbul’daki maça o zaman ?

Şimdi o maçtan önce bir lig maçımız var Vefa maçı, ben yedek olarak çıkıyorum.Çünkü Manchester City maçında oynayacağım.Kulübeye bile girmiyorum yani maçı tribünden takip ediyorum.Neyse maç 0-0 gidiyor.Maç sıkışacak gibi.İkinci yarı Molnar diyor ki Apo buraya gel oyuna giriyorsun! Ama nasıl olur diyorum şortum bile yok. Kulübeden birisinin şortunu, formasını veriyorlar saha kenarında üzerimi değiştirip oyuna giriyorum golü atıyorum maçı kazanıyoruz 1-0. Benim keyfim yerinde Manchester City maçına 11’de çıkacağım artık o maçı düşünüyorum,yerim garanti diye düşünüyorum.Fakat Molnar yine yapıyor yapacağını;

Maç önü soyunma odasında ilk 11’in açıklanacağı sırada sol yanımda Yılmaz, sağ tarafımda ise Nedim var, elimdede İngiltere’den aldığım yeni vidalı Adidas kramponlarım var.Bizim Molnar’ın bir huyu vardı, bir iş çevireceği zaman bizle Macarca konuşmaya çalışırdı. Molnar geldi, Macarca bir şeyler söyledi arada ilk 11’i de açıkladı ama ben pek oralı olmadım çünkü yerim garanti. Önce Nedim’e döndüm kim yok dedim ilk 11’de? Nedim yanıt vermeden yanımdan kalktı gitti. Yılmaz’a döndüm dedim ne oldu buna ya Nedim’mi oynamıyor dedim? Yılmaz ”oğlum sen oynamıyorsun” demez mi! Benim başımdan aşağı kaynar sular döküldü, kramponları bir yana fırlattım, duşların oraya gittim bağıra çağıra.Herkes beni sakinleştirmeye çalışıyor.Basri abi geldi oğlum sakin ol falan geç kulübeye.Ben istemiyorum,çünkü inanılmaz hayal kırıklığı içerisindeyim neyse bir şekilde sakinleştim ama yinede kulübeye oturmadım kale arkasından maçı takip ettim.

Futbol öyle bir oyun ki, futbolun cilvesi diye bir sözü boşu boşuna söylememişler.İlk yarı Coleman’ın golüyle geri düştük.O anı da sana şöyle anlatayım; neredeyse 40.000 kişinin olduğu bir ortamda hiç bir ses yok sadece üzüntüden çakılan çakmakların sesi duyuluyordu. Öylesine derin bir üzüntü hakim Mithatpaşa’da.İlk yarı skoru 0-1 City lehine.İçeri girerken Can Bartu çok sinirli herkese bağırıyor, uyanmaları için.Soyunma odasında yine hadiseler,Molnar-Can arasında bağrışmalar falan derken ikinci yarıya Fuat Saner’in yerine benim oyuna girmem kararlaştırılıyor.Oyuna başlamak üzere sahaya çıkıyoruz.Santra’da Ogün ve ben, Ogün’e diyorum ki hızlı başlıyoruz.Öyle de oluyor;santra bir pas Nedime o Can Bartu’ya biraz oyalanma derken arka direğe şişirilen top ben dokunuyorum ve gol.46.dakikanın 38.saniyesi gibi bir şey durum 1-1.Mithatpaşa sevinçten yıkıldı.Futbolculuk hayatımda öyle bir ses duymamıştım.Maç dengeye geldi ama avantaj hala City’deydi.Biz 1-1 morali ile saldırmaya başladık ve 78.dakika da bir duran topta ikinci golü bulduk.Can Bartu duran topu arka direğe doğru kaldırdı.Top beni aştı; bir ”Bıraaak” sesi duydum.Top sonra Ogün’ün önünde kaldı ve gol oldu.Maçın geri kalanında direndik ve İngiltere şampiyonunu turnuva dışına ittik. Maç sonu Avrupa ajansları maçı 2-1 Manchester City kazandı olarak geçiyor.Çünkü kimse ihtimal vermiyor bu sonuca.Sonuç sonradan teyit edilebiliyor ancak.

Bir de hiç unutmam bizim Rumen oyuncumuz Nunweiller saha içinde bağıra bağıra geziyor, arkadaşlara soruyorum bu ne diye bağırıyor diyorum.Arkadaşlar; ”Zengin oldum, zengin oldum diye bağırdığını söylüyor.Niye? diye sorunca, Faruk başkanın vaat ettiği primi söylüyor.Adam piyangoyu bulmuşcasına sevinmişti maç sonunda.

O halde bu büyük başarının ardından 2.tura geçiyoruz. Rakip AJAX… Hem de Cruyff’lu Ajax…

Aynen turnuva’da İngiltere şampiyonunu eledik karşımıza Hollanda şampiyonu geldi.Turnuvanın formatı gereği sadece şampiyonların katıldığı bir dönemdi şimdi ki Şampiyonlar Ligi gibi torba falan yok yani.Şampiyonlar var illa bir şampiyona denk geleceksin.Bize de Ajax geldi.Ajax’ın ”efsane Ajax” olma yoluna girdiği dönemin başıydı.Takımın hocası Rinus Michels’di.Kadroda tabiki başta Johan Cruyff,Sjaak Swart,Pieter Keizer,Klaas Nuninga ve Hendrick Groot gibi çok kaliteli isimler vardı.O dönem daha Cruyff tarihe damga vurmamıştı fakat değişik bir adam olduğu her halinden belliydi.

İlk maç Amsterdam’da yine deplasmanda nasıl bir maç oldu?

Şimdi o maçın farklı bir havası vardı.Bir kere hava olarak çok soğuk şartlarda oynadık.Hak etmediğimiz şekilde bir mağlubiyet aldık,takım olarak çok üzüldük.Maç içerisinde iyi oynamamıza rağmen Ajax çok farklı bir seviyede bir futbol sergiledi.Biz rövanş maçında iyi bir sonuç alabileceğimizi düşünerek İstanbul’daki maça odaklandık.

İkinci maçta İstanbul’da ki maçta neler oldu peki? 

Bu maçın görüntülerini sonradan izlerseniz nasıl kötü bir zeminde oynandığını göreceksiniz.Zaten maç bir gün de ertelendi.Biz de oynamak istemedik ama turnuva yetkilileri ve hakem oynanabileceğine karar verdiler.Zemin düzelsin diye zaten çamur olan zemine kum dökülmesi sonucu saha komple bataklık haline geldi.Maç çok zor şartlarda oynandı.Maçta yürümek bile çok zordu.Depar atmaya kalkıyordum fakat sanki ağır çekimde koşuyormuşum gibi hissediyordum.Yere düştükten sonra çamur içinde kaldığım bir fotoğraf var.İşte burada bu fotoğraf maçın özeti budur zaten.Futbol adına bir şey ortaya konmadı fakat Ajax yine bizi mağlup etmeyi başardı.Gol pozisyonlarında da top adeta zorla ağlarla buluşabildi ve biz elendik. Ajax o sene finale kadar gitti ve finali Milan’a kaybetti.Bu da iyi bir takıma elendiğimizin kanıtı zaten.

Peki iki maçta Cruyff ‘a karşı oynamak nasıl bir şeydi?

Sadece iki maç değil.Bu maçlardan sonra ben Türkiye Ordu milli takımı ile Hollanda ordu milli takımına karşıda oynadım.Hem de orada ben milli takımın kaptanıyken Cruyff’ta Hollanda’nın kaptanıydı.Onunla zaten Ajax maçlarından tanışıyorduk.

Cruyff oyun sisteminde hızlı atak şansını yaratan, hızlı santrafor tipini ortaya koyan ve girdiği toplarda daima kontrollü,bak son derece süratli olmasına rağmen kontrollü bir şekilde pasını verip tekrar o topla buluşabilen inanılmaz bir oyucuydu.Eşi benzeri olmayan bir futbolcu tipidir bu.Avrupa futboluna yenilikler getirmiştir.Zamanın Barcelonasın da da çok iyi bir futbol oynamıştı.Çok büyük bir futbolcuydu.

 

Ajax maçlarında sizde bıraktığı izlenim neydi?

Bir kere dönemin orta Avrupası’nın en büyük hücum oyuncusundan bahsediyoruz.Futbol zekası,hareketleri,fuleli koşuları herkesi hayran bırakan bir futbolcuydu.İstanbul’daki ikinci maçtan sonra küçük de bir anımız oldu kendisiyle.Maç bitti ben çamur içindeyim beraber soyunma odalarına doğru yürüyoruz.

Bana bence hemen duşa girmelisin tarzında bir şeyler dedi.Bende yok dedim eve böyle gidicem beni eşim yıkayacak dedim.Niye dedi? Burada su kalmayabilir sende acele et yoksa sana da kalmaz dedim.Güldü ve içeri girdik.

 

Ordu Milli takımındaki maçlarda nasıl bir izlenim edinmiştiniz?

Ordu Milli takımında daha yakından tanıdım hatta arkadaş oldum diyebilirim.Çünkü daha deminde dediğim gibi ikimizde takım kaptanıydık. Bu yüzden maçlardan önce milli takımlar buluşurlar ve yemeklerde hoş dostluklar kurulurdu.O ortamlarda da çok mütevazı ve dost canlısı bir insandı.Orada Hollanda Milli takımını yendiğimiz maçta da beni tebrik etmişti.Biz daha sonra gidip Dünya Şampiyonu da olduk o turnuvada.

Hatta daha sonra futbolu bıraktıktan sonra bile Cruyff ile aramızdaki samimiyet devam etti.Futbolu bıraktıktan sonra Hollanda’ya tatil amaçlı gitmiştim.Gitmişken Ajax altyapısını da görmek istemiştim bu konuda Cruyff bana yardımcı oldu.Bana tesislerin tanıtımının yapılması konusunda kolaylıklar sağlattı. Orada bir minik takım antrenmanı izledim ve gözlerime inanamadım.10-11 yaşında çocuklar tam saha kanat organizasyonu çalışıyordu.Oradakilere sordum bunlar ne yapıyorlar burada bu yaştaki çocuk bunu yapar mı diye? Öğreneceklerse bu yaşta öğrenecekler cevabını aldım.Daha sonra da neden Hollanda’nın bu kadar oyuncu yetiştiren bir ülke olduğunu anlamam daha kolay oldu.

Tesis gezisinden sonra Cruyff’a teşekkür etme fırsatı bulduğumda onunla biraz sohbet etme şansım olmuştu.O dönem küçük oğlu Jordi Cruyff’u futbolcu yapmaya uğraştığından bahsediyordu.Ben de Dünyada bunun bir çok örneği olduğunu fakat genelde iyi futbolcunun çocuğundan futbolcu çıkmadığından bahsetmiştim.Nitekim öyle oldu oğlu Jordi’nin kariyeri öyle yüksek seviyelere ulaşamadan sona erdi.

O günün anısına Cruyff bana çok güzel bir fotoğrafını imzalı şekilde hediye etmişti.Uzun yıllar evimde muhafaza ettiğim bu hediyeyi talihsiz bir şekilde kaybettiğim için çok üzgünüm.Özellikle sana bu fotoğrafı emanet etmek isterdim oğlum…

Peki Cruyff dosyasını kapattıktan sonra biraz da gelelim dönemsel kıyaslamalara örneğin sizin oynadığınız dönemde ki Fenerbahçe ile bugünün Fenerbahçe’si arasında ki farklardan bahsetsek?

Valla benim şahsi düşüncem bizim dönemin futbolcularının yetenekleri inanılmaz seviyedeydi.Fakat bizi imkanlar çok zorladı.Ne tesis ne imkan hiç bir şey yoktu.Ama arkadaşlık,takımdaşlık,saygı ve sevgi vardı. Dereağzı tesislerinde sıcak su bulamazdık önce bizden yaşça büyükler duşa girerdi bize de sıra gelene kadar su azalırdı.Ama bu bilinçli bir şey değildi eldeki imkanlar bu yöndeydi.Yine formalarımız mesela o zaman ‘merserize yünden’ yapılan formalarımız ıslanınca üstümüze 5-10 kg daha yük bindirirdi.Formalar sezon başında bizlere emanet edilirdi,kaybedersen yada başkasını verirsen gidip kendin yaptırmak zorunda kalırdın.Formaları maçtan sonra evde yıkar getirirdik. Şimdi ki futbolcular çok şanslı o kadar imkan sunulurken bir de çok iyi kazanç sağlıyorlar.Biz formanın hakkını sonuna kadar verenlerdendik ama şimdi ki oyuncularda özellikle son 2-3 sezonda bunu görünce içim kan ağlıyor.Maçları izlerken Fenerbahçe’nin bu durumda olmaması gerektiğini düşünenlerdenim.

Peki yine Türk futbolunu karşılaştıracak olursanız dönemsel olarak neler söylemek istersiniz?

Yine bizim dönemimiz de hangi özellikte adam istersen vardı.Şut mu,pas mı, teknik mi ne ararsan…

Mesela Beşiktaş’ta Şükrü Gülesin diye bir adam vardı.Allah nur içinde yatırsın.Şükrü abi kornerden leblebi gibi gol atardı.Bir Can Bartu vardı,bir Metin Abi vardı Galatasaray’da yine Eskişehir’de Fethi Heper vardı.Hatta şöyle bir olay anlatayım.Bu olayı ben bizzat Abdullah Gegiç’in ağzından duymuştum.Bize şunları söyledi;” Eğer sen,Ogün,Ziya benim elime daha önce gelseydiniz, ben sizleri Avrupa’nın en değerli futbolcuları arasına sokardım”. Bu tip yüzlerce yetenek heba oldu gitti. Ama şimdi dönüp baktığımda bu bana çok normal geliyor çünkü bütün takımlar bir stadı kullanıyordu, antrenman sahsı desen boş arazilerde yapılıyordu, uluslararası seviye maçlar yılda 1-2 kere anca denk geliyordu. Bu ortamda oyuncuların gelişmesi zaten çok zordu.

Dünya futbolunda birçok yıldız oyuncuya karşı oynadınız onlardan örnek vermenizi istesem, kimler geliyor aklınıza?

Çok örnek var; bir tane Altofini vardı,Sivori vardı…Düşük çoraplarıyla isim yapmıştı mesela ama felaket bir yetenekti.Tekmelik falan takmazdı koncu düşerdi.Sivori’nin boyu 1.65 mi neydi ama adam nereden girip nereden çıkardı anlamazdın.Bir tane Garrincha vardı, yani adamın belimi kırık artık ayağı mı çıkık belli değil, adam böyle iskelet gibi dolanırdı bir tane çalım atıp giderdi.Bir Pele bence bir daha Dünya’ya onun gibisi gelmez.Şimdiki futbolcular Pele’nin yanında hazır ol’da durması gerekli.Yine bir Altofini vardı,İtalyan…Bir Galatasaray Milan maçı vardı galiba, o maçta adamın beline iki savunma oyuncusu Büyük Ahmet ile Candemir sarılmasına rağmen adam onları ceza sahasının içine kadar sürükledi ve gitti golü yaptı.Öyle kuvvetli adamlardı bunlar.Birde tabi bu saydığım isimlerin Avrupada ki imkanları bizden iyiydi arada bu farkın olması normaldi bir bakıma.Ama Mesela Lefter abi deyip geçmeyin Dünya futbolunda da ismi olan bir futbolcuydu.Anlatmakla anlayacağınız türden bir futbolcu değildi.

Peki neydi Lefter’in en büyük özelliği?

Lefter abi bu maçı alacağız dediği zaman çıkar ve o maçı alırdı, tek başına alırdı hem de.Hele ki koncunun arasına da bir şeyler sıkıştır…!Müslim Bağcılar var rahmetli o dönem yönetim kurulunda maça çıkmadan önce bir 500’lük koyardı Lefter abinin koncunun içine sonrası kolay Lefter abinin golünü otur izle.

Bu sezon Fenerbahçe’den beklentileriniz ne yönde ? Sizce Aykut Kocaman başarılı olabilir mi?

Her şeyden önce Aykut bir önceki sezon başarılı bir dönem geçirdi ve tekrardan Fenerbahçe’ye döndü.Fakat geçen sezon başardığının belki de üç dört katını burada başarması gerekli ki tekrar ona başarılı oldun diyebilelim.Ben çok isterim başarılı olsun ama bu sezon çok zor gözüküyor.Bekleyip göreceğiz.Fakat Aykut’un futbolculuk döneminin sonlarında bende faal olarak köşe yazarlığı yaptım dönem,Metin Türel bana Aykut’un çok iyi bir antrenör olacağını söylemişti. Antrenmaları çok sıkı takip edip,söylenilenlere riayet ettiğini ve bunları not aldığını biliyordum.O yüzden Aykut’un başarıları benim için sürpriz değildi.

Aykut Kocaman 2010-11 sezonunda şampiyon yapmıştı fakat daha sonra yaşananlar iki kayıp sezon sonrası Aykut Kocaman ayrılmak zorunda kalmıştı, bu dönemde başarılı olur mu?

Benim görüşüm olumlu olacak gibi duruyor ama eğer ilk üç haftanın sonunda beraberlik yada mağlubiyetler alırsa sezonun ortasında havlu atar takım çünkü Fenerbahçe’nin atlama yapması gereken bir sezeon bu sezon.Son üç senedir şampiyonluktan uzak kalmak Fenerbahçe camiasının alışkan olduğu birşey değil.Aykut’da bunun farkında o yüzden elinden geleni yapacaktır.

Yeni transferler katkı sağlar mı?

Transferlerden ziyade benim için önemli kıstas Fenerbahçe takım olabilecek mi sorusunun yanıtı.Ben her başarılı takımın en önemli özelliğinin takımdaşlık olgusunda yattığına inanırım.Şimdi Fenerbahçe basketbol takımını ele al.O takımın başarısız olma ihtimali yok.Çünkü Dünya’da örnek gösterilecek bir takım arkadaşlığı ve yardımlaşma mevcut.İşte böyle bir ekip yaratmanız lazım.Bakalım öyle bir ekip oluşabilecek mi bunu bize zaman gösterecek.

Peki çok teşekkür ediyorum son sözleriniz…?

Son sözüm torunumla röportaj yapmak son derece güzel bir hadise oldu benim için bu yüzden çok mutlu olduğumu belirtmek isterim.Umarım sorularına istediğin yanıtları alabilmişsindir. Yayın hayatınızda başarılarınızın devamını diliyorum…

Çok teşekkür ederim…

          

 

Tufan KARAYEL

 

 

Fenerbahçe 2-1 Manchester City maç özeti

Fenerbahçe 0-2 Ajax maçı özeti

 

 

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / / / /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım