Kramponlupisagor -

KIRIKLIKLARLA DOLU BİR KARİYER: DJIBRIL CISSE

Bilal Temizel
Bilal Temizel
  • 01.08.2017

Kimileri çok çalışarak yeşil sahalarda kendilerine yer bulurlar, kimilerinin de alın yazılarına futbol doğuştan yazılır. Afrika’nın en önemli futbol ekollerinden olan Fildişi Sahilleri’nin kaptanlığını yapan Mangue Cisse’nin oğlu Djibril de hiç şüphesiz doğuştan futbola yatkın olan şanslı isimlerden biriydi. Fransa’nın sıcak şehirlerinden Arles’te sıcak bir ağustos günü dünyaya gelen Djibril Cisse’nin futbol yaşantısı, henüz yaşıtlarının kalem tutmayı yeni öğrendiği yaşlara denk gelmekteydi. Sekiz yaşındayken girdiği Nimes altyapısında fiziği ve süratiyle dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyordu.

 

Nimes’de aldığı altyapı eğitimleriyle beraber ilk profesyonel sözleşmesini, henüz genç yaşlarında rekorlar kıracağı, tarihine adını yazdıracağı kulüp olan Auxerre ile yapacaktı. O günlerde Fransa futbolunun yükselen değeri olan Auxerre ile beraber büyüyen Cisse, 21 yaşında Fransa Ligi’nin en golcü oyuncusu apoletini Pauletta ile beraber göğsüne takıyordu. Bir anda birçok takımın dikkatini çeken bu genç golcünün rüyalarını sürekli Premier Lig süslüyordu. Fakat orası Premier Lig’di. Orada güçsüze yer olmadığının bilincinde olan Cisse, gelişimi için iki yıl daha burada kalması gerektiğinin farkındaydı. 23 yaşına geldiğinde bu sefer gol kralı unvanını tek başına alıp, Anfield’ın yolunu tutmak üzere bavulunu hazırlamaya başlıyordu.

O transfer dönemi Liverpool için oldukça hareketli geçmiş iki büyük golcü Emile Heskey ve Michael Owen Kırmızılardan ayrılmıştı. Bu eksiği doldurmak için Fernando Morientes ve Cisse’yi kadrosuna katan Liverpool, aynı günlerde bir idol haline gelecek olan Xabi Alonso’yu da renklerine bağlıyordu. Buna rağmen kulübün en pahalı oyuncusu Cisse’ydi ve KOP tribünüyle beraber Benitez’in ondan beklentisi hayli yüksek gözüküyordu. Gayet verimli başlayan sezon başı kampının ardından formayı alan Cisse’nin kâbusu ilk kez karşısına Anfield çimlerinde çıkıyordu. Blackburn maçında bir anda yerde kalan Djibril’in fibula kemiğine kırık teşhisi konuluyor ve doktoru en iyi ihtimalle dokuz ay sonra bu büyük potansiyelin sahalara çıkabileceğini tedirginlikle açıklıyordu. Fakat hakkında konuşulan oyuncu Cisse’ydi ve kendi tabiriyle aslanlar asla ölmezdi. O da öyle yaptı ve beklenenden çok daha kısa bir süre içinde tekrar Rafa Benitez’den formayı ısrarla istemeye başlamıştı.

 

 

Deneyimli İspanyol Hoca da oyuncusunu, sonu İstanbul’da inanılmaz bir şekilde sonlanacak olan Şampiyonlar Ligi macerasının Çeyrek Finali’nde sahaya sürüyordu. Ertesi sezona sakatlığından tamamen kurtulmuş olarak giren Cisse, geçen sezon yarıda bırakmak zorunda kaldığı işi bu kez tamamlamak amacındaydı. Gel gelelim karşısına bu kez Baros çıkıyordu. Sakatlık döneminde formasını kaptırdığı genç golcü onun yokluğunda Anfield’ın en sevilen isimlerinden birisi haline gelmişti. Benitez’le de arasına kara kedi giren Djibril kariyerinin avuçlarının arasından kaçıp gitmesini istemiyordu ve bunun için doğduğu topraklara, Fransa’ya, Marsilya’ya geri dönme kararını çoktan vermişti. Her iki kulübün de oyuncunun kiralanması konusunda anlaştığı günlerde, Cisse bir futbolcunun yaşayabileceği en dramatik şeylerden birini yaşayacağından habersiz Fransa Milli Takımı’yla Çin mücadelesine çıkıyordu. 2006 Dünya Kupası hazırlık maçında bu sefer de diğer bacağında kırık meydana geliyor, Cisse’nin müdahale sırasında attığı çığlıklar dünya futbol arşivine, en acı verici sahnelerden biri olarak geçiyordu.

 

Sakatlığının etkisiyle Veledrome’da hayalet gibi oynayan Cisse için deniz kenarında homurtular yükselmeye başlıyordu. Buna rağmen hem kulüp yöneticileri hem de efsaneleri Fransız golcüye destek olmayı sürdürüyorlardı. Bu desteği Marsilya başkanı somutlaştıracak ve Marsilya’nın ekonomisini yerle bir etmesine aldırmaksızın oyuncunun bonservisini alacaktı. Dövmeleri ve değişik saç stiliyle dikkatleri üzerine çeken Cisse’nin golleriyle dikkatleri çekemediği uzun zaman olmuştu. Oldukça duygusal yapılı Djibril’in üstünde ağır bir baskı oluşturan bu durum en nihayetinde takımın as forveti Mamodou Niang ile tartışmasıyla en üst seviyeye çıkacaktı. Ama bir anda her şey tersine de dönebiliyordu. Niang’ın Afrika Kupası’na katılmasıyla mavi formayı üzerine geçiren Cisse, Eric Gerets’in sezonun ikinci devresinde vazgeçemediği isimlerden olacaktı. Ama Cisse duygusaldı ve yükselen performansıyla paralel olan özgüveni ve egosu yeni sezon başlangıcında, takımın potansiyel yeni yeteneği Ben Arfa ile kavga etmesine sebep oluyor ve bu durum onun takımdaki kredisini tüketiyordu.

Yolu bir kez daha Ada’yla kesişmişti bekleneni veremeyen golcünün. Sunderland ile kiralık sözleşmesini imzaladığında Roy Keane onun için “Umarım iş yapar biz de onun için transfer rekoru kırarız” diyebilecekti. Cisse için işler İngiltere’de bu sefer fena gitmiyordu. Fransa’da oynadığı dönemlerde dahi her fırsatta övdüğü ve olmak istediği yer olarak belirttiği İngiltere’de başarılı bir performans gösteriyordu. Sezon sonunda Roy Keane görevinden kovulmuştu. Yine de yönetim forvet hattı için Cisse’de karar kılmıştı. Fakat Cisse’nin önüne bu sefer de 2008 Küresel Ekonomik Krizi sorun çıkartacaktı. Yükselen kurlardan dolayı Sunderland bu transferden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Hayat Cisse’ye çok ağır darbeler vurmaktan kaçınmıyordu.

 

 

Cisse bu sefer şansını Yunanistan’da denemek istiyordu. Adresi Yunan Ligi’nin iki efsanesinden biri olan Panathinaikos olacaktı. Gate 13 ile Cisse arasında bir anda inanılmaz bir bağ oluşuvermişti. Cisse, takımının logosunu vücuduna kazımış, taraftarlar da Cisse adına yazdıkları tezahüratları ses tellerini yırtarcasına bağırıyorlardı. Bu sinerji, duygusallığıyla ön plana çıkan Cisse’nin performansına büyük ölçüde katkı yapacaktı. O kadar ki, Cisse neredeyse maç başına bir gol ortalamasıyla oynuyor, sürekli ödüller kazanıyordu. Djibril bir röportajında artık buranın sadece bir oyuncusu olmadığını, ateşli bir taraftarı da olduğunu belirtiyor, bu demeçlerine, sahada gösterdiği ruhu ve performansı eklenince takımın kaptanı olması kaçınılmaz oluyordu. Cisse sonunda aradığı yeri bulmuş gibi gözüküyordu. Ama bela Cisse’nin yakasından eksik olamazdı. Cisse’nin son dakikada attığı golün sayılmamasıyla Olympiakos’un 2-1 kazandığı Pire Derbisi sonrası sahaya giren Olympiakoslu taraftarların darp ettiği yeşilli futbolculardan biriydi ve Atina’ya olan tüm sevgisini kalbine gömüp veda etmeye karar vermişti. Ama bu veda akıllarda kalmalıydı. Djibril son maçını da boş geçmiyor ve attığı golden sonra formasını çıkarıp GATE 13 tişörtü giyiyordu. Daha sonra taraftarlarına DJ’lik görevini üstlendiği bir veda partisi düzenleyecekti.

 

Belki de taraftarlarıyla aynı bağı kurabileceğini düşündüğünden olsa gerek Cisse, çizmenin yolunu tutacaktı. Roma’nın rengi mavidir diyenlerle beraber geçireceği günlerin hayaliyle sözleşmenin altına imzasını atıyor, fakat attığı dört yıllık imzanın yalnızca altı ayında Lazio’nun formasını giyebiliyordu. Zira bu süreç içinde ligde ağları yalnızca bir kez sarsabilmişti. Bu süreçte, daha öncede ırkçılıktan dosyası kabarık olan Lazio taraftarları, Cisse aleyhinde ağır ırkçılık içeren tezahüratları söylemekten kaçınmıyorlardı. Artık buradan da gitme vaktiydi. Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır misali bir kez daha İngiltere yollarında bulacaktı kendini Cisse. Yeni mabedi, o günlerde yüksek bonservisler ödemekten çekinmeyen QPR olacaktı.

 

 

Artık bu işi başaramayacağını sezmiş gibi davranıyordu futbolun aykırı çocuklarından Cisse. Futbola veda edecekse de şanına yakışır olmalıydı bu. Belki de bu yüzden her maç farklı bir motivasyonla sahaya çıkıyor, motivasyonun sonucunda hem atıyor hem de atılıyordu. Sezon boyunca gördüğü kırmızı kartlardan dolayı sadece sekiz maçta forma giyebiliyor fakat bu maçlarda altı gol atmayı başarıyordu. Cisse, psikolojik olarak futboldan kopmuştu artık. Belki bir son dakika fırsatı belki de maddi sebeplerden dolayı önce Katar’a sonra da Rusya’ya gitti fakat ne çöle ayak uydurabilecekti ne de soğuğa. Nihayetinde Korsika Adası’nın yolunu tutuyor ve Bastia ile birkaç maçın ardından, ilginç bir kararla Fransa’nın amatör takımlarından Saint Pierroise ile sözleşme imzalıyordu. Fakat uzun yıllar önce futboldan mental olarak kopmuş olan Cisse için bunlar tamamen futboldan keyif alma maksatlı sözleşmeler olacaktı. Böylesi çalkantılı günlerinde, milli takımdan arkadaşları Valbuena ve Benzema’nın karıştığı şantaj skandalı sonrası futbolu bıraktığını açıklayacaktı. Tam da kendisinden beklendiği gibi değişik bir işe daha imza atarak, bundan sonra DJ olarak hayatını devam ettireceğini bildiriyordu Cisse, ancak kendisinin futboldan kopması çok da muhtemel gözükmüyordu. Geçtiğimiz günlerde İsviçre’nin üçüncü lig takımlarından YverdonSport ile sözleşme imzalayan Fransa futbolunun patlayamayan golcüsü Djibril, yaşadığı onca talihsiz sakatlığa, kavgalara, tartışmalara göğüs germiş ve kendi tarzından taviz vermemiş bir oyuncu olarak akıllarda yer edinse de beklenilen potansiyeli gün yüzüne çıkartamaması hem kendi içinde hem de futbol severlerin içinde ukde kalmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım