Kramponlupisagor -

Türk Futbolu’nda yeni trend: Şovenizm

Uğur Sever
Uğur Sever
  • 03.09.2017

Şovenizm. Nedir bu şovenizm? Öncelikle yazıya bu kavramı sizlere biraz açarak başlayalım. Şovenizmin isim babası Nicolas Chauvin denen bir askerdir. Bu asker, dönemin ünlü Fransız komutanı Napolyon Bonaparte’nin ordusunda yer alıp, 17 kez yaralanıp sonunda her şeye rağmen Fransa ordusu için savaşmaya devam etmiş vatansever biridir. Bu cesur askerden esinlenerek o dönemlerde literatüre “Şovenizm” adlı bir kelime girdi. Sözlüğe bakıldığında saldırgan vatanseverlik anlamı dışında daha geniş olarak; bir kişinin mensup olduğu herhangi bir grubun körcesine, aşırı taraftarlığını yaptığı ve özellikle de bu taraftarlığın rakip gruplara karşı üstünlük iddiası, garez ve nefret içerdiği durumları da kapsar.

 

 

 

 

“Türk futbolu ve şovenizm ne alaka?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Özellikle “Yabancı bir teknik adamın başında bulunduğu bir Milli Takım’ı nasıl şovenist olarak görebilirsin?” sorusunu sorduğunuzu da duyuyorum. Aslında benim de bugün sizlerle paylaşacağım konu da tam bu. Romanyalı bir teknik adamın, Ukrayna mağlubiyetinden sonra çıkıp “Türk takımlarında Türk oyuncular göremiyoruz, 11 oyuncunun 9’u yabancı ve bu yüzden başarılı olamıyoruz” çelişkisini tartışacağız.

Öncelikle maçı saha içi anlamında biraz yorumlayalım. Adı üstünde biraz diyebiliyoruz zira yorumlanacak, anlatılacak, değerlendirilebilecek fazla bir şey yoktu. Oyuncu tercihlerinin yanlışlığından tutun da, mevcut oynayan oyuncuların ruhsuzluğuna; teknik direktörün uykusunun gelmesinden tutun da, iki farklı oyuncumuzun aynı anda taç atışını kullanmasına kadar baştan aşağı trajik ama bir o kadar da gülünç bir geceyi geride bıraktık. Rakip takımın kalesine sadece 1 isabetli şut çekebildiğimiz, kalemizde ise sayısız gol pozisyonlarını atlatıp şans eseri sadece 2 gol yediğimiz bir geceydi. Sizi temin ederim, burada sadece maç özelinde teknik/taktik konuları yazmak o kadar isterdim lakin oksijeni bir hayli eksik bu Türk futbolunda maçtan sonra sunulan bazı bahaneler bunun önüne geçti.

 

 

 

 

Maçtan sonra Romanyalı teknik adamımız Mircea Lucescu, mağlubiyetin nedeni olarak Spor Toto Süper Lig’de uygulanan yabancı kontenjanını gösterdi. Takımlarımızın ligde 9 yabancıyla sahaya çıktığını ve maçlarda Türk futbolcuları izleyememekten yakındığını belirtti. O zaman biz de bunun böyle olmadığını ve adeta son 1 aydır ülke futbolunu meşgul eden şu “şovenist” düşüncelere bir açıklık getirelim.

 

 

 

 

Öncelikle; mevcut yabancı sınırlaması ülkemizde 2015-2016 sezonunun başından beri uygulanmakta. Bu süreçte takımlarımızın 28 kişilik lig kadrosuna 14 yerli oyuncu ekleme zorunluluğu var. 2 yıldır uygulanan bu yabancı formülü süresince A Milli Takımımız EURO 2016’ya katılmayı başardı. Kulüp takımlarımız uluslararası arenada hiç fena olmayan bir performans gösterdi. Spor Toto Süper Lig, tarihinde ilk defa Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yayınlanmaya başlandı. Bu süreçte takımlarımız yerli oyuncularını iyi bedellerle Avrupa’ya sattı. Ülkemize geçmiş senelere kıyasla daha kaliteli ve fiyat/performans ilişkisi anlamında daha istikrarlı isimler geldi. Belki her şeyden de önemlisi, aday kadroya çağrılan oyuncuların yarısına yakını artık Avrupa’nın büyük liglerinde herhangi bir kulüpte forma giyebilecek düzeylere geldi.

Bir kez daha dün akşam kaybettiğimiz maça dönersek; yabancı kontenjanından ziyade Romen teknik adamımız Mircea Lucescu’ya bazı sorularım olacak.

  1. Kendi takımlarında vasat altı performans gösteren ve alternatiflerinin oynayanlardan daha iyi olduğu bir Milli Takım kadrosunu neden grubun en kritik maçında gördük?
  2. Fatih Terim döneminde de gördüğümüz oyuncuları mevkisinde oynatmama sorunu neden hala başlıca sorunlarımızdan biri olarak gözükmekte?
  3. Türkiye Milli Takımı için oynayan 11 oyuncunun neden hiçbirinde maçı kazanmaya dair bir reaksiyon yok?
  4. Shakhtar Donetsk’i çalıştırdığı dönem ilk 11’inde 7 Brezilyalı oyuncusu bulunan biri olarak; yabancı kontenjanı kaybedilen Ukrayna maçı sonrası mı aklına geldi?
  5. Ve son sorum. Yabancı kontenjanı gibi kendisini bağlamayan bir konuyu nasıl olur da kaybedilen bir maçın kaybedilme nedeni olarak bütün bir ülkeye yutturmaya çalıştı?

Şimdi olayı biraz somutlaştırarak örnekler verelim. Orta sahada oynayan Mehmet Topal’ın stoperde oynatılmasının, ligin en formda oyuncularından biri olan Oğuzhan Özyakup’un Milli Takım’a medya baskısıyla alınmasının, Dortmund’da ayın en iyi oyuncusu seçilen Nuri’nin 90 dakika yedek beklemesinin, kendi takımında ıslıklanacak kadar kötü performans sergileyen Ozan Tufan’ın maça ilk 11’de başlamasının, gittiği Roma’da süre bulamayan Cengiz’in 11’de başlamasının, yedeğinin Caner olduğu İsmail’in 11’de başlamasının yabancı sınırlamasıyla NE ALAKASI VAR?

 

 

 

 

Türk Futbolu’nun o saygı değer, yönetici olmayı başaramayıp ancak idareci olmayı başarabilmiş koca koca adamlarının lafına kanarak milyonlarca insanı yabancı kontenjanı gibi saçma sapan bir konuyla kandırıp, başarısızlığın asıl nedenini görmezden gelen bir teknik direktörün gelecekte veya şimdi bizlere ne gibi hayrı dokunur? İşin garibi, bu yabancı formülünü ortaya atan ve bu fikri kabul edenlerin hala aynı mevkilerde olmaları daha da şaşırtıcı. Şu anda Türk Milli Takımı’nın başında Romen bir hoca olmasına rağmen, Türk futboluna empoze edilmeye çalışılan “Yabancılar olmasa Türkler bu kadar az süre bulmaz ve daha başarılı oluruz” gibi şovenist bir düşüncenin ne ülke futboluna, ne o Romen hocaya, ne de o idareci olmayı başarabilmiş insanlara yararı dokunur.

 

 

 

 

Hem de bu şovenist düşünce öyle bir empoze ediliyor ki, geçmişimizi dünümüzü unutuyoruz. Daha düne kadar, 6+4+0’lar, 5+3+1’ler, 5+3+0’lar derken, Milli Takımımız’ın bu toplama işlemi gibi saçma sapan formüllerde ne Dünya Kupası’na, ne de Avrupa Şampiyonası’na katılabildiğimizi unutuyoruz. Maçtan sonra “Yenildik, oyuncular nerede olduklarının farkında değiller, burası Milli Takım” sözlerini sarf etmek yerine bu maçla alakası olmayan yabancı futbolcuların çokluğundan yakınmak benim gözümde çok büyük bir acizlik. Hele de Romen bir teknik adamın bu yakınmanın başını çekmesi olayın çelişki yüzdesini bir hayli arttırıyor.

Şimdi gelelim şu meşhur trendimiz şovenizmin eski futbolcular üzerinden yorumuna. Fenerbahçe’nin eski futbolcularından Selçuk Şahin Ukrayna maçı kaybedilir kaybedilmez yabancı kontenjanın gözden geçirilmesi gerekildiğini ve yabancı oyuncu sayısının düşürülmesi gerektiğini ifade etti. Fenerbahçe’de oynadığı dönemde İspanya’da adı sanı duyulmamış Josico’yu bile kesemeyen, maçlarda oyuna 80. dakikalardan sonra skoru korumak adına giren ve yeteneği de dünya standartlarında görülemeyecek kadar az olan bir futbolcunun bu yorumu yapması çok mu manidar sizce? Burada isim özelinde düşünmeyin. Takımına en çok yabancı oyuncu transferi yapan ve ilk 11’inde 8 ila 9 yabancı futbolcu oynatan Ertuğrul Sağlam da Selçuk Şahin gibi düşünüyor. İşte o bahsettiğim çelişkilerden bazıları da bunlar. Keşke herkes savunduğu ve inandığı düşünceye uygun hareket edip, konuşabilse.

 

 

 

 

Sözün özü, her kaybedilen milli maçtan sonra verilen formülleri düşünmekten ziyade, bu oyuncuların Milli Takım formasıyla neden bu kadar kötü oynadığını ve bu ruhsuzluğun sebebini öğrenirsek bizler için daha verimli olur. Zaten 21. yüzyıl futbolunda, Milli Takımlar’daki başarıların prim ve bonuslarla ölçüldüğünü hesaba katarsak o ruhun neden gittiğini ve bir daha neden gelmeyeceğini anlamış oluruz.

Saygılarımla…

Uğur Sever

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım