Kramponlupisagor -

Yaşayan Ölü: Arsenal

Uğur Sever
Uğur Sever
  • 29.10.2017
İbn-i Haldun’a göre devletler tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Peki ya takımlar? Kabul, Wenger’in Arsenal’i daha ölmedi ama çokça yaşlandığı kesin.  Bu yazıda Wengerli Arsenal’in nasıl doğup ve büyüdüğüne, Fransız teknik adamın bu krediyi nasıl kazandığına bakacağız.
 Kuruluş (1996-1998)
Arsene Wenger Ekim 1996’da göreve geldiğinde, Premier Lig’de Alex Ferguson fırtınası çoktan esmeye başlamıştı.  Her büyük takım taraftarı gibi Arsenal taraftarı da bu durumdan memnun değildi. 15 senede 10 şampiyonluk yaşamış Liverpool’un hızını 1988-89 ve 1990-91 sezonlarında George Graham önderliğinde kesmeyi başaran Arsenal 5 sezondur ilk 3’e bile girememişti, hatta 10.’luk ve 12.’lik gibi ismine yakışmayan iki derece almıştı. Üstüne üstlük bir de Manchester United canavarı hortlamıştı. O dönem İngiltere Ligi’ni silip süpüren Liverpool fırtınası dinmiş, koltuğu Kırmızı Şeytanlar devralmıştı. Bu durum Arsenalliler’i umutsuzluğa sürüklüyordu.
1996-97 sezonu, teknik direktör Bruce Rioch’un yönetim kurulu ile transfer bütçesi konusunda anlaşmazlığa düşmesi sonucu kovulmasıyla başladı.  Bunun üzerine yönetim kurulu uzun süren araştırmanın ardından takımın başına Fransız teknik adamı getirmeye karar verdi.  Bu sıralarda Glenn Moore, Independent’da yayınlanan yazısında Ada halkına şunu soruyordu: “Arsene kim?” Elbette Moore gibi pek çok insan da 47 yaşındaki teknik adam hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildi. Ama bu onun başarısız olacağı anlamına gelmiyordu. Wenger takımının başındaki ilk maçına zorlu Blackburn deplasmanında çıktı. Takım, golcüsü Ian Wright’ın dublesiyle 2-0 kazandı.  https://www.youtube.com/watch?v=pjUZtdcTG4E Bu galibiyet Wenger açısından çok kritikti ve büyük önem taşıyordu. Herkesin kafasında ciddi soru işaretleri vardı ve o kendini kanıtlamalıydı. Sezon sonunda Arsenal, Manchester United’ın 7 puan arkasında 3. sırada yer alıyordu. Averajla Newcastle United’ın gerisine düşmüşlerdi.  İç sahadaki ManU, Liverpool ve Newcastle mağlubiyetleri dışında Topçular iyi bir sezon geçirmişti. En azından uzun bir zaman sonra kendilerini ilk 3’e atmışlardı. Ian Wright 23 golle takımı sırtlamış, Bergkamp ise 12 gollük katkı yapmıştı.
1997-98 sezonu tam anlamıyla rüya gibiydi. Sezona fırtına gibi giren Arsenal 13 hafta namağlup ilerledi. Takıma yeni katılan Marc Overmars vatandaşı Dennis Bergkamp ile hücumda muazzam bir uyum yakalamıştı. Nigel Winterburn, Lee Dixon, Tony Adams ve Arsenal’de kale denince akla gelen ilk isim David Seaman sahaya inanılmaz bir tecrübe koyuyordu.  Petit, Vieira ve Parlour ise sezon boyu üst düzey bir formla oynayacaklardı. Manchester United’la kıyasıya bir şampiyonluk yarışına giren Topçular altı hafta içinde gelen dört mağlubiyetle liderliği rakibine kaptırmış, Derby ve Sheffield Wednesday yenilgileri ise şok etkisi yaratmıştı. Wenger’in takımı toparlaması gerekiyordu. Krizden Leicester galibiyetiyle çıkan takım, adeta şaha kalkmıştı.  28. Hafta Manchester deplasmanından 3 puanla dönen Arsenal zirveyi ele geçirmişti. 10 maçlık galibiyet serisiyle lider, bitime 2 hafta kala Highbury’de Everton’u 4-0’la dağıtıp şampiyonluğunu ilan etmişti. Kesinlikle kulüp tarihine geçen bir sezon olmuştu ve Wenger ‘kim’ olduğunu kısa bir sürede göstermişti.
Yükselme Dönemi (1998-2006)
Arsene Wenger rüştünü ispat etmişti. Takımının başındaki ikinci sezonda şampiyonluğa ulaşmıştı. Şimdi sıra bu başarıyı sürekli hale getirmekteydi. 1998-99 sezonunun ilk 7 haftası itibariyle 2 galibiyeti olan takım bir çıkış noktası arıyordu.  İç sahadaki Newcastle galibiyeti ile form yakalayan Arsenal, rakibi Manchester United ile son 2 haftaya puan puana girmişti.
Topçular Leeds, Kırmızı Şeytanlar ise Blackburn deplasmanındaydı. Jimmy Floyd Hasselbaink’in maçın son anlarında gelen golü Manchester United için şampiyonluk demekti. 19 haftalık yenilmezlik serisi trajik bir şekilde son bulmuştu. Son hafta alınan Aston Villa galibiyeti şampiyonu değiştirmeyecekti. Şampiyonlar Ligi’nde ise Lensli Mickael Debeve’nin golü Arsenal için grup 3.’lüğü anlamına geliyordu.
99-2000 sezonu için konuşulacak pek bir şey yok aslında. Ferguson’un takımı 91 puan toplayıp, kimseyi yanına yaklaştırmamıştı. Arsenal ise sezonu 18 puan geride 2. sırada noktalamıştı. Wenger ise göreve geldiğinden beri Avrupa kupalarındaki en başarılı sezonunu geçiriyordu. Şampiyonlar Ligi gruplarındaki 3.lük Arsenal’i Uefa Kupası 3. turunda Nantes’ın rakibi yapmıştı. Fransız ekibini eleyen Topçular sırasıyla Deportivo, Werder Bremen ve geçen sezondan belalısı Lens’i saf dışı bırakarak finale çıkmıştı. Finalde rakip Galatasaray’dı.   0-0 biten 120 dakikanın sonucunu penaltı atışları belirlemiş, Arsenal Cimbom’a 4-1’le boyun eğmişti. Wenger iki kez ayağına kadar gelen Avrupa’da kupa kaldırma şansının ilkini böylece tepiyordu. Sezon adına en olumlu durum ise Thierry Henry’nin ilk sezonunda tüm kupalarda 25 gol bulmasıydı.
2000-01 sezonu da Arsenal için 2. sırada bitecekti ama Şampiyonlar Ligi’ndeki ilerleyiş kesinlikle umut vericiydi.  Sezonu United’ın 10 puan gerisinde bitiren Kuzey Londra ekibi adeta bir sonraki senenin provasını yapıyordu. Kadro her sene güçleniyordu ve istikrarlı bir yükseliş söz konusuydu. B Grubu’nu 13 puanla 1. sırada tamamlayan kırmızı beyazlılar, 2. tur grubuna Spartak Moskova deplasmanındaki 4-1’lik ağır yenilgiyle başladı.  Gruptaki rakibi Lyon’dan 2 maçta 4 puan alan Arsenal, son hafta Spartak’ın Lyon’a taktığı çelmeyle gruptan çıktı. Çeyrek finalde rakip Hector Cuper’in Valencia’sıydı. İlk maçı Henry ve Parlour’ın golleriyle 2-1 kazansalar da deplasmanda Carew’in tek golüne engel olamamışlardı.
2001-02 sezonu Arsenal için şampiyonluk demekti.  Takım sezona iyi başlamamış olsa da 17. Haftadaki Newcastle mağlubiyeti sonrası sezon sonuna kadar sadece 3 beraberlik alan takım 87 puanla şampiyon olmuştu. Manchester United’ı 3 sezonluk takipten sonra tekrar geçen Wenger 2. kez mutlu sona ulaşıyordu.  Robert Pires ve Ljungberg’den 21 gollük katkı alan Topçular, Henry’nin gol krallığını da kutluyordu. Ligde attığı 24 golle zirveye çıkan efsane isim, 4 gol krallığının ilkini 3. sezonunda elde etmişti. Sylvain Wiltord’da kalitesini konuşturmuş, verdiği müthiş katkıyla hakkındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmıştı.  Mallorca’dan bir önceki sezon transfer edilen Lauren ise uzun süre formayı kimselere bırakmayacaktı. Takım Şampiyonlar Ligi’ndeki 2. tur grubunu ise 3 sırada tamamlayarak elenmişti.
2002-03 sezonu Arsenal için yine takip sezonuydu. 5 puan geride sezonu 2. sırada tamamlayan ekibi yine Leeds mağlubiyeti yakmıştı.  Bolton deplasmanından 1 puanla dönen Arsenal, Highbury’de Leedsli Viduka’nın 88’de gelen golüne engel olamayınca şampiyonluk bir kez daha United’a gitmişti. Takım Şampiyonlar Ligi’ne yine 2. tur grubunda veda etmişti. Valencia grubun kader maçında Arsenal’i 2-1 mağlup ederken, iki sezon önce olduğu gibi Carew yine devredeydi.  Attığı 2 golle Arsenal’in 3.’lüğünü ilan etmiş, takımına grup liderliğini getirmişti.
Sadece Arsenal için değil, Premier Lig için de tarihi bir sezon olan 2003-04’e geçelim.  26 galibiyet 12 beraberlik 0 mağlubiyet ve 90 puanla en yakın rakibi Chelsea’ye 11 puan fark atan Topçular sezon boyunca sadece ManU ve Portsmouth’u yenemedi. Thierry Henry 30 golle 2. kez gol kralı ünvanını kazanmış, Robert Pires tüm kupalarda attığı 19 golle kariyerinin en iyi performansını sergilemişti.  Takımın tüm yükünü sırtlayan Patrick Vieira ve Gilberto Silva ikilisi o sezon adeta maç kaçırmamışlardı. Robert Pires rakip ağlara tam 19 gol bırakmış ve kariyer sezonunu oynamıştı. Şampiyonlar Ligi’nin yeni formatında çeyrek finalde kadar yükselen Arsenal, ligde 2 maçta da yendiği Chelsea’ye elenmişti.  Stamford Bridge’den 1-1’le avantajlı dönülse de Wayne Bridge 90’da attığı golle skoru takımı lehine 2-1’e getirmiş, Highbury’yi hüzne boğan isim olmuştu.

2004-05 Arsenal için şanssız sayılabilecek bir sezondu. Takım sezon sonunda 83 puan toplamıştı ama hesaba katmadıkları bir şey vardı.  Sezon bitiminde Mourinho’nun Chelsea’si tam 95 puanla şampiyon oluyordu. Kral Thierry Henry tacı yine kimseciklere bırakmamıştı.  Beklentilerin yüksek olduğu iki isim Jose Antonio Reyes ve Robin Van Persie tüm kupalarda rakip ağlara toplam 20 gol bırakarak taraftarı memnun etmişlerdi. Şampiyonlar Ligi’nde ise 2. turda rakip Bayern Münih’ti. Almanya’daki ilk maç 3-1 kaybedilmiş ama Highbury’ye umutlu dönülmüştü. 66’da Henry topu Oliver Kahn’ın solundan ağlarla buluşturuyordu ama Wenger’in takımına bir gol daha lazımdı.  Son dakikalarda Kolo Toure’nin kafa vuruşuna Kahn müthiş uzanınca çeyrek finale çıkan taraf Almanlar olmuştu.
Arsenal aslına bakılırsa Ada’nın zirvesindeydi. Yenilgisiz şampiyon olarak muazzam bir başarı elde etmişlerdi. Ama tek eksik Şampiyonlar Ligi’nde başarıydı.  Takım Wenger yönetiminde ancak çeyrek finale kadar çıkabilmişti. Tabi bu şampiyonluk ve kadro kalitesine bağlı olarak beklentiler ciddi şekilde yükselmişti.  Bunun sonucu olarak da 2005-06 sezonu Arsenal’in Şampiyonlar Ligi sezonu olacaktı. Aynı zamanda Wenger göreve geldiğinden beri en kötü derecesi olan 4.’lüğü de tadacaktı. Ajax, Thun ve Sparta Prag’ın bulunduğu gruptan 16 puanla lider çıkan takımın 2. turdaki rakibi Real Madrid’di. İlk maçı Henry’nin golüyle deplasmanda 1-0 kazanan Wenger’in takımı, ikinci maçtaki 0-0’lık beraberlikle çeyrek finaldeydi. Rakip Juventus’tu. Kadrosunda eski dost Patrick Vieira’da dahil İbrahimovic, Trezeguet, Camoranesi ve Cannavaro gibi yıldızları barındıran rakibini Londra’da 2-0 yenen kırmızı beyazlılar deplasmanda aldığı 0-0’lık sonuçla yarı finalde Villarreal’in rakibi oluyordu. Bu sezona kadar İspanyol takımlarına şansı tutmayan Wenger bu durumu değiştirmeye kararlıydı. Fakat şüphesiz Villarreal, Real Madrid’den daha dişli bir rakipti. İlk maç Highbury’deydi ve Arsenal genelde avantajı ilk maçtan alıyordu. 41’de Kolo Toure’den gelen gol, yine avantaj demekti. 1-0 skorla İspanya’ya giden İngilizler, Riquelme’nin 90’da kazanılan penaltıyı kaçırmasıyla deplasmandan yine 0-0’la ve final biletiyle dönüyordu. Finalde rakip Katalan ekibi Barcelona’ydı.  2. Turda Real Madrid, yarı finalde Villarreal’i eleyen Arsenal için adeta intikam senesiydi ve artık önlerinde son bir 90 dakika kalmıştı. Topçular Şampiyonlar Ligi’nde tam 10 maçtır gol yemiyordu ve bu bir rekordu. Sadece grubun ilk iki maçında Thunlu Ferreira ve Ajax’dan Marcus Rosenberg Arsenal’e gol atabilmişti. Paris’deki finale iyi başlayan taraf Arsenal olsa da Lehmann’ın 18. dakikada gördüğü kırmızı kart işleri zorlaştırıyordu. Ama durum göründüğü gibi değildi.  Arsenal 10 kişi olmasına rağmen sahada denk bir futbol vardı. Arsenal’i öne geçiren gol 37’de Sol Campbell’dan geldi.  Öne geçtikten sonra Henry’yle net pozisyonlar kaçıran Arsenal bir türlü maçı koparamamıştı. 76 ve 81’de Eto’o ve Belletti’nin ayağından gelen goller Kupa 1’i Arsenal’in elinden almıştı. Wenger ayağına kadar gelen kupa fırsatını ikinci kez tepiyordu…
Çöküş Dönemi
O sezondan günümüze kadar Arsenal sadece 2015-16 sezonunda şampiyon Leicester’ın 10 puan arkasından 2. olabildi.  Geçtiğimiz sezon ise Topçular ligi 1995-96 sezonundan bu yana bitirmediği yerde, 5.’lik koltuğunda tamamladı ve Şampiyonlar Ligi’nden uzak kaldı. Wenger’in takımı tam 12 sezondur şampiyonluk mücadelesi veremiyor ve şu sıralar Chelsea, Manchester United, Manchester City hatta tarih boyunca gölgesinde yaşayan Tottenham’la bile boy ölçüşemiyor. 20-25 yaş arası gençler için idol oyuncuların bulunduğu harika bir takım olarak hatırlanan Arsenal’in hali kesinlikle kimsenin hoşuna gitmiyor.  Şu sıralar FA Cup’la hayata tutunan Wenger’in Arsenal’i hala hayatta ama sanki ölü gibi…
Burak Uçar
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım