Kramponlupisagor -

İmkansızlık başarıyı getirdi: Naim Süleymanoğlu

Uğur Sever
Uğur Sever
  • 18.11.2017

Naim, sert ve çetin geçen bir kış günü Bulgaristan’ın Kırcaali şehrinin Mestanlı köyünde dünyaya geldi. Onun gözlerini dünyaya açması, sadece o evi değil, aslında bütün bir dünyayı etkileyecekti. Otobüs şöförü olan babası Süleyman Süleymanoğlu ve annesiyle mütevazi diyebileceğimiz bir hayat sürmeye başladı Naim. 10 yaşına geldiğinde Naim’in istekleri oluşmaya başlamış ve babasına halterle ilgilenmek istediğini söylemişti. Babasının da izniyle o yaştan itibaren ölümüne kadar bir spor branşının kaderini değiştirecekti.

15 yaşına geldiğinde, halterle profesyonel olarak uğraşmaya devam etti ve ilk kez Bulgaristan’dan çıkarak Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nda mücadele etmek üzere Brezilya’ya yola koyuldu. Bu turnuvada iki altın madalya birden alarak şampiyon oldu. Bu şampiyonluklarla birlikte, halter tarihinde dünyanın en genç şampiyonu olmayı başarmıştı. Naim’in bu genç yaşında gelen başarısı, Dünya spor otoritelerinin de dikkatini çekmiş ve daha o yaştan Naim’e “Cep Herkülü” unvanını takmaya başlamışlardı.

 

 

 

 

1984 Olimpiyatları’na kısa bir süre kala, henüz 16 yaşında olan Naim, 20-24 yaşlarında olan takım arkadaşlarıyla beraber yaşıyor, beraber yemek yiyor ve beraber antrenman yapıyordu. Günde 10-12 saat çalışarak, 100 tondan fazla ağırlık kaldırıyordu. Her gün sabah 8’de başlayıp, gece 12’de biten bu yorucu antrenmanlar onu halter tarihinde dünyanın en iyisi yapacaktı ama o bundan habersizdi. Kendisinin deyimiyle o, bu zamanlarda biraz havalanmıştı ve şöhret hastalığına tutulmuştu. Ancak hocalarının telkinleriyle durumu erken farkına vardı ve bir an önce bu şöhret hastalığından çıkıverdi. Bu kritik dönemde bile Naim 1983-1986 yılları arasında gençlerde 13, büyüklerde 50 olmak üzere tam 63 rekor kırdı ve bu yıllar süresince “Dünya’da Yılın Haltercisi” seçildi.

 

 

 

 

Naim’in asıl hayat hikayesi ise şimdi başlıyordu. Naim, Bulgaristan’da dünyaya gelen bir Türk çocuğuydu. Doğduğu ve büyüdüğü kent Kırcaali de Türkler’in yoğun nüfusunun bulunduğu yerlerden biriydi. 1989 göç dalgasının öncesinde Bulgaristan hükümetinin Türkler’e uyguladığı “ya bizden ol, ya da ne yaparsan yap’ politikası Naim’i de derinden etkiliyor ve sarsıyordu. Bulgaristan hükümeti, halterde şimdiden dünyanın en iyilerinden biri olmaya giden yolda Naim’i destekliyordu ancak gerek Türkler’e yapılanlar gerekse de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Gel” çağrıları onun kafasını epey karıştırmıştı.

Bu aşamadan sonra olaylara öznelliği de katarak anlatacağım zira benim ailem de Bulgaristan göçmeni ve onların da anlattıklarını sizlerle paylaşarak Naim’in içinde bulunduğu durumu sizlere göstermeye çalışacağım.

Bulgar Hükümeti, nedeni bilinmez 1980’den sonra uyguladığı politikalarla kendi ülkesindeki Türkler’e karşı bir asimile etme politikası gütmeye başlamıştı. Daha Osmanlı zamanından kalan Türkler’in sanki orada yüzyıllarca kalmıyormuş gibi muamele görmeleri de Türkiye-Bulgaristan arasında siyasi bir gerilime yol açıyordu. Bu asimile etme politikalarına en çok maruz kalan ailelerden biri de benim ailem. Babaannemin, annemin, babamın, anneannemin anlattıklarına göre; Bulgarlar ülkede Türk nüfusunun artmasından korktukları gerekçesiyle Türkler’e 2. sınıf insan muamelesi yapıyorlardı. Sosyalizm etkisi altındaki Bulgaristan hükümeti, önce ülkede Türkçe konuşmayı yasakladı. Orada bulunan Türkler, zaten resmi dairelerde kendi dillerini konuşmuyorlardı ama topluluk arasında bir Türk, diğer bir Türk’e “Merhaba” bile dese artık bunun cezası çok keskindi. Bu yasaklamaların ardı arkası kesilmedi. En basitinden, fabrikalarda bile Bulgar arkadaşlarıyla birlikte çalışan Türkler, fabrika müdürlerinin Ramazan zamanlarında onlara zorla su içirmeleri ve yemek yedirmeleriyle bile bu durum görülebiliyordu. Ardından Bulgaristan hükümeti, en çok tartışılacak karar olan “isim değiştirme” politikasını devreye soktu ve 1985’te bütün Türkler’in kullandıkları Türkçe adlarını değiştirip yerlerine onlara bir Bulgar adı verdi. Bu süreçten benim ailem gibi Naim ve ailesi de etkilendi ve Naim Süleymanoğlu’nun ismi “Naum Shalamanov” olarak değiştirildi.

 

 

 

 

Bulgaristan hükümeti, bütün bu politikalara rağmen Naim’e kendi sporcuları olduğundan ekstra bir ilgi gösteriyordu ancak Naim bütün bu durumlardan memnun değildi. Gerek bu baskılardan kurtulmak, gerekse de kendi ülkesi adına mücadele etmek istiyordu Naim. Bu doğrultuda gizliden gizliye bir adım attı. Türkiye Cumhuriyeti, bu isteğe kayıtsız kalmadı ve Naim’in Türkiye’ye gelmesi adına gerekli çalışmaları başlattı. Dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın da bilgisi dahilinde, Naim Avustralya’dan çok gizli bir operasyonla ve aksiyon sahnelerini aratmayacak bir profesyonellikle Türkiye’ye getirildi. Kendisinin de anlattığı üzere, Dünya basını onun hakkında “Kayıp, ünlü halterci bulunamıyor” haberlerini o da televizyondan izliyordu ve Türkiye’ye gideceği için çok heyecanlıydı.

 

 

 

 

Ancak Bulgaristan’da kalan Türkler için durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alacaktı ve yine 1989’da dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ve Bulgaristan hükümetinin anlaşmasıyla “1989 Göçü” yaşanacaktı. 1989 Göçü, aslına bakıldığında uzlaşma gibi görünmüş olsa da, orada yaşayan Türkler’i, insani olmayan şartlarla bu göçe zorlayacaklar ve koca koca trenlerde insanlara sadece bir tek bavul hakkı vererek onları Türkiye’ye göndereceklerdi. 1989’un kavurucu yazında sınırlarda Kızılay çadırlarında kalacak olan bu 321.000 insan sil baştan hayatlarına bir daha başlayacaklardı.

 

 

 

 

Naim’in hayatına dönecek olursak, Naim artık ülkesi adına mücadele edebilecekti ancak IWF yönetmeliğinin 16. maddesi olan “göç eden halterciler 1 yıl süreyle hiçbir organizasyonda görev alamaz” cümlesi Naim’in önündeki yeni engel olarak karşımıza çıkıyordu. Ancak bu engelden sonra yine Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal, inisyatifini de kullanarak bu engeli de ortadan kalktı. Naim’i etkileyen en büyük olaylardan biri, belki de Türkiye’ye gelir gelmez girdiği Bakanlar Kurulu toplantısında herkes tarafından ayakta alkışlanması olacaktı. Bütün bunları gören ve bir devletin onun adına yaptığı fedakarlıkların farkında olan bu genç, onların bu beklentilerini boşa çıkarmayacak ve dünyanın en iyisi olacaktı.

 

 

 

 

Naim’in kaderi 1988 Seul Olimpiyatları’nda değişiyordu. Bu olimpiyata katılabilmek için Türkiye, Bulgaristan’a 1 milyon dolar ödedi ve gerekli izinleri aldı. Naim, burada 6 dünya, 9 olimpiyat rekoru kırarak muhteşem bir zafer elde etti ve Türkiye’ye olimpiyatlar tarihinde güreş dışında farklı bir spor dalında altın madalya getiren ilk sporcu oldu. Naim, aynı yıl ünü Time dergisinin kapağında yer alan 8. Türk olmanın haklı gururunu yaşayacaktı.

 

 

 

 

Naim, çalışmaya ve her gün üstüne daha fazla koymaya devam ediyordu. 1992 Barcelona Olimpiyatları’nda hedefi yine aynı çıtayı devam ettirebilmekti ve nitekim de öyle oldu. Rakiplerine ezici bir üstünlük sağladı ve altın madalyanın sahibi oldu. Aynı yıl, “Dünyanın en iyi Sporcusu” seçilmeyi başardı.

 

 

 

 

1996 Atlanta Oliympiyatları’nda kendi kilosunda 4 dünya rekoru kırarak üst üste 3. Olimpiyatı’nda da altın madalya kazanmayı başardı.

Günler geçtikçe Naim yaşlanıyor ve bunun sıkıntısını en çok da halterde yaşıyordu. Artık eskisi gibi diri bir şekilde tonlarca ağırlığı kaldıramıyor ve bunun üzerine sakatlığı onun fazlasıyla etkiliyordu. 2000 Sidney Olimpiyatları, onun son olimpiyatı oldu ve bir daha Olimpiyatlar’da mücadele edemedi.

 

 

 

 

Naim, sadece Olimpiyatlar’da değil aynı zamanda Dünya Halter Şampiyonaları ve Avrupa Halter Şampiyonları’nda da sayısız rekor kırarak madalyaları toplayarak ömrüne 63 tane dünya rekoru sığdırmayı başardı.

 

Bir insan düşünün ki, bin türlü zorluk içinden çıkıp dünyanın en iyisi olsun ve iki büyük devlet hala daha ona “Çocuğumuz” diyebilsin. Dünya üzerinde yoktur böyle bir haklı çabanın gururu. Naim Süleymanoğlu, Türk spor tarihinde bir daha yeri gelmez biri olarak kalacaktır. Onun insanlara verdiği “Ne olursa olsun pes etme” mesajı bir neslin dikkatini çekip, onun rol model olmasını sağladı. Hala daha özellikle benim de içinde bulunduğum Bulgaristan göçmeni aileleri çocuklarına gelecek hakkında nasihatler verirken Naim Süleymanoğlu’nu örnek göstererek nasihatlerini verirler. Dünya, gelmiş geçmiş en iyi haltercinin yanı sıra; çok naif, binbir türlü zorlukla tırnaklarıyla kazıya kazıya bir yerlere ulaşmış, çok donanımlı bir insanı kaybetti.

 

 

 

 

Benim hayatımda Naim Süleymanoğlu’nun yeri farklıdır, her zaman bir gazeteci adayı olarak onunla röportaj yapmak ve onunla dertleşmek istemişimdir ancak nasip olmadı. Benim hayat görüşümün şekillenmesinde Muhammed Ali ile birlikte o yer alır ve onun insanlara gösterdiği doğruları yaşamaya çalışırım. Bende de hakkı büyüktür diyebileceğim ender insanlardandır. Kendisine Allah’tan rahmet ve hepimize büyük sabırlar diliyorum. Nam-ı değer Cep Herkülü, bizlere birtakım insanlık olgularını kazandırdığın için çok teşekkürler.

 

Uğur Sever

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım