Kramponlupisagor -

Yusuf Kenan Çalık ile Keyifli Bir Röportaj

Yusuf Kenan Çalık ile Keyifli Bir Röportaj
  • 09.02.2018

Uğur Sever: Lucescu’nun imza töreninde tercümanlık yapmış biri olarak, Lucescu-Milli Takım-Demirören üçgeni hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: Üç tarafı eşit bir üçgen olmadığını düşünüyorum. İşin esprisi bir kenara, Lucescu eğer bu yaz gelmiş olmasaydı ve Milli Takım’daki bu durum söz konusu olmasaydı herhalde Lucescu gazete sayfalarında yine büyükler için yazılmaya devam edecekti. Lucescu, bu ülkenin önemli futbol figürlerinden birisi. Herkesin takdir ettiği, futbol bilgisi tartışılmayan –ki kimsenin de haddi değil- birçok yerde başarılı olmuş bir insan. Ama nihayetinde Milli Takım’a geliş sürecinde bazı sıkıntılar söz konusu olabilir. Ben orada tercümanlık yaptım ve bir anda beni bulan bir iş oldu. Orada çalışmam da söz konusuydu ama olmadı. Nihayetinde benim işsiz olduğum bir dönemde güzel bir tecrübe oldu.

Milli Takım konusuna gelecek olursak ne Yıldırım Demirören, ne Lucescu, ne başka biri Milli Takım’ın mevcut durumunu düzeltebilecek bir konumda. Çünkü olay şahıstan ibaret değil. Bugün Yıldırım Demirören istifa etse, Aziz Yıldırım federasyon başkanı olsa, Dursun Özbek olsa, Fikret Orman olsa, herhangi biri olsa federasyondaki değişiklik çok uzun zaman alacak bir değişiklik. Türk futbolundaki sorun 2 yılda, 3 yılda çözülecek bir sorun değil. Belli bir plan ve proje oturtulması konusunda hemfikiriz. Ama uygulama konusunda belli sıkıntılarımız var, kurala riayet etme konusunda zaman zaman sapmalar yaşıyoruz. Kurallar koyuyoruz ve kurallar değişiyor. Gerçekten şahıs meselesi olduğunu düşünmüyorum. Yaptığım her programda da söylemeye çalışıyorum; şahıs üzerinden değil de fikir ve proje üzerinden gitmekte fayda var. Mesela Fatih Hoca, 3 yıl görevde kaldı. Çok önemli bir toplantı yaptı Haliç Kongre Merkezi’nde. Çok önemli kıyaslamalar yaptı Avrupa ile ama bunların hiçbirisini iyileştirecek adımlar atılmadı.

Lucescu değil de bugün kim gelirse gelsin, bizim elde ettiğimiz başarılar zaten kısa vadeli ve istikrarı olmayan başarılar oluyor. 2008,2002, 2000, 1996 gibi başarıları elde ediyoruz ve sanıyoruz ki biz futbol ülkesiyiz. Aslında değiliz. Tesadüfi bir şekilde başarı elde ediyoruz. Bunu Aziz Yıldırım söylediğinde çok kızmıştı Galatasaray taraftarları. Kızmakta belli noktalar da haklılar ama sayın Yıldırım’ın ifade etmek istediği şey şuydu: Arsenal’i yenmek tesadüfi değil mesela, bence Galatasaray Arsenal kadar iyi bir takımdı ve yenmeyi hak ediyordu ama Fenerbahçe’nin 2008’de çeyrek final oynaması, Beşiktaş’ın geçen sene Lyon’a elenmesi vs bunları elde ederken belirli metotlarla oraya gelmiyoruz. Çok iyi bir teknik direktör denk geliyor, iyi bir oyuncu kadrosu denk geliyor, yönetim 2-3 transferi doğru yapıyor. Eğer denk geliyor olmasaydı bunu tekrarlayabilecek kapasitemiz olurdu. Tekrarlayamıyorsak bu denk geldiği için böyle oluyor. Bu elde edilen başarıyı küçümsemek değil, sadece onun tekrarlanmamasına üzülmek anlamına gelmeli. Ben Milli Takım’ın potansiyelinin söylenenden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Hollanda mesela, Hollanda futbolundan ve altyapısından bahsediyoruz başta Ali Ece de olmak üzere. Birçok oyuncu ve teknik adam yetiştirdiler ama Hollanda takımı bile takım çıkartmada ve A takımı seviyesinde başarı kazanmada zorlanıyorsa bizim de zorlanmamız çok normal. Çünkü biz Hollanda kadar metodik ve kafa yoran bir ülke değiliz. Bunu çözmek için bazı şeylerin yapılması gerek. O bazı şeylerin yapılmaması sorun. Fatih Hoca’ya bütün federasyon teslim edildi, Fatih Hoca da yapmadı. Yaptım diyorsa da ben bilmiyorum, bilen varsa da biri çıkıp anlatsa memnun olurum.

Yayında anlatıyoruz ama biraz havada kalıyor. Mesela İngiltere örneği. İngiltere’de İngiliz futbolunun A Milli Takım seviyesinde neden başarısız olduğuna dair 2013 yılında oturuyorlar, o dönem U21 takımının başında Southgate var, Southampton takımının scout’unu alıyorlar. 5 yaşından 21 yaşına kadar oyuncunun hangi hedeflere ulaşması gerektiğini ve hangi hedefler doğrultusunda eğitilmesi gerektiği konusunda belli bir plan ve proje çiziyorlar. İngiltere kısa vadede, alt yaş kategorilerinde bir takvim yılında en çok şampiyon olan takım oluyor. Bunu yapamayacak kapasitede değiliz. Ben Fransa gibi, İtalya gibi, İspanya gibi yapalım demiyorum. Türkiye gibi yapalım, bize has bir şekilde yapalım. Hiçbir şey yapmamaktan iyidir. Bunu vurgulayınca da bir şeyin düşmanı oluyorsunuz. Federasyonu eleştirdiğinizde vatan haini gibi bir şey oluyorsunuz, federasyonun başındaki kişiyi, takımın başındaki kişiyi eleştirdiğinizde düşman oluyorsunuz. Fatih Hoca’yı eleştirdiğinizde zaten Fatih Hoca’yı sevmiyorsunuz oluyor. Benim sevgim önemli değil, ben sadece yaptığı şeyi önemserim. Benim ilişkim onun yaptığıyla ilgili eleştiri yapmak. O yüzden, o işleme mekanizmasından, düşman ilan edilme mekanizmasından kurtulursak ve şahıs meselesini aşarsak bu sorun çözülür. Aynı şeyleri yaşamamak için şahıs değil de fikir ve proje üzerinden yürümekte fayda var. Kim olduğu değil, ne olduğu önemli bence.

 

Uğur Sever: Özellikle Lucescu’nun Milli Takım’ın başına gelmesinden itibaren alevlenen yabancı sınırı hakkındaki yorumunuz nedir? Futbol Gelişim Direktörü ve Genç Milli Takımlar Sorumlusu Tolunay Kafkas’ın “Yabancı sınırı kademeli olarak düşürülmeli” açıklamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: O görevin, o fonksiyonun çok geçerli bir fonksiyon olduğunu düşünmüyorum TFF’de. Tolunay Hoca ne yapmış peki o zaman şu ana kadar görevli olduğu kısa sürede? Madem bu kadar gençlik ve gelişime önem veren bir teknik direktör Tolunay Hoca, neden Trabzonspor’dan teklif geldiği anda görevini bırakıp oraya gitti? Keşke gitmeseydi, daha çok zaman olurdu önünde bir proje için. Tolunay Hoca keşke Trabzonspor’a imza atmasaydı da Milli Takım’daki görevine devam etseydi. Belki gençlerimiz daha fazla şans bulup, Tolunay Hoca’nın metotlarından yararlanırlardı. Ben pasaportun oynadığını düşünmüyorum. Emre Belözoğlu bugün 37 yaşında Türkiye’nin en iyi orta saha oyuncusuysa bu onun yeteneğiyle alakalı, pasaportuyla değil. Cengiz, bugün Altınordu’dan Roma’ya gidebiliyorsa bu pasaportuyla değil, yeteneğiyle alakalıdır.

Bazı yabancı oyuncu seçimlerinde kriterler getirilmesi konusunda hemfikiriz. Bu kriterleri getirirken de siz İngiltere ile aynı kriteri getiremezsiniz. Çünkü bir futbolcu İngiltere’de oynamak istiyor ama Türkiye Ligi’ne para kazanmak için geliyor. Oradaki kriteri ve seçiciliği buraya taşımak imkansız. Kendimize has kriterler oluşturabiliriz. Yabancı statüsünün Milli Takım’ı çok derinden etkilediğini düşünmüyorum. Örnekleri de ortada. Fransa, İspanya, Almanya, İtalya gibi ülkelerde yabancı oyuncular sınırsız. Birçok antlaşmaları var. Birçok takımda yabancı oyuncular var. Gençler oynayamıyor kısmına katılmıyorum. Bence yetenekli bir genç oyuncu her zaman oynuyor. Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür oynuyor gördüğünüz gibi. Bu şansı kullanabiliyorlarsa oyuncunun yeteneğiyle, mentalitesiyle alakalıdır. Sayın Kafkas ve bunu tartışan kişilerin altyapı eğitiminin kalitesi, altyapı tesislerin gelişimi konusunda kafa yormaları daha iyi olur. A takımda hazır olan oyuncu oynar. Ama biz hazır oyuncuyu hazırlayamadığımız için de Futbol Gelişim Direktörlüğü biriminin oyuncuyu hazır getirmekle uğraşması gerekir. Biz oraya neden hazır oyuncu getiremiyoruz sorusu sorulmalı.

Tolunay Kafkas özelinde eleştirilecek nokta da bu göreve daha önce getirildi ve gitti. Niye gitti? Gelecek görmedi mi? Gittiyse neden geri döndü? Orada bir tutarsızlık var. Benim de en sevmediğim şey tutarsızlık bu konularda. Konuşurken geçmişe bakıp tutarsız oluyorsan, o konuşmanın tümü bana anlamsız geliyor. Kısıtlamadan ziyade oyuncu oynatma teşviki daha mantıklı olabilir. Şu an dışarıya bakalım, yerli otomobil yok. Yerli otomobil yapmak istiyoruz, güzel bir proje yapabiliriz ama yabancı markaların hepsini toplatırsak bir anda yerli otomobil yapıyor hale mi geleceğiz? İki ürün varsa ve ikisi de aynı fiyat ise herkes daha kalitelisini tercih eder, futbolda da böyle.

 

Uğur Sever: Sosyal medyanın güçlenmesiyle birlikte gelişen ve değişen internet dünyası birçok farklı grup üzerinde olumlu/olumsuz etkiler oluşturdu. Bu etkilerin en çok görüldüğü gruplardan birisi de futbol taraftarları. Yıllar önce yan yana maç izlenen Türkiye’de bugün iki farklı takım taraftarının yan yana oturup futbol konuşamayacak duruma gelmesi ve sosyal medya üzerinden başlatılan kaynağı belirsiz çeşitli kampanyalarla yönetimlerin ve teknik direktörlerin değişebildiği günlere geldik. Bu süreci ve bu sürecin gidebileceği noktayı nasıl görüyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: Yıllar önce o yan yana izlenen döneme tanıklık ettiniz mi?

Uğur Sever: Hayır.

Yusuf Kenan Çalık: Demek ki bayadır izlenmiyor. Peki o dönemde sosyal medya var mıydı?

Uğur Sever: Yoktu.

Yusuf Kenan Çalık: Peki o dönemin bitmesinde sosyal medyanın etkisi var mıydı?

Uğur Sever: Yoktu gerçi.

Yusuf Kenan Çalık: O dönemde internet yoktu. Demek ki sosyal medya ile alakalı değil. Sosyal medya, bunu körükleyici bir unsur olabilir. Ama insanların içindeki o fanatizm meselesi sosyal medya ile alakalı bir şey değil. Altında araba var, 240’a kadar çıkıyor, sen 240’a kadar gidebilirsin ama sağlığını koruman için yapmaman lazım. Bu insanın içinde olan bir şey yani. Muhabir arkadaşlarımızın, yorumcuların, meslektaşlarımızın ya da izleyicilerin bunu sadece nefreti körükleme ya da bir şeyi sahiplenme aracı olarak görmeleriyle alakalı. Ben sosyal medyayı bilgi almak için ve geyik yapmak için kullanıyorum. Sosyal medyanın bu olayın nedeni olarak göremeyiz, körükleyici olabilir ama. Ben hiç küfür etmem diyen insanların normal hayatta devamlı küfür etmesi gibi bir şey. Açıyorsun, bir ismi tercih ediyorsun, ulaşamayacağın insanlara istediğini söyleyebiliyorsun. Veya seninle aynı fikirde olan 10.000 kişi bulamayacak iken bir anda buluyorsun ve benim bunun üzerinde devam etmem lazım düşüncesi kafanda olgu oluşuyor.

Televizyon programları var, ben televizyon programlarını izliyorum, nefret ediyorum küfür ediyorum ama izliyorum. Bu hastalıklı bir durum. Ağza alınmayacak küfürler ediliyor ama adam izliyor yani. Şimdi televizyon programı yapılması ile alakalı bir sorun mu var yoksa adamın kendi hayatıyla ilgili bir sorun mu var? Ama sen illa bunu bir deşarj olarak görüyorsan sorun seninle alakalı bir şey. Örnek vereyim, Fenerbahçe – Sevilla maçındaydık. Sevilla maçında, amcanın birisi inanılmaz küfürler ediyor. Artık hepimiz rahatsız olduk. Ben de gittim “Amca küfür ediyorsun ama anlamıyorlar” dedim. İkinci yarı İngilizce küfür etmeye başladı mesela. Bunu ben engelleyemem. Bu, insanın kendi şahsıyla alakalı. Sosyal medya sadece araç olabilir.

 

Uğur Sever: Bildiğiniz üzere, Fenerbahçe’de mayıs ayında bir seçimli kongre söz konusu. Fenerbahçe kongre üyelerinin büyük bir çoğunluğu Aziz Yıldırım’ı desteklerken (öyle gözüküyor), taraftarın ÇOK büyük bir bölümünün Ali Koç’u destekliyor olmasının başlıca sebepleri sizce neler ve gerçekten durumun böyle olduğunu düşünüyor musunuz? 20 yılda 13 kupa kazanan bir başkanın, kongrede bu kadar desteklenmesinin sebebini sadece 3 Temmuz sürecine bağlayabilir misiniz?

Yusuf Kenan Çalık: Ben 10 yıl önce çok iyi program sunuyordum desem kimsenin umurunda olmaz. Ali Ece ve Mustafa Doğan ile çok keyifli program yapıyorduk deyip de şu dönemde berbat durumda program yapmam benim iş bulmamı sağlayacak bir durum değil. Yaptığınız son şeyle anılırsınız. Aziz Yıldırım’ın yaptıklarını yadsımak ve inkar etmek doğru olmaz. Şu an Kalamış’tayız yan tarafta Dereğzı’nda antrenman yapılıyorken Samandıra’ya geçildi. Ciddi bir tesisleşme gerçekleşti. Stat yapıldı biliyorsunuz. Bu konuda çoğu kişinin desteği vardır. Stat yapılırken sponsorların oraya el atması ve o konuda destek vermesi de önemliydi. Murat Bey’in Ataşehir’deki salona destek vermesi, Aydınlar’ın voleybola destek vermesi ve tek sponsor olması, Ali Koç’un ve Mustafa Koç’un Fenerium markasını ortaya çıkarması, Fenerbahçe’nin şu anda kullandığı logonun tescil ettirilmesi Mustafa Koç’a aittir. Sayın Başkan, bu birlikteliği bir dönem çok iyi yönetti ama sportif anlamda bir başarısızlık söz konusu.

Sayın Başkan’ın “Ben seçtim, ben yaptım, ben hata yaptım” sözü var. Bunların hepsinin bilançosunu yaparken tepkinin doğması çok normal. 3 Temmuz meselesine gelecek olursak evet direndi doğru, insanlar hapis yattı bu ülkede 1 yıl belli konularda, ki bu konuların aslı da yavaş yavaş ortaya çıkıyor ama adı sanı bilinmeyen bir sürü insan da Çağlayan’da, Bağdat Caddesi’nde polisle ciddi olaylar yaşadı. Fenerbahçe-Galatasaray maçı sonrasında Kızıltoprak’ta yaşanan olayları hatırlayın. O zaman onların da hakkı var, onların da hakkını yememek lazım. Eğer bir hak söz konusuysa ve mücadele varsa tek başına yapılan bir mücadele olmadı ki hiçbir zaman. Eğer tek başına yapılan bir mücadele olsaydı böyle olmazdı. O kitleler, Fenerbahçe Kulübü’nün arkasında durmasaydı 2011 ile 2015 yılları arasında, ki birçok kişi de bunu söyler, başka takım olsaydı yerle bir olurdu diye herkes kabul eder. Eğer Fenerbahçe kitlesi arkasında durmasaydı aynı sonuçları elde edemezdi Fenerbahçe. O zaman neden tek bir kişiye bu atfediliyor? O zaman Fenerbahçe taraftarının böyle bir kredisi olması gerekiyor. Neden Fenerbahçe taraftarı zaman zaman hor görülüyor, kombinesi iptal ediliyor, eleştirilerde bulunduğu zaman hakaret ediliyor? Sayın Başkan “Paralı köpekler” dedi, ben demedim sonuçta. O zaman destek çıkan insanların çoğu neden sonra böyle itham ediliyor? Yani 3 Temmuz meselesini ele alırken şahıs üzerinden ele almak çok doğru değil. Yapılan Aziz Yıldırım’a yapılan bir olay değil, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne yapılan bir olaydır. O zaman Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tüm paydaşlarının da o olay içinde hakkı vardır. Bunu kabul etmeyen de haksızlık etmiş olur.

 

Uğur Sever: Söz Fenerbahçe kongresinden açılmışken, son kongrede yaşananları gördük. Fenerbahçe Başkan Adayı Ali Koç konuştu, Şekip Mosturoğlu bazı ithamlarda bulundu. Tekrar aday olacağı düşünülen Aziz Yıldırım, başkanlığını açıklayamamış olmasına rağmen Vefa Küçük “Ben Aziz Yıldırım’ın aday olacağını biliyorum” dedi. Bu yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce Aziz Yıldırım aday olacak mı, aday olacaksa niye bekliyor? Daha ilk karşılaşmada tansiyon bu kadar yükselmişken ilerleyen süreç sizce nasıl geçer?

Yusuf Kenan Çalık: Şaşırtıcı bir durum mu, değil. Sayın Yıldırım’ın yapmış olduğu bütün basın toplantılarını ele aldığınızda mesela 2010 yılında Bursaspor şampiyon olduğunda Rüştü Reçber ile ilgili bir şeyler söylemişti sayın Başkan. Ortaya atılan birçok şey var sayın Başkan tarafından. Aziz Yıldırım’ın üslubu bu. İnsanlar artık onu böyle kabullenmiş. O da belli bir yaşa geldiği için bu üslubu sürdürmeye devam ediyor. Bu üslupla kulüp yönetiliyor. Doğru mu, ben bir futbolsever olarak bunun çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Tartışmak yerine neler yapabiliriz konularının ortaya atılması daha doğru olabilir. Başkanlık adaylığını niye açıklamadı, genelde seçime 3-4 hafta kala açıklıyor zaten, şaşırtıcı bir durum değil. Biraz ortamı görmek istiyor olabilir. Ama başkanlığını açıklamamışken kulübün nüfuzuyla kongre üyeleriyle buluşup görüşmeler yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Başkan adayıysanız ayrı bir konu. Fenerbahçe’nin savunduğu demokrasi kavramının tersi bir davranış. Bunu da kamuoyu takdir eder diye düşünüyorum.

 

Uğur Sever: Güven tazelemek için seçime giren Dursun Özbek’in seçimi kaybetmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce de bu olay, Dursun Özbek’in başkanlık sürecini özetlemiyor mu?

Yusuf Kenan Çalık: Anlamsız bir seçim kararıydı. Kendi kurmuş olduğu planın içinde kendisi yenildi. Galatasaray taraftarının bu yaza kadar zaten bir tepkisi vardı Dursun Özbek’e. Östersunds’a elenmesi sonrasında ben de yazdım. Bence yönetimin istifa etmesi gerekiyordu. Bence Fenerbahçe’nin Vardar’a elenmesi de dünyanın en saçma şeyi. Fenerbahçe ve Galatasaray, Östersunds ve Vardar’a elenecek takımlar değil. Fenerbahçeli veya Galatasaraylı biri “Yok oyuncular şöyleydi, saha çamurluydu, hastaydım, takım hazır değildi ama” falan diyorsa bu kabul edilir bir ama değil. Normal koşulda utanç verici bir şey. Eğer insanlar utanmıyorlarsa bu elenmeden dolayı, o onların rahatlığından kaynaklanıyordur.

UEFA’yı kazanmış bir takımdan bahsediyoruz Galatasaray’dan bahsederken. Hem “Ben UEFA şampiyonuyum, Süper Kupa’nın şampiyonuyum” diyip hem de Östersunds’a elenmesinin ardından “Ama” diyorsa orada bir çelişki var. Yapamazsın bunu. Hem onu hem onu savunamazsın. Ya bir şeyi savunup diğerini tenkit edersin, ya da susarsın. Fenerbahçe için de aynı şey geçerlidir. Takımı hazır etmek taraftarın sorunu değil. Taraftar gelir, para harcar, destek verir ve sonrasında da gider. Siz eğer yaptığınız işten utanç duymuyorsanız ortada ciddi bir sorun vardır. Yöneticilerin istifa etmeyip, tam tersi bunlardan istifade etmeye çalışması beni çok güldürüyor, üzmüyor bile. O dönemde yazmıştım, bazı Galatasaraylı taraftarlar da tepki göstermişti ama nihayetinde o gün kızan Galatasaray taraftarları aralık ayında Sayın Özbek’in karşısına çıkan adayı desteklediler. Galatasaray 6 ay kaybetmiş oldu, para kaybetmiş oldu. Ortada bir olay varsa ve rengine göre reaksiyon verirseniz bunun ceremesini çekmek zorundasınız. O gün küfür ediyorsanız bugün şikayet etmemeniz gerekir. İnsanlar yaptıklarından sorumluluk taşımadıkları için hem savunması çok daha kolay oluyor, hem de sıyrılması çok kolay oluyor.

Şu an Dursun Özbek’i rahatsız edecek bir durum var mı ortada? Yok. Galatasaray borçlandı mı, evet. Bu borçları ödemek yeni yönetime ve taraftara düşüyor. Sayın Özbek rahat rahat maçını izleyecek. Yarın öbür gün Aziz Yıldırım gittiğinde de aynı şekilde olacak. Fenerbahçe’nin de borçları ciddi anlamda arttı. Burada da kimse kur farkı demeyecek. Adapte olmak zorundasın sen yönetiyorsun, ben olaya bakarım. Eğer yönetememişsen tenkit ederim, yönetebilmişsen takdir ederim. Sayın Özbek’in o seçim kararının kendi adına çok yanlış bir analiz olduğunu ve biraz kendi yönetim döneminin analiz kapasitesinin ne kadar düşük olduğunu gösteren bir hamle olduğunu gösterdi. Fatih Terim’i getirmek kurtarıcı bir hamle olarak gözükebilir ki doğrudur bu hamle lakin onu getirdim ben kurtulurum meselesi olmadı. Burada Galatasaray taraftarının ve kongre üyelerinin de bilinçli davrandığını, demokratik davranıp, krizi görüp, analiz edip, bu yanlış karardan faydalanmalarını da tebrik etmek lazım. Bunu herkes yapmıyor. Darısı diğer kulüplerimizin başına.

 

Salih Çakman: Ülkemizde özellikle sosyal medya aracılığıyla en ufak bir hatada veya beğenilmeyen yorumda bile gazetecilere, muhabirlere ağır hakaretler ediliyor hatta linç edildiği durumlar bile oluyor. Siz yurt dışında büyümüş birisiniz. Merak ettiğim için soruyorum. Yurt dışında da bir gazeteci bir takım hakkında bir yorum yapınca sorgulamadan tepki gösteriyorlar mı?

Yusuf Kenan Çalık: Her yerde öyle. Futbolun doğasında olan bir şey. Özellikle transfer meselelerinde de mesela benim takip ettiğim Fransa’da İspanya’da gazeteciler var. Transfer dediğiniz şey çok zor bir şey. İmza atılması bile yeterli değil. Grosskreutz meselesini gördük. O yüzden gazeteciye bu konuda çıkışmak çok doğru değil. Gazeteci kendi kaynağını verdiği bilgiden mesul değil. Kaynağından bilgi alıyor ve ona aktarıyor. Sen kalkıp gazeteciye niye transfer yapılmıyor diye çıkışıyorsan bu beyinsel anlamda bir eksikliktir. Çünkü onun görevi o değil. Futbolun artık duygusal anlamda ne kadar insanları etkilediğini ve mantıktan ne kadar uzaklaştırdığını da görüyoruz. Mesela Aziz Yıldırım ile ilgili birçok eleştiride bulundum, yapılan her doğruyu ve hatayı söylemeye çalıştım ancak o gün Aziz Yıldırım ile ilgili hakaret eden insanlar nihayetinde belli bir zamanda aynı noktaya geliyorlar.

Uğur Sever: Bazen biz bile bu durumdan şikayetçi oluyoruz. Bazı durumlarda Türkçe’yi bile anlamama noktasına geliyor belli bir kesim.

Yusuf Kenan Çalık: Sana bu konuda çok güzel bir örnek vereyim mesela. Ters ayaklı kanat oyuncu konusuna alışamadım, eğer çok olağanüstü bir fark üretmiyorlarsa ters ayaklı oyuncunun oyunu yavaşlattığını düşünüyorum dedim. Gelen cevap şu oldu, abi öyle diyorsun da Cristiano Ronaldo 3 Şampiyonlar Ligi kupası kazandı böyle dedi. Şimdi nasıl anlatabilirsin ki insana? Yani nasıl anlatabilirsin? Çünkü okumuyoruz. Sırf ben de buradayım kardeşim demek için konuşuyoruz. Twitter hesabımı bilen bilir normalde herkese cevap veririm. Ama böyle saçma sapan bir şey gelince de artık ben de geyiğe vurmaya başladım. Ben de doğru haklısın, Robben de çok iyi bir futbolcu diye cevap verdim. Okumuyor çünkü, anlamak için çaba sarf etmiyor ve sırf orada karşı çıkmak için çaba sarf ediyor.

Uğur Sever: 2 yıldır şampiyon olan, Şampiyonlar Ligi’nde mücadele eden ve mali açıdan gayet uygun transferler yapan Beşiktaş’ın düzenli bir şekilde borçlarının artmasını neye bağlıyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: Beşiktaş, Önder Özen ile birlikte Fikret Orman ile birlikte belli bir model oturtmayı başardı. Takdiri de hak ediyorlar. Ama bunu yaparken şu soru da aklımda var olmaya devam ediyor. Beşiktaş, o duruma düşmese bu hamleyi yapar mıydı? Hiç zannetmiyorum. Çünkü hiç kimse yapmadı. Zora gelince çözüm üretme konusunda planlamaya gidiyoruz. Beşiktaş da hata yaptı. Gökhan Süzen, Dentinho transferi mesela. Beşiktaş da hata yaptı ama temeli doğru götürdüler. Oğuzhan, Gökhan Töre, Olcay Şahan’ın gelmesi vs. birçok anlamda doğru hamleler yaptılar, bunu takdir etmek lazım.

Borç meselesine gelecek olursak, Türkiye’de var olan borcu kapatmak imkansız. O borcu arttırmamak da imkansıza yakın. Fikret Orman’ın geldiği zaman ile şimdiki zaman arasında dolar kuru arasında ciddi bir fark söz konusu. Fikret Orman ve yöneticileri kulübe geldiklerinde her gün icra gelen bir ortam söz konusuydu. O seviyeden bu seviyeye gelmek bir başarıdır. Türkiye’de hiçbir kulübün satılmadıkları müddetçe borçlarını kapatabileceklerini sanmıyorum. Yapılan artıları ve eksileri değerlendirdiğimizde Beşiktaş son 3 sezondur başarılı bir kulüp. Her sezon şampiyon olamaz hiçbir takım. Öyle bir durum yok. Evet, ilk 2 sezon çok iyi oynadı, bu sezon biraz daha az iyi oynuyor evet, birçok kaybı var, hatalar var, ama ben tartışma yaparken nihayetinde hep bilançoya bakarım. Borcun artmasında engelleyebiliyor musun? Ben, Beşiktaş’ın borç konusunda yapabileceklerinin maksimumunu yaptıklarını düşünüyorum. Eleştirilecek birçok noktası var ama bu kadarını yapmışken de borca takılmayı doğru bulmuyorum. Beşiktaşlı değilim ama takdir ediyorum.

 

Doruk Boyacı: Türk kulüplerinin çok büyük borçları olması sebebiyle yabancı sermayelere satılma fikrini ne kadar doğru buluyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: Satılma ihtimali yakın zamanda olabilir. Sanırım Başakşehir Kulübü’nün böyle bir görüşmesi var. Sıcak bakıyor muyum? Bakmıyorum ama batacaklar. Olay batma noktasına geliyor. Ekonomistler daha iyi anlatır ama bugün sen bir kredi çekmeye gitsen senin kredibiliten değerlendirilirken belli bir kredi notun var. Kulüplerin diğer şirketlere göre farklı olan bir şeyi daha var, taraftar. Adam Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor için bunların milyonlarca taraftarı var, batarsa bile herkes 10 lira bağış yapsa benim kredimi öderler diye düşünüyorlar. Bu sürdürülemez sistem maalesef devam ediyor. Devam ettiği sürece de borçlar artıyor. O yüzden ben kısa vadede bazı kulüplerin bazı sermayelere satılabileceğini düşünüyorum. Takdir eder miyim, çok doğru değil. Ama nihayetinde kulüplerin batmasından iyidir. Döndürülemez bir noktadan sonra batabilirsin. Bugün Fransa Ligue 1’deki Lille Kulübü’nün, Fransa 2. Ligi’ne düşürülmesi kararı çıktı. Eğer sezon sonuna kadar belirli bir borcu kapatamazlarsa ve mali durumu düzeltmezlerse küme düşürülecekler.

Salih Çakman: Geçtiğimiz günlerde Fenerbahçe mali tablolarını açıkladı. Kısa vadeli ödenmesi gereken borçlar 400 milyon TL’yi aşmış durumda. Toplam borç ise 1.5 milyar TL’ye yaklaştı. Bu borç Aziz Yıldırım döneminde oluştu ancak Aziz Yıldırım başkanlıktan ayrıldığı zaman bu borç ile ilgili hiçbir sorumluluğu olmayacak. Aziz Yıldırım’ın kendi şirketi olsa bu kötü yönetimin, borçların bir karşılığı olacaktı.

Yusuf Kenan Çalık: Temel noktada yatan ve benim anlamadığım, ısrarla da beklediğim şey kulüpler yasasının artık çıkması, kulüplerin profesyonelleşmesi ve özellikle yöneticilerin artık finansal konular başta olmak üzere aldıkları kararlar ile ilgili sorumlu olmaları.

Salih Çakman: Geçen gün Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un son yıllarda yaptıkları transferlere baktım sadece Beşiktaş artıda. Galatasaray 100 milyon euro’ya yakın sadece bonservisten zarar etmiş, Fenerbahçe 70, Trabzonspor 40…

Yusuf Kenan Çalık: Ama bu borçların hiçbir sorumlusu yok. O yüzden sorumlu olmadıkları sürece bu düzenin değişmesi söz konusu olmaz. Kirada oturan birisi ev sahibine son 2 kirayı ödemeyeceğim ya yeni gelen kiracı ödesin diyebilir mi öyle bir şansı var mı? Veya kredi kartı kullanan birisi ben bu borcu ödemeyeceğim başkası ödesin diyebilir mi? Kulüp böyle yönetiliyor.

Salih Çakman: Bu kadar borcu nasıl yapabiliyorlar gerçekten hayret ediyorum.

Uğur Sever: İşin garibi muhtemelen bu borcu yapanlar görevden ayrıldıkları zaman yerlerine gelen yönetime suç atacaklar.

Salih Çakman: Aziz Yıldırım 2 yıl önce ”Başkanlıktan ayrıldıktan sonra muhalefetin nasıl yapıldığını da göstereceğim” dedi zaten. Ben Ali Koç’u çok büyük bir beklentiyle bekliyordum, Mali tablolar bir açıklandı “Bizi ayakta tutsa yeter” dedim.

Yusuf Kenan Çalık: Hem bunları yapıp hem de kulüp sevgisinden ve aşkından bahsedilmesi bana biraz garip geliyor. Bu şey gibi, karımı çok seviyorum ama dövüyorum. Çok seviyorum ama dövmekten de kendimi alamıyorum. Bu psikolojik bir rahatsızlık. Ciddi anlamda tedavisi görülmesi gereken bir durum. Kulüplerde de öyle. Kulübümü çok seviyorum ama batıyor, yapacak bir şey yok. Ama kulübümü çok seviyorum yani. Buna taraftar ve kongre üyeleri de göz yumuyor çünkü göz boyanıyor. 2 transfer geliyor, 3 maç iyi oynuyorsun, 1 sezon şampiyon oluyorsun ondan sonra büyük başkan. Ee enkaz var ama orada. Kim toplayacak? Sen topluyorsun, senin cebinden çıkıyor bu para. Kombineyi, ürünü sen alıyorsun. Kampanya oluyor gidip sen yardım ediyorsun. Benim telefon hattım var 1 kere kullanmadım telefon hattımı her ay 25-30 TL para ödüyorum. Ve 6-7 yıldır ödüyorum. Sırf destek olsun diye aldığım bir hattan bahsediyorum. Bende seviyorum o zaman ben başkan, yönetici olayım.

Uğur Sever: Şu anki argüman da bu ”O çok seviyor”. Dediğiniz gibi biz de çok seviyoruz.

Yusuf Kenan Çalık: Herkes çok seviyor. Bugün kulüp başkanı haricindeki taraftarlar da en az kulüp başkanı kadar seviyor. Bu Aziz Yıldırım’ın ”Alex’i en çok ben seviyorum” demesi gibi. Bilemezsin ki… Alexsever ölçer yok. Fenerbahçesever, Galatasaraysever ölçer de yok. Bir başkanın çıkıp ”Ben taşın altına elimi koydum” demesi… Kimse kimseyi kandırmasın. Bugün sokağa çıkalım insanlara soralım. Kimse 3 tane bakan ismi sayamazken herkes kulüp başkanlarının ismini sayabiliyorsa orada çok ciddi bir statü vardır. Başkanın bundan faydalanıp faydalanmaması kendi sorunu. Ama Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor başkanı olmak bu ülkede ciddi anlamda statü sunuyor. O yüzden ”Ben geldim, fedakarlık yaptım” meselesine hiç katılmıyorum.

Uğur Sever: Gaziantepspor, Eskişehirspor, Samsunspor, Antalyaspor gibi takımlar hızla ekonomik olarak  düşüşe geçti. Bu ekonomik anlamdaki düşüşte menajerlerin payı sizce ne kadar?

Yusuf Kenan Çalık: Menajer payı derken? Menajerler ile yönetimlerin payı çünkü ortaklar. Ne kadar menajer payı varsa ona göz yuman insanın da o kadar payı vardır. Çünkü menajerler takım başkanlarının kafasına silah dayayıp bu oyuncuyu alacaksın demiyor. Alınıyorsa ve ısrarla o menajerlerle çalışıyorsa bunun bir sebebi var demekki. Sebebini de araştırsınlar. Menajer dediğin adam bir aracı,  futbolcunun ya da kulübün haklarını korumak için görevlendirilen ve ücret mukabilinde iş yapan bir kişi. Şimdi bu adam kimseye zorla bir iş yaptırtmıyorsa ki gördüğüm kadarıyla yaptırtmıyor. O zaman orada yöneticinin sorunu var. Nihai noktada karar alan kişi yönetici. Menajerin bir sorumluluğu yoktur, menajer parasına bakar. Yönetici izin verirse, menajer kazanır kulüp batar. Yönetici izin vermezse kazandırmaz, kulübü batırmaz bu kadar basit.

Doruk Boyacı: Kulüpler genellikle tek menajer ile çalışıyorlar. Hep aynı kişiden oyuncu alıyorlar.

Yusuf Kenan Çalık: Çünkü iş bilmiyorlar.

Salih Çakman: Bu ülkede menajer sportif direktör bile oldu. (Terraneo)

Doruk Boyacı: Doğru bir scouting sisteminin olmamasının payı çok büyük bu işlerde.

Yusuf Kenan Çalık: Çünkü kulüplerin araştırma konusunda bir çabaları yok. Yapılanma konusunda bir atılım yapılmıyor. Scouting denilen şey tamamen gençlerin, menajerlik oyunu oynayanlar işiymiş gibi görülüyor ama scouting dediğin şey sadece bir oyuncuyu keşfetmek değil. Scouting’in temel anlamı ”Transer yapılacakken gözlemlenen oyuncunun hangi en iyi şartlarda kulübe getirileceğini araştırmaktır”. Drogba’yı da getirirken hangi en iyi şartlarda getirebileceğini scout edersin, mevcut durumu scout edersin, sportif performansını scout edersin, finansal şartları scout edersin. Ama bizde scouting anlayışı şu ”Arjantin 3. liginden 17 yaşında oyuncu buldu, çok iyi scout” hayır o değil. O ayrı bir konu. O işin bir parçası. Ama scouting dediğin şey futbolda temel anlamda kulübün yararına o ticari işlemi ne kadar iyi gerçekleştirebileceğini ölçen kişidir. Bunun başka bölümleri de var tabi. Scouting dediğinde rakip takımın incelenmesini de yaptırtabilirsin, futbolcu potansiyelini ölçmek için de kullanabilirsin. Ama nihayetinde bizde sadece genç oyuncu bulma aracı gibi. İşte bizim gençler var futbol maçı izliyorlar onlar birkaç kişi önersin. Mesela Beşiktaş’ın gönüllü scouting diye bir işi vardı. İş tamamen o yöne kaymıştı. ”Sayın Başkan Bolivya 4. Ligi’nde bir oyuncu izledim, bizde çok başarılı olur” diye kulübe mail atıyorlardı. Bu çok değerli bir şey ayrı bir konu. Ama iş sadece bu değil. Temelde yapılanmaların hiçbirisi yapılmadığı için menajer geliyor diyor ki senin orta sahaya ihtiyacın var. Bende 3 tane oyuncu var bak şu 3 şu 6 şu da 9 milyon euro. Hangisini alırsan al diyor.

Doruk Boyacı: Mesela Chelsea Giroud’yu aldı. Belirli bir santrfor profiline bakarak transfer etti, isme bakmadı.

Yusuf Kenan Çalık: Chelsea, Manchester United gibi takımlar çok tanınmış oyuncuları bile transfer etmeden önce en az 25-30 kere izletiyorlar. Son durumları hakkında bilgi alıyorlar, mümkün olduğu kadar çalışma yapıyorlar. Bizde bunların hiçbirisi yok. Sırf menajer önerdi diye antrenörün listesindeki 10. ismi alıyorsun.

Doruk Boyacı: Fenerbahçe’de yıllardır 8 numara eksiği var ama gidip Skrtel, Soldado, Dirar gibi oyunculara para harcıyoruz.

Salih Çakman: Soldado, Janssen için para harcadık, gönderilmesine kesin gözüyle bakılan Fernandao’yu oynatmaya başladık. Çok garip.

Yusuf Kenan Çalık: Garip değil ya normal. Tersi olsa garip olurdu.

Salih Çakman: Ben oyun oynarken (Football Manager) bile bir sürü ayrıntıya dikkat ediyorum, bunlar koskoca kulübe transfer yaparken hiç dikkat etmiyorlar.

Yusuf Kenan Çalık: Onların da Football Manager oyunu bu. Gerçek hayattaki Football Manager. Sen oyunda kovuluyorsun, başka bir takıma geçiyorsun hiçbir sorumluluğun olmuyor. Onlar da kulüpten ayrılıyorlar hiçbir sorumlulukları olmuyor.

Salih Çakman: Passolig sistemine geçilmesinden sonra tribündeki taraftar sayısında ciddi bir azalma oldu. Birçok kişi bu azalmaya sebep olarak Passolig sistemini gösterdi. Geçtiğimiz gün açıklanan bir araştırmaya göre ise tribünlerdeki kadın taraftar sayısında ciddi bir artış var. Sizce bu artışın sebepleri nelerdir? Passolig sistemi bu artışta ne kadar etkili? Ayrıca tribündeki taraftar sayısının azalmasındaki en büyük etken Passolig mi?

Yusuf Kenan Çalık: Passolig taraftar kart sayıları; Galatasaray 661.232 – Fenerbahçe 634.983 – Beşiktaş 605.577 – Trabzonspor 203.527… 660 bin tane Galatasaray Passolig kartı var. Tribünlerde boşluk olması gerekir mi sence?

Salih Çakman: Gerekmiyor ama…

Yusuf Kenan Çalık: Demek ki Passolig ile alakalı bir sorun değil.

Salih Çakman: Tepki gösterip gitmeyenler de oluyor…

Yusuf Kenan Çalık: Niye alıyorsun o zaman? Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta 600 binden fazla kişi almış.  Beşiktaş’ın stadı 42 bin, Fenerbahçe’nin 52 bin, Galatasaray 55 bin. 10 katı Passolig kartı satılmış. Demekki Passolig ile alakalı bir durum yok. Zaten gelen giden kitle belli. Fenerbahçe Stadı’nda 30 bin kombine olduğunu varsayalım. Her maçta 22 bin kişi girebilir. 22 bin kişi girebiliyorsa 600 bin Passolig varken rahat bir şekilde dolması gerekiyor.

Salih Çakman: Peki sizce tribünlerdeki durumun sebebi nedir?

Yusuf Kenan Çalık: İğrenç futbol oynanıyor. Galatasaray geçen sezon tribünleri dolduramıyordu bu sezon dolduruyor. Niye? Çünkü iyi futbol oynamaya çalışıyorlar, iyi futbolcular var. Futbol izlenilirse izlenilir, eğer izlenmiyorsa izlenmiyordur. Passolig sadece bir bahane. Bence Passolig sisteminin eksikleri var, bunu eleştiriyorum. Ben e-bilet sistemi taraftarıyım. Suçun bireysel olması kanaatini taşıyan birisiyim. Madem kulüpler için sorumluluktan bahsediyoruz gidip tribünde olay çıkartan taraftarın da bir sorumluluğu olmalı. Bu ayrı bir konu. Ama kalkıp da Passolig olduğu için tribünler boş demek boş bir argüman. Eğer bir tepki olsaydı kart sayıları bu kadar yüksek olmazdı. 600 binin üzerinde kart satmışlar. Demekki temelde Passolig ile ilgili bir sorun yok. Yan bir etken olabilir ama temelde çok kötü futbol oynandığı için futbol izlenmiyor.

Salih Çakman: Peki sizce bilet fiyatlarının etkisi var mı? Çünkü onunla ilgili bir rapor yayınlamıştı. En pahalı bileti, kombineyi satan ülkelerden birisiyiz. Özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe bu konuda Avrupa’nın zirvesinde yer alıyor.

Yusuf Kenan Çalık: Var. Gazeteci arkadaşlarımız ya da kulüp yöneticileri öyle söylemiyor ama. 800 pound orada  diyorlar. Alım gücüne göre hesaplamıyorlar.

Uğur Sever: Benim teyzem hasta Fenerbahçeli. Hayatında hiç stada gidememiş. Sezon başında “Gidelim gidelim” dedi. Başakşehir maçına bilet aldık. Bende Başakşehir maçı olduğu için sevindim en azından iyi futbol göreceğiz diye. 90. dakikada gol yedik 3-2 mağlup olduk. Kadın bile sitem etti. “İstanbul’da yaşasam kombine zaten almam maçlara da anca derbi vs olursa gelirim” dedi.

Yusuf Kenan Çalık: Basketbol kombineleri bu kadar rağbet görürken ve basketbol maçları çok az boş koltuk ile oynanırken futbol maçlarının bu kadar boş olmasının sebebi tamamen oyun kalitesiyle alakalı. Passolig var o yüzden tribünler boş diyen adam kendine yalan söylüyordur. Savunmak için söylemiyorum, bende eleştiriyorum, doğru bir sistem olmadığını ve sistemin temelinde yanlış işlediğini düşünen birisi olarak söylüyorum. İşe yaramadığını da görüyoruz tribünler blok halinde kapatılıyor. Vaat edilen şey ile yaşanan şey arasında ciddi bir farklılık var. Bunu kabul ediyorum ama tribün boş çünkü Passolig var demek doğru bir denklem değil. Tribün boş çünkü çok kötü oyun var, tribün boş çünkü oyuncular vasat, tribün boş çünkü tepki var.  Eğer kalite olursa tribünlerdeki seyirci sayısı da artar.

Bu aralar ”iyi oyun mu sonuç mu” tartışması var. İyi oyun oynarsan zaten sonucu bir şekilde elde ediyorsun. Orta ya da uzun vadede onu bir şekilde elde ediyorsun. Guardiola meselesi… Guardiola mı Mourinho mu? Bence Guardiola. Mourinho’cular olabilir. Pragmatik olabilirsin. 1-2 sezonda başarılı olabilirsin. Son 20 yılda pragmatik olarak en başarılı teknik direktör Mourinho. Pragmatik olmak bana keyif vermiyor ve uzun vadede başarıyı da sağlamıyor. Mourinho’da bunu gördük. Guardiola hem estetik anlamda iyi oynatmaya çalışıyor hem de başarı elde ediyor. Demekki estetik kaygısı başarıyı getirebiliyor.

Salih Çakman: Guardiola demişken… Guardiola 2009 yılında yaptığı bir açıklamada futbolculara yüksek bonservis bedelleri ödenmesini eleştirmişti. Şu an baktığımızda ise 2 sezonda Manchester City’de harcadığı para 500 milyon euro’yu aşmış durumda. Arsene Wenger de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada 5 büyük ligde şampiyonun aralık ayında belli olmasını ve bazı takımların harcadıkları paraları eleştirmişti. Halbuki Arsene Wenger’in çalıştırdığı takım dünyanın en zengin 6. futbol kulübü. (Forbes’in 2017 Haziran ayında yayınladığı araştırmaya göre) Bu açıklamalar sizce de çok tezat değil mi? Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Yusuf Kenan Çalık: Bu şey gibi… Şu an 5 bin lira kazanıyorsundur belli bir arabaya binersin. Yarın 50 bin lira kazanırsın başka bir arabaya binersin. Çünkü şartların değişmiştir ona göre harcama yaparsın. Kulüpler için de aynı şey geçerli. Guardiola’nın, Mourinho’nun, Wenger’in mücadele ettiği ligler o harcamayı yapıyor. O ekonomi onu doğuruyor. Premier Lig’deki yayın gelirleri çok ciddi bir şekilde arttığı için ister istemez harcanan para da artıyor. Bu biraz Finansal Fair Play gibi. Sana 100 milyon euroluk bir pencere açıyoruz, bu kadar harcayabilirsin diyor. Yönetici de onu şöyle algılıyor ”Ben 100 milyon euro harcayabilirim”. Aslında 10 milyon euro da harcayabilir ama 100 milyon euro harcayabilecekken neden 10 milyon euro harcıyım diyor. Tamamen bunla alakalı. O yüzden Guardiola’nın para harcaması çok doğal. Fahiş fiyatlar mı? Bence bir futbolcuya o kadar para verilmesi çok doğal bir şey değil. Ama bunu kontrol etmekte mümkün değil. Çünkü özellikle Premier Lig bambaşka bir boyut aldığı için. Ya NBA’de olduğu gibi tavan ücret getirilecek. Ki bunun ben futbolda uygulanmasının çok zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü NBA kapalı bir lig ve aynı bölgenin takımlarının aralarında yapmış olduğu ticari anlaşmalardan, takaslardan ibaret bir lig. Ama futbol öyle değil. Futbolda tavan ücret koyduğun zaman Türkiye’deki alım gücü ile İngiltere’deki alım gücü arasındaki farkı göz önünde bulundurman lazım o yüzden tavan ücret meselesi futbolda imkansız bir şey gibi, ütopya gibi duruyor.

 

Uğur Sever: TRT’den ayrılma süreciniz nasıl oluştu? Ardından bir süre sonra da Tivibu Spor’a geçtiniz. Bu değişimin size ne gibi bir etkisi oldu?

Yusuf Kenan Çalık: TRT’de 7 yıl çalıştım. Girmem zaten çok ani olmuştu, ayrılmam da çok ani oldu diyebilirim. Temelde yaptığım işin yeterince değer görmemesi, karşıdaki insanların beklentileri ile benim iş konusundaki beklentilerimin uyuşmaması ile alakalı bir durum. Onlar benle çalışmak istemedi, ben de onlarla çalışmak istemedim ve yollarımızı ayırdık. Tivibuspor konusuna gelecek olursak, Özgür Buzbaş var Tivibuspor’un başında. Onla zaten daha önce de görüşmüştük. Şartlar ve sunulan görev-rol uygundu. Hoşuma da gitti. Şu anda çok keyif alıyorum çalışırken.

Uğur Sever: Marmara üniversitesinde Medya okuyoruz. Hocalarımız bize dil öğrenmemiz gerektiğini söylüyor sürekli. Bu yüzden sizin gibi Türkçe dahil 4 dil bilen bir kişi ile yolları ayırmak bana mantıksız geliyor. Ki TRT’nin Botaş-Galatasaray kadın basketbol maçında yaşadığı olay da hala hafızalarda.

Yusuf Kenan Çalık: Türkiye’de bizim sektörümüzde yabancı dil kullanımı bir avantaj değil. Türkiye’deki medya kuruluşlarının hiçbirinde işe alım sürecinde yabancı dil ile ilgili herhangi bir sınav yapılmıyor. Dilin önemini buradan çıkartabilirsin. Adam CV’sine ben Ugandaca biliyorum yazsa aaaUgandaca biliyormuş o zaman gel diyecekler. Ben İspanyolca, İngilizce ve Fransızca’yı konuşuyorum, anlıyorum, cevap veriyorum, yayın yapabiliyorum. Ama bugüne kadar çalıştığım hiçbir yerde beni bu konuda sorgulayan olmadı. Sadece 1 kişi bir iş görüşmesinde bunu yaptı. O da Yiğit Bulut’tu. HaberTürk’teki döneminde Yiğit Bulut ile iş görüşmesine gittim. Yiğit Bulut bana Fransızca şarkı söyledi ve devamını getirebilir misin dedi. Yaşadığım en komik, en eğlenceli iş görüşmesiydi. Türkiye’de dil bilme bilmeme meselesi kimsenin umurunda değil. Google translate var.

Senin dil öğrenmen sadece senin kişisel hayatına katkıda bulunur. Profesyonel anlamda sana kattığı hiçbir şey yok maalesef. Dil bilmen sana bir artı sağlamıyor. Maaşın, sorumluluğun veya sıfatın 2 katı olmuyor. Spor medyasında dil bilen ile bilmeyen arasında hiçbir fark yok şu an. Hatta şöyle söyleyeyim bilmek senin düşman edinmene bile sebep oluyor kurum içerisinde. Sırf ben yabancı dilde iş yaptığım için o işi yapamayan kişiler tarafından kıskançlık krizlerine maruz kalan birisiyim. Bunu net bir şekilde söylerim. Yapmadım diyenin de karşısına çıkarım. İsim vermeme gerek yok. Ama sırf ben yabancı dilde yayın, röportaj yaptığım için bunu kıskanıp aleyhimde kullanan birçok insan oldu. Yani dil bilmen sana avantaj değil dezavantaj bile sağlayabiliyor. Çünkü liyakat sistemi olmadığı için, adamcılık olduğu için bilip bilmemen önemli değil ne kadar yalaka olduğun önemli.

 

Uğur Sever: Nihat Kahveci, Önder Özen, Ali Ece, Mustafa Doğan, Oğuz Çetin, Giray Bulak, Kaan Kural gibi isimlerle çeşitli programlar yaptınız.

Yusuf Kenan Çalık: Kaan Kural ile sadece bir program (Ters Köşe) yaptık. Acayip keyifli bir adam. Tadı damağımda kaldı. Buradan Özgür Buzbaş’a sesleniyorum, Kaan Kural ile daha fazla program yapmak istiyorum.

 

Uğur Sever: İşin medya ayağına gelecek olursak, moderatör olmak ve program içeriğinde herkese adil davranıp eşit süreler verebilmek sizi ne kadar zorluyor?

Yusuf Kenan Çalık: Kim ile olduğuna bağlı o. Ali ile program yaparken eşit süre dağıtmak imkansız. Ayrıca öyle bir dünya da yok. Burada 4 kişiyiz şu an. Bir konu hakkında 4 kişinin de eşit şekilde aynı dolulukta fikir belirtmesi imkansız. Sen bir konu açarsın uzmanlık alanınla ilgili ben bilmiyorumdur sadece soru sorarım. Bu iş böyle. Programda böyle. Moderatörlük sana verilen sürede izleyiciye mümkün olduğu kadar bilgi aktarımını sağlamaktır. Bu şey gibi… Bir futbol takımında sağ bekte var ama topla buluşma sayısı 10 numaradan daha az. Niye? Çünkü onun görevi farklı. Yayında da böyle. Önder hocanın tarzı farklıdır, Kaan Kural’ın farklıdır. Moderatörün görevi oradaki yayının akıcı olmasını sağlamak, saçmalanıyorsa araya girmektir. Bazen gerçekten saçmalanıyor. Ona müdahale etmek, yorumcunun elindeki malzemeden maksimum verimi alabilmek önemli. Olay bundan ibaret. Moderatörlüğün Türkiye’de yanlış bir tanımı var. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’de yapıldığı gibi yapılmıyor.

 

Uğur Sever: Daha fazla spor kanalı açmamız ve spor kültürünü oluşturmamız gereken bu dönemde ülkenin lokomotif spor kanallarından biri olan NTV Spor’un kapanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ülkemizde özellikle futbolun bilgiye dayalı konuşulduğu programların şova dayalı yapılan programlardan daha az izlenmesi ve rağbet görmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yusuf Kenan Çalık: NTV Spor’un kapanması berbat bir durum. Tamamen izleyiciyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Arz-talep meselesi. Şu anki futbol seyircisinin ”ya niye NTV Spor kapanıyor” demesi ve bahsettiğiniz tarz programları izlemesi bana tezat geliyor.

Salih Çakman: Yıllardır NTV Spor’un programlarını severek takip eden birisi olarak şöyle bir ekleme yapmak isterim. NTV Spor’da yayınlanan bazı çok kaliteli programların yerini kalitesi daha düşük programlar aldı. Ve ben bu yüzden uzun süredir NTV Spor’da sadece Spor Servisi programını izliyorum. Yani bu izlenmeme olayında NTV Spor’un da biraz payının olduğunu düşünüyorum.

Yusuf Kenan Çalık: Yine izleyiciden kaynaklı bir durum. NTV Spor’un devamlı zarar eden bir şirket haline gelmesinin sebebi izleyicinin o kaliteye cevap vermemesiyle alakalı. Sıkıntı oradan kaynaklanıyor. Ben mesela ”90’a doğru” isimli bir program yaptım. O hafta oynanacak maçlar ile ilgili analiz programı yapıyorduk. Geçtiğimiz hafta oynanmış olan maçları analiz ediyorduk.  9 maçı 4 kez tekrar izliyorduk hızlı hızlı. 36 kez maç izliyordum yani o programı hazırlamak için. Ve izlenmiyordu. 0,30 0,40 civarında reyting alıyordu. Kötü bir reyting değil aslında. O adam değil, bu adam değil denen programlar 2-3 katı reyting alıyordu. Öyle olursa sorun yapan kişide değil izleyen kişide bence.

(YASAL UYARI: Bu röportaj kramponlupisagor.com kaynak gösterilmeden kullanılamaz.)

Etiketler: /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım