Kramponlupisagor -

Radyospor Genel Yayın Yönetmeni Barış Ertül ile Keyifli Bir Röportaj

Radyospor Genel Yayın Yönetmeni Barış Ertül ile Keyifli Bir Röportaj
  • 15.02.2018

Uğur Sever: Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? (Bu mesleğe nasıl başladınız, hayalinizdeki meslek miydi ve başlangıçtan bugünlere nasıl geldiniz?) 

Barış Ertül: 1972 doğumluyum. İstanbul’da doğdum. Levent İlkokulu, Kadıköy Anadolu Lisesi, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdim. Evliyim, bir kızım var. Okulu bitirdikten sonra borsaya ilgi duymuştum. Uzun süre borsa yatırımcılığım var. 1996’da Fenerbahçe kongre üyesi oldum. Avrupa futbolu ve Dünya futboluna çok meraklıydım. Yurt dışına maçlara gidiyordum. Türkiye’de Fenerbahçe’nin içerde dışarda hiçbir maçını kaçırmıyordum. Fenerbahçe’nin yurt dışı deplasmanları ve daha sonra para da kazandıkça İngiltere’deki lig maçlarına gitmeye başladım. Merakım daha da arttı. Bahis diye bir şey olduğunu keşfettim daha sonrasında. Avrupa’da bahis yapmaya başladım. Türkiye’de daha o zaman İddaa değil, İnternet bile yoktu. Yurt dışına telefon açardık, telefonla bahis yazdırırdık. Türkiye’de hiçbir maç yayınlanmıyordu o zaman, Teletext vardı televizyonda. Teletext’e basar, oradan canlı skorları takip etmeye çalışırdık. Keza oranları da Teletext’te güncellerler, oradan alırdık. 1996 yılında Fenerbahçe kongre üyesi olmuştum. Daha sonra birtakım Fenerbahçe derneklerinde yöneticilik görevlerim oldu. Çevrem genişledi hem spor camiası hem de Fenerbahçe camiası açısından. Bu dönemde Fenerbahçe’de dönemin futbol şube sorumlusu Sadettin Saran ile tanışmıştım. Onun birtakım sporla ilgili çok büyük yatırımları vardı dünyada. Bunlardan biri de Türkiye’nin ilk spor radyosu Radiosport’u satın alması ve kapanma noktasında olan bir radyoyu adını Türkçeleştirip yayın hayatına döndürmesiyle 2005 yılında ve Fenerbahçe camiasından olan tanışıklığımızla beni davet etti. Hobi olarak başlayan bir şeydir benim için radyo yayıncılığı ve spor yorumculuğu. Ondan sonra giderek iş ciddiye bindi. Teveccüh de görünce insanlardan ve benim de çok hoşuma gidince giderek bunlar bir rutine dönüşmeye başladı hayatımda. Nihayetinde 2007’nin eylülünde de Radyospor’un başına geçtim tam anlamıyla. Eylül 2007’den beri de Radyospor ile birlikte spor dünyasındaki radyolar üzerinden profesyonel kariyerim başlamış oldu aslında. O günden bugüne de Radyospor’un Genel Yayın Yönetmeni olarak devam ediyorum.

Bu zaman zarfında, Türkiye’ye internetin gelmesiyle ve İddaa’nın da marka olarak Türkiye’de bahis sektörüne girmesiyle Fotomaç Gazetesi’nden bir teklif aldım ve Türkiye’nin ilk iddaa yazarı olarak Türkiye’nin ilk iddaa ekinde yazılar yazmaya başladım. O günden bugüne hala kesintisiz devam ediyor. Gerek hem bahis tarafında hem radyo yayıncılığı tarafında hem programcı hem yönetici boyutuyla yaklaşık 12 yılı buldu. Tabi Saran Grubu bünyesinde değişik platformlar oldukça Ajansspor.com gibi. S Sports, yakın zamanda 75 milyon Euro yatırımla açtığımız İngiltere Premier League’inden Formula 1’e, NBA’e bütün Premier spor branşlarını içinde barındıran televizyonunun açılmasıyla beraber oralarda da birtakım görevler almaya başladım. Şu anda ajansspor.com’un genel müdürüyüm ve S Sports televizyonunun da icra kurulu üyesiyim. Sabah yaptığımız ve 10-12 yıldır devam eden, insanlar içinde giderek yayılan ve teveccüh kazanan Sabah Sporu programımız da televizyondan ve radyodan ortak yayınlanıyor.

Ben şanslı bir insanım. Hem sevdiğim işi yapıyorum, hobim olan iş benim işim oldu. Bu herkese nasip olan bir şey değil. Hayatını kazanmak için hobilerinden fedakarlıkta bulunup, mecbur kaldığı işleri yapıyor insanlar. Çok az bir kesim de hem yapmak istediği şeyi yapıyor, hem de para kazanıyor. Ben o şanslı kesimdenim. Saran Grup’un içinde olmak büyük bir şans oldu. Çok özgür ve bağımsız çalışıyoruz. Çok cesur bir yayıncılık yapmaya çalışıyoruz. Bu anlamda bize çok sahip çıkan bir yönetim var. Yeter ki doğruyu konuşup, tarafsız olup, iftira atmayalım. İstediğimiz kadar sorgulama, konuların üstüne gitme özgürlüğümüz var. Bugünkü medyada herkese nasip olan bir şey değil. İkinci şansım, grup çok aktif ve dinamik. Her şeyin ilkini Türkiye’ye getiriyor. Sinyal üretiminden tut, saha kenarı halı reklamlara kadar, LED panolardan, yayın haklarına kadar. Türkiye’de futbolda havuz yokken havuzu getiren kişi Sadettin Saran’dır. 4-5 Anadolu kulübü birleştirip onların maçlarını kanallara pazarlayan isimdir. Türkiye’de televizyonlarda seyrettiğiniz şeylerin %70’ini getiren kişidir aynı zamanda. Şu anda Avrupa’da ilk 3’te, Dünya’da ilk 5’te spor içeriği anlamında Saran Grup. Elimizdeki içeriği kullanmamız, dominant oluşumuz ve bunu yayıncılık boyutuna taşıyabiliyor olmamız bizim için büyük avantaj. Radyospor, 12 yıldır Türkiye’nin en çok dinlenen spor radyosu. Ajanssspor.com, Türkiye’nin ilk spor portallarından biri. S Sport da 6-7 ay olmasına rağmen şu anda yayınladığı platformlar itibariyle sürekli büyüyor ve dolayısıyla da kapsama alanı genişliyor. Şu anda S Sport, birçok açık kanalı bile geçmiş durumda. Bu imkanlar içerisinde hem programcı ve hem yönetici olarak yer aldığımız için gruba katkı sağlıyoruz ve grup da bizleri bir yere getiriyor. Kısaca takım işi diye özetleyebilirim buradaki pozisyonumuzu. 

 

Uğur Sever: 13 Nisan 2005’te Sabah Gazetesi’nde Deniz Derinsu imzasıyla yayımlanan haberde, ÜNİFEB’in kuruluşu esnasında Aziz Yıldırım ile tartıştığınız ve Aziz Yıldırım’ın “Bu derneği kurmayın, çünkü kontrol edemeyiz” dediği sizin de buna cevap olarak “Biz kontrol edilmek için dernek kurmuyoruz, uzun yılların hayalini gerçekleştiriyoruz” dediğiniz iddia ediliyor. Bu konu hakkındaki yorumunuz nedir? Yazılanların doğruluk payı nedir? 

Barış Ertül: Haber doğru. Aziz Yıldırım da “Siz görürsünüz, kapatın bu derneği” dedi. UNİFEB, 4 üniversitenin öğrencileri yaklaşık 30-40 öğrencinin bir araya gelerek kurduğu bir oluşumdu. Ben o zaman 1907 Derneği’nde birtakım komitelerde görev yapıyordum. Yaşım gençti. 1907 Fenerbahçe Derneği üyesiydim. 1907 Derneği’nde bir de Biletix terminali vardı. O zaman 1907 Derneği’nde Biletix terminalinden toplu bilet alıyorlardı. O zaman 1907 Fenerbahçeliler Derneği’nin başkanı da Necdet Ersoy’du. “Siz ne yapıyorsunuz burada?” dedi. Onlar da “Biz üniversiteliler birliğiyiz, birlik olduk ama tüzel kişi değiliz, kendimize de ÜNİFEB diyoruz, 70-80 kişiyiz, maçlara gidiyoruz beraber falan” dedi. “O zaman biz size destek olalım, üniversitelerde sizi örgütleyip Türkiye’ye yayılalım” diyor Necdet Ersoy. Onlar da sıcak bakıyor buna. ÜNİFEB ile bir araya geldik. Ben de dernekte ÜNİFEB komitesinin başkanı oldum. Bazı görevleri bırakıp, bu görevin başına geçtim. 1907 ÜNİFEB adı altında 4 üniversiteyi o dönemde vakıf üniversiteleri dahil 76 üniversiteye çıkardık. 1907 ÜNİFEB’i dernekleştirdik. Derneğin yerini de ben tuttum. Maddi ve manevi anlamda destekledik. Örgütlenme masraflarını karşıladık. Bazı önceliklerimiz vardı. Atatürk ilke ve ideallerinden asla sapmamak, Fenerbahçe siyasetine hiçbir şekilde karışmamak ve ÜNİFEB polarları-ki hepsi Fenerbahçe lisanslıydı tüm ürünler- maça gitmek için alınan bilet paraları ve yol paraları olsun bunların hiçbirine biz dernek olarak karışmayız, biz sadece Türkiye’de yayılmanızı sağlayacağız gibi şartlar sunduk. Bu yönde anlaştık. ÜNİFEB’in o dönemki başkanları ile koordineli bir şekilde çalışarak belli noktaya getirdik. Necdet Ersoy da ben de görevden ayrıldım ama ÜNİFEB varlığını gayet başarılı bir şekilde sürdürüyor.

Örnek bir taraftar grubu olarak Fenerbahçe’nin aydınlık geleceği sloganıyla yola çıkmıştı. Bu zaman zarfında birtakım sıkıntılarla karşılaştık. Bunlardan biri 1907 ÜNİFEB’in giderek tribünlerde aktif hale gelmesi. Her okula ayrı bir flama yapmıştık ve 4000 bin kişiye yaklaşmışlardı. Büyüdü, çok büyük ses getirdi ve Atatürkçü bir taraftar grubu olarak, %50’si kız olarak, tribündeki dinamikleri rahatsız etti. Kimsenin tetikçisi olmadan, siyaset yapmadan var oldu. Hatta bir dönem Fenerbahçe taraftarı kulübü protesto ediyorlardı ve tüm pankartları ters asıyorlardı. Biz de ÜNİFEB’i çağırdık ve hiçbir şekilde bunun bir parçası olmamaları gerektiğini söyledik. O gün, bütün statta pankartlar ters asılmasına rağmen, ÜNİFEB sadece pankartını ters asmadı. 1907 ÜNİFEB o duruşunu hiçbir zaman bozmadı. Bugün de hala devam ediyor ve uzaktan da gurur duyuyorum. Necdet Ersoy ile devamlı görüşüyoruz. O da aynı şekilde düşünüyor. O çok kalabalıklaştığı dönemde ÜNİFEB’in, ki Aziz Bey bunu beklemiyordu, o zaman stat yapılırken çok büyük destekler verdik bu anlamda. O dönemde Aziz Bey ile dernek olarak ilişkilerimiz gayet iyiydi. ÜNİFEB bir gün bize “Bilet almakta çok zorlanıyoruz, yönetimle kombine konusunda konuşur musunuz?” dedi. Oturduk rica ettik. Üniversiteli çocuklar olduğunu ve onları örgütlediğimizi söyledik. Neticede yarın öbür gün bu çocuklar Fenerbahçe ve Türkiye’nin menfaati için bu dostluklar ülkeye yarar sağlar diye düşünüyorduk. Bunun da yürüdüğünü görüyorduk. O dönemde Aziz Bey’den ucuz kombine istedik sırf ÜNİFEB için. “Tamam, ben size kale arkasından vereyim” dedi ve çok komik bir rakama bize kombine vermeye kalktı. Neredeyse 2 maç parasına sezonunun kalanına kombine verdi. “Kaç tane istiyorsunuz?” dedi, biz de “2 bin tane ver başkan “ dedik. “Siz 2 bin taneyi kime satıyorsunuz, 300-400 tane vereyim” dedi. Biz de ısrar edip 2 bin tane aldık ve bunları 1 hafta içinde sattık.

Gittik, 2000 tane daha istedik, dedi ki “Bir dakika 2 bin tane ne oldu?” dedi, “Bir haftada bitti başkan” dedik.” 2000 tane daha ver, onu da bitirelim” dedik. “Yok başka da yok” dedi. O günden sonra ciddi bir tavır koydu. Bunu yönetime bir meydan okuma gibi algılamaya başladı. Kendi taraftar gruplarını burada oluşturuyorlar, bunlar benim yerime yönetime talip olacaklar diye 1907 Derneği’ne bir tavır aldı. Halbuki kendisi de 1907 Derneği’nin kurucu üyesiydi. “Bu ÜNİFEB, çoğaldı bunları kontrol edemeyiz, kapatın” dedi. Aynı haberde olduğu gibi. Biz de “Üniversite gençliğini niye kontrol etmek istiyorsun?”  deyip “Niye kapatıyorsunuz?” dedik. Üniversite gençliği, sorgulayan ve neticede bu ülkenin geleceğidir. Bizim tribünde, sokakta böyle oluşumlara ihtiyacımız var diyerek karşı çıktık ve kapatmayız dedik.

Bir müddet sonra Fenerbahçe, Galatasaray’ı 6-0 yendi. Maç öncesinde de tribünlerde birtakım olaylar çıktı. Fenerbahçe ve Galatasaraylı taraftarlar kavga etti. Galatasaray taraftarları stattan çıkartıldı ve maç Galatasaray seyircisi olmadan oynandı. Çok tatsız olaylardı gerçekten. Galatasaray seyircisi de ÜNİFEB’in olduğu tribüne yakın oturuyor. Maç oynandıktan birkaç gün sonra emniyet bir soruşturma başlattı ve dedi ki “Bu Galatasaray maçlarından önce çıkan olaylarla ilgili soruşturma yapıyoruz, polis görüntülerine bakarak gördük ki ÜNİFEB bunun sorumlusu” dediler. 1907 Derneği’ne bir baskın yaptılar, ben dernekte ÜNİFEB sorumlusu olduğum için beni gözaltına aldılar. Ben 4 gün gözaltında kaldım. Tribün terörünü finanse etmekten dolayı. Terör suçuyla DGM’de yargılanacağız suçlamalara bakarsan. Ben de dedim ki “Eğer ÜNİFEB buna karışmışsa bizde hepsinin kayıtları var, biz bunları çıkartır buluruz” dedik. Polisler tarafından defterlerimize el kondu, ben gözaltındayım, Necdet Ersoy gözaltı kararıyla aranıyor 4 gün boyunca. Bana baskı yapıldı içerde, aleyhine ifade vermem için Necdet Bey’in. Ben de “Bakın biz 1907 Derneği olarak ÜNİFEB’e destek veriyoruz ve bunu saklamıyoruz, bu derneğin başkanı Necdet Ersoy, ikinci başkan şimdi rahmetli Mustafa Koç ve bu derneğin kurucu üyelerinden biri de Aziz Yıldırım. Gidin onlarla konuşun” diyince, bana söylenen sizden zaten Aziz Yıldırım şikayetçi olduğu söylendi. Bunu söyleyen dönemin Asayiş Şube Müdürü. Daha sonra hazırlanan fezlekelerde dönemin stat sorumlusu Hakan Bilal Kutlualp’in de imzası vardı zaten bizden müştekiler arasından. Dolayısıyla, böyle bir görüntü ortaya çıktı. Sonra biz 4 gün sonra mahkemeye sevk edildiğimizde ÜNİFEB ile alakalı hiçbir polis kamerası kaydı olmadığı ortaya çıktı ve savcı anında bizim hepimize takipsizlik kararı verip serbest bıraktı. ÜNİFEB aklanmış oldu. Ben bununla ilgili çok öfkeliydim o dönemde. Necdet Ersoy ve Mustafa Koç 1907 Derneği’nde kurucular kurulunu topladı, Aziz Yıldırım’ı çağırdı, Aziz Bey de bu işlerle ilişkisi olmadığını söyledi, biz de kendi duyumlarımızı söyledik. Orada artık ipler tamamen kopmuştu açıkçası. O günden beri de pek görüşmüyoruz, birbirimizden de haz etmiyoruz.  

 

Uğur Sever: 2008’de frmtr.com adlı siteye verdiğiniz röportajda “Fenerbahçe’ye faydalı birçok konuda çok önemli çalışma ve katkılarımız oldu. Zaman zaman yönetimlerle çatışmak zorunda kaldık. Bana göre bir kulübe hizmet etmek her zaman kulüp yönetimine hizmet etmek anlamına gelmez. Ancak bizden sonraki başkan Ali Koç bu iki kavramı eşdeğer olarak gördü. Ali Koç zihniyetinin karşısında durdum. Dernekten ihraç edildim. Ali Koç bana ihraç kararına karşı koymazsam kendisinin beni bizzat üyeliğe yeniden teklif edeceğini söyledi. Sözüm ona iade-i itibar yapacak. Derhal reddettim. Derneğe üye olduğum günden on kat daha gururla dernekten ayrıldım. Ali Koç zihniyetine karşı koyuşumla ömür boyu gurur duyacağım.” ifadelerini kullanmıştınız. Şu an, geriye dönüp baktığınızda hala aynı noktada mısınız? Bu konu hakkında fikirleriniz değişti mi? Eğer aynı noktada değilseniz, fikrinizi değiştirmenizin sebebi nedir?

Barış Ertül: Bugün de söylediklerimin arkasındayım. Anlattığım olaydan sonra 1907 Derneği’nin başkanı Ali Koç oldu ve o dönem yaptığımız icraatları eleştirdi. Ali Koç dedi ki ”Biz bu derneği Fenerbahçe yönetimiyle kavga etmek için kurmadık. Bu derneği biz Fenerbahçe yönetimine hizmet etmek için kurduk”. Ben de kendisine Fenerbahçe yönetimine hizmet etmek ile Fenerbahçe’ye hizmet etmenin her zaman aynı kapıya çıkmadığını, bazen yönetimlerin kendi bekaları için, kendi koltukları için Fenerbahçe’ye hizmet etmenin dışına çıktıklarını, Fenerbahçe’ye zarar verdiklerini ve bunun çok önemli bir fark olduğunu söylemiştim. Bugünkü Fenerbahçe o gün söylediklerimi doğruluyor sanırım. Dolayısıyla Fenerbahçe’ye hizmet etmek için kurulmuş bir dernekti. Siz eğer Fenerbahçe yönetimine hizmet etmek için kuruldu derseniz bu yönetim yalakalığından başka bir şey olmaz. Ali Bey ile de o zaman aramız açıldı. Yoksa ÜNİFEB’den dolayı çok takdir ediyordu bizim çalışmalarımızı. 1907 ÜNİFEB’e çok sahip çıkmıştı ve sahip çıkacağını söylemişti nitekim sahip çıkıyor, o sözünü tuttu. Biz 1907 ÜNİFEB komitesini Ali Bey’in ekibine devrederken aramız çok iyiydi, aynı noktadan bakıyorduk ama derneğin Aziz Yıldırım’a hizmet etme noktasında bir vizyon çizmesi bizim kabul edebileceğimiz bir şey değildi. Biz Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’ye faydalı değil zararlı olduğunu düşünen bir anlayıştaydık. Bunu da Fenerbahçe menfaati adına savunuyorduk. Fakat tabi Fenerbahçe menfaati dediğimiz şey herkesin aynı yerden bakmasıyla olmuyor. Herkesin kendine göre çizdiği bir Fenerbahçe menfaati profili var. Dolayısıyla burada ciddi bir fikir ayrılığımız oldu.

Daha sonraki süreçte ben 1907 Derneğinden ihraç edildim. Beni ihraç eden de Ali Koç olmuştu. Ama ben tekrar geri gelmek için dava açsam kazanırdım, derneğe geri dönmek isteseydim. Çünkü usulüne uygun savunmam dahi alınmamıştı. Ama bunu yapmadım, yapmaya da gerek duymadım çünkü derneğin genel kuruluna olan saygımı kaybetmiştim. Ha yıllar sonra ne değişti. Ali Koç Aziz Bey’in yönetimine girdi, onunla çalıştı sonra ayrıldı ve şimdi karşısına rakip olarak çıktığında Aziz Yıldırım’ın şu kongre sürecinde herhalde Ali Koç’a karşı nasıl bir tavır içerisinde olduğunu herhalde görüyorsunuz. Ali Koç da herhalde yalnız kaldığında ”bu Barış doğru söylemiş, Aziz Yıldırım’ı doğru tanımış, doğru görmüş, bize doğru uyarılarda bulunmuş” diyordur. Ali Koç bizim durduğumuz noktaya geldi. Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe için zararlı olduğunu görüyor. Benim kadar net söyleyemez elbette. Ali Koç benden daha iyi bir Fenerbahçeli. Ayrıca Ali Koç’un Fenerbahçe başkanına çok saygısı var. Anladığım kadarıyla sevgisi de var hala Aziz Yıldırım’a karşı, benim hiç yok. Saygım var ama sevgim hiç yok Aziz Yıldırım’a karşı. Dolayısıyla farklı bakış açılarımız var. Ama aynı noktadan bakıyoruz şu anda Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’nin menfaatlerine. Zamanında Fenerbahçe’nin menfaatleri için çatıştık. Şimdi Fenerbahçe’nin menfaatleri için aynı pencereden bakabilmeye başladık. O zaman karşı çıktığım Ali Koç’a bugün destek olmak gerektiğini düşünüyorum. Ve bir oyum var onu da Ali Koç’a vereceğim. Ali Koç zaten kongrede Aziz Yıldırım’ı ezip geçecek diye hem bekliyorum hem de umut ediyorum. Hayatta insanlar çatışıyorlar, karşı karşıya geliyorlar, yan yana geliyorlar. Önemli olan niyetiniz iyi olsun. Önemli olan doğruyu isteyin. Sonuçta buluştuk bir yolda. 

 

Salih Çakman: Kongreden konu açılmışken Mahmut Uslu’nun ”Yetiştirme taraftar” sözleri hakkındaki düşüncelerinizi sormak isterim.

Barış Ertül: Tipik Mahmut Uslu. Sabah yayında Bodrum’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan her yerden aradılar. Herkes kendini tanıtırken ”Yetiştirme taraftarım” diye söze başladı. Bugün (05.02.2018) yayında da söyledim. Her taraftar kongre üyesi değildir ama her kongre üyesi taraftardır. Dolayısıyla Fenerbahçe gibi halka mâl olmuş, milyonların kulübünü sokakta ayrı genel kurul olarak düşünürsen en büyük hatayı orada yaparsın. Aziz Yıldırım sokağı kaybetti. Mahmut Uslu zaten Aziz Yıldırım’ın satranç tahtasında bir piyon. Bugün 30 binden fazla Fenerbahçe kongre üyesi var, Aziz Yıldırım’a oy verecek olanlar 6 bini geçmez. Ali Koç kongrede ezip geçecek. Yüksek Divan Kurulu Aziz Yıldırım’ın en güçlü olduğu yerdir. Geçen gün yapılan Yüksek Divan Kurulu toplantısında Aziz Yıldırım en güçlü olduğu yerde büyük dayak yedi. Toplantı sonunda Ali Koç ayakta alkışlanırken Aziz Yıldırım kimseyle tokalaşmadan çekti gitti. Kendi savaş alanını terk etti. Aday olduğunu bile söyleyemiyor onun yerine Vefa Küçük söylüyor. Şekip Mosturoğlu da yalanlıyor aksine tek aday sizsiniz diyor Ali Koç’a. Tam bir garabet ve trajikomik bir durum var. Bu yönetimin son can çekişmesi bunlar. Fenerbahçe Ali Koç ile 21. yüzyıla gerçek manada girecek. Biz 21. yüzyıla girdik ama Fenerbahçe giremedi. Aziz Yıldırım yüzünden 21. yüzyıla giremeyen Fenerbahçe Ali Koç ile çağı yakalayacak. Ben böyle olacağına inanıyorum. Aziz Yıldırım boks şubesiyle yemek yiyor, hanımları toplayıp yemek yiyor, maç saati sürekli yemeklerde. Son çırpınışları bunlar. Aziz Yıldırım kongreye yakın bir zamanda ”Ben zaten aday olmayacaktım” deyip çekilebilir. Kesin mağlubiyeti o da görecek yakında. Çok net geliyor, ağır mağlubiyet geliyor. Halbuki o koltuğu bıraksa çok daha farklı gönderilebilir. Ama şimdi 20 yılın arkasından artık herkes yaka silkiyor. Mahmut Uslu ağzıyla konuşmaya devam ederlerse Aziz Yıldırım daha büyük farkla kaybedecek. Sabah yayında da söyledim eğer Mahmut Uslu’nun yüreği yetiyorsa çıksın o konuşmanın aynısını genel kurulda yapsın.  Bakalım o genel kurul alkışlıyor mu yuhalıyor mu? Bunun cevabı açık. 

 

Uğur Sever: Bildiğiniz üzere, Fenerbahçe’de mayıs ayında bir seçimli kongre söz konusu. Fenerbahçe kongre üyelerinin büyük bir çoğunluğun Aziz Yıldırım’ı desteklerken (öyle olduğu varsayılıyor), taraftarın ÇOK büyük bir bölümünün Ali Koç’u destekliyor olmasının başlıca sebepleri sizce neler ve gerçekten durumun böyle olduğunu düşünüyor musunuz? 20 yılda 13 kupa kazanan bir başkanın, kongrede bu kadar desteklenmesinin sebebini sadece 3 Temmuz sürecine bağlayabilir misiniz? 

Barış Ertül:  Netice itibarıyla konuştuğumuz kişi 20 yıllık bir başkan. Fenerbahçe tarihinin gelmiş geçmiş en uzun süreli başkanlık yapan kişisi. Bu çok büyük bir güç ve sahiplenme getiriyor. Aziz Yıldırım nasıl Fenerbahçe’yi kendi malı gibi sahiplendiyse Aziz Yıldırım’a karşı kongre üyesinde ve taraftarda da bir sahiplenme oluşuyor. Son dönemde bu artık bıkkınlık getirmesi, yeter artık dedirtmesi başka bir şey ama genel itibarıyla böyle bir şey aldı arkasına. Bu da hayatın normal akışıdır. Ama bununla beraber Aziz Yıldırım geldiği gün 1998 yılından itibaren çok iyi şeyler de yaptı. Köhne bir stadı kulübün kendi imkanlarıyla, bütün kulübün dinamiklerini harekete geçirerek modern bir stada dönüştürdü. Şimdi daha iyi statlar da yapılıyor ama o tarihteki en iyi stattı. Ve bir ilkti. Kimse yapmazken yaptı. Çok ciddi ekonomik sıkıntıların yaşandığı bir dönemde yaptı bunu. Stat ile beraber antrenman sahaları, Samandıra, Dereağzı gibi önemli yerler yapıldı. Dolayısıyla Fenerbahçe’nin çehresini hem maçın içinde hem de maçın önünde değiştirdi. O dönem bunlar devrim niteliğinde işlerdi ve bunların altında Aziz Yıldırım’ın imzası var. Bunu da kimse yadsıyamaz. Dolayısıyla bu yadsınamayan hizmetlerle 20 yıla yakın bir başkanlık elbette ki Aziz Yıldırım’ı farklı bir pozisyona soktu. Hatta bu başkanlığın 20 yıl sürmesine de sebep oldu. Sen 20 yıl bir kulübe hizmet ettiğin zaman bir sürü iyi şey de yapıyorsun. Ne kadar başarısız da olsan ne kadar tasvip etmediğimiz bir tarza da sahip olsan yaptığın birçok şey var. Bunlar da tabi insanların gönlünde büyük yer ediyor. Bu işler böyle. Onun için bu günlere kadar geldik. 

 

Salih Çakman: İddaa yazarlığına nasıl başladınız? Bu işin artısı/eksisi nelerdir? İddaa oynayanlara verebileceğiniz belli başlı tavsiyeler nelerdir? 

Barış Ertül: Bu ülkede vergi çok fazla. Dünyanın en pahalı benzinini kullandığımız gibi bahis oyununda da dünyanın en fazla vergisini biz ödüyoruz. İddaa’yı oynatan İnteltek’e herkes kızıyor ama cirosunun %50’si doğrudan vergiye gidiyor. Dolayısıyla ciddi anlamda oranları düşürüyorlar. Bu da bahis tutturmanın çok zorlaştığı bir iddaa bültenine dönüşüyor. O bakımdan zaten riskli bir bültende insanların ekstra riskler almalarını doğru bulmuyorum. Mümkün olduğu kadar takip ettikleri ligler, takip ettikleri takımlar, iyi oynayan takımlar, güçlü takımlar ve hep iç saha. Deplasman oynamalarını hiçbir zaman önermiyorum. Dünyada oynanan her 100 maçın 50’sini ev sahibi kazanır. Kalan 50 maçı da deplasman ve beraberlik aralarında paylaşır. Bu istatistiği de yanlarına alsınlar. Neticede bunun bir şans oyunu olduğunu unutmasınlar. Bu bir hobidir. Bunu geçim yolu olarak görürlerse ocaklarını söndürürler.  

 

Salih Çakman: Yıllar önce yabancı sınırı hakkında “Yabancı sınırlamasından dolayı 3 liralık adamlar 10 lira alıyor,işin daha kötüsü bu adamlar kendilerini 10 liralık adam sanıyor” sözünü sarf etmiştiniz. Bildiğiniz üzere ülkemizde yabancı sınırı konusundaki kararlar esnetildi ancak yine yabancı sınırının eski haline döndürüleceği iddiaları söz konusu. Mevcut Türk futbolunda, yabancı sınırının eskisi gibi olması bizlerden neyi götürür, bizlere neyi kazandırır? Türk futbolcularının mevcut yabancı sınırı hakkındaki eleştirilerine katılıyor musunuz? 

Barış Ertül: Ben her zaman aynı şeyi savundum. Rekabetten yanayım. Türk futbolunun gelişmesi, yabancıyı sınırlayarak değil alt yapılara yatırım yaparak ve amatör kulüpleri destekleyerek Türkiye’ye gelen yabancı oyuncularla rekabet edebilecek kalitede oyuncu yetiştirerek olur. O zaman eşitler arasında birinci her zaman yerliden yana olacaktır zaten. Ben aynı noktadan bakıyorum. Bugün sen oyuncu yetiştiremiyorsun diye, altyapıya önem vermiyorsun, yatırım yapmıyorsun diye amatör kulüpleri yok olmaya mahkum edip ranta kurban ediyorsun diye kulüpler kısa vadeli düşünüp kupa için, kümede kalmak için borçlanıp paraları harcıyorlar, ellerinde geriye hiçbir şey kalmıyor. Gencecik çocuklar, yetenekli çocuklar heba olup gidiyor, iyi işlenmiyor diye sen kalkıp Türkiye’ye gelen yabancı kalitesini düşürürsen bir takım sınırlamalarla. O kalitesiz yerli futbolcuları daha kaliteli hale getirmeyeceksin sadece sana daha kaliteli gözükecekler. Ama sonra çıkıp Avrupalı ile karşılaştığında ağzının payını alıp döneceksin. Avrupalı ile rekabet edebilmek için yapman gereken onların buraya gelmesini zorlaştırmak değil aksine onları serbest bırakıp, onlarla yarışabilecek seviyede oyuncu yetiştirmek. Çok basit bir şey.  

 

Uğur Sever: Yeni kurulmuş bir spor kanalı olan ve yeni kurulmuş olmasına rağmen oldukça dolu bir içeriğe sahip olan S Sport’un geleceğe dönük hedefleri nelerdir? Halihazırda İngiltere PremierLeague’inin, NBA’in,  yayın hakkına sahip S Sport, ilerde daha farklı liglere yönelebilir mi? 

Barış Ertül: S Sport ile ilgili bir takım müjdeler var. Onları açıklamaya yetkili değilim. Çok büyük müjdelerimiz olacak. 

 

Salih Çakman: Bir radyo programınızda, Beşiktaş Başkanı Fikret Orman’ı, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a benzetmiştiniz. Size göre bu benzerliği sağlayan faktörler nelerdir?  

Barış Ertül: ”Junior Aziz Yıldırım” demiştim. Onu ilk ben demiştim sonra Beşiktaşlı birçok insandan duydum. Hatta Beşiktaşlı birçok insan çok doğru söyledin hakikaten öyle gidiyor bizim başkan dedi. Fikret Orman’da da ben Aziz Yıldırım’a paralel bir ego görüyorum. Çok hızlı şişen ve artık söylemlerini bizden bene doğru değiştiren bir Fikret Orman görüyorum. Aziz Yıldırım’ın gençliğini görüyorum. Bu tespitim de her geçen gün doğru çıkıyor. İnşallah yanılırım çünkü Türkiye ikinci bir Aziz Yıldırım’ı kaldırmaz.  

 

Uğur Sever: Yine bir radyo programınızda Beşiktaş’ın 1957 ve 1958 şampiyonluklarının “Uydurulmuş şampiyonluklar” olduğunu söylemiştiniz. Neye istinaden böyle bir yorumda bulundunuz? Sizce profesyonel futbol ligimizde 1959’dan önceki şampiyonluklar sayılmalı mıdır?  

Barış Ertül: Bu şampiyonluklara yıldız verilmesi gündeme geldiği zaman bu gündeme geldi. Dolayısıyla çizgiyi oraya çekmek Beşiktaş’a da bir yıldız daha takma işi oldu diye gördüm ben, öyle değerlendirdim. Farklı düşünmemi gerektirecek bir şey de görmüyorum. O zaman Fenerbahçe’nin ”Madem siz çizgiyi oraya çekiyorsunuz bundan öncekiler de sayılsın” deyip bizim şu kadar şampiyonluğumuz var dediği de bana çok mantıklı ve normal geliyor. Bilmiyorum başkası nasıl düşünüyor ama ben Fenerbahçeli gözüyle değil dışarıdan bir İngiliz gibi bakıyorum ve diyorum ki ”Bu ne?”. İnsan baktığı zaman dışarıdan görüyor.  

 

Salih Çakman: EURO 2016’dan sonra prim skandalıyla başlayan ve Arda Turan’ın Milli Takım’ı bırakıp geri dönmesiyle, ardından Fatih Terim’in yerine Lucescu’nun gelmesiyle devam eden süreci nasıl yorumluyorsunuz? Milli Takım’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

Barış Ertül: Milli Takım’ın geleceğini iyi görmüyorum. Başında Lucescu’nun olması bile zaten Milli Takımın vizyonunu ve geleceğe nasıl baktığını anlatıyor. Milli Takım Gençlik Komitesinin başında Tolunay Kafkas var. Tolunay Kafkas hangi altyapı takımıyla çalışmış? Hangi liyakatle o göreve gelmiş? Buna bir bakarsınız. Lucescu’nun geliş şekline, yaşına, yaptıklarına, oyuncu tercihlerine bakarsınız. Türkiye Futbol Direktörü diye bir tanım getirildi. Fatih Terim ile getirildi. Fatih Terim görevden alındığında tanım da görevden alındı. Dünyanın hiçbir yerinde hocayla beraber tanımın gelip hocayla beraber tanımın gittiği bir yapı göremezsiniz. Bu zaten Milli Takım’ın bugünkü zihniyet ile hiçbir yere gitmeyeceğinin göstergesi. Türkiye Futbol Direktörü diye bir makam uydurdular, Fatih Terim’in hoşuna gitsin diye. Zaten bu kafa Türk Futbolu’nun nereye gittiğini gösteriyor. Kişilere bağlı politika üretmek, kısa vadeli politika üretmek, koltuk korumak için politika üretmekten hiçbir zaman uzun vadeli fayda gelmez. Ne zaman ki bir vizyon ortaya koyarsın, kısa-orta-uzun vadeli planlama ortaya koyarsın, o planlama ve vizyona uyacak kişilerle liyakat esasıyla çalışırsın o zaman Türkiye’nin ve futbolunun geleceğini konuşuruz.  

Etiketler: / / / /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım