Kramponlupisagor -

Bir Spor Adamı: “Kaan Kural”

Kuzey Kılıç
Kuzey Kılıç
  • 28.11.2018

Spor branşları hakkında geniş bir bilgi yelpazesine sahip olan ve özellikle basketbol alanında yaptığı yorumlar, yazdığı yazılar ile ülkemizin önde gelen spor yorumcularından olan Kaan Kural ile Kramponlu Pisagor sayfası olarak hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Sitemiz adına Salih Çakman, Uğur Sever, Emre Artık ve bendeniz Kuzey Kılıç; Kaan Kural ile birlikte NBA’den WWE’ye kadar birçok konu hakkında konuştuk. Bu keyifli sohbetin ardında Kaan Kural’ın altın beşlerini de almayı ihmal etmedik. Keyifli okumalar…

Kariyerinizin en yoğun dönemlerinden birini yaşıyorsunuz. Bu tempoya nasıl ayak uyduruyorsunuz? Bu yoğunluk sizi nasıl etkiliyor?

Evet bir yoğunluğum var ama göründüğü kadar da yoğun değil aslında. Kariyerimin en yoğun olduğu dönemlerden birisi. Ama benim çalışma saatlerim o kadar yüksek değil. Atıyorum bir bankada çalışıyor olsam 9’dan 5’e kadar mesaim olurdu. Ben ise YouTube çekimleri için haftada 3-4 saat stüdyoda zaman harcıyorum. Tivibu haftada 12-13 saat… Yani toplasan haftada 25 saat civarı işte oluyorum. Ama benim işimin başka bir tarafı var. Ben haftada bir saat çalışıyor olsam bile onun uzun bir hazırlık süreci oluyor. Esas mesele de o zaten; maçları takip etmek, yorumları okumak ve branş hakkındaki güncel bilgileri öğrenmek. Ama dediğim gibi çok inanılmaz büyük bir yoğunluğum yok.

Sosyal medyadan gece 3’te de sabah 10’da da paylaşımlarınız oluyor. Sanki 24 saatlik bir çalışma süreciniz var gibi görünüyor. Bu süreci her gün tekrarlamak, sürekli aktif olmak sizi nasıl etkiliyor ?

Günde ortalama 4-5 saat uyuyorum. Gece evdekiler uyuduktan sonra zaman bana kalıyor. O süreçte de hem çalışıyorum hem eğleniyorum. Ertesi gün hiçbir programım veya yazacağım herhangi bir yazı olmasa bile ben o maçları zaten seyredeceğim. Bir taraftan maçları takip ediyorum, bir taraftan da oyun oynuyorum veya maçla ilgili bilgileri alıyorum. Yani benim için işle eğlence bir arada oluyor.

Basketbola dönecek olursak. İlk olarak NBA ile alakalı birkaç soru üzerinden devam edelim… NBA’de üç sayılık atışların özellikle bu sezon daha da fazlalaştığını görüyoruz. Kısa oyuncuların dışında pivotların da daha fazla üç sayılık atışları denediğine ve bazılarının bu konuda oldukça yüksek yüzde yakaladığına şahit oluyoruz. Örneğin kariyerinin ilk 6 senesinde üç sayı isabeti bulamamış olan Brook Lopez, bu sezon %41 ile üçlük atıyor. Oyunun üç sayılık atışlara olan evrimini nasıl değerlendirirsiniz ?

Bu konu hakkında çok basit bir şey var aslında. Sadece basketbolda değil; ekonomide, sağlıkta, siyasette hatta eğitimde bile big data denilen bir olay var. Oyunun bu yöne kayması oyuncular veya antrenörler tarafından gerçekleşmedi. Bütün olay istatistik uzmanlarının büyük verileri incelemesinden ibaret. Yani oyunda bunu yaparsan daha başarılı olursun dediler. İlk zamanlar bu anlayış çok kabul görmedi. Phoenix Suns zamanında bunu yapmaya çalıştı ve eğer şampiyon olsalardı bu anlayışın daha erken yayıldığını görebilirdik. Fakat sezonlar ilerledikçe insanlar ”Gerçekten de oyunu böyle oynarsak daha verimli olur.” demeye başladı. İstatistikler, en çok beyzbolda etkilidir. Moneyball filmi bunun en güzel örneği… Zaman ilerledikçe basketbolda hatta futbolda bile bu bilgiler yaygınlaştı, insanlar oyun anlayışlarını verilere göre oluşturdu. Daha basit bir örnekle bir dağın içinden geçen bir tünel ve etrafını dolaşan virajlı bir yol olduğunu varsayalım. Basketbol antrenörleri ilk başlarda virajlı yoldan gittiler. Çünkü o yolu biliyorlardı. Ancak zaman içinde tüneli denedikçe zamandan tasarruf ettiklerini ve bu yolun daha kazançlı olduğunu anladılar.

Boston Celtics’in yeni basketbol döneminin prototip takımı olduğunu belirtmiştiniz. Bu anlayışa göre takımlar kadrolarını oluştururken hangi tarz oyunculara yöneleceklerdir ?

Basketbolda pozisyon diye bir şey hemen hemen kalmadı. Artık roller var. Bu rollerin birbirine olan desteği ve bireysel performansı ne kadar yukarı çıkarttığı önemli. Oyun, son 30 yıldır  pick and roll üzerinden oynanıyor. Eskiden uzun ile kısanın bire bir kalması bir dezavantaj iken günümüzde bu ihtimal söz konusu değil. Yani uzun ile kısa karşı karşıya kaldığında herhangi bir tarafın bariz üstünlüğü olmamalı. Günümüz kısaları o kadar kuvvetli ve hızlı ki uzun oyuncular hücumda büyük bir üstünlük sağlayamıyor. Post oyununda ise zaten yardım geliyor. Bu yüzden switch çok önemli bir konumda. En iyi prototip ise şu; birincisi çember savunucu, yani bir kalecin olmalı. Savunmanın son sigortası. Mesela big data bununla ilgili güzel bir örnek sunuyor. Rudy Gobert’in sahada olduğu zaman, rakip takım potaya 1.5 metre mesafeden %15 daha az atış deniyor. Bir diğer oyuncunuz ise keskin, delici özelliklere sahip olmalı. Bir şekilde önündeki adamı geçerek potaya gidecek ve sayı bulacak bir oyuncu. Bunların yanına da çok yönlü 3 oyuncu lazım. Şut atabilecek. savunma yapabilecek, topla oynabilecek ribaundlara yardım edecek. organizasyonu başlatacak vs. Geçen seneye kadar bu isimlere t&d deniyordu. Yani üçlük atması ve savunma yapması yeterliydi. Ancak artık öyle değil. Kanatların oyun kurmaya da yardım etmesi lazım. Boston bu özellikleri kapsayan oyunculara sahip. Onların sorunu sistemin şu anda çalışmaması. Sistemin bütün parçaları kusursuz çalışmalı. Eskiden defoları başka bir oyuncu ile kapatabiliyordun ancak artık öyle değil. Herkesin kendi görevini yerine getirmesi lazım.

Yazın draft edilen Luka Doncic, şu ana kadar gösterdiği performansla adım adım yılın en iyi çaylağı ödülüne ilerliyor. Gelecek yıllarda onu ‘’elit guard’’ seviyesinde görebilir miyiz ?

Bu durum elit kavramının nasıl tanımlandığına bağlı. Doncic 19 yaşında olmasına rağmen bu lige geldiğinde zaten olgunlaşmış bir oyuncuydu. Tabii fiziğini biraz daha geliştirmesi lazım. Oyununa katması gereken bazı özellikler var. Lebron gibi yıllar geçtikçe üstüne kata kata ilerlemesi lazım. Ama ben genle potansiyeline baktığım zaman ileride yıldız olabileceğini düşünüyorum, süper yıldız olması için biraz daha görmek lazım.

Dallas, Doncic için doğru bir takım mı peki ?

Bence doğru. Doncic her takımda oynayabilir. Ancak, Dallas’taki avantajı Rick Carlisle. Carlisle, harika bir taktisyen. Doncic’i 3 numarada kullanıyor, onun bütün defolarını biraz daha gölgeleyip performansını yükseltiyor.

Giannis Antetokounmpo’nun her geçen yıl kendini daha fazla geliştirdiğini görüyoruz. Bu ilerleme böyle devam ederse, tabii konuşmak için daha erken ama, kariyeri sona erdiği zaman en iyi üç NBA oyuncusu arasında girebilir mi ? 

O çıta çok ama çok yüksek. Antetokounmpo çok çevik, kuvvetli ve hızlı bir oyuncu. Maç içinde yaptığı hareketlere bazen o da inanamıyor. Up and under diye bir hareket var. Aldatmacayı yaptıktan sonra potaya nazik bir şekilde bitirirsin. Antetokounmpo o hareketi smaçla bitirdi… Gerçekten inanılmaz bir atletizm ve kuvvete sahip. Ancak o kadar büyük bir yıldız değil. Yaşı daha çok genç, ilerleyen sezonlarda performansının üstüne koyarsa tabii ki olabilir ama tarihin en iyi üç oyuncusu arasına girmesi gerçekten de çok zor.

Avrupa’dan birkaç soru ile devam edelim. Anadolu Efes’in bu sene yakaladığı tempo onları Final Four’a taşıyabilir mi ?

Kabaca şansı var. Ama ben o tip bir uzun vadeli başarıyı zor görüyorum. Takım çok günlük oynuyor aynı şekilde Ergin Ataman’ın da o şekilde oynattığını düşünüyorum. Tabii ki iyi bir hava yakaladılar ve kadro potansiyeli olarak son dörde kalabilirler ancak işleri gerçekten de zor.

Fenerbahçe’de Sloukas’ın bu sezonki karar anlarında liderliği aldığını görüyoruz. Sloukas’ın sakatlanması veya form düşüklüğü yaşaması halinde bu görev kime geçebilir ?

Kimse alamaz… Şu an takımın tek bir numarası Sloukas. Dixon, Guduric ve Green iki numarada daha verimli. Bana kalırsa Sloukas’ta bir numara oynamamalı. Çünkü topu çok öldürüyor. Performansı tabii ki çok yüksek ancak topla çok oynuyor. Fenerbahçe’nin oyun anlayışı da biraz o yöne evrildi. Zeljko Obradovic’in olması bu oyun anlayışını da en verimli hale getirdi. Sloukas’a bir şey olması halinde ise Fenerbahçe’nin işi zora girecektir. Takımın kısa rotasyonu oldukça dar.

Yabancı sınırının değişmesi yerli oyuncuları nasıl etkiler ? Cedi Osman, Furkan Korkmaz gibi NBA’de forma bulmak isteyen oyuncular bu durumdan nasıl etkilenir ? 

Sonuçta bu yılların felsefi tartışması. Bence oyuncular bu kuraldan etkilenmemeli. İster 5 ister 10 olsun takım içindeki rekabette öne çıkamıyorsan zaten NBA’de forma giyemezsin. Atıyorum Buğrahan Tunce, Micic’ten formayı alamıyorsa o zaman kuralın da bir anlamı kalmaz. Önce kendi takımında oynamayı hak etmelisin ardından diğer ihtimaller düşünülmeli.

Basketboldan ayrılıp pistlere dönelim. Bu hafta yapılacak olan Abu Dhabi GP’si ile normal sezon sona erecek. Şampiyonluk yarışı çoktan sona erdi ancak bu yarış Fernando Alonso’nun son yarışı olacak. İspanyol pilot hakkında neler demek istersiniz ?

Formula 1 son yıllarda büyük bir değişim geçirdi. Senna, Prost ve Mansell dönemleri ile bu dönemi karşılaştırdığınız zaman arada büyük bir fark var. Eskiden %50 araç, %50 yetenek ön plandaydı. Ancak günümüzde %80 araç, %20 pilot yeteneği oldu. Tabii ki pilotların çabasını takdir ediyorum ancak teknolojik gelişmeler sporu değiştirdi. Hamilton ile Verstappen’in yerinin değiştiğini düşünsek ne olur acaba ? Tabii ki Hamilton çok özel bir pilot ancak günümüz F1’i bu konuda değişim geçirdi. Fernando Alonso’da çok değerli ve pistin en hızlı pilotlarından birisi. Ancak kariyer planlamasında yaptığı hatalar onu bu konuma getirdi.

Önümüzdeki sezon Leclerc, Ferrari’ye geçecek. Bunun dışında daha güçlenen Verstappen, harika bir F2 kariyerinin ardından F1’e gelen George Russel seneye birlikte mücadele edecek. Bu jenerasyondan 80’lerin 90’ların kapışmasını bekleyebilirmiyiz ?

İnsani faktörlerin minimum teknolojik faktörlerin maksimum olduğu bir devirde imkansız gibi. Kesinlikle iyi işler yapacaklar, zaten hepsi yetenekli pilotlar ancak teknoloji bu sporu kökünden değiştirdi.

Sırada bir diğer uzmanlık alanınız olan e Spor var. E sporu genelde yeni nesilin takip ettiği iddia edilmesine rağmen ABD’de yapılan araştırmaya göre e Spor izleyici kitlesinin 13-40 yas aralığının yüzde 29’u e Spor müsabakalarını geçen yıl izlemeye başladı. Bu rapora göre ABD’deki e spor izleyici kitlesinin yüzde 25’ini kadınlar oluşturuyor. Siz bu istatistikleri nasıl yorumlarsınız ?

Bu sektör son yıllarda iyi bir ilerleme gösteriyor. Bence popüler bir spor olacak ama bazı insanların dediği gibi basketbolu ya da futbolu tehdit etmesini beklemiyorum. Basketbolun ve futbolun kültürü bambaşka. Belki 50 yıl sonra iş değişebilir, bu kültür yaygınlaşabilir.

Sporun milenyum çağına hitap ettiği ise doğru. Ben 44 yaşındayım. Tamam biz de bilgisayarları, telefonları gördük ama bugünün çocukları bunların içinde doğuyorlar.

E Spor’un bir başka yanı ise oynamayı bilmeyenler bile izlerken büyük bir zevk alıyor…

Kesinlikle. Ben de oyunlarda çok büyük bir usta değilim ancak izlemek, yorumlamak ve o akışı takip etmek büyük bir zevk. İzlence olarak büyük bir eğlence.

E spor sektörünün olimpiyatlara dahil edilmesi gündeme gelmişti. Bu ihtimali nasıl yorumlarsınız ?

Paris komitesi istiyor. Hatta geçen Asya Olimpiyatları’nda da yer aldı ancak bana kalırsa olmamalı. Olimpiyatların bir felsefesi vardır; daha hızlı, daha yüksek ve daha güçlü. E spor bu ilkelere uymuyor ama zaten olimpiyatlarda olmasına da gerek yok. E sporun bu isteğinde de kendini gösterme isteği yatıyor. Daha geniş bir kitleye hitap etme. Ama bence anlamsız. Bu sektörün ileride böyle bir şeye ihtiyacı olmayacak.

Türkiye’nin eSpor rekabeti hakkında neler söylemek istersiniz ?

En güçlü ülkeler arasındayız. Kore dışında birçok ülkeye üstünlük sağladık. Ama bir kademe daha yükselip A liginde olmamız lazım.

Fenerbahçe’nin eSpor takımındaki sorunun düzelmesi için neler yapılabilir ?

Olumlu olumsuz her durumda her üyenin belli bir payı vardır. Kadro dağıtılır, yeniden kurulur. Taktik hamleler, antrenörler vs. Yeni oluşumlar ile hatalar giderilebilir.

FPS oyunlarına yaklaşımınız ve o oyunları yorumlama ihtimaliniz var mı ? Çünkü temponuz tam FPS oyunlarına göre…

Öncelikle FPS oyunlarını sevmem. MOB oyunları daha iyi bana göre. O yüzden FPS’e biraz daha mesafeliyim.

E spor sektörü sinema sektörüne de girmeye başladı. Bu konuda bir projeniz var mı ? Sizi ekranlarda görebilir miyiz ?

Uygun olursa görebiliriz. Tabii ki başrol olarak değil ama iyi bir proje de küçük bir rol almak iyi olabilir.

Koyu bir Arsenal taraftarısınız. Arsenal’e olan bu ilginiz nereden geliyor? Ali Ece’nin koyu bir Liverpool’lu olduğunu biliyoruz. Aramızda küçük tatlı atışmalar oluyor mu ?

Aslında koyu değil açık bir Arsenal taraftarıyım. Liseden kalan Fever Pitch kitabını okuduğum için Arsenal’e ekstra bir sempati duymuştum zamanında… Ama fanatizm olarak Arsenal’li değili. Swensea’ye karşı kötü oynuyorsak yenilmeliyiz bana göre. Ali Ece ile de tabii ki ufak ve eğlenceli diyaloglarımız oluyor.

Son olarak WWE takip ediyor musunuz ? Sizce bu sektör pazarlama harikası mı yoksa spor mu ? 

 Çok takip etmiyorum. WWE dünyanın en büyük pazarlama mucizesidir. Arkasında harika bir tanıtım ve organizasyon var. Bu tarz bir kurmacayı öne çıkarmak iyi bir iş. Ancak art arda maç izlemek insanı biraz sıkıyor. 1-2 maçtan sonrası gelmiyor. Genelde büyük PPV’ler daha ön planda oluyor.

Kaan Kural’ın NBA Altın Beşi;                        

Magic Johnson

Michael Jordan

LeBron James

Larry Bird

Tim Duncan

Kaan Kural’ın Avrupa Asıllı Oyunculardan Kurulu Altın Beşi;

Drazen Petrovic

Sarunas Jasikevicius

Šarūnas Marčiulionis

Dejan Bodiroga

Arvydas Sabonis

Kaan Kural’ın Yerli Oyunculardan Kurulu Altın Beşi;

Harun Erdenay

İbrahim Kutluay

Hidayet Türkoğlu

Ersan İlyasova

Mehmet Okur

 

 

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım