Kramponlupisagor -

Yılların Sesi: Sabri Ugan

Yılların Sesi: Sabri Ugan
  • 07.12.2018

Kramponlu Pisagor olarak şimdilerde Radyospor’da programlar yapan ve TGRT Haber’de spor müdürlüğü görevini yürüten yılların sesi Sabri Ugan ile Radyospor binasında çok keyifli bir röportaj yaptık.

Soru: Şu anda hem Radyospor’da program yapıp hem de TGRT Haber’de bir program sunuyorsunuz. Sizin için bu yoğunluğu da beraberinde getiriyor mu?

Sabri Ugan: Bir yandan radyoya devam ediyorum, diğer yandan TGRT Haber’in müdürlüğünü yapıyorum. Yorucu, yoğun ama altından kalkabileceğim bir şey. Çünkü ben mesleğimi çok seviyorum. Eğer Türk sporuna ve Türk futboluna içerik sağlayabiliyorsam bu beni son derece mutlu ediyor ve motivasyonumu arttırıyor. Bunu başarabildiğime inandığım müddetçe de ne kadar omuzlarıma yük binerse binsin bu tempoyu kaldıracağıma inanıyorum.

Soru: Gerek Dünya Kupası’nda gerek Şampiyonlar Ligi’nde çok fazla oyuncu ismi telaffuzu konusunda sıkıntılar çektik. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ve genç spikerlere önerileriniz ve küçük tüyolarınız nelerdir?

Sabri Ugan: Mesleki açıdan baktığım zaman önce bir maç anlatıcısının tanımını yapmak lazım. Maç anlatıcısı, taraftara yardım edendir. Ben de bunu Holosko’da yaşadım. Çünkü adama anası babası “Holoşko” diyor ama bizde yerleşmiş bir isim vardı: “Holosko”. Baktım ki çok fazla tepki var. O zaman da şunu söyledim: “Bu adamın adı Holoşko ama ben size yardım etmek zorundayım. O nedenle ‘Holoşko’ demiyorum. Siz doğruyu bilin de, ben sizi rahatsız etmeden ‘Holosko’ diyeceğim” dedim. Bazen doğru bile yanlış bilgiden dolayı çok tepki görebiliyor. Ben sadece futbolseverlere bu kadar fazla takılmamalarını öneriyorum. Ben maç anlatıcısı olsam, yerleşmiş isimlerde doğruya ulaşsam dahi bu kadar doğru gibi empoze etmezdim. Çünkü o zaman seyirci maçtan kopabiliyor. Sana gereksiz eleştiriler yöneltebiliyor, senin de motivasyonunu bozabiliyor. O yüzden yerleşmiş isimlerin kalması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Steaua Bükreş vardı. “Şiteau Bükreş” diye alıştık biz ona ama doğru isim “Stava Bükreş”ti mesela. Fakat daha farklı bir şey söyleyeceğim. Denilebilir ki mesela Almanca’dan örnek verelim. “Austria Viyen” deniliyor, hayır doğrusu “Austria Viin”. Mesela Bayern Münih diyoruz ama dünya Bayern Münih demiyor buna. Almanlar başka bir şey, Fransızlar başka bir şey söylüyor. Ama dil hatası yapmadan kendi dillerine uyduruyorlar. Ama Steaua Bükreş’te ve Austira Wien’de bir dil hatası var. Ben kulağa alışılmış şeylerin düzeltilmesinin çok zor olduğunu ve bunun kısa süreli organizasyonlarda düzeltilme imkanının olmadığını düşünüyorum. İkincisi; Kuyt mı Köyt mü Kuyt mu? İngiliz spiker Dirk Kuyt’a soruyor: “Senin adını nasıl söyleyeceğiz biz?” diyor. Dirk Kuyt da “Benim adım Dirk Kuyt (Dirk Kault) ama sen bana Dirk Kuyt de, farketmez diyor.”

Soru: Öyle ki sosyal medyada sizlerin tekrar Şampiyonlar Ligi maçları anlatmasını isteyen bir kesim var. Özellikle Emre Tilev, Ertem Şener ve siz Şampiyonlar Ligi’nin vazgeçilmez sesleriydiniz. Şu anda bu yönde bir teklif gelirse değerlendirir misiniz?

Sabri Ugan: Şartlara bağlı. Gidip maçları oradan anlatmam birinci şartım. Yoksa televizyon karşısına geçip ordan anlatmayı kesinlikle kabul etmem. Özlediğimi kabul ediyorum. Sadece Şampiyonlar Ligi’yle sınırlı kalmak şartıyla kabul ederdim.

Soru: Daha önce bir televizyon kanalında Adnan Aybaba gibi bir ismin moderatörlüğünü yaptınız. Öyle ki Adnan Aybaba stüdyoda sizlere zor anlar yaşattı. O dönemi anlatır mısınız?

Sabri Ugan: Öncelikle 1997’ye dönmem lazım. 1997 benim hayatımın dönüm noktalarından bir tanesi. O zamanki müdürüm Büşah Gencer küçük bir sarı kart getirdi önüme koydu. 1997 Avrupa Kupa Galipleri Kupası Finali, Sabri Ugan, Rotterdam, De Kuip Stadı. Elim ayağım titredi. Ben Büşah Gencer’e oradan çok borçlandım. Ben müdür olsam, ben o maçı kendime vermezdim. Sonra Büşah Gencer bir ekip kurduğunu, bir program yapacağını ve bu ekibi ancak benim yönetebileceğimi söyledi. Direndim, çok direndim ama şöyle söyledi bana: “Evladım bana ‘Hayır’ dediği zaman ben senin ‘Hayır’ından ancak o kadar etkileniyorum” dedi. “Peki o zaman” dedim. Birincisi öyle başladı. İkincisi, Adnan Aybaba bana hiçbir zaman zor anlat yaşatmadı. Çünkü Adnan Aybaba futbolumuzun çok renkli figürlerinden birisi. Ben Adnan Aybaba’yı tanıyorum, siz Adnan Aybaba’nın size gösterdiği yüzünü tanıyorsunuz. O yüzden ikimizin Adnan Aybaba’ya bakış açısı farklıdır. Adnan Aybaba’yı düşünün. Eşeğe ters binmiş şekilde stüdyoya girdi, bir doktor kılığında stüdyoya girdi Türk futbolunu masaya yatırdı, Galatasaray’ın ruhunu çağıran bir Kızılderili oldu, Türk futbolundaki yangını söndüreceğim diyerek itfaiyeci kılığında geldi. İşin espri kısmını bir tarafa bırakıp “Ya bu adam ne diyor?” diye baktığın zaman aslında çok doğru tespitler yaptığını görüyoruz. Fakat anlatım biçimi ciddiyetten biraz uzak göründüğü için işin o tarafına baktı herkes. Halbuki evet Türk futbolunda yangın vardı ve bir itfaiyecinin gelip bunu söndürmesi gerekiyor. Evet, Türk futbolu hastaydı birisinin kalkıp bir operasyon yapması gerekiyordu. Evet, Galatasaray’ın o dönem ruhu kaybolmuştu o ruhun geri gelmesi gerekiyordu. Türk futboluna herkes ters taraftan bindiği için Türk futbolu doğruya doğru gitmiyordu. Şimdi bugün baktığın zaman Türk futbolunun geldiği noktaya, kulüplerin ekonomik yapılarına Adnan Aybaba’nın her bir yaptığı aslında birebir karşımıza teşhis olarak çıkmış. Ama Adnan Aybaba biraz magazin figürü gibi algılandığı için söylediğine baktığın zaman da ciddiyet olarak algılanmadığı için algı o tarafa doğru çıktı. Halbuki çok doğru teşhisler koymuştu. Biraz daha bunu formal şekilde yapabilseydi belki Adnan Aybaba’ya bakışta böyle olmazdı. Adnan Aybaba gibi unsurlar futbolumuzda olmalı. Ben Adnana Aybaba’ya ger zaman söylüyorum. “Adnan artık o günler geride kaldı. Futbol bilgini biraz daha ön plana çıkartacak programlar yapman lazım.” diyorum, hep “Haklısın” diyor bana ama Adnan Aybaba hep böyle tanındığı için moderatör arkadaşlar da onun hep bu yönüne doğru gidiyor. Adnan Aybaba da ondan kurtulamıyor.

Soru: Anlatırken en çok keyif aldığınız oyuncular ve anlattığınızda sizinle özdeşleşen takım hangisiydi?

Sabri Ugan: Benimle özdeşleşen bir takım yok. Ama şunu söyleyebilirim. Galatasaray’ın çok başarılı olduğu Şampiyonlar Ligi dönemlerinde hep o galibiyetleri benim sesimden dinledikleri için Galatasaray ile beni biraz daha özdeşleştirmiş olabilirler. Ama şöyle bir düşündüğümüzde, Beşiktaş’ın bir Stamford Bridge destanı vardır, arkasından Marsilya’yı 2-1 yendiği bir maç vardır. Bir Dinamo Kiev karambolü vardır. Fenerbahçe için azdır çünkü bana sorumlularım az Fenerbahçe maçı verdiler. Orada da %60 civarında da bir galibiyet oranım vardır. Mesela şöyle mesajlar alırdım: “Abi biz önce Şampiyonlar Ligi’ndeki maçımızı kimin anlatacağını beklerdik, sen anlatıyorsan %50 rahatlardık” diyorlardı. Benim öyle yansımam vardı takımlarımıza karşı. Yoksa özdeşleştiğim bir takım yoktu. Futbolcu konusuna gelirsek, sana ne kadar şanslı biri olduğumu söyleyeceğim şimdi sana. Inıesta futbolu bırakacak, Xavi öyle, Ronaldinho bıraktı, baba Ronaldo bıraktı, Messi ve Ronaldo son aşamalarında. Ben bu çocukları ilk maçlarından itibaren anlattım. Onları sadece izlemedim, bi de anlattım. Ronaldinho’nun Chelsea’ya ceza sahası yayı üzerinden attığı bir gol vardır, hayatta unutamam. Onun için bana unutamayacağım anılar bıraktı bu meslek. Çok şükranlarımı sunuyorum.

Soru: Başınızdan geçen en komik ya da en ilginç spikerlik anınızı bizlerle paylaşabilir misiniz?

Sabri Ugan: En komik spikerlik anısını paylaşayım. Mesleğe yeni başladığım zamanlarda bir Beach Volley maçı anlatıyordum. İsveçlilerle Türk takımı karşı karşıya geliyordu. Ben bir set boyunca İsveçlilere Türk, Türklere İsveçli dedim. Çünkü arkalarında yazılar falan yoktu. Diyebilirsin ki “İsveçlilerle Türkleri nasıl ayırt edemezsin? Birisi sarışın, birisi esmer.” Yahu Alanya’nın öyle bir sıcağı var ki hepsi esmer olmuş. Ondan sonra özür diledim ve dedim ki “Tek suçlu Antalya’nın sıcağı. Türklere benzemişler, İsveçlilere benziyorlar mı Allah aşkına?” Bu da şöyle bir ders verdi bana: Herkes hata yapabilir ama önemli olan o hatanın bilincine varıp özür dilemeyi uygun bir paket halinde izleyiciye sunman ve senin etkilenmeden yayınına devam etmen.

Soru: Temsilcimiz Beşiktaş’ın deplasmanda Liverpool’a 8-0 mağlup olduğu maçı anlatırken neler hissettiniz?

Sabri Ugan: Bir şey düşünmeye fırsat kalmıyor. Sen sadece işini yapıyorsun orada. Benim en az eleştiri aldığım maçlardan bir tanesidir o. Çünkü bir karşılaşmanın skoru olumsuz gittiği zaman, önce nasibini bir spiker alır. O konuda da oğlumun yorumunu söylesem herhalde buna cevap vermiş olurum. Benim oğlum iyi Beşiktaşlıdır, o zamanlar çocukken “Ya baba ben 3’ten sonra yattım, sen zavallım 8’ini birden görüp bir de anlattın mı?” demişti. Mesleğin cilveleri bunlar. Nasıl Stamford Bridge’de zafer anlatıyorsun, olumsuz giden bir şeyi de anlatıyorsun. Ama kendini taraftarın yerine koyarak, onların ne hissettiğini anlayarak anlatacaksın.

Soru: Ekranda malum gaflar denilince akla ister istemez Gökmen Özdenak geliyor. Siz de Gökmen Özdenak gibi isimlerle çalıştınız. Bizlere malum “Saat 4’e 10 var” anınızı anlatabilir misiniz?

Sabri Ugan: Çok geç başladığımız bir yayındı. Saat 02.00’de falan başlamıştı. Hatta o yayın saatinin sarkmasından dolayı da böyle bir gerginlik falan olmuştu. Gökmen Abi birden televizyonda olduğunu unuttu, sanki stüdyoda kendi aramızda sohbet yapıyormuş gibi “Nobre Nobre” dedi, devamını linkten izleyin.

Soru: Peki yayından sonra aranızda nasıl bir diyalog oldu?

Sabri Ugan: Bana dedi ki “Sen söylemesen kimse farkında değildi”. dedi. Ben de “Abi sen öyle bir şey söyledin ki söyledikten sonra ağzından çıkan kelimeyi görüyorsun, gidiyor, kelimeyi yeniden geri almak için uğraşıyordun” dedim. Orada yapabilecek tek şey vardı ve ben de onu yaptım. Programı bitirdim. Çok severim Gökmen abiyi.

Soru: Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın ve Beşiktaş’ın mevcut durumları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sabri Ugan: Çok geniş bir soru. O kadar zaman ve kelime gerekiyor bunları anlatabilmek için. Bu konuda da söylenmemiş söz kalmadı. Bütün kulüplerin geldiği finansal durumlar ortada. Taraftarlar da kulüplerinin finansal durumunu göz önüne alıp sahadaki sonuçlarına ya da kurdukları takıma öyle bakmaları lazım. Bizim en kısa zamanda futbolumuzun sistemini değiştirmemiz lazım. Hukuken mümkün olup olmadığını bilmiyorum. Keşke mayıs ayında yapılacak olan futbol genel kurulu biraz daha erken tarihe alınabilse. Erken tarihe alınsa ve biz federasyonumuzu doğru isimlerle doğru sistemi monte edebilecek şekilde değiştirsek. Belki Yıldırım Demirören tekrar seçimi kazanacaktır, belki rakip çıkacaktır, belki seçime girmeyecektir, ya da girip başka birine karşı kaybedecektir. Bütün bu olasılıkların hepsinde ortaya koyduğum tek bir cümle var. Doğru isimlerle yeniden doğru şekilde ilerleyebilecek bir başlangıç. Bunu başaramazsak hiçbir şey değişmez. O gider başkası gelir. Futbolumuzun temel sorunlarından birisi bu.

Soru: Milli Takımımız hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sabri Ugan: Lucescu’nun gelmesi ne kadar doğruysa ki bir futbolcu havuzu oluşturdu sonuç olarak, herhangi bir Türk teknik adam gelseydi de sonuçlar yine böyle olurdu. Çünkü bir geçiş dönemindeydik ve o geçiş dönemi zordur. Bence tecrübeli bir teknik adam olarak Lucescu’nun buraya kadar getirmesi doğru ama ben burada misyonunun bittiğini düşünüyorum. Türkler’in dilinden anlayan bir teknik adam yabancı ya da yerli artık bu havuzu biraz daha genişletip artık birlikte oynama alışkanlığını kazandırıp ve daha kaliteli oyuncular bulup bir Milli Takım havası oluşturmak gerekiyor. Bu milli takım havasının taraftara da yayılması gerekiyor. Çünkü biz milli takım taraftarı olgusunu kaybettik. Onu bir şekilde yakalamak gerekiyordu. Bugün dilimden şöyle bir şey döküldü: “Samet Aybaba Milli Takım teknik direktörü olsun” dedim. Çünkü yönettiği takımlarda hiç kimsenin bilmediği genç oyunculara bakmış, performansını değerlendirmiş, potansiyelini görmüş, güvenmiş ve forma vermiş. Belli bir standartın üzerine çıkarmış. Doğru yardımcılarla birlikte ben Samet Aybaba’nın da bu havuzu genişleteceğine inanıyorum. Hem motivasyondan hem teknik taktik anlamda başarılı da olmuş bir hoca Samet Hoca. Siz Mehmet Özdilek dersiniz, Kemal Özdeş dersiniz, Tayfun Korkut dersiniz hiçbir itirazım olmaz. Bu benim düşüncem. Bizim sorunumuz isimlerle değil. Bizim sorunumuz sistemle. O nedenle ben biraz daha Samet Aybaba diyorum.

Soru: Özellikle son haftalarda TFF ile Galatasaray arasında yaşanan gerilim hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sabri Ugan: Bu bir mücadele haline geldi. Hatta Mustafa Cengiz’in kendi ifadesiyle söyleyeyim: “Biz kılıç çekilmiş zannediyorduk ama savaş başlamış” gibi bir ifade kullandı. Bunların hepsi tartışılabilir. Geldiğimiz noktada bunları tartışmayacaksın. Ben sorunlarla uğraşmam, ben çözüm adamıyım. Nasıl çözeceksiniz bunu? Bir uzlaşma yapmak zorundasınız. Çünkü siz Galatasaray ile federasyon arasında bir mücadele varmış gibi görüyorsunuz ama Galatasaray futbolumuzun önemli parçalarından bir tanesi. Bu futbolumuzu da etkiler. Bu barış ortamını da etkiler. O nedenle ben çok net bir şey söylüyorum. Bu devre arasında futbolun paydaşlarının, akil adamlarının bir araya gelip çözüm üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa otorite de geri adım atmaz, Galatasaray da bundan sonra geri adım atmaz. Bu anlamda kimse kazançlı çıkmaz.

YASAL UYARI: Bu röportaj kramponlupisagor.com kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

 

Etiketler: / / / / /


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım