Kramponlupisagor -

Beşiktaş Kulübü Başkan Adayı Hürser Tekinoktay ile Seçim Özel

Beşiktaş Kulübü Başkan Adayı Hürser Tekinoktay ile Seçim Özel
  • 06.02.2019

Uğur Sever: Ne zamandan beri Beşiktaş başkanlığı aklınızda var? Neden başkan olmak istiyorsunuz ve neden bu dönemi tercih ettiniz?

Hürser Tekinoktay: Aslında Beşiktaş başkanlığı aklımda ne zamandan beri var? Çok yok. Öyle bir hedefimiz, idealimiz yoktu. Neticede Beşiktaşlıyız. Beşiktaş’ta başkanın veya yöneticinin kim olduğu çok önemli değil. Beşiktaş’ın ne olduğunun önemi var. Dolayısıyla, bu biraz son zamanlarda çok kötü gidişat ile ilgili. Özellikle mali durumun ve 2000’den sonra bozulan bazı değerlerimiz oluştu. Özkaynak değerlerimiz, kolej takımı vb. hatta şöyle söyleyeyim, 2000’den önce herkesin ikinci takımı beşiktaş’tı. Farklı bir saygı duyulurdu Süleyman Abi döneminde. 2000’den sonra bambaşka bir hüviyete bürünmeye başladık. Hiç kimsenin o sempatiyi taşımadığı Beşiktaş’a dönüşmeye başladı ama sadece bu son yıl değil. Her 5 yıllık, her 10 yıllık periyotta bir anda bambaşka bir duruma geldik. Hem bu değerlerimizin eskiye özlemle, o günleri özleyen camiamızdaki büyüklerimiz, dostlarımız hem de mali durumun sıkıntısından ötürü yoğun bir şekilde benim sorumluluk almamı isteyen bir kitle vardı. Son 1 yılda başladı bu özellikle. Bir önceki yıl eylül-ekim aylarında başladı. 2018’in Mart ayında bazı dostlarımız noterden imza toplamaya başladılar. Biliyorsunuz, 250 imza gerekiyor Beşiktaş’ta aday olabilmek için. Eskiden böyle bir şey yoktu. Başkan Fikret Orman geldikten sonra, Beşiktaş’ın kanunu olan tüzüğünü değiştirdi. Tabi biz de eleştiriyoruz yani tüzüklerin, tüzük kongresinde bunun aynısını söyledim. Tüzükler ile kanunlar kişiye göre yapılmaz. Her gelen istediğine göre kanunu değiştiremez. O zaman kanunsuzluk olur. Dolayısıyla, bu imza süreci geçen yıl martta başladı fakat yine de tabi talebin oluşması lazımdı. Camianın bize ihtiyacı olduğunu hissedersek biz böyle bir işe girişecektik. Aklımıza Beşiktaş başkanı olmak çok önemli ve kutsal bir iş ama idealimizde böyle bir şey yok. Neticede çocuk büyütüyoruz, aile babasıyız. Eskiden futbolla ilişkimiz oldu. E iş hayatımız var. Fakat öyle bir noktaya geldi ki, o talepten sonra özellikle eylül ayında daha bir başıboş kalmış gibi Sayın Başkan da ‘Bir aday bile çıkmıyor, Beşiktaş sahipsiz kalmış’ fikrini konuşmaya başladı. Böyle bir günün ertesinde 12 Eylül’de Beşiktaş televizyonunda bir yayın yapmıştı Sayın Başkan. Ertesi gün de bu kadar sahipsiz bir camianın, 15 bin kongre üyesi var ama camia milyonluk bir camia 100 yıllık. Bu camianın bu kadar sahipsiz kalmaması gerektiğini ve Beşiktaş’ın da bize ihtiyacı olduğunu düşünerek kesin kararımı 12 Eylül gecesi verdim, 13’ünde de açıklamayı yaptım. Tabi önce aileme sordum, sonra beraber iş yaptığım arkadaşlarıma ve ortağıma sordum. Onlardan izin alınca ertesi gün kararımı verdim. Yani baktığınız zaman kesin kararımı 12 Eylül 2018 gecesi verdim.

Uğur Sever: Son yıllarda Türk futbolunu ve büyük kulüplerimizi yönetenlerin içerisinde futboldan gelenlerin sayısı yok denecek kadar az. Böyle bir ortamda sizin gibi futboldan gelen bir başkan adayının olması tüm futbolseverleri ve futbol kamuoyunu heyecanlandırıyor. Futbolu yönetenlerin, futbolun içinden gelmiş olmasının ne gibi artıları olur? Türk futbolu bunun eksikliğini yaşıyor mu?

Hürser Tekinoktay: Baya ciddi bir şekilde yaşıyor. Hiçbir takımın dört büyükler de dahil olmak üzere son 18 yıldır bir futbol işletme modeli yok. Neye göre? Futbolu çalıştırıyorsunuz, futbol zaten bir endüstri. Bu endüstrinin içinde bu para döngüsü içinde büyük cirolar dönüyor. Nasıl bir işletme modeliniz var, üretecek misiniz, yoksa alıp satacak mısınız, yoksa kalıcı bir kadro kurup puan ve şampiyonluklarla mı para kazanacaksınız? Hepsi bir ise hepsini nasıl yapacaksınız? Dört büyüklerde bir yapı göremiyorsunuz. Biraz Altınordu bir yapı kurdu. Alt yapıya öz kaynaklarına önem veren, hem futbolcu tarayan hem orada yetiştiren bir yapı kurdu. Ama tabi o Süper Lig için direkt bir çalışma modeli değil. Herkesi 17-19 yaşında yetiştirdiniz, takım 19 yaşında oldu yine olmaz. Dolayısıyla futbolcu, scout, arama-tarama, paraya dönüşecek yıldız futbolcu transferi bunların hepsinin kompakt olması lazım. Ama hiçbir kulüpte bunu göremiyorsunuz. Görememenizin temel sebebi, az önce sorduğun soru da gizli bu. Ticaret yaptığınız veya paraya çevirdiğiniz sportif başarı da bir ticarettir. Paraya çeviriyorsunuz, gol atıyorsunuz, 3 puan alıyorsunuz, havuz geliriniz artıyor. Şampiyonlar Ligi’nde de gol atıyorsunuz, gruptan çıkıyorsunuz daha çok alıyorsunuz. Şimdi bütün yaptığınız iş futbolcuyla parayı kazanmak. Futbolcuya yaptığınız yatırım, futbolcuyla kazanacağız para o işi kim yapacak, futboldan anlayan insanlar yapacak. E bu iyi oynuyor, o öyle değil işte mesela o öyle olmadığı için Cenk’i satarız yerine daha iyi bir santrfor alırız denildiği günden beri Beşiktaş bu hale geldi. Ha işletme modeli yoktu, doğru. Menajerlerin bir modeli vardı. Menajerlerin yönettiği bir futbol modeli vardı. Alt yapıdan yetiştiriyor muydu? Yok. Scouting var mıydı? Yok. Bir futbol takımına alıp da kalıcı bir şekilde yerleştirdikten sonra yıldızlaşmaya başladığı satmak üzerine bir ticaret mantığı var mıydı? Yok. Benfica’dan oyuncu kiralıyorduk, biz oynatıyorduk, onlar parayı kazanıyordu. Dolayısıyla Beşiktaş’ta da bunun açığı olduğu için zaten bize ihtiyacı olduğu için girdik. Futbol takımlarının bu ticaretin futbol üzerine olduğu ticarette insana yapılacak yatırımın o da bir his çünkü. Alıyorsunuz, sakat mı değil mi, oynar mı oynamaz mı, yaşı 35’e geldi artık yaşlı mı genç mi, öbürünün yaşı 23 genç mi sayılacak, yaşlı mı sayılacak, bir senede kaç maç oynar, öndekiyle kombinasyonu nasıl, bir yılda kaç tane kırmızı kart görebilir, 1 yılda bu hocayla çalışabilir mi bunlar önemli. Mesela Beşiktaş’ın hocası diyor ki ‘Biz önde oynayan takımız, Roco ağır, onun için 3. stoperimiz konumunda.’ diyor. E siz hocanın oynattığı sisteme göre bir stoper almıyorsunuz. Hem hocaya sormuyorsunuz, hem de onu almıyorsunuz. Ha futboldan anlayan bir adam olsa, o transferi hocaya sormadan da yapacak olsa ilk düşüneceği şey takımın önde oynadığı için savunmanın hızlı olması gerektiğini bilecek. Bunun için profesör olmaya gerek yok, basit bir mantık. Ama bu kadar basit şeyleri bile düşünemeyen yöneticilerimiz oluyor. Sonuçta kulüplerin geldiği noktada ciddi bir batık sermaye, ciddi bir batık dernek ve facia oluyor. Futbolla ilgili bir ticaret yapıyorsanız, futboldan anlayan birisi olmanız lazım. Tekstil ile ilgili ticaret yapıyorsanız, tekstilden ve modadan anlıyor olmanız lazım. Bir doktorun tekstil fabrikası kurup başarılı olabileceğini düşünüyor musunuz? Mümkün değil. Herkes kendi iyi bildiği işte başarılı olabilir. Futbolun içinden gelen kişilerin olmadığı bir futbol yönetimi hiçbir zaman başarılı olmuyor. Başarılı olanlara baktığınızda da Real Madrid’i, Barcelona’yı, Bayern Münih’i eski futbolcuları ya da futboldan gelenler yönetiyor. Dortmund’a bakıyorsunuz, bir tane başkanı var ama sadece temsilde başkan. Kulübü yönetenler başkaları. Bana kalırsa kesin yönetimlerin içinde futboldan gelen yöneticiler olması lazım, spordan gelen yöneticiler olması lazım. İçerde tabi ki iş adamları, doktorlar, avukatlar olabilir ama bunlar olurken futboldan hiç olmaması abes. Buna da inşallah iyi örnek olacak bir model sağlarız.

Uğur Sever: Beşiktaş’a başkan adaylığınızı açıkladığınızdan beri taraftardan ve kongre üyelerinden nasıl tepkiler aldınız?

Hürser Tekinoktay: Zaten kongre üyelerimizden birçoğu istiyordu. Onlar çok olumlu, camiada her görüştüğüm kişi, hani camia diyorum, çünkü camia birazcık daha kendini tanıyan kişilerin. Kongre yapısı vs. divan üyelerinin, kongre üyelerinin, eski sporcularımızın, eski büyüklerimizin hepsinden çok iyi tepkiler geldi. Camiayı daha büyük aldığımız an, Beşiktaşlılar oradaki coşku daha da güzeldi. Gençlerden ciddi bir destek var. Herhalde biraz CV’mize bakıyorlar ‘E adam bir sürü oyuncu yetiştirmiş Türk futbolunda, Dardanelspor’a gitmiş, orada da Dardanelspor’u dünyanın en genç takımı haline getirmiş’ diyorlar. Biz 17.8 ile oynuyorduk yaş ortalaması olarak. O zaman Avrupa’nın en genç takımı Leeds United diyorlardı, 23.4’tü onların yaş ortalaması, bizim 17.8 idi Dardanelspor’da. Yani 28 kişilik takımı topladığın böldüğün zaman. E gençler de bunu gördüğü zaman herhalde hepsinin o gençlik aşkı ile birlikte daha büyük bir destek alıyorduk. Bizde zaten gençlere o söylemleri daha çok gençlere o coşkusunu daha çok sahip çıkacağı söylemler yaptık. Çünkü gençler memlekette, spor kulüplerinde, tüm her yerde insan kaynağının en önemli varlığı. Bugün onlara, o umutları, o coşkuları, o sorumlulukları vereceğiz. Yarın başkan olacaklar, futbolcu olacaklar, bilim adamı olacaklar vb. Onlardan daha da yoğun bir tepki aldık olumlu anlamda.

Salih Çakman: Başkan olursanız Beşiktaş’ta ilk değiştirmek istediğiniz şey nedir? Ayrıca, “Mevcut sistemi devam ettiririm” diye düşündüğünüz iyi giden yerler var mı?

Hürser Tekinoktay: Birçok değiştirilmesi gerekilen konu var. Biz 18 yıldan şikayet ediyoruz, herhalde 18 tane konu başlığı da yetmez. Ama ilk akla gelen Şampiyonlar Ligi’nin ilk 16’sında kalan, kalıcı bir takım olmasını istiyorum. Beşiktaş’ta bunu değiştirmemiz lazım. Mesela gelen yönetimler. Sayın Başkan da ‘Biz Şampiyonlar Ligi’nde oynamaya başladığımız yıl şampiyon olduk, bizim hedefimiz UEFA Kupası’ dedi. Külliyen yanlış bir demeç ve yanlış bir bakış açısı. Bizim hedefimiz Şampiyonlar Ligi’nde gidebileceğimiz yere kadar gidip final oynamak olması lazım. Zaten final oynadığınız zaman kaybetseniz de kazansanız da o müsabakanın oraya gelmesi önemli. Bir maçta her şeyinizi kaybetmezsiniz ama finale gelmek önemlidir. ‘Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hedefiniz niye yok?’ diyebilirsiniz ama orada şampiyonluk önemli değil. O müsabakanın finaline çıkabilmek önemlidir. 5 tane vurursunuz direkten döner, adam 90. dakikada bir tane atar, maçı verirsiniz. Maçın hangi koşullarda oynandığı önemlidir. Orada artık mağlup olan takım da kupayı almıştır. ‘Dünya Kupası’nda üçüncülük maçları oynanmasın’’a döndü, evet oynanmasın. Artık yarı finalde elenen herkes üçüncüdür. Dolayısıyla, bizim de hedefimiz özellikle Beşiktaş gibi camianın başkanı olacaksanız Şampiyonlar Ligi’nin ilk 16’sına yerleşen bir takımı arzulamanız lazım. İlk değiştirmek istediğimiz zihniyet, daha büyük hedeflere kitlenmemiz lazım. Şampiyonlar Ligi’nde; Benfica’nın, Porto’nun önünde olmamız lazım ki onlardan daha önemli bir kulübüz baktığınız zaman. Taraftar kitlemiz, ticaret kitlemiz, fanımızın aşk derecesinde bir fanatizm yaşayan bir taraftar kitlemiz var. Porto öyle değil mesela. Gidiyor sinema seyreder gibi izliyor geliyor. Bizimki bir hafta boyunca o maçın etkisinden kazandıysa zevkten, kaybettiyse üzüntüsünün etkisinden kurtulamıyor. İlk düşüncem zihniyet olarak Beşiktaş’ı büyük platformda ilk 16’ların takımı olması.

Salih Çakman: İyi gittiğini düşündüğünüz bir şey var mı Beşiktaş’ta?

Hürser Tekinoktay: Uğur’a sorayım, senin var mı?

Uğur Sever: Şu an bakıldığı zaman bundan 1.5 sene önce sorsanız çok fazla şey sayabilirdim aslında. Ama özellikle bonservis gelirlerini sayardım açıkçası. Sonuçta önümüzde cenk tosun örneği var. Satışlar konusunda yine bir sıkıntı olmadığını görüyoruz ama taraftarın ortak tepkisi zaten hani çok kahve ağzıyla olacak ama “Başkan söyle paralar nerede” tarzı bir tepkisi var. Ben Beşiktaşlı olsam bu konuyu sorgulardım.

Hürser Tekinoktay: Aynen katılıyorum. Aslında Uğur, yani halk cevabı veriyor. Şöyle bir ekleme yapayım Uğur’a. Beşiktaş’ın son 7 yılda harcadığı para 1 milyar Euro. Yani harcadığımız parayla şu anda Real Madrid’in bütçesi 1 milyar Euro’lar civarında. Transfermarkt’a girdiğinizde görürsünüz. Beşiktaş, 7 yılda bir Real Madrid bütçesi kadar para harcamış. Ortada ne var? Bir şey yok. Biz 20 tane stoper aldık, Real Madrid’de hala aynı stoperler oynuyor. Varane ve Sergio Ramos. Yani bir de öyle baktığınızda son 7 yılın toplam muhasebesinde harcanan parayla gelen başarı, başarısızlık çıkartıyor.

Salih Çakman: Yargıtay’ın Beşiktaş’ın 2007 ve 2008 genel kurullarında alınan ibra kararlarının iptalini onamasının ardından “Şimdi sırada Beşiktaş’ın uğradığı zararların tazmini süreci var” demiştiniz. “2007-2012 döneminde Beşiktaş, hatalı yönetim nedeniyle büyük zarara uğradı.” demiştiniz. Başkan olduğunuz takdirde, bu konuda ne gibi adımlar atmayı düşünüyorsunuz?

Hürser Tekinoktay: Kesinlikle. Zaten zorlayan nedenlerden bir tanesi de bu. 10 yıl emek verdiğimiz Beşiktaş adına, Beşiktaş’ın hem itibarını, hem kurumsallığını, hem gücünü, hem ekonomik kuvvetlenmesini sağlayacak tarihi bir dava süreci yaşadık Fulya Davası’nda. 10 yıl sürdü. Ciddi bir emekti, ciddi bir uğraşmaydı. Hiçbir hukukçunun, hiçbir avukatın kazanılacak demediği bir davaydı. Çok zor şartlarda 10 yıl sonunda o davayı kazandık. Daha sonra 2 kez Yargıtay kararıyla kazandığımız davaya yönetim itiraz etti. Aslında bir yerde zorunlu kılan şeylerden bir tanesi de o. Şimdi muhtemelen martta lehimize bir düzeltme kararı çıkacak. Mayısta da göreve gelirsek kendi görülmesi gerekilen hesabımızı Beşiktaş’ın maddi ve manevi zararların hesabını hani biz emanet ettik, hesap soracağız dediler sormadılar, hiç olmazsa o hesabı kendi açtığımız adisyonu kendimiz görelim, kendimiz o işin sonuna getirelim. Orada Beşiktaş’ın çok ciddi para kayıpları vardı 100 milyon dolar civarı. Ayrıca itibar kaybı vardı. Bunların hepsini Beşiktaş’ın hem derneğine hem maddi olarak hem de manevi olarak geri döndürmek istiyoruz. Onun hesabını göreceğiz yani.

Salih Çakman: “Yıldırım Demirören Fulya dahil tüm zararları karşılamalı” demeci vermişsiniz. Burada kastettiğiniz tüm zararlar nedir?

Hürser Tekinoktay: Tüm zararlar nedir? Fulya projesindeki 67’ye 33’lük paylaşım eşit olmamıştır. Biz, 67 alacak iken müteahhit 33 alacak iken tam tersi olmuştur. Hatırlarsanız, bir önceki mevcut yönetimde daha doğrusu 6.5 yıl süreyle görev yapan Ahmet Nur Çebi bunu televizyonda da söylemişti. ‘Beşiktaş’ın 100 milyon dolar zararı var.’ demişti. Ama ne yazık ki bunu söyleyen Çebi, Fulya Davası’nda itiraz eden taraf oldu. İtiraza da şer koymadı. Bir tek benim bildiğim o dönemin yöneticilerinden Berkan Gocay şer koydu Fulya Davası’na itiraz edilmemesine istenen alınan karara. Diğer bütün yöneticiler Fulya Davası’nda Beşiktaş’ın kazandığı haklara ki zarar var dedikleri haklara itiraz ettiler. Şimdi, yönetimin de dediği gibi Beşiktaş’ın projede 100 milyon dolara yakın dışarıya kaçırdığı malın mülkü olmuştur. Bu bir. İkincisi, o dönem genel kurulda Del Bosque’nin bize borçlu olduğu ifade edilmiştir. O şekilde ibra olmuştur Yıldırım Demirören. Ama 3 gün sonra da aslında Del Bosque’nin İsviçre’deki CAS’taki kararla bizden tazminat alacağı kesinleşmiş ama bu bilginin gizlenerek ibra olduğu mahkemenin bilirkişi raporlarıyla tespit edilmiştir. Ben bunu söylemiyorum, hukuk söylüyor bunu. Keza yine Ferrari konusunda hatalı zarara uğrattığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla Fulya’nın 100 milyon doların üstünde Del Bosque, Ferrari gibi iki tane önemli mahkeme kararıyla tespit edildiği bir zarar var. Yine onun dışında, size şunu söyleyeyim, UEFA’dan bir men cezası aldık. UEFA’dan aldığımız men cezasının da yaklaşık yılda 20 milyon Euro kaybımız oldu. Bunları üst üste koyduğunuz zaman, bir de tüm futbolcu spekülasyonları var bilemiyorum onları, belgeleri olmadığı için bir şey diyemiyorum ama sadece iki mahkeme kararı ve Fulya ile 100 ila 140 milyon dolarlık üç aşağı beş yukarı bir hesap çıkıyor ortaya. Tabi bunun hukukla tespit edilmesi lazım zararın. Hukukla tespit edildikten sonra gereken işlemlerin yapılması lazım.

Salih Çakman: Atilla Türker’in 20 Aralık 2018 tarihinde yapmış olduğu “Beşiktaş’ta otopark skandalı” başlıklı bir haberi var. (Atilla Türker’in iddiasına göre Beşiktaş Fulya Tesisleri’nde yer alan otopark işletmesi ihalesiz olarak normalden daha düşük bir bedelle bir şirkete verildi.) Beşiktaş Kulübü de bu habere karşılık bir açıklama yayınladı. (Otopark işletmesinin İcra Kurulu’nun oy birliği kararıyla verildiğini söyledi ve otopark alanının eski kiracısının kirasını ödememesi ve aidatların da Beşiktaş Kulübü’ne kalması sebebiyle kulübün zarara uğradığını açıkladı) “Beşiktaş, ticari işletmelerden para kazanmalı” diyen bir başkan adayı olarak sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Hürser Tekinoktay: Önümüzdeki birkaç gün sonra iktisadi işletmelerle ilgili 5. manifestomuzu açıklayacağız. Konu o olacak. Yeri gelmişken size oradan bir parça söyleyeyim iktisadi işletmelerden Beşiktaş’ın para kazanması lazım. Türkiye’de çok para kazanan sektörler var, zarar eden sektörler var. Şu anda inşaat zarar eden sektör mesela. Ama yiyecek ve içecek para kazanıyor. Para kazanan neresi varsa, ne türlü proje varsa iyi bir analiz yapıp, iyi bir fizibiliteden sonra Beşiktaş’ın o sektörlerde riski sıfıra indirecek şekillerde iktisadi işletmeler açması lazım. Onun dışında bazı kolay işletmeler var. Mesela otopark. Sizin kendi malınız, bir tane bariyer koyacaksın, bir tane de gişe, bir kişi ile orayı işletebilirsiniz. Dolayısıyla, bir kişiye örnek veriyorum 3 bin lira maaş vereceksiniz, iki tane gece vardiyası olacak 6 bin lira maaş vereceksiniz, çarpın onu 12 ay ile, toplayın bir de hasılatın üç aşağı beş yukarı toplanmasını yapın, siz para kazanacaksınız. Sonra artı eksi bakiyesini yapın. Kiralamanın üç misli, dört misli para kazanıyorsanız o zaman neden kiralayacaksınız? Hele ki bir de kendi yönetim kurulunuzda gazetecinin iddialarını kabul ettiler. Şafak Bey’in abisiymiş sanırım haberde öyle iddia ediyorlar, onu reddetmediler. Öyle bir ilişki varsa buna da gerek yok. Spekülasyonlar yaratacak yönetim tarzınız olmaması lazım. Hem para kazanmanız lazım hem kendinizin direkt ilişkileri olan hiçbir ticaretin içine girmemeniz lazım. O zaman içeride kavga başlıyor. Halbuki, siz Bayern Münih’in yılda 110 milyon dolar forma reklam geliri elde ettiği zaman siz otopark kavgası, sandalye kavgası, demiri o sattı kavgası yapıyorsunuz. Yönetim kurulunda herkes herkese fatura kesmiş. Bunu sayın Fikret Orman söyledi 11 Ağustos’ta divan toplantısında. Ben şaşırdım o divan toplantısında. Yani biz bunu yaptık diyor ama bu öyle olmadı mı diyor, diğer yöneticilerin yaptıklarını söylüyor. Ben bir çıktım divan toplantısından, anlaşılan o ki bütün yönetim kurulu fatura kesmiş. Ticareti de kulübün rizikosuz bir şekilde işletme giderleri çok hafifse, kulübün rizikosu şeklinde bunları yapması lazım. Hele ki Fulya’daki otopark dediğim gibi bir tane bariyer ile bir tane otomat ile işleteceğiniz bir yer.

Salih Çakman: Beşiktaş’ın ticari işletmelerinden kar etmesi gerektiğini savunan bir başkan adayı olarak bu konuda ne gibi projeleriniz var?

Hürser Tekinoktay: Kopyasını vereyim. Futbol işletmesi değil bu. Futbol işletmesiyle de alakalı son bir manifestomuz olacak. Amatör sporlarla futbol işletmesi ile orada bazı şeyleri ifade edeceğiz, bu o değil.

Salih Çakman: Bir röportajınızda Ferit Şahenk’i örnek verdiğinizi okumuştum gıda sektöründe.

Hürser Tekinoktay: Evet, bravo iyi takip ediyorsunuz. Bir de işte algının bu kadar ucuzladığı yerde sizlerin takip etmesi işte o yüzden gençlerde gelecek var. Devletin gazetecileri bile takip etmeden yalan haberleri manipüle ediyorlar ama gençler bu kadar detaylı takip ediyorlar. Doğrudur. Örnek verdiğim şudur: Ferit Şahenk, biliyorsunuz yiyecek içecek sektörüne girdi. Yani onun para kazanma ihtiyacı var mı? Yok. Ama medyayı küçülttü, dergileri küçülttü. Bütün Doğuş’un içindeki televizyonu ve radyoları varken bunları kapatıp küçülttü. Fakat yiyecek içecek sektörüne yatırım yaptı. Türkiye’de, Dubai’de, New York’ta yaptı. Dünyada böyle bu durum. Özellikle bizim 70-80 milyon nüfusuz, insanların tek vazgeçemediği şey gıda. Millet olarak yemeyi de seviyoruz. Nasıl Ferit Şahenk gıda sektörüne giriyorsa, Beşiktaş’ın da girmesi lazım. Çünkü bizim arkamızda şöyle bir background’umuz oluyor: Biz 4B Büyük Beşiktaş projesi kongre üyelik projesi diyoruz. Oradaki hedefimiz ilk 3 yılda 100 bin kongre üyesi. 100 bin tane örgütünüz var. Kendi kafenize gittim, kendi yemek yediğiniz yere gitti, onlara indirimler yaptınız. Mesela Ferit Şahenk’in 100 bin tane hazır müşterisi yok gittiği A, B, C restoranında. Ama bizim 100 bin tane örgütlü müşterimiz var. İstanbul’un en güzel 2 yerine böyle yiyecek içecek işletmesi kurduğunuz zaman, Ankara’ya, Antalya’ya kurduğunuz zaman dünyanın parasını kazanabilirsiniz. Ferit Şahenk kazanırsa Beşiktaş neden kazanmasın? Bizim örgütümüz daha büyük bir örgüt. Mesela gıda sektörü para kazanılması gerekilen sektörlerden bir tanesi. Mesela yeri gelmişken size bir şey söyleyeyim. Ben turizmciyim. İnşaatçılar geliyor inşaat yapalım diyorlar ya, turizmi de iyi yapıyoruz. Turizmi yaparken kendi dünya üzerinde dünyada Real Madrid, Barcelona, Bayern Münih ile rekabet ediyoruz. Hepsi ile en sert rekabeti ediyoruz. Bu kadar sert rekabet yapıyoruz. Partnerimiz Emirates ve FIFA gibi resmi ortaklarımız var. Dünyanın birçok yerinde ofislerimiz var. Bu kadar iyi turizmciyim. Gelip de Beşiktaş’a otel yapalım, turizm yatırımı yapalım demiyorum. O benim işim. Zaten oradan para kazanacaksam kendi ticaretimden kazanacağım. Yani gelip de kendim daha sonra turizm işleri yapıp, turizm acentamdan, turizm operatörlüğünden fatura keseyim demiyorum Beşiktaş Kulübü’ne. O bambaşka bir şey olur, zaten yapmamam lazım. Alımlarım çok iyiyse turizmde örneğin Emirates’in resmi tur operatörüyüz ve uçak biletini A1 destinasyonuna 500 euro’ya alıyorsam, aynı havayollarıyla yaptığım anlaşmayı kulübüme direkt vereyim demem lazım. Niye benim üstüme giriş yapacak o tekrar çıkış yapacak? Gerek yok, ondan sonra kavgalar oluyor. Yıllardır ticaretle ilgili birisi olarak, gıda sektörü her yerde para kazanacak. Orada da yanlış anlaşılmayı manipüle edilmemek için bunu belirtmek istiyorum. Zaten Beşiktaş’ın bir Travel’ı vardı vakti zamanında. Bir sürü yanlış işler yaptılar, ne oldular bilmiyorum ama bizim işimiz turizm yatırımı değil, bizim işimizi direkt para kazanabilecek gıda gibi birinci hedef sektörler olacak.

Salih Çakman: 2016 Mayıs ayında Fikret Orman “Planımız 3 sene sonunda borcu 100 milyon TL’nin altına inmek.” Beşiktaş’ın en son açıklanan borcu 2.5 milyar TL. 2016’da böyle bir vaat verebilecek kadar iyi bir tablo varsa, bugünkü duruma nasıl gelindi?

Hürser Tekinoktay: Sayın Başkan kur farkı diyecek şimdi siz sorsanız kendisine.

Salih Çakman: Fikret Orman göreve geleli beri kur farkı 3 katına çıkmış ama borç da 6 katına çıkmış.

Hürser Tekinoktay: Şimdi öyle bir şey olsa tüm döviz büroları kapanır. Siz kapanan döviz bürosu gördünüz mü? Hepsi para kazanıyor. Kur farkından zarar ediyorsak, bir tane döviz bürosu sahibini genel müdür yapsaydık para kazanırdık. Çünkü geçen yıl UEFA’dan 45 milyon Euro para almışız biz. Sayın başkan kur farkı diyecek ama bana kalırsa kötü işletme. Çünkü döviz büroları para kazanıyor. Detayına girmeye gerek yok, nelerin ne olduğunu biz biliyoruz. Kur farkı değil, yanlış ve hatalı bütçe ama bilerek ama bilmeyerek yanlış yönetim, üretim ekonomisi sıfır, tüketim ekonomisi var. Yani üretim ekonomisinin olmadığı yerde, size para dayanmaz ki zaten. Neyin kurundan bahsediyorsunuz? Hiçbir şey üretmiyorsunuz, ha bire tüketiyorsunuz. Kiralık futbolcularla yakaladığınız başarının parasını da Şampiyonlar Ligi’nden topladınız, ama kullanamadınız. Bu sefer kendi takımınızdaki futbolcuların parasını ödeyemediniz ve futbolcular da serbest kalmaya başladı. Kur farkı ile alakası yok bunun. Kur farkı ile son bir şey söyleyeceğim. Beşiktaş’ın borcu 431 milyon liraydı Fikret Orman yönetiminin geldiği zaman. O günün kuruyla yaklaşık 250 milyon dolardı. O günün dolar kuru ile. Bugün de borç şu anda 3 milyar bantlarına yaklaşmak zorunda. Çünkü 6 ay öncekilerden konuşuyoruz. Bugün de hemen hemen 500 ila 600 milyon dolar herhalde bugünün paratisiyle. Şimdi o günkü borcunuz 250 milyon dolar ise üç aşağı beş yukarı, bugün 500-600 milyon dolarlara çıkıyor. Bu da mı kur farkı? Dolar kendi içinde kur farkı mı var? Dolar dolar işte. Senin sorduğuna cevap vereyim.

Uğur Sever: Beşiktaş kongre üyeleri arasında başka takımı destekleyen kişiler olduğunu ve elinizde kanıt olduğunu söylemiştiniz. Göreve gelmeniz halinde bu konuda ne yapacaksınız?

Hürser Tekinoktay: 5268 kişinin usulsüz üye hareketleri tespit edildi, bir dava şu anda görülüyor. Mart’ta onun davası var. Beşiktaşlıların hassasiyetle üstünde durduğu 10-15 tane değerli, kıymetli, özdeğerlerine sahip çıkacak Beşiktaşlının açtığı bir dava var. Oradaki sonuç tabi ne olur bilmiyorum ama biz mayıs ayında kazanmamızla birlikte bunların tespit ettiklerimiz var. Zaten mahkemenin raporlarında da var. Bunların bir kere istisnalar hariç bazı istisnalarda şu var, mesela 20 yıldır Beşiktaşlı adam. Kulüp onun adına da para yatırmış. Yani 5268 kişinin içinde nüfuslarının suiistimal edildiği veya ki eskiden de böyleydi Süleyman Abi zamanında da bazı kişilerin parası yatırılıyordu. Ondan sonra o kişi maç bileti almaya gelince kulüp müdürü 200 lira aidat borcun var onu da öde diyordu. Bu iyi niyetli bir şey. Ama 50 kişiyi getirmişsiniz, 50 kişiyi birden üye yapmışsınız, aidatlarını ödemişsiniz, bunların hepsini tespit ediyoruz. Bunların hepsi ihraç olacak. Hakkında hepsinin cezai işlemlere başlanacak. Sendikalar da dahil olmak üzere o kişiler de dahil olmak üzere. Çünkü kamuyla alakalı olan bir derneğe yalan beyan veriyorsunuz. Kamudaki hizmetin aksamasını sağlıyorsunuz. Dolayısıyla bunların hepsi için işlemler yapılacak. Onun dışında, biz 4B kongre üyelik projesi dediğimizde 100 bine çıkartma hedefimiz var ya, onun orta kısmında kombine kart sahibi olan herkesi anında kongre üyesi yapacağız diyoruz. 1000 TL’lik, içinde 500 TL’lik Kartal Yuvası, 250 TL’lik Futbol A.Ş harcaması 250 TL kart bedeli ile 1000 TL’lik bir kart satın alacak. Kredi kartı gibi, her yerde kullanabilecek. Kombine kart sahiplerimiz bu 1000 TL’yi verdiği zaman, anında kongre üyesi olacak. Şu anda 30-35 bin taraftarımız var tribünde kombine sahibi. İşte 28 bin 30 bin kombinenin diyelim ki 5 binini de kongre üyesi kabul edelim. 20 bin. 20 bin kombine kart hemen içeri girecek zaten. 15 bin içerdeyiz, artı 20 bin daha 35 bin ile başlayacaksınız. Sahtekarlık yapan insanları biz tespit edene kadar çoğunluğun içinde asimile olacak. Bu ciddi bir önlem zaten.

Uğur Sever: Yönetim kurulu listeniz belli mi? Yönetim tarzınız nasıl olacak? Daha önce Beşiktaş yönetiminde yer almış birini listenize alacak mısınız?

Hürser Tekinoktay: Yönetim kurulumuzda bazı isimler belli. Malumunuz biliyorsunuz, 8 esas, 5 yedekten oluşan bir liste yapmanız lazım. Her bir koltuğu hemen doldurmak da doğru bir şey değil bana kalırsa. Çünkü yönetim kurulu listeleri son hafta teslim ediliyor. Önemli olan 15 bin kişinin kongre üyelik yapımızda çok büyük değerler var. Profesörler var, doktorlar var, dekanlar var, ticaret erbapları var, spor adamları var. Burada mesaisini, özel yaşantısını, bilgilerini, donanımlarını Beşiktaş’a kullanacak kim varsa bizim arkadaşımız olması önemli değil bunlara bazı koltukları doldurmadan boş bıraktığımız koltuklar var. Maksat o koltukların dolması değil, maksat o koltuklara oturacak kişilerin yapacakları görevde en iyi liyakat ve donanıma sahip olan bir aksiyon alanı sağlayacak makamlar ve koltuklar olması lazım oraların. Dolayısıyla, bazıları belli fakat bazıları camiamızda hiç tanımadığımız insanlarla tanışıyoruz. Dışlanmışlar, dışarda kalmışlar. Bakıyorsunuz, bir üniversitede dekan. İşte mesela profesör statüsüne gelmiş belki kısa bir dönem sonra profesörlük unvanını alıp dekan olacak rektör olacak. Mesela hukuk. Ama hiçbir şekilde Beşiktaş tarafından istifade edilmiyor. İçeri girmesi ve küstürülmemesi lazım. Bu insanlara şans tanımak için de bir kısmı belli, bir kısmı boşta. Araştırıp oraya liyakat sahibi kişileri oturtmak bizim görevimiz. Arkadaşlarımızı koymak bizim görevimiz değil. Nasıl bir yönetim şekli olacak sorusuna gelirsek 8+5 o bir şema baktığınız zaman. Ama altında onlara bağlı komitelerimiz ve kurullarımız olacak. Katılımcı, çoğulcu bir Beşiktaş yönetimi kurmak istiyoruz. Herhalde sanıyorum altında 300-400’lere varan bir çalışma kurullarımız olacak. Kocaman büyük bir camiasınız, daha iyi organize olmanız lazım, kavga dövüş değil hem yapıcı ve başarıya giden bir çalışma ortamı olması lazım. Çokseslilik olması lazım. İnsanların fikirlerini ve projelerini önemseyeceğiz. Yönetim kurulu ile beraber kurullar beraber çalışıp o katılımcı projeleri demokratik ortamı bir çalışma modelimiz olacak. 2.5, 3.5, 1.5 kişiyle yönetmeyeceğiz.

Uğur Sever: Fenerbahçe’nin ve Galatasaray’ın başında iki tane yeni diyebileceğimiz başkan var. Bu başkanlar göreve geldikleri ilk günden beri, en ufak konularda bile sosyal medyanın yoğun baskısına maruz kalıyorlar. Bu baskının zaman zaman aldıkları kararları etkilediklerini de görüyoruz. Başkan olmanız halinde, sosyal medyaya yaklaşımınız nasıl olacak? Sosyal medyanın, kulüplerini yönetimlerini etkilediğini düşünüyor musunuz?

Hürser Tekinoktay: Bütün kulüp yönetimlerini değil, her tarafı etkiliyor. Futbolcu transferleri, fiyatların yükselmesi, futbolun batması, şirketlerin AŞ’de batması hepsini son derece etkiliyor. Bana kalırsa, sahtekarlık boyutuna gelmiş durumda. Mutlaka devletin buna önlem alması lazım. Twitter bir başka dünyada özgürce kullanılabilir, burada da kullanılması lazım ama buradaki temel sorun şu: Medya zaten inancını kaybetmiş, okuyucusunu kaybetmiş. İnsanlar ne televizyon izliyor, ne gazete alıyor. Radyoculuk yok. Adam Küba’da radyoyla devrim yaptı, ABD’de televizyonlardan daha fazla radyolar kullanılıyor ama Türkiye’de radyo yok. İletişim araçlarının bu kadar güveni kaybettiği, sıfıra düştüğü yerde sosyal medya tek güvenilir kanal diye görülüyor herkes tarafından. Orası özellikle sosyal medya özellikle Twitter biz de kullanıyoruz sosyal medyayı. Diğerlerinde öyle değil, diğerlerinden silebiliyorsun. Provoke yorum, sahte bir troll veya sahte bir kimliği bakıyorsun anlıyorsun zaten adam sahtekar. Başka bir isim koymuş, maaş alıyor, 10 tane hesap açıyor, insanları karalama kampanyası yapıyor. Daha da önemlisi, iletişim araçları elinde olmayan okuma ve öğrenme bilgisi artık gittikçe aşağı düşen vatandaşı kandırıyorlar, sahtekarlık yapıyorlar. Üç lira beş lira para kazanacak diye. Bunun için de gazeteciler de var. Mesleklerine ihanet ediyorlar. Gazetecilik kutsal bir meslektir. Bunlar gerçekten çok çirkin bir şey. Burada bana kalırsa Türkiye’de bu kadar iletişim arkaçlarının kapalı olduğu kısıtlı olduğu konserve tip hale geldiği bir yerde sosyal medyanın da da bu kadar provoke edip yalan ve sahtekarca haber üreten, algıyı ucuz satan, ucuz algı üzerine manipüle eden bir halde olmaması lazım. Buna mutlaka özel önlemle devletin özellikle IP tespitinde mutlaka önlemleri hızlı alabilmesi lazım. Yapıyorlar ama daha hızlanması lazım. Cezaların da ciddi orana gelmesi lazım. Düşünsenize, maske takıyorsunuz sokakta on tane turist var. Taciz ediyorsunuz, kaçıyorsunuz. Bu sahtekardır diye bağırıp kaçıyorsunuz. Herkes bakıyor o adama. İşte insanların iletişimle haber aldığı yerde suiistimal edip bu algı manipülasyonlarıyla insanları karalıyorlar. Futbolcuları karalıyorlar, küfür ediyorlar. Mesela ben bir menajersem bir futbolcuyu kontratı bitsin alayım Premier League’e göndereyim diyorsam veya bir başka yere, bir tane ona Instagram’dan veya Twitter’dan taciz mesajı atsam, o da ona kendi lügatlarında çok doğal sanılan bir kelime kullansa, Türkiye’de de Türkçesine çevirdiğin zaman abes kabul ettiğimiz ama onların hayatında var o işte taraftara bunu dedi hadi gönderdik futbolcuyu kovduk. Bakıyorsun o taraftar acaba başka takımın taraftarı mı yoksa bir menajerin troll hesabı mı? Böyle bir ucuz algıyla futbol yönetilir mi? Futbolcuyu taraftara küfür etti diye koyuyorsun. O bir gerçek kişilikse o zaman dersin ki parasını aldığın kişiye bunu yapamazsın ki. Adam seni seyretmeye geliyor, sana parayı veriyor, hem kötü oynuyorsun e ondan sonra da bir ekşiyecek yüzün olsun, kafanı öne eğ gel demen lazım. Ama bu adamın gerçek kişi olduğunu bilmiyorsun ve kocaman bir anda bizim camiamız bizim taraftarımız adına işlem yapılmaya başlanıyor. Nerden biliyorsunuz? Dolayısıyla, buna varan manipüle edilecek ortamlar oluyor. Mesela şimdi Kagawa’yı transfer etti Beşiktaş. Kagawa diyorlar ki Maradona gibi geldi algısı var. Eskiden gazetecilere bir bakardı geçen yıl kaç maç oynamış diye. E şimdi ilk gazetecinin işi o olması lazım. Geçen yıl bakıyorsunuz, 2 maç oynamış. Olabilir. Bakarsın sakatlık geçmişine. Olağanüstü bir şey var mı ona bakarsınız. 135 gün sadece bilek sakatlığından 3 periyottan uzak kalmış. Şüphe var. O zaman dersiniz ki acaba sakat mı, sizi menajerler kandırıyor mu? Kulübü ve kamuoyunu uyandırırsınız. Eskiden bir sağlık kontrolünden çıkamıyordu futbolcu. Sabah giriyordu, ertesi gün giriyordu. Sakat bir oyuncu riski alacaksak ona para vermeyelim diye. Şimdi menajerler bir dalıyor oraya, BipSpor diye de bir medya çıkarmışlar, oradan da bir dalıyorlar, bir anda algıyı o kadar ucuz hale getiriyorlar ki ticaret ve umutla ilgili argümanları sıfır riske taşıyıp %5 risklere taşımalara lazımken %100 riskle giriyorlar işe. Neresinden tutarsanız sosyal medya, özellikle biz şu anda gelişim sürecindeyiz. Bizi en acıklı yeri biz yaşıyoruz herhalde. Televizyonunuz yok, gazeteniz yok, radyonuz yok, sosyal medyaya giriyorsunuz oradakiler daha çok kandırıyor sizi. Bana kalırsa herkesin troll hesapları bloklaması lazım. Onların asimile edilmesi lazım. Onlar da bir şey gibi herkes takip ediyor. Yok işte kandırıyor seni.

Bu işin en üzücü kısmı dediğiniz gibi sosyal medya kandırma işini genellikle mesleği bu iş olan gazetecilerin, yorumcuların veya spor hesaplarının yapması.

E şimdi rant bir havuzda. Havuzun içine girdiğiniz zaman herkes aynı havuzda yüzmeye başlıyor. Herkes aynı havuzda yüzünce de herkes arkadaş oluyor. Onu çözebilmek lazım. Bu kadar haksız, adil olmayan bir şekilde. Süleyman Seba’ya Ahmet Dursun dediler, Süleyman Seba istifa etti. Baba Hakkı top oynarken yuhaladılar, Baba Hakkı futbolu bıraktı. İnsanların onuru var, Beşiktaşlılar onurlu insanlar. Hiç tanımadığınız insanlardan karalama, algı manipülasyonu, hakaret bunlar çok çirkin şeyler. Toplumun ahlakı bu şekilde bozulmaması mümkün mü? Hadi Cumhurbaşkanı için aynısını yapsınlar. Hadi gitsinler öbür partiden para alsınlar yapsınlar. Birazcık insanların da onuru olur. Ben de rahatsızım ama ben şahsım için rahatsız değilim. Ama Türk insanını bu kadar ucuz kandırıp gençlere de kötü örnek olacak bir kültür aşılıyorlar. Gençleri de bozuyorlar. İşin kötüsü o.

Uğur Sever: 4B projenizi taraftarlar çok merak ediyor. Projenizi anlatır mısınız?

Hürser Tekinoktay: Evet, hedef 200 bin. İlk 3 yılda 100 bini hedefliyoruz. Gerçekçi gitmek lazım. Ondan sonraki dönemde de 200 binlere geleceğini düşünüyoruz. Bir kere bu rakamlarla şimdi Ali Koç da diyor 100 bin hedef diyor. 15 bin lira ile üyelik parasıyla kimseyi yapamazsınız. Türkiye’de asgari ücrete bakın, bir ailede bir buçuk kişi çalışıyor, yapamazsınız. Hakikate bakmak lazım. Artı Bayern Münih’in yıllık 250 Euro gibi bir ücreti var. Öyle yani 15 bin lira hadi Euro’ya bölün 3000 Euro, 4000 Euro gibi giriş ücretleri yok. Üyelik ücretlerini düşürmeniz lazım. Sonra yıllık aidatlarla gerekli ciroyu yaparsınız. Bir de hiç kimseyi üye yapmıyorsunuz, 100 bin kişiden bir milyon aldığınızda anında 100 milyon. 100 bin örgütünüzü ticarete kullandığını zaman, o sadece 100 bin kişiyle 4B projemizle Beşiktaş’a yaklaşık 300 milyon ek geliri var projenin. Onun dışında bir de büyüksün de normalde bu kadar nüfusun ve taraftarın var, hala mali kongreyi 600 kişi yapıyorsun. Yani 4B üyelik projesi Beşiktaş’ın tüm dünyada markalaşmasını sağlayacak, ekonomik olarak güçlenecek, sportif örgütünün güçleneceği ,katılımcı herkesin aidiyet duygusunun arttığı, yönetimsel olarak da aidiyet duygusunun arttığı önemli bir proje. Ne olursa olsun, Beşiktaş’ın bunu hayata geçirmesi lazım. Bir başka takım bizi ilgilendirmez.

Uğur Sever: Antrenörlüğünüz döneminde Hasan Kabze, Gökhan Zan, Tolgay Seyhan, Nihat Kahveci gibi isimleri ön plana çıkartıp bazılarının yurt dışına transfer olmasının önünü açmıştınız. Beşiktaş başkanı olmanız halinde scouting ve altyapı ile ilgili ne gibi projeleriniz var? Yerli veya yabancı kulüplerle işbirliği yapmayı düşünüyor musunuz?


Hürser Tekinoktay: Tabi ki. Altyapıyla ilgili projelerimizi söyleyeyim. Tüm Türkiye’deki futbolcu kaynağını kendimize bağlayacağız. Ciddi bir şekilde. Bazı teknik detaylar var, rakiplerimiz olduğu için onları çok fazla açmıyorum. Ama tüm Türkiye’de ne kadar yetenek varsa 2 hamlede kendi altyapımıza bağlayacağız. Çünkü yeteneği erken bulmanız lazım. Yeteneği herkesten önce bulmanız lazım. Rekabet ediyorsunuz. Oyuncuyu yetiştirmek için de erken bulmanız lazım. Kaynaklarımızı Türkiye bazında ciddi anlamda büyüteceğiz, bağlayacağız. O yetmeyecek, yetmez. Altyapıdaki eğitim müfredatını değiştireceğiz. Ben de eski bir antrenör olarak Türkiye’deki eğitim müfredatını biliyorum. Bahsettiğiniz dönemlerde Çanakkale’de ve Beşiktaş’ta çok iyi imalat yaptık biz çok iyi futbolcu çıkardık. Hem Beşiktaş’ta A Takım’a 7-8 futbolcu çıktı ilk 11’de oynayan düzeyde. Dardanelspor’da da 1 buçuk yılda 20 futbolcu Süper Lig yaptı. Oradan da hemen hemen 15’i milli oldu. Orda da çok ciddi bir rakam var. Başkaları tesadüf diyebilir ama matematik tesadüfü göstermiyor. Özel metotlar uyguladım. Nedir o metotlar; İspanyol ve İtalyanların altyapı müfredatını kullandım. TFF’nin bize gösterdiği müfredatın dışına çıktım. Bana göre bizdeki müfredat çöp, kimse alınmasın gücenmesin. Zaten bu yüzden 18 yılda 18 tane futbolcu çıkmadı. Arda diyoruz Cengiz Ünder diyoruz… 80 milyon nüfusun olduğu yerde bir Cengiz Ünder yetiştirebiliyoruz. Arda’yı bile soru işareti… Arda Türkiye’de bitmişti Atletico Madrid’te adam ettiler, antrenörlerle idmanlarla vs… Almanya’da 4 milyon Türk var her yıl 18 tane futbolcu çıkıyor. 5 yıllık zamana bakın 100’ün üzerinde Almanya’da milli takımlara çağrılan futbolcu vardır. Bakmadım ama tahmini 3 aşağı 5 yukarı biliyorum. Daha önceki yıllarda öyleydi. Almanya’da niye çıkartıyorlar? Her yıl İtalya’da İngiltere’de, Benelüx’te, Portekiz’de, Latin Amerika’da 18-28-38 tane yıldız futbolcu çıkartıyor. Bizde yok. Çünkü müfredat bitmiş durumda. Kaynağı Türkiye’de aldık, müfredatı değiştirdik. Nasıl olacağını biliyoruz. Onun dışında Dortmund’un, Leipzig’in, Arsenal’in scoutlarıyla mücadele ettik. Onların bulacağı çocuğu 1 yıl önce bulmak için rekabet ederseniz her şeyde başarılı olamazsınız ama 2 onlar kapar 2 siz kaparsınız. Onlar sol beki kaparken siz 2. sol beki kaparsınız en kötü ihtimalle. 15 yaşında… 2 gün önce açıkladım. Türkiye’de daha önce Süper Lig’de yarışmış, 10 milyon dolar’ın üzerinde tesis kaynakları olan, 5 yıldız standartlarında bir takım ile prensipte anlaştık. Mayıs’tan sonra beraber çalışacağız. Bize sıfır maliyeti olacak. Hiçbir riskimiz yok. 0 maliyet ile güzel bir proje anlaşmamız var. Bunun gibi Türkiye’de 2 yurtdışında da 2 takımla proje anlaşması düşünüyoruz. Oyuncularımızdan hem A takımda hem de satış anlamında faydalanabileceğimiz bir işletme modeli kuruyoruz. Yani müfredat, Türkiye’deki insan kaynağı, yurtdışındaki insan kaynağı ve pilot takımlarımız ile ciddi bir üretim mekanizması kuracağız.

Uğur Sever: Beşiktaş’ta özellikle son dönemde eleştiri oklarının hedefi olan bir Şenol Güneş var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz. Göreve gelmeniz halinde Şenol Güneş hakkında ne gibi bir karar almayı düşünüyorsunuz?

Hürser Tekinoktay: Daha önce de söylemiştim, Şenol Hoca ile çalışmak isteriz demiştim. Önemli olan Şenol Hoca’nın görev süresinin sonuna doğru yıpranmaması. Çok yıprandığı zaman zaten kendisi bırakmak ister. Hatır gönül ile kalayım dese başarısızlık çıkar. Ha derseniz ki siz bunu 4 ay önce söylediniz şu anda ne düşünüyorsunuz, yıpranma devam ediyor mu… Yıpranma başlamıştı, yoruluyor, çok ciddi baskılar var, çok ciddi sıkıntılar var. Beyaz dese olmuyor siyah dese olmuyor. Sahaya çıkartıyor, öyle olmuyor, böyle olmuyor. Çünkü bir teknik direktörün çalışma ortamının çok iyi olması lazım. Ekonomik hiçbir sıkıntı olmaması lazım. 3-4 sene önceki basın toplantısında da ‘Futbolcuların parasını ödeyin başka bir şey istemiyorum.’ demişti. Parası ödenmeyen futbolcu sorun olur, motivasyonu sağlayamazsınız. Futbol takımları öyledir. Soyunma odasına veya kampa girdiğiniz zaman onu anlarsınız. Futbolun içinden gelen insan anlar, futbolcuların parasının ödenmediğini anlar. Takımı olumsuz etkiler bu durum. Küçük bir enerji büyür ve total bir enerjiye dönüşür. Şimdi hocanın yıpranma sürecinin devam ettiğini görüyorum. İnşallah saha sonuçları motivasyonunu yükseltir ve takım buradan toparlanmaya çalışır. Takım toparlanırsa ilk 2’de bitirir. 1. olmak çok önemli ama 2. olup Şampiyonlar Ligi’ne gitmek de önemli. İlk 2’de bitirmek başarıdır. Şu anda sıkıntılı günler geçiriyor camia, buradan ikincilik çıkartmak lazım. Rakibimiz de Galatasaray, 10 maçta 1 galibiyet alan bir takım. Fenerbahçe zaten nerelerde. Artık Kasımpaşa’nın üstünde bitirmemiz lazım. Onu hedefleyip orayı becerebilirsek hoca da toparlayabilir. Biz de gelirsek diriltebiliriz. Ama şu anki süreçte biraz sancılar gözüküyor. Hocayı o süreçten kurtarabilmesi lazım yönetimin. Velev ki seçime girdik ve Fikret Orman yönetimi 1 oyla kazandı. O zaman yine ya hocayla devam edeceksin ya da başka hoca alacaksın. O hocaya verdiğin imkanlarla başka hoca alırsan 6 ay sonra o da yıpranır. Önce yönetimin iyi yönetmesi lazım. Şenol Hoca konusu gittikçe hassaslaşan bir konu oldu. Kulübün idari yönetiminin politikasına çok girerse bir hoca kendi işini yapması ve en uygun şekilde ifade edebilmesi lazım. Ama politik olmaya çalıştıkça o zaman politikanın başarısızlığı içine hoca çekilir. Şu anda birazcık onun da gel gitleri yaşanıyor gibi algılıyorum. Bu benim şahsi fikrim.

Salih Çakman: Quaresma ve Babel’in ayrılıkları Beşiktaş’a nasıl bir etki yapar? Siz şu anda Beşiktaş Başkanı olsanız Quaresma ve Babel konusunda nasıl bir yol izlerdiniz?

Hürser Tekinoktay: Ben Beşiktaş başkanı olsaydım Şampiyonlar Ligi’nde gruptan 1. çıkan takımdan hiçbir oyuncumu göndermezdim. O zaman da deklare ettim bunu arkadaşlarıma. Cenk’i takımda tutardım üstüne iki tane oyuncu alırdım. Cenk’in talibi var mı? 27 milyon pound… Zaten o da bir hikaye oldu. İngilizler 27 milyon pound biz 22 milyon Euro diyoruz. O da bir enteresan neyse. İngilizler bunu almak istiyorsa sezon sonu biz teslim edeceğiz Cenk’i bu yıl Şampiyonlar Ligi oynasın çünkü Şampiyonlar Ligi önemli bir vitrin. Futbolcu orada değer kazanıyor. Sezon sonunda teslim edeceğiz derdim parasını alırdım sigorta anlaşmalarını yapardım. Tüm anlaşmalar bittikten sonra Cenk’ten gelen parayla cenk oynarken 1-2 tane ilk 11 oyuncusu alırdım. Ve hedefim Bayern Münih’i elemek olurdu. Bakın Barcelona, Ajax’tan Frankie de Jong’u aldı. Sezon sonu teslimat ile aldı. 75 milyon euro’yu verdi Barcelona ama oyuncu sezon sonu takıma katılacak. Neden? İşte bir yıl önce söylediğimiz şey bu. Futbolcu Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak Pazar yapacak. Deneyimi artacak. Bir futbolcunun Şampiyonlar Ligi’nde oynaması futbolcunun kalitesi deneyimi teknik ve özgüven kalitesini arttırıyor. Zaten Cenk Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı için Premier League’den adamlar geldi onu almak istedi. Yani Şampiyonlar Ligi’nde oynamasaydı veremezdik. 6 ay daha Şampiyonlar Ligi’nde oynayan bir Cenk’in Bayern Münih’i eleyen, Bayern Münih’e gol atan bir Cenk’in gideceği takım için de büyük avantajdı. Çünkü sen Cenk’i 27’ye alıyorsun, Bayern’i eledi Cenk’in değeri 40-45 oldu. Barcelona 1 yıl önce 25 milyon euro’ya Jong’u direkt almasını bilmez miydi? Ama riske girmiyor adamlar. Şampiyonlar Ligi’nde oynasın önce diyor bir Şampiyonlar Ligi sahnesine çıksın bakalım orada çocuk mu kalıyor büyük mü kalıyor… İşte o zaman 6 ayda bir futbolcunun değeri 25’ten 75’e çıkıyor. Ben Beşiktaş başkanı olsaydım Cenk’i satmazdım. Şampiyonlar Ligi’ndeki 40 milyon Euro var ya 75 milyon Euro kapatırdım en aşağı yarı final-final oynardım alacağım futbolcuyla. Çünkü biz ilk 11’e ciddi katkı veren oyuncu alsaydık. O takım Monaco ve Porto’nun önünde grup birincisi oldu yenilgisiz. Cenk’ten gelen parayla 2 tane üst klas oyuncu takıma katabilseydik biz Bayern’i elerdik. Zaten o günlerde biz Bayern’in elenebilecek olduğunu söylüyorduk. Savunması ağırdı biliyorsunuz… Biz eleyemedik Kore eledi Dünya Kupası’nda. İlk turda Alman milli takımını, Kore grupta bıraktı. Düşünebiliyor musunuz? Güney Kore… Oradan aldığımız parayla da tüm futbolcuların parasını öderdik geçen yıl da şampiyon olurduk. Bu yıl Şampiyonlar Ligi’nde aynı Atletico gibi bir yıl daha kalıp kalıcı olmak isterdik. Demirören döneminde biz Atletico ile rekabet ediyorduk. UEFA takımıydı Atletico Madrid. Ne oldu 7 yılda Şampiyonlar Ligi takımı oldu. Yani bizim hedefimiz oraya çıktıktan sonra orada kalıp daha üst basamaklar olmalı. Ama diyeceksiniz ki peki hocam az önce dediniz ‘Başkan zaten Şampiyonlar Ligi başlarken hedefimiz UEFA kupasıydı’ diyor. E doğru… Öyle olunca böyle olmuyor böyle olunca öyle olmuyor. Futbolcuların topladığı parayı daha yükseltmek yerine topladığı parayı da dağıtamıyorsunuz takım dağılıyor. İnanılmaz şeyler oluyor. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur bu. Geçen yıl Porto karşısında ilk 11 çıkan takımdan 8 oyuncumuz yok. Adamlar stoper mevkisinde 10 yıl boyunca aynı oyuncularla oynuyor. Real Madrid, Ramos ile 10 yıldır oynuyor. Benzema ile 10 yıldır oynuyor. Parası yok mu var. Bizim bütçemizden daha fazla forma reklamı alıyor yıllık. Yani bunların hiçbirisi olmazdı. Geçen yıl da şampiyon olmuş olurduk Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih’i bana göre %51 elerdik. Elendikten sonra hoca da bunu basın toplantısında ifade etti. Bayern Münih’in dezavantajları vardı kullanamadık dedi. Cenk satılmasın demek o. Dezavantajları ağır savunması falan. Biz tabi anlıyoruz teknik direktör olarak onun konuştuklarını. Futbolla çok iyi ilişkisi olanlar da anlıyor. Bazen Beşiktaşlılar ve sporseverler hoca ne konuştu anlamadık diyorlar. Hoca beyaz mı konuşayım siyah mı konuşayım derken mesajlar veriyor. O kadar oluyor.

Salih Çakman: Beşiktaş, bu sezon maaş ödemelerinde sıkıntı yaşadığı için Negredo, Vagner Love, Pepe gibi oyuncularını kaybetti. Başkan olmanız halinde nasıl bir maaş politikası izleyeceksiniz?

Uğur Sever: Tolga ve Necip’in de 1 yıldır maaşlarını alamadığı iddiası var.

Hürser Tekinoktay: Sizle konuşurken şunu paylaşayım.  Kesin olup olmadığını bilmiyorum ama sormak lazım gazetecilerin sorması lazım. Mesela futbolcu alacaklarına istinaden serbest bırakılıyor, acaba öyle mi yoksa biliyorsunuz 2 kez noterden ihtarname çektiği zaman parası ödenmezse futbolcu otomatikman serbest kalıyor. Acaba bunlar gerekli ikazları çekip hukuki olarak serbest kaldı ama basına anlaştık parasını ödemeyecek diye mi yansıtıldı? Bu da çok çirkin ödemeyecek duruma geldik futbolcuyu serbest bırakıyoruz… Orada bakılması gereken acaba bu futbolcular hukuki olarak boşa mı çıktılar? Öyle de olsa böyle de olsa kötü tabi. Biz ne uygulayacağız? Bir kere bütçeyi düzgün yapacağız. Beşiktaş’ta çalışan üç aşağı beş yukarı 800 kişi var. Babel parayı kazanıyor, kazanan adamın parasını ödemiyorsunuz, satıyorsunuz ama 800 kişi orada çalışıyorsunuz. 800 kişiyi atın çıkartın demiyoruz işten. Siz bu 800 kişinin fizibilitesini yaptınız mı? Para kazanmayan masa, departman, şube var mı? Onları önce bir ıslah edin. Adamı bırakın golünü atsın size parayı getirsin. Gol atıp parayı toplayan adamı siz işten çıkartırsanız veya iş yerinde de parayı getiren elemanı dışarı çıkartırsanız ne yapacaksınız parayı nasıl toplayacaksınız? Bakkal da çakkal da olsanız ticarethane de olsanız aynı şey. UEFA’nın tüm FFP kriterlerine uyulması gerekiyor. Maaş skalalarının düzgün olması gerekiyor yerli ve yabancı futbolcularda. Gerçek bütçelerle alımların yapılması gerekiyor. Maaş bantlarının da gerçek bütçelerle yapıldığı zaman haksızlığın da düzensizliğin de önüne geçebilirsiniz. Her şeyin reel olması lazım. Ödeyemeyeceğiniz paralarla da futbolcu almamanız lazım. Ödeyebileceğiniz paralarla bir takım kurarsınız. O zaman takımın deneyim kazanmasını beklersiniz iyi hoca getirir iyi imkanlar verirsiniz. Bir yıl belki Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkamazsınız da ertesi yıla çok iyi bir takım kurarsınız. Kazandığınız parayla iyi bir golcü alırsınız. 9 numara… İyi 9 numara da sizi bir sonraki yıl hedeflenen yere getirir. Her şeyin bir doğru modeli olması lazım. Burada her şey yanlış. Hangi birini söyleyelim?

Salih Çakman: Bunla bağlantılı olarak bir soru daha sormak istiyorum. Özellikle A Takım’da… Örnek olarak Fenerbahçe Sportif Direktör getirip tüm yetkileri ona vererek bir yapı kurmaya çalıştı. Çok da başarılı olduğunu şimdilik söyleyemeyiz. Siz nasıl bir A Takım yapılanması düşünüyorsunuz?

Hürser Tekinoktay: Ali Koç tabi futbolun hiçbir dinamiğini bilmiyor. Doğru model sportif direktör olmalı. Ama sportif direktörün görev tanımı önemli. Mesela Ali Koç’a ben şunu sormalarını beklerdim gazetecilerin, röportaj alın siz sorun çünkü bizim gazeteciler sormaz, Comolli’nin görev tanımını istemeleri lazım Ali Koç’tan. Ali Koç’a bir gün olsun bu sorulmadı. Bir görev verdin, sportif direktörlük, tanımı nedir? Transferden o mu sorumludur, maaşlardan o mu sorumlu, bütçeden mi sorumlu yoksa futbolcuları mı bulacak, yoksa soyunma odasına girip hocadan önce taktiği mi verecek, yoksa malzemecileri mi çalıştıracak? Bir şey olması lazım değil mi? Maddi mi sportif mi transfer mi yetkileri nedir görev tanımı nedir? Comolli’nin şu anda görevinin ne olduğunu kimse bilmiyor. Sportif direktörlük ama altı bomboş. Yani şimdi Türkiye’de bir sürü yabancı çalışanımız var, futbolcular, onların da bir müdürü olması lazım değil mi? UEFA oynuyorsunuz, temsil ediyor sizi sözleşmelerde, futbolcularla iletişimde, hukukta vs… genel müdürleriniz. Bir yabancı genel müdürünüz olması lazım öyle değil mi? Lufthansa’yız biz mesele çalışanlarımız hep alman o zaman CEO’muz da Alman olacak. Yabancı bir direktörün olması yanlış bir model değil doğru bir model ama görev tanımını belirlemediğiniz zaman problem var. Bizim modelimizde 1 sportif direktörümüz Türk olacak çünkü Türk takımıyız ve Türk futbolcularımız da var. Bir de yabancı sportif direktörümüz olacak. Yabancılarımız da var… Uluslararası bir rekabetin de içerisindeyiz. Örneğin Almanya’daki scout yapımızla ilgilenecek. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele ediyoruz. Sponsorlarımız illa yerel olacak diye bir şey yok. Yeri geldiğinde yabancı firmalarla da görüşebilecek bir genel müdürünüz olması lazım. Yabancı bir müdürünüz olması lazım. Yani ticaret anlaşmalarını sporcu anlaşmalarını scout yapısını takip etmesi kendi bünyenizdeki yabancıların sorunları ve yönetimi için bir yabancı müdür lazım baktığınız zaman. Bir de Türk lazım, çok uluslu şirketsiniz. Vodafone’a bakın CEO’su İrlandalı ama Türk CEO da var. Bir tek Comolli ile de olmazdı işte Volkan Ballı’yı getirdiler. Comolli’nin yanına bir Türk lazım. Sezon başında bir Fransız getirdiler bir Hollandalıyı getirdiler. Bir Hollandalı ile Fransız… Onlar nikah yapamıyor siz bu adamların ikisini getirdiniz Sultanahmet meydanına bıraktınız. Bir rehber bile yok. Bir Türk bile yok.

Salih Çakman: Aralarına da hiç tecrübesi olmayan bir idari menajer koydular.

Hürser Tekinoktay: Yani mümkün değil başarısızlık olur. Teknik anlamda da girmiyorum. Yani Comolli Arsenal’de uzun yıllar kalmış oralarda çalışmış. Onlar havadan oynuyor öbürü Johan Cruyff ekolünden, total futbol, yerden top oynayan bir ekol… Cocu hem Barcelona’da oynamış Cruyff ekolü ile hem Hollanda’da… Birisi yerden oyuncularla oynuyor öbürü havadan oyunculara alışmış. Neresinden bakarsanız çarpık ama bizimkinde öyle bir şey olmayacak. Çünkü biz işin ne olduğunu, Ali Bey gücenmesin ama Ali Bey’den daha fazla biliyoruz. O da televizyonun imal edilmesini bizden daha fazla bilir. Biz de yabancı ve Türk, teknik direktörün görevlerinin dışında, idari ve kaynak yaratımında işleri yürütecek birer sportif direktörümüz olacak. Ayrı ayrı görev tanımları olacak. Onun altında teknik direktörümüz olacak. Yurtdışında her ülkede yetkili scout ağımız olacak. Orada da sportif idarecilerimiz ve altında scoutları takip eden yöneten raporları buraya gönderen bir yapı kuracağız aynı şekilde Türkiye’de de. İyi, işini bilen, liyakat sahibi, kompakt bir ekibimiz olacak. Zaten anlaşmalarını yaptığımız kişiler mevcut.

Salih Çakman: Bununla ilgili kısa bir şey daha sormak istiyorum. Ben Comolli ile ilgili bir yazı yazmıştım, araştırırken bir şey dikkatimi çekti. Çalıştığı tüm başkan veya teknik direktörler transfere kesinlikle karıştırmadığını, tamamen Comolli’nin karar verdiğini söylemiş. Siz scouting ve sportif direktör yapısını kurduğunuz zaman transfere siz ve teknik direktörünüz dahil tüm ekibinizle beraber mi karar vermeyi düşünüyorsunuz yoksa takımın oynadığı oyuna ve hocanın isteklerine göre scouting departmanı ile sportif direktörlere mi bırakacaksınız transfer kararlarını?

Hürser Tekinoktay: Kaynaklar, veriler bir yerde toplanır. Altyapınızı da içine alırsınız. Scout’un başındaki sorumlu adam, belki altında 30 kişi çalışacak. Gönüllüler de olacak, gençlere ihtiyacımız var bunu da açıkça söyleyeyim. Her fazla bir çift göze ve bilgiye ihtiyacımız var. Bilgiye daha çabuk erişmemiz lazım. Birisi bir yerde maç seyrederken öbürü bir yerde bilgi verdiği zaman gidip araştırmamız takip etmemiz lazım. Geniş bir ağ ile scoutta kaynağınız olacak. Onun dışında bir de altyapınız var değil mi? Altyapı teknik sorumlunuzun da olduğu scout sorumlunuzun da olduğu transfer komitenizin olduğu ve teknik direktörünüzün olduğu ortak bir kararla transferin yapılması lazım. Dünyanın her yerinde de böyle. Dolayısıyla alacağınız futbolcuyu altyapı hocanıza sormanız lazım. Örnek; Mitrovic’i alıyoruz. Bizim elimizdeki stoperle Mitrovic’ten iyi mi kötü mü? Altyapı teknik direktörü rapor verecek, diyecek ki benim elimde Gökhan Keskin var çok da iyi bir çocuk geçen yıl 35 maç oynadı bir tane sarı kartı yok. Manevraları iyi, o iyi, bu iyi, Mitrovic’ten 5 kat iyi diyecek. Teknik direktör gidecek hem Gökhan’ı hem Mitrovic’i seyredecek. Scout da diyecek ki bende 250 bin euro’ya Brezilya’da bunu buldum diyecek. Teknik direktör onu da izleyecek. Sonra oturup birlikte karar verilecek. Birisi gitti onu aldı birisi gitti oradan bunu aldı. Bu borçlara sebep olan bu zaten. Evlerine alışverişe çıktıkları zaman bunlar eşlerine sormadan manavdan alışveriş yapmıyor hiçbir aile reisi. Ya da eşi kocasına gömlek alacağı zaman sormadan alışveriş yapmıyor ki. Yani insanlar evindeki bütçeleri bile birbirinden habersiz yapmıyor. Bir futbol takımında altyapı hocası, scout, teknik direktör ve transfer komitesi mutabık kalmadan transfer yapılmaz. Bir örnek vereyim, beraber çalıştığımız dönemlerden biliyorum. Gordon Milne’in transfer listesi olurdu. Gordon Milne transfer listesinde kendi bildiği oyuncuları bile dış sahada izlemeden karar vermezdi. Gordon Milne futbolcu… Futbolun mucitleri işte İngilizler… Bir futbolcuyu transfer etmeden önce aile ilişkileri, kötü alışkanlıkları, iç sahada nasıl oynuyor dış sahada nasıl oynuyor ve teknik direktörün de bunu görmeden alınması çok büyük hatadır. Bu kabul edilebilir bir hata değildir. Zaten söyleşinin başında da söyledim. Roco örneği var. Biz önde diyoruz, Roco ağır kalıyor diyor Şenol Hoca. Hoca izledi mi? İzlemedi, izlese bunu demezdi. Scala ile çalıştım. Scala’ya oyuncular gösterilirdi. Bir oyuncuyu seyretti Scala, öbürü gösterilecek. Scala dedi ki ‘Diğer oyuncu bu izlediğimden oyuncudan ağır mı hızlı mı?’ dedi. Tavsiye eden kişi de ‘Ağır’ dedi. Ben de dedim ki öbürünü ağır buluyor daha ağırını gösterme çünkü takım önde oynayacak. Scala biz önde oynayacağız bize hızlı savunma oyuncuları lazım diyor. Büyük takımlar, önde oynayacak takımlar savunma oyuncularını hızlı ve kolay kart görmeyen oyunculardan seçer. İyi teknik direktörler üstüne 1-2 kriter daha koyar. Manevraların iyi olması lazım. Sadece hız bir şey ifade etmiyor. Rakip topu atmış giderken çok çabuk dönebilmesi lazım. Büyük takımların bütün oyuncularının manevrası iyi olan, çabuk olan, kuvvetli olan, havadan ve yerden iyi olan, oyuncular olması lazım. Önde oynayacak takıma ağır savunmacı alırsan Şenol Güneş’in Roco örneği ortaya çıkar. Yani bizim transferlerimizde Beşiktaş’ın 1 lira parasını riske atacak lüksümüz yok. Altyapı hocası, scout şefi, teknik direktörümüz ve transfer komitesinin ortak kararlarıyla transfer yapacağız. Risk payı %3-4lere düşecek. Keyfimize göre Beşiktaş kulübünün parasını harcamayacağız.

Uğur Sever: Başkan olmanız halinde Zlatan Ibrahimovic’i getireceğinizi ve asıl hedefinizin Ibrahimovic’e takım elbise giydirip, onu sportif direktör ya da scouting şefi yapmak olduğunu söylediniz. Bu konuyla ilgili Ibrahimovic ile görüşmeleriniz oldu mu? Ibra’nın bu işte başarılı olacağını ve bu teklife “Evet” diyeceğini düşünmenize sebep olan etmenler neler?

Hürser Tekinoktay: Futbolu iyi takip ediyorsunuz. Ibrahimovic Türkiye liginde oynar mı?

Uğur Sever: Oynar.

Salih Çakman: Oynar.

Hürser Tekinoktay: Tartışılacak hiçbir şey yok değil mi? Geçen yıl biz bunu söylediğimiz zaman 6 ayda 27 maç oynamış, hiç sakatlık yok, 22 gol atıp 7 asist yapmış. Amerika’ya gitmeden önce şubat ayında Şampiyonlar Ligi oynamış Manchester United ile. Biz 3 tane santrfor oynattık, Larin, Vagner Love, Mustafa Pektemek. Fenerbahçe’den Fre’yi, Galatasaray’dan Eren Derdiyok’u koy. 3 büyük kulübün 5 santrforunu koy. Ibrahimovic onların attığı golden daha fazlasını 6 ayda atmış. Amerika’da oynanan futbolda atletik performans çok üst düzeydedir. İdman bilimi yüksek orada. Adam sıçradığı zaman sana 1000 kilo düşüyor üstüne ya da çarptığı zaman 150 kilo çarpıyor. Tempo düşük olabilir ama kuvvet farklı bir şey. Orada eğer 1000 kiloluk adamı sırtında taşıyorsan kuvvetlisindir. Ve bir de takip ediyoruz. Takip etmeden konuşmuyoruz. Kaleciden bir top atılıyor kaleciden gelen topa dokunuyor gol oluyor. Rakipten bir top geliyor vuruyor gol oluyor. Biz geçen yıl ve bu yıl mevcut takımımızda dünyada en iyi orta yapan oyuncu Quaresma var. Şampiyonlar Ligi’nde de asist kralıydı geçen yıl. Türkiye’de de şu anda asist kralı. Kime atıyor topu Vagner Love’a atıyor, 1.60… Top daha gelirken Vagner düşüyor çünkü 34 yaşında gibi değil 40 yaşında gibi oynuyor. Ama Ibrahimovic’in kağıdı 37 gözüküyor 27 yaşında gibi oynuyor. Quaresma ile oynayan bir Ibrahimovic düşünsenize. 10 ortanın 8’i gol oluyor. Adam kalecinin ortasını bile gol yapıyor. İşin teknik olarak tartışılacak hiçbir tarafı yok. Ne enteresandır bir kitle ya 37 yaşında futbolcu mu gelir diyor. Kendi futbolcularımız, Fenerbahçe’ye gelen Frey de dahil 40 yaşında gibi oynuyor arkadaş. Nasıl olacak? Bir kesim de akıllı kesim… Siz de mesela aynı soruyu soruyorsunuz. Nasıl gelebileceğine inandınız? Veya para ödenir mi? Bir kesim de Türkiye’ye bu adam gelmez diyor. Bir kesim de bu adam getirilir mi diyor. İşte bu algı manüpülasyonunu insanları nasıl kandırdığını gösteriyor. İnsanların bu kadar ucuz kandırılmaması lazım. Adamın girip bir istatistiğine tık yapıp geçen yıl oynadığı maç miktarına bakmıyor. Bir tanesi aylık bilmem kaç bin TL para alıyor, sakat yazıyor, seni beni kandırmak için para kazanıyor. İş hayatında, özel hayatında aldatılabilirsin ama sosyal ağda aldatılmaya mutlu oluyor insanlar. Adam 6 ayda 27 maç oynamış, basit bir şey mi? İşin realitesine gelince… Biz dedik ki 6 ayına yetişsek yeter. Belki 40’ına kadar oynayacak çünkü %7-8 yağ oranıyla oynuyor, fit. Ibrahimovic’e 9 numaralı formayı 6 ay giydirsek 10 yıl boyunca dünyada Ibrahimovic forması satarız. Renklerimiz de güzel. Nasıl forma yaparsan yap 9 numara Ibrahimovic yaz 10 yıl boyunca satarız. Çünkü futbolu bıraksa bile adam marka. Ne konuşsa olay oluyor. Adam belki futbolu bıraktıktan sonra biz onun formasını 50 bin 100 bin satacağız. Onun dışında, tabi özel bir bilgi bu çok centilmence olur mu olmaz mı bilmiyorum rakiplerimiz için, bir sponsor ile görüştük ve prensipte anlaştık. Amacımız sponsordan gelecek paranın yarısını Ibrahimovic’e verip yarısını kulüp kasasına koyup Pepe ve Babel’in parasını ödeyecektik. O zaman Babel de Pepe de takımda kalacaktı. Ibrahimovic de takımda olacaktı. Ve daha da önemlisi. 6 ayına yetiştik… Belki ilk haftada biz kasaya para koyduğumuz gibi formadan da iyi bir para gelecekti. Belki 200 bin forma satacaktık, mesela Cristiano geldi 500 bin sattı. Düşünebiliyor musunuz daha ilk haftadan 200 bin forma satıp para kazanacaksınız. Aktif futbol hayatı olan futbolcular içerisinde en büyük 2 markadan birisi Ibrahimovic. Diğeri de Cristiano. Boşta olan ne varsa Ibrahimovic ile birlikte onu pazarlayıp bölüşeceğiz. İşte Starbucks bardağı verin, kullansın ertesi gün 100 bin tane satar öyle bir markası var adamın. Onun dışında da az önceki konuya geliyorum. Dünyadaki aktif 9 numaraların içerisinde ilk 5’te yer alıyor. Futbolla ilgili şöyle bir şey söyleyeyim. Biz geçen yıl 9 numara pozisyonunda 5 farklı oyuncu oynattık. Babel’i bile oynattık orada. Negredo, Love, Babel, Larin, Pektemek… Futbolda 9 numara bir takımın her şeyidir. Bütün takımın odak noktasıdır 9 numara. Orada doğru ve kalıcı bir santrforunuz olması lazım. 6 ayda 5 tane 9 numara değiştiremezsiniz. Futbol literatüründe böyle bir şey yok. Swansea’nin 3 yıl şampiyon olduğu döneme bakın yok, Liverpool’un efsane dönemine bakın yok, Parma’nın UEFA Kupası aldığı döneme bakın yok… Futbolda 1 numara tutar 9 numara atar. Futbol maçları böyle kazanılır. Arkadan itibaren üretim yapıyorsunuz, takım öne geliyor, top 9 numaranın oraya geliyor. Bütün takım çalışmış üretimi yapmış oraya getiriyor ve orada kimse yok. 9 numara önemlidir futbolda. Günümüz futbolu gezgin 9 numaralar üretti ama… Ne olursa olsun Cavani, Lewandowski, Ibrahimovic iyi 9… Bunlar işin teknik tarafı. Benim için işin en önemli tarafı Ibrahimovic’in siyah beyaz kıyafetle Paris Havalimanında kartal pençesi yapıp yeni Mbappe’yi elinden tutup bize getirecek… Fransa’da İsveç’te Ajax’ın altyapısında… Buralardan o çocukları bize getirmesi bize en büyük avantajı olacak. Bizim şu anki altyapı teknik direktörümüz Fikret Hoca. Fikret, Paris’e giderse 14 yaşındaki Mbappe’yi getirebilir mi? Getiremez. Zlatan gitse getiremeyeceği kimse yok. Biz bulacağız, Zlatan sadece gidip alacak. Türkiye’de bütün çocukların Beşiktaşlı olması, Beşiktaş’ın öz kaynaklarında futbolcu olmaları için… Örnek veriyorum Güven, Zlatan ile oynarsa ilk 11 oynar. Ama şu andaki takımda oynayamıyor. Çünkü yanındakilerin taşıması lazım. Yanında bir tane usta olduğu zaman bir genç oyuncu çıkıp yıldız oluyor. Takımdaki, altyapıdaki oyuncular için, yurtiçi ve yurtdışındaki insan kaynağı için ve bu kaynakları paraya çevirebilmek için bizim asıl hedefimiz Zlatan’ın takım elbiseli hali. Nitekim hala öyle. Belki 6 ay sonra bırakabilir bilemeyiz. Çünkü yaşı ileri, sakatlık riski var mı var. Ancak biz bonservisine para vermeyeceğiz. Parasını da başkasına ödeteceğiz. Ne kaldı sorun? Üstüne de para kazanacağız. Scoutta da çalıştıracağız. Dünyanın her yerinde 1 numaralı haber olacağız. Beşiktaş’a futbolcular gelirken şimdi diyorlar ki ‘Paralar ödenmiyor’ diyorlar. Come to Beşiktaş artık bitti. Zlatan varsa İsveç milli takımının santrforunu sen Beşiktaş’a alabilirsin. Ajax’ın alt yapısında 16-17 yaşındaki çocuğu Beşiktaş’a alabilirsin. Zlatan varsa… Bunlara büyük fotoğraftan bakmak lazım. İnsanlara düşünme şansı bile vermeden, algı manipülatörlerine ‘Aaa 37 yaşında, hani genç takım hocası, nasıl 37’… Biz gençleşmek için Zlatan diyoruz. Genç kaynağı elde etmek için. Yine teknik bir konu… Hiçbir futbol takımında yaşlı-genç oyuncu ayrımı olmaz. Bir takım yaşlıdır bir takım gençtir. Kritik olan takımın yaşlanması ya da çok genç kalmasıdır. Dolayısıyla futbol takımı aynı saat gibidir. İrili ufaklı dişlileri vardır. Küçüğü de büyüğü de yavaşı da hızlısı da olacak. 11 tane değişik özellikleri kurgu ile oluşur takımlar. Onların da algoritmaları vardır. Hepsinin topa sahip olduklarında ve kaybettiklerindeki aksiyonlarının bir denklemi vardır. Önemli olan saat gibi iyi çalışan o mekanizmayı oluşturmak. 9 tane 34-35 yaşındaki futbolcuyla da oynayamazsınız. 9 tane 19 yaşındaki futbolcuyla da oynayamazsınız. Her bölgenin liderleri olması lazım. Dolayısıyla topun o bölgelerde nasıl oynanacağını bilen deneyimli kişiler olması lazım. Zaten bütün takım 19 yaşında çıkarsanız u19 olursunuz. Olmaz. O zaman niye A Takım’a ihtiyaç var?

Uğur Sever: Bu sezon VAR sistemi gelmesine rağmen hakem tartışmaları devam ediyor. Siz bu sistem hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hürser Tekinoktay: Bardağın dolu tarafı da var, boş tarafı da var. Futbolun kendine özgü bir sihri var. Yanılmıyorsam 1966 Dünya Kupası’nda İngiltere çizgiyi geçen top gol aslında da gol kararı verilmedi falan gibi. Futbol 50 sene konuşuldu. Futbolun kendine özgü bir ritmi var. O bozuluyor mu? O bozuluyor biraz. Çok mekaniğe gidiyor. Oyun içinde durmalar fazlalaşıyor. Aslında eskiden avantaj kuralları falan düdük çalınması durmayı azaltmak indi. Yani saniyeler hep içeride kalsın mantığı vardı. Şimdi onunla bir tezat iş dönüşmeye başladı. Oyunda çok duraksamalar başladı. Enteresan bir şekilde bir figür çiziliyor, oyunun önüne geçen bir figür çıkıyor. Yani egsejere edebilirsiniz o figürü, sanki bir kadın figürü her şeyin önüne geçen. O bir mekanik figür. Herkes gidiyor oraya bakıyor, herkes VAR’a kitleniyor. Burası kötü tarafı. Bir taraftan da örneğin mesela Henry elle gol attı Fransa’da. Maradona eliyle gol attı. Maradona da akıllı birisi o tanrının eliydi dedi. Ama yenilen hoca Bobby Robson ise o bir alçağın eliydi dedi. Bütün gazeteler tanrının elini koydu, alçağın elini çöpe attılar. Bobby Rabson’un da İngiliz milli takımında emekleri çalındı. Elle atılan bir gol var, VAR sistemi faydalı. Öbür tarafta bakıyorsunuz zırt pırt duran bir oyun var, futbolun kendi sihrinden uzaklaşan bir durum var. İşte o zaman içiniz buruklaşıyor, hassas bir konu. Zaman geçtikçe ofsayt kurallarında olduğu gibi bu format da mutlaka oturacak.

Salih Çakman: Üniversite kuracağınızdan bahsettiniz. Bu konuyu biraz detaylandırır mısınız?

Hürser Tekinoktay: BJK Üniversitesi kuracağız. İçinde ağırlıklı spor bilimleri ve bölümleri olacak. Spor hukuku, antrenörler, bilgisayar analistleri futbol ve spor üzerine gibi fizyoterapistler vs bir futbol takımının idarecileri, sportif direktörler bir futbol takımının ya da bir spor kulüplerinin ihtiyacı olan insan kaynağı Türkiye’de bu yok mesela. Spor hukuku yok. Spor hekimliği yok. Bunlar yeni açılacak bölümlerle spor kulüplerinin, spor endüstrisinin ihtiyacı olan insan kaynaklarını üreteceğiz. En başarılılarını kendimiz alırız ama neticede bu bölümler yeni olduğu için bunları her takıma da göndermeye başlayacağız. Çok başarılı çocuklar da çıkarsa Almanya’ya, ABD’ye, İsveç’e gidecek. Oralarda da o bölümleri okumayanlar başarılılarla birlikte oraya ihraç edeceğiz. O da biraz insanları iyi yetiştirmesi ile birlikte kendi hedefleriyle de alakalı. Türkiye’ye iyi bir üretim yapılacak. Spor hukukçuları, spor hekimleri, spor analistleri gibi. En iyilerini önce kendimize alıp, dışarıdaki ikinci iyileri de dışarıya gönderip rekabet edeceğiz. Orada güzel olan, futbol antrenörlerimiz futbolcularımızı eğiteceğiz spor meslek lisesi üniversite. Ama herkes çok iyi futbolcu olamadı, gidecek beden eğitimi antrenörü olacak, veya voleybol antrenörü veya futbol antrenörü. Daha sonra da Van’da Diyarbakır’da Antalya’da çalışırken hepsi bizim kendi kültürümüzde bizim de scout ekibimizin adeta kaynak araştırma ekibimizin bir parçası olacak. Beden eğitimi öğretmeniyken Erzurum’da burada çok iyi bir voleybolcu var dediği zaman bizim de birer gözümüz de scoutumuz olacak. O da Beşiktaş için farklı bir avantaj sağlayacak. Bir yayılma olacak.

Salih Çakman: Amatör şubeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hürser Tekinoktay: Kurallara göre, profesyonel kulüplerin de dernek olarak faaliyete geçtikleri zaman belirli sayıda faaliyet göstermesi lazım. Yanılmıyorsam ya 5 ya da 7 gibi bir branşta faaliyet göstermesi lazım. İki tane problem var. Birincisi, amatör şubeler için sponsorlardan aldığınız paraları başka yere kullanmamanız lazım. Örneğin Fenerbahçe Ülker. Alıyor Ülker’den sadece basketbol takımına parayı harcıyor. O takım o zaman başarılı oluyor ama mesela Aziz Yıldırım parayı Ülker’den alıp futbol takımına harcasaydı basketbol takımı başarılı olamazdı. Sponsorların vermiş olduğu kaynakları amacına uygun kullanması lazım. İkincisi de az önce söylediğim gibi mutlaka kendi sporcunuzu yetiştirmeniz lazım. Kendi sporcunuzu yetiştirmezseniz, zaten Türkiye’de sporcu yetişmiyor, işte Azerbeycan’dan Afrika’dan sporcu devşiriyoruz. Sporcu üretemiyoruz çünkü. Gideceksiniz yüzücü, boksör, atlet bulacaksınız. İşin özüne ters zaten. Amatörlükten çıkacak. Dolayısıyla kendiniz sporcunuzu yetiştirmeniz lazım. bir. Gelirleri de amacına uygun kullanmanız lazım. Adam basketbol şubesine sponsorluk veriyorsa para orada kalacak. Ona göre harcamanızı yapacaksınız. Oradan direkt kar edebilirsiniz, sporcu yetiştirebilirsin. Çünkü bu sefer Azerbeycan’dan gidecek Efes bir oyuncu almayacak, Enka sporcu almayacak, sizin sporcunuzu transfer edebilecek. Reklamlarından gelir elde edeceksiniz sporcunun. Amacına uygun bir şekilde o şubeleri çalıştırabilirsiniz. Kafanızda kapatmak ile ilgili konu var herhalde. Bir hikayedir o amatör şubeler kapansın, o bence külliyen yanlış bir ifade ve hukuk da ona müsaade etmez ve yöneticilik de olmaz zaten. Spor yöneticisi, sporu engelleyecek ve şubeleri kapatacak, olmaz.

Taraftarlardan gelen sorular;

Beşiktaş’ın toplam ne kadar borcu var? Ali koç gibi o da göreve geldiğinde bu rakamları açıklayacak mı? Maç biletlerinde indirime gidecek mi?

Hürser Tekinoktay: Biletler pahalı. Sadece maç biletlerinde değil, Kartal Yuvası alışverişlerinde de öğrencilere ve gençlere her türlü kolaylığı sağlayacağız. Onların bütçelerine uygun ürünler de çıkartacağız. Maç biletleri fiyatlarında da düzenlemeye gidilecek. Kesinlikle açıklamalar da yapılacak.

Geçmiş dönem başkanlarının yaptıklarını hesaplarını sorup, yaptıkları yanlışların karşılığını almak için gereken her şeyi yapar mı?

Hürser Tekinoktay: Şu ana kadar zaten biz yapacağız falan diye bir şey konuşmamıza gerek yok. Yapıyoruz zaten. E hesap soruyoruz zaten. Fulya Davası, Yıldırım Demirören’in yine yeni bitti geçen hafta bir mahkemenin kararıyla üç tane Beşiktaş çalışanına ceza çıktı o dönemde. Her şeyi sonuna kadar takip ediyoruz. Hiç endişe etmesin. Biz soran tarafız, soracağız deyip de sonra işleri öyle ortada bırakacak durumumuz olmaz. Gönlü rahat olsun.

Şu an görevde olsaydı takım için alacağı ilk karar ne olurdu?

Hürser Tekinoktay: Bir hafta önce mi şu an mı? Mesela bir hafta önce taraftarın bu kadar tartışma ve kavga içine girdiği bir futbolcuyu almazdım. Futbolcu da 6 aydır oynamıyor. Lewandowski ile oynadık, Lewandowski bize 3 gol attı, biz de ona çok kızgınız. Bir de tribünlere sevinç gösterisi yaptı. Taraftar kızgın ama Lewandowski 3 gol attı diye kızıyoruz biz ona. Bonservisin de bedava. Alma diyor adam. Bana çünkü hareket yaptı diyor. Orada bile düşünmeniz lazım. Ama burada başka bir boyutta. Yani siz para ödeyip o maça gelen kişinin yüzde ellisinin alma dediği bir sporcuyu alıyorsanız o kötü olur. Ben olsaydım almazdım açıkçası. Burada futbolcuyla ilgili bir yorum yapmak istemiyorum. Çünkü izleyiciniz, taraftarınız ve başkanın tabiriyle müşterinin istemediği kişiyi çıkartıyorsun sahneye. Şu anda ise oturup karşımdaki başarısızım, futbolun içinden gelen birisiyle oturup güzel bir yemek yiyip yavaş yavaş devir teslimi sağlardım ona. Mali tablomuz, futbolcu kontratları bu, bu kadar riskimiz var, bu kadar faiz borcumuz var, bizi de seviyor başkan tanışıyoruz, yaptığı iş zor olabilir ama çok hata yaptı. Bir başkanın maksimum 2 dönemden fazla görev yapmaması lazım. ABD başkanı yapmıyor. Obama yapmadı. 2 dönem kalıyor başkanlıkta. 3. dönemde hep bir problem var, yoruluyorlar. Yorgunluk, takıma yansıyor. Yeni fikirlere ve enerjilere gerek duyuluyor. Şu an ben Fikret Orman olsam, Hürser Hoca ile oturup devir teslimin en güzel hale gelmesini ve mayısta da ona yeni bir kanla takıma destek verecek bir toplantı yapardım. Berk Hacıgüzeller’i aradım üç ay önce, ‘Berk bu kontratları bitecek futbolcular uzun vadeli krediler, yakın vadeli krediler, yüksek faizli krediler ile ilgili bilgiler verir misin?’ dedim, ‘Vereceğim’ dedi vermedi. Bana göre büyük bir kusur işliyor. Etik olarak da büyük bir yanlışlık içerisinde. Borç 200 milyon dolarken ev yanıyor diyordu sayın başkan, şimdi 500-600 milyon dolar oldu. Sen bize evi geri ver. Biz ona razıyız. Bize şimdi sevgili mali işlerden sorumlu Berk Hacıgüzeller onunla ilgili bir rapor vermiyor. Vahim yani. Bir de böyle bir tarafı var.

BU RÖPORTAJIN TÜM HAKLARI KRAMPONLUPİSAGOR.COM ‘A AİTTİR. KRAMPONLUPİSAGOR KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.

Etiketler: / / / / / / /


ZİYARETÇİ YORUMLARI
YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım