Kramponlupisagor -

Premier Lig’de yeni sezona bakış

Samet Çayır
Samet Çayır
  • 08.08.2019

Copa America ve Afrika Kupası sebebiyle lige tam hazır başlamayan Liverpool için ilk 2-3 hafta çok önemli. Community Shield’de Liverpool’u penaltılarla eleyen Manchester City’nin ikinci yarıdaki performansı, onlar için ciddi bir uyarıydı. Yeni transferle daha da güçlenen Tottenham, bu sezon şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olabilecek mi? Lampard ile bir geçiş süreci yaşayacak olan Chelsea, hem gelişip hem yarışmacı olmak zorunda. Ole Gunnar Solskjaer’i uzun ve ciddi bir test bekliyor.

İşte Premier Lig’de yeni sezona bakış…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Unai-1-1024x576.jpg

ARSENAL’İN GERİDEKİ KALİTE SORUNU ÇÖZÜLDÜ MÜ?


Arsene Wenger’in ardından yıllar sonra Unai Emery ile yeni bir sayfa açan Arsenal, geçtiğimiz sezonu kupasız tamamlayarak, üstüne üstlük Şampiyonlar Ligi dışında kalarak Emirates sakinlerini bir hayli üzdü. Esasında iç sahada bazen üçlü bazen de dörtlü savunma kurgusu ile, oldukça geniş alanda oynayan Londra ekibi, çoğu maçı domine etmiş ve bazı büyük maçlarda bile rakiplerinden daha iyi bir performans sergilemişti. Fakat Emirates’teki oyunu, dış sahaya taşımak bir kenara, onun yakınına bile yaklaşamayınca, işler istenildiği gibi gitmedi ve nihayetinde sezon başarısız tamamlandı.

Premier Lig’e gelen her hoca ilk sezonunda zorlanmıştır ve bunu da açık açık belirtmekten çekinmemiştir. Pep Guardiola ve Jürgen Klopp gibi Avrupa’nın en üst seviye hocaları da bu durumu yaşadı, açıkça dile getirdi. Bu bağlamda Emery’nin ilk sezonunda istenileni verememesi, takımın kadro kalitesinin çok da üst düzey olmadığını düşündüğümüzde pek de anormal bir durum değil gibi gözüküyor.

Fakat artık bir sezon geride bırakıldı ve Arsenal, bu sezon daha iyi olmak zorunda. Evet evet, kesinlikle daha iyi olmak zorunda. Çünkü taraftar Şampiyonlar Ligi’ni çok özledi ve en azından yerel de olsa bir de kupa kazanmak istiyorlar. Bu sezon bütçeleri kısıtlı olmasına rağmen yönetim şartları zorlayıp Lille’den Nicolas Pepe’ye iyi bir para ödeyip takıma kazandırdı. Real Madrid’den kiralanan Ceballos da orta sahadaki zenginliği arttıracak. Burası tamam; fakat takımın savunma hattı sanki biraz problemli gibi…

Geçen sezon Mustafi’nin saç baş yoldurması ve hâlâ güven vermemesi, Koscielny’nin ani bir kararla takımdan ayrılması, zaten ihtiyaç olan stoper takviyesini olmazsa olmaz hale getirdi. Bunun üzerine transfer döneminin son gününde Chelsea’den David Luiz’i kadroya dahil ettiler. Öte yandan 
William Saliba’yı da kadroya kattılar fakat Saint-Etienne’e bir sezon kiralık oynamak suretiyle geri verdiler. Celtic’ten transfer edilen Tierney, o bölgeye kalite katacaktır. Fakat Luiz’in maç seçme huyu, hata yapma potansiyelinin yüksek olması, diğer stoperlerin de üst düzey olmaması sebebiyle onlara sıkıntı çıkarabilir. Brezilyalı stoperin en büyük katkısı, geriden oyun kurma ve baskı yenildiğinde kaliteli uzun paslar özelinde olacaktır.

Geçen sezon hemen hemen sezonun yarısında 3’lü savunmayı tercih eden Emery, sezon öncesi kamptaki hazırlık maçlarında da bunu sık sık denedi. Real Madrid, Bayern Münih, Fiorentina ve Lyon gibi ciddi takımlara karşı hiç de fena değildiler. Özellikle geçiş oyununu daha etkili oynadılar. Zaten Emery de Fiorentina maçından sonra, “Topa sahip olamadık fakat geçiş oyununda oldukça etkiliydik” diyerek bunu açıkça belirtti. Belki de geçtiğimiz sezonki deplasman kâbusundan sonra, bu sezon daha çok derinde oynayıp, geçiş oyununu tercih edebilirler.

Bu sezon, üzerine koymak zorundalar. Aubameyang, Lacazette, ve Pepe ile birlikte güçlü bir hücum hatları var. Savunma hatalarını minimuma indirirlerse Manchester United ve Chelsea ile ciddi bir ilk 4 yarışına katılırlar.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Fulham.jpg

ASTON VILLA, FULHAM’DAN DERS ÇIKARDI MI?


Yakın zamandaki bazı kötü örneklerin etkisinde kalmamalısınız, çünkü bu sizi uçuruma itebilir. Farklı bir mekânda farklı bir olayın, sizin başınıza da geleceğinin garantisi yoktur. Premier Lig’in yeni takımı Aston Villa, bu sezon 146 milyon pound harcayarak oyuncu kalitesini yükseltti. Ama Birmingham ekibi, geçen sezon 120 milyon euro harcayıp küme düşen Fulham’ın başarısızlığını aklından çıkarmalı. Zira bilinçaltı insanı rezil de eder, vezir de…

Geçen sezon Championship’i 16 ve 17. sırada bitiren Stoke ve Birmingham’dan daha çok gol yedikleri için olmalı ki, savunma takviyelerine öncelik verdiler. Bournemouth’tan stoper Tyrone Mings’i 26.5 milyon pound karşılığında kadroya kattılar. Southampton’dan sol bek Matt Targett da Villa’nın bu sezon savunma hattına yaptığı önemli transferlerden. Burnley’den kaleci Tom Heaten’ı alarak toplamda kaleci ve savunma oyuncularına ödedikleri bonservis ücreti 77,5 milyon pound oldu. Geçen sezon takım savunması tel tel dökülen Fulham ise bu paranın yarısını bile kaleci ve savunma oyuncusu takviyesi için ayırmamış, orta saha ve ileri uçta kaliteyi daha çok arttırmayı tercih etmişti. Sonucu da bir hayli kötü oldu. Aston Villa’nın transferlerine bakıldığında, Fulham’dan ders çıkarmış gibi bir hallerinin olduğunu gözlemliyoruz. Ne dersiniz?

Kuşkusuz Aston Villa’nın en büyük gücü, tıpkı geçen sezon olduğu gibi takımın adeta beyni konumunda olan Jack Grealish olacak. Bu takıma çok şey veriyor ve eğer disiplinli bir şekilde kontrol altına alınmazsa, rakipler için her zaman büyük bir tehdit. Takım, geçen sezon bu yeteneğin oynamadığı 19 maçta, yalnızca 3 galibiyet alabildi. Keza, Charlton ile oynanan hazırlık maçında El Ghazi’ye yaptığı asist, McGinn’in golünden önce inanılmaz pası, bu sezona da iyi hazırlandığını gösterir cinsten. Bakalım, rakipler ona önlemi nasıl olacak ve patron (Dean Smith) onu kilitlemeyi başardıklarında nasıl bir B planı üretecek.

Geçen sezon 26 gol kaydeden Tammy Abraham’ın Chelsea’ye dönmesi, rakip kale önünde işlerini biraz zorlaştırabilir. Club Brugge’den transfer edilen santrfor Wesley, onun yerini ne kadar doldurabilecek kestirmek zor. Kasımpaşa’dan alınan Trezeguet bu bağlamda gollerin daha dengeli dağılmasına yardımcı olabilecek profilde bir oyuncu.

Dean Smith’in, Premier Lig’de daha dengeli bir oyun tercih edeceği kesin gibi gözüküyor. Yeni transferlerin adaptasyon sürecinde sıkıntı yaşamaması ve Grealish’in sakatlanmaması onlar adına sezonun en önemli iki noktası olacak. Takım savunmasını oturtmayı başarabilirlerse, mevcut kadro kalitesi ile ligde kalmaları sürpriz olmayacaktır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Wilson-1.jpg

YILDIZLARINI KORUYAN BOURNEMOUTH SAVAŞA HAZIR

Başarının olmazsa olmazı takım oyunu mudur, bireysel oyuncu kalitesi veya performansı mıdır? Elbette bazı sezonlarda bireysel oyuncuların ortaya fark koyması, sizi normalde olmanız gerekenden daha üst yerlere taşıyabilir. Fakat söz konusu oyuncuların gelişiminde hocanın ne kadar etkin olduğu oldukça mühimdir. İngiltere Milli Takımı’na seçilen Callum Wilson, Arsenal’in hedefi haline gelen Ryan Fraser, hem Manchester United’ın hem de Manchester City’nin bir dönem listesinde olan sol stoper Nathan Aké’nin bu seviyelere gelmesinde Bournemouth Menajeri Eddie Howe’un katkısı yadsınamaz.

Hocanın ortaya iyi bir takım oyunu çıkarmasının yanında bu çocuklara seviye atlatması da nitekim kendisinin bir dönem Manchester United ile anılmasının sağladı. Elbette problemleri mevcut; fakat birkaç takım dışında çoğu takıma karşı ofansif bir oyun sergileyip geçen sezon küme düşme tehlikesi yaşamamaları onlar adına oldukça önemli bir başarı oldu.

Geçen sezonu 14’üncü sırada bitiren Bournemouth, yeni sezona iskeletini ve geçen sezonki yıldızlarını koruyarak giriyor. Ake, Fraser ve West Ham’ın çok isteyip alamadığı Wilson’ın takımda kalması onların bu sezonki yerini belirleyeceğe benziyor. Lloyd Kelly, Jack Stacey transferleri ile savunmayı; Philip Billing ve Arnaut Danjuma transferleriyle ise merkezi ve sağ kenarı güçlendirdiler, kadroyu genişlettiler. Geçen sezon Aston Villa’da kiralık oynayan Tyrone Mings’i 26,5 milyon pounda yine Aston Villa’ya satmaları onlar için çok iyi bir kaynak oluşturdu. 10 milyon pounda Sheffield United’a giden geçen sezonun rotasyon oyuncusu Lys Mousset dışında önemli bir kayıpları olmadan sezona giriyor olmaları, oldukça kıymetli.

Geçen sezon bazı maçlarda 4-4-2 yerine 3-5-2’yi tercih eden Eddie Howe, bu sezon da iki kurgu arasında gidip gelecek gibi duruyor. Zira sezon öncesi kampında West Bromwich Albino karşısına 4-4-2 dizilişi ile, Brentford karşısına ise 3-5-2 dizilişi ile çıktılar. Solanke’nin iyi bir sezon öncesi kampı geçirmesi sonucu ileride Wilson-Solanke ikilisini görme şansımızı bir hayli yükseltti. Eğer Wilson ile iyi bir uyum yakalarsa, onun için kariyer sezonu olabilir.

‘Uyum’ demişken; geçen sezonun en iyi anlaşan ikilisinin Ryan Fraser ile Callum Wilson olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu ikilinin toplam 12 ortak golü vardı ve bu alanda, 1994-1995 sezonunda 13 golde iş birliği yapan Alan Shearer- Chris Sutton ikilisinin hemen arkasında ikinci sırada yer alarak tarihe geçtiler. Bu ikiliyi durdurmak, rakipler için gerçekten can sıkıcı bir mesele. Şöyle diyor Wilson, Fraser için: “Birkaç ufak tartışmadan sonra gözleri her zaman beni aradı…”

Bournemouth’un, geçen sezonun üzerine koyabilmesi için özellikle son dönemde yaşadığı o korkunç deplasman oyununa Eddie Howe’un bir güncelleme yapması gerekecek. Aksi halde Vitality’de şanssızlıklar üst üste gelirse, bu deplasman oyunuyla kayıpları telafi etmeleri çok ama çok zor olacak.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Potter-1024x683.jpg

BRIGHTON, GRAHAM POTTER İLE KABUK DEĞİŞTİRİYOR


“Yeni hocamızın yeni fikirleri var. Bizi tanımak istiyor ve biz de onun oyun tarzını bilmek istiyoruz. Topa biraz daha fazla sahip olmaya çalışıyoruz” diyor Brighton’ın orta saha oyuncusu Davy Pröpper.

Brighton, yeni sezona hoca değişikliği ile giriyor. Geçen sezonun son bölümündeki berbat performanslarının faturası menajer Chris Hughton’ a kesildi ve yolları ayrıldı. Östersunds’taki başarısıyla dikkat çeken; UEFA Avrupa Ligi’nde Galatasaray’ı eleyerek Arsenal’in rakibi olan ve İngiliz devini deplasmanda Östersunds ile 2-1 devirmeyi başaran Graham Potter, bir sezonluk Swansea döneminin ardından Brighton’ın başına getirildi. Futbolla birlikte insanın kişisel gelişimine önem verdiğini her fırsatta dile getiren ve buna yönelik organizasyonlar yapan  Potter, geçen sezon Swansea forması giyen Daniel James’in, Manchester United’a transfer olmasında büyük pay sahibiydi.

Chris Hughton döneminde geçtiğimiz sezon gol yollarında problem yaşayan Brighton, Graham Potter ile kuşkusuz bu sezon daha üretken olmayı amaçlayacak. Pascal Gross’un biraz daha derinde kullanılması, büyük umutlarla transfer edilen fakat sakatlıklardan bir türlü kurtulamayan Izquierdo’dan da verim alamamış olmaları ve her ne kadar yeterince gol atmış olsa da, Glenn Murray’nin birçok maçta saç baş yoldurması geçen sezon üretkenliklerini kısıtladı. İş öyle bir yere geldi ki, sezon sonunda Cardiff yerine onların küme düşmesi işten bile değildi.

Yaz transfer döneminde Sol kenara Genk’ten Trossard, santrfora  Brentford’dan Neal Maupay, stopere de Bristol’dan Adam Webster takviyeleriyle kadro kalitesini yükselttiler. Yeni transferler, yeni hoca ve yeni umutlarla sezona başlıyorlar. Fakat bu dönemde taraftarın canını sıkan bir şey de olmadı değil. Anthony Knockaert’in Fulham’a kiralanması Falmer sakinleri tarafından hiç hoş karşılanmadı. Sezon içinde işler kötü giderse, bu transfer politikası sık sık sorgulanmaya devam edeceğe benziyor.

Geçen sezondan daha iyi bir Brighton mı izleyeceğiz? Garantisi yok. Oyun kimliğinin değişimi sancılı mı geçecek? Onu da öngörmek zor. Fakat şu bir gerçek, Brighton bu sezon daha çok hücum edecek, daha fazla topa sahip olup üretkenliği arttırmaya çaba sarf edecek.

Hazırlık maçlarında takımını sahaya 3’lü savunma kurgusuyla süren Graham Potter, sezona muhtemelen 3-4-3 dizilişi ile başlayacak. Onun ilk Premier Lig serüvenini izlemek, oldukça keyifli olacak.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Burnley.jpg

SEAN DYCHE BU SEZON DAHA FAZLASINI TALEP EDECEK


Aslında kimse Burnley’nin geçen sezon ilk 5 maçtan yalnızca 1 puan çıkarabileceğini düşünmüyordu. Fakat büyük ihtimalle UEFA Avrupa Ligi eleme maçlarının getirdiği mental ve fiziksel yorgunluğun etkisiyle, geçen sezon ilk döneme oldukça kötü başlamıştı Sean Dyche’ın ekibi. 2018 onlar adına kâbus gibi geçerken, 2019’da yakaladıkları çıkışla küme düşme tehlikesi yaşamadan ligi tamamladılar.

Devre arasında Sam Vokes, Stoke City’nin yolunu tutarken Peter Crouch’u kiralayıp zaman zaman ondan verim aldılar. Özellikle iç sahadaki Southampton maçında onun sayesinde son saniyelerde penaltı kazanıp bir puanı kurtardılar. Zaten kiralık olan Crouch, futbolu bırakıp BBC’de işe başladı ve Burnley, West Bromwich Albion’dan Jay Rodriguez’i kadroya dahil etti. İlk 11’de Barnes-Wood ikilisinden birini kesebilmek için çaba sarf edecek ve orada rekabeti arttıracak.

Esasında Burnley’nin geçen sezona dair en büyük kazancı, 19 yaşındaki sol kanat Dwight McNeil’ın dikkat çeken performansı oldu. Hücumdaki göreviyle birlikte defansif katkısı son derece mühimdi ve bu sezon da performansını arttırırsa, Manchester United onu bıraktığı için biraz pişmanlık yaşayabilir. Bu çocuğu iyice parlatıp yüksek bir bedelle satabilmek, belki de yeni sezonun gizli hedeflerinden biri olmalı.

Oldukça düzenliler, her zaman disiplinliler. Belki çok bilinebilirler fakat bu onlar için pek sorun çıkarmıyor. Sean Dyche oyuncularından bu sezon daha fazla puan ve daha iyi bir sıralama isteyecek.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Barkley.jpg

IŞILDAYAN BARKLEY, LAMPARD’A NE KADAR YARDIMCI OLABİLECEK?


Aslında Chelsea’nin sezona bu kadar heyecanlı başlayacağını tahmin etmek hiç de kolay değildi. Zira hem Abramowich’in kulüpten elini ayağını yavaş yavaş kulüpten çekmesi hem de transfer yasağının gelmesi, Chelsea taraftarını üzmüş ve aklını karıştırmıştı. Fakat kulübün efsanelerinden Frank Lampard’ın, birçok gençle çıktığı bu yol, Stamford Bridge sakinlerini diri tuttu.

Hazırlık kampını iyi ve keyifli geçirmiş olmaları da taraftarları heyecanlandırdı. Evet, gayet iyilerdi ve her ne kadar hazırlık maçlarının sonucu fazla bir şey ifade etmese de, 7 maçta 6 galibiyet almaları ve bunlardan birini, çok iyi bir ön alan baskısı ve kaliteli bir oyunla Barcelona’ya karşı yapmış olmaları, yeni sezon için onlar adına heyecan vericiydi. 

Hazırlık kampında olabildiğince önde ve tempolu oynamaya çalıştılar. Fakat hücumda iyi görünüm göze çarparken, savunmada bir tutam kaos hakimdi. Çoğu maçta haddinden fazla pozisyon verdiler ve bu riskli denilebilecek oyunla lig başladığında çok gol yiyebilirler.

Santrfor olarak Giroud, Batshuayi ve Abraham arasında bir tercih yapacak olan Lampard, kimi zaman baklava 4-4-2’yi deneyip Batshuayi-Abraham ikilisiyle oynasa da genellikle 4-2-3-1’i tercih edip, en uçta en çok geçen sezon Aston Villa’dan öğrencisi olan ve 26 gol kaydeden Abraham’a şans verdi. Yine geçen sezondan öğrencisi olan genç Mason Mount’a da hatırı sayılır dakika veren Lampard’ın, bu hazırlık kampında en büyük etkisi Ross Barkley üzerinde oldu.

Geçen sezon pek tercih edilmeyen Barkley, hocanın onu daha önde ve serbest oynatmasıyla, adeta Everton’daki muhteşem günlerine dönüş sinyali verdi. 5 gol atmasının yanı sıra, yaptığı asistler ve rakip savunma arkasına gönderdiği müthiş paslar, onun bu sezon Chelsea’deki en mühim oyunculardan biri olacağını kanıtlar nitelikteydi.

Elbette Eden Hazard’ın gidişi kalitelerini düşürdü. Pulisic de onun yerini dolduramaz. Fakat Barkley’nin bu üretkenliği, Pulisic’in oyun görüşü ve hızı, Pedro’nun futbol aklı; geçen sezon Jorginho kilitlendiğinde yaşanan o üretkensizliği, giderebilir. Bu oyuncular birbirlerini tamamlayıp, güzel bir uyum yakalanırsa Hazard’ın kaybının getireceği dezavantaj da minimuma indirilebilir.

Lampard her ne kadar, “Transfere ihtiyacımız yok. Bu kadro bana yeter” dese de, bunun yalnızca oyunculara moral kazandırmak için söylediğini kendisi de çok iyi bilmekte. İyi bir kamp dönemi her zaman sezona iyi başlanılacağı anlamına gelmeyebilir. Üstelik takımda bazı belirsizliklerin olduğu da aşikâr. Barkley’nin bu performansını ligde devam ettirip ettiremeyeceği, Abraham’ın bu yükü ne kadar kaldırabileceği, Pulisic’in fizik gücü çok yüksek olan Premier Lig’e uyum sürecini atlatıp atlatamayacağı gibi…

Pek çok şey net değil, su hâlâ bulanık. Manchester United ve Arsenal ile dördüncülük yarışına girebilmeleri için bu geçiş sürecinin en az sancı ile atlatılması şart. İşlerin iyi gitmesi için Lampard’ın öncelikle takım savunmasını onarması, şu aşamada kaçınılmaz bir gereklilik.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Zaha.jpg

ZAHA’NIN KONSANTRASYONU PALACE’IN YERİNİ BELİRLEYECEK


Geçtiğimiz sezonu 12. sırada tamamlayan Crystal Palace, bu yaz dönemini ağırlıkla takımdan ayrılmak isteyen Wilfred Zaha’nın transfer dedikodularıyla geçirdi. Arsenal, talep edilen parayı ödemeyip Perez’i transfer etti. Transferin son günü ise Everton’a gitmek üzereydi fakat onun yerini doldurabilecek bir oyuncu bulamadıkları için ayrılmasına izin vermediler.  Zaha’nın kalmaı tabii ki onlar için çok iyi; fakat bu süreçten ne kadar yıprandı ve gitmeyi kafasına koymuşken, Palace ile uçuşa ne kadar hazırlıklı? Evet, bu büyük bir soru işareti ve ekibin puan tablosundaki yerinin belirlenmesinde büyük bir etken.

Transfer istediğini açıkça dile getiren Palace Menajeri Roy Hodgson’ı sevindirecek gelişmeler de olmadı değil. Geçtiğimiz sezon Schalke’den transfer edilen ve 38 haftalık periyotta çok fazla ilk 11’de şans bulamayan Max Meyer, takımın genelinin aksine muazzam bir sezon öncesi hazırlık dönemi geçirdi. Asistleri ve anahtar paslarıyla bu sezona çok daha hazır olduğunu gösterdi. Sakatlığını atlatan Benteke de hazırlık maçlarındaki hırsıyla dikkat çekti; fakat bitiricilik problemini henüz aşabilmiş bir görüntü vermedi.

Takımın, hazırlık maçlarını iyi geçirmediğini garanti edebilirim. Barnet’tan 6 gol, son maçta da Herta Berlin’den Selhurst Park’ta 4 gol yemeleri hayra alamet değil. Takım savunması alarm veriyor ve Wan-Bissaka’nın yokluğunu hissediyorlar.

Meyer’in gelişimi, Benteke’nin futbola dönme azmi ile bazı eksikliklerin zararını azaltabilirler. Fakat sezonun en büyük belirleyicisinin, Wilfred Zaha’nın performansının olacağı su götürmez bir gerçek.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Cenk.jpg

EVERTON SEVİYE ATLAYABİLECEK Mİ?


Everton Menajeri Marco Silva, geçen sezonun büyük bir bölümünü adeta kelle koltukta geçirdi. Zira takım bir önceki sezona göre hiçbir gelişim gösteremedi ve sonuçlar da kötü oyuna paralel gitti. Fakat ligin son 8 maçında 5 galibiyet 2 beraberlik almaları, yalnızca bir kez mağlup olmaları, bu süreçte bir de Manchester United’ı 4-0’lık skorla sahadan silmeleri, Marco Silva’yı tekrar güvenilir bir hale getirdi.

Aslında geçen sezonun üçte ikilik kısmının sancılı geçmesinin başlıca sebeplerinin başında, ilk 11’in özellikle hücum hattının sürekli değişmesi geliyordu. Takımın en önemli gol ayaklarından biri olan Richarlison’ın yerinin sürekli değişmesi, Bernard’ın istikrarlı bir şekilde oynatılmaması, takıma ileride bazı sıkıntılar yaşattı. Anfield Road’daki Liverpool derbisinde 59. dakikada sağ kenarda görev yapan Walcott’un yerine oyuna giren Richarlison, derbiden sonra sezon sonuna kadar tüm maçlarda sağ kenarda oynayacağından habersizdi.

Evet, Marco Silva ligin son döneminde orta saha ve ileri uçtaki 5’lisini oturttu, başarılı sonuçlar da bundan sonra geldi. Merkezde Gueye-Gomes; sağ kenarda Richarlison, sol kenarda Bernard, forvet arkasında Sigurdsson ve santrforda Lewin. Bu 5’li, ligin son dönemindeki muazzam performansın mimarını oluşturdu, aynı zamanda Marco Silva’nın da göreve devam etmesini sağladı.

Geçen sezon en büyük özellikleri, sıkı bir takım olmalarıydı. Zira bu durum istatistiklere de yansıdı. Wolverhampton ile birlikte ligin en az gol yiyen 5. takımı oldular. Kaleye otobüs çekmiyorlardı elbette ama Silva, kontrolü elden bırakmayı pek sevmez. Bu da, daha akıcı ve hücum futbolu izlemek isteyen Everton taraftarını sinirlendirmeye yetti.

Takımda geçtiğimiz sezon kiralık olarak forma giyen Kurt Zouma, Chelsea’ye döndü. Idrissa Gueye’yi de 29 milyon pounda PSG’ye sattılar. Ademola Lookman da sürpriz bir şekilde 22.5 milyon pounda Leipzig’e gitti. Bunlar kayıplar. Gueye’nin halefi olarak Mainz’den Jean-Philippe Gbamin’i kadroya kattılar. Yine aynı bölgeye Manchester City’den Fabian Delph’i dahil ettiler. Andre Gomes’in bonservisini aldılar ve Juventus’un genç golcüsü Moise Kean’i transfer ettiler. Transfer döneminin son gününde 
Wilfred Zaha’yı kadroya katmak üzerelerdi fakat gerçekleşmedi. Cenk Tosun’u kiralamak istediler fakat bunda da başarılı olamadılar. Cenk, bu sezon daha fazla forma şansı bulmak istiyorsa özel bir şeyler yapmalı.

Bu sezon hedefleri UEFA Avrupa Ligi elemelerine katılmak olmalı. Marco Silva için ilk 10 hafta çok önemli. Zira bu süreçte iyi işler çıkarmazlarsa bu kez koltuğundan olabilir. Çünkü Everton taraftarı, takımının artık seviye atlaması gerektiğini düşünüyor ve pek de sabırlı oldukları söylenemez.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Lei2.jpg

MAGUIRE’IN GİDİŞİ LEICESTER’I NE KADAR ETKİLEYECEK?


Bazen sonuçlar iyi gitse bile yeşil sahadaki oyun birçoğunu tatmin etmezse, bir şeylerin değişmesi gerektiği anlaşılır. Geçtiğimiz sezon teknik direktör Claude Puel ile puan olarak beklentiyi karşılasa da oyun olarak taraftarını tatmin etmeyen Leicester da aynı bu durumu yaşadı ve şubat ayında Brendan Rodgers’ı takımın başına getirdi.

Puel’in defansif oyununa karşılık Rodgers, topa daha çok sahip olan ve ilk hedefi hücum olan bir takım oluşturdu. Müthiş bir çıkış yakalayan Maddison’ın yanına Tielemans da eklenince, orta sahada üretkenliği bir üst seviyeye taşıdılar. Chilwell’in hücum potansiyelini de oldukça iyi kullanan İskoç hoca, bu süreçte hem defansif futboldan sıkılan taraftarı memnun etti hem de takımın ligi 9. sırada tamamlamasını sağladı.

Geçen sezon hücuma oldukça iyi katkı sağlayan Tielemans’ın bonservisini almaları onlar için oldukça iyi haber. Vardy’i zorlayabilecek veya ona destek olabilecek bir ikinci forvet sıkıntısı yaşamaları onları Ayoze Perez’e götürdü ve İspanyol oyuncuyu kadroya katarak forvette artık daha tehlikeli hale geldiler. Peki Maguire’ı Manchester United’a satmaları, savunmada onlara ne gibi bir sıkıntı oluşturacak? Can alıcı soru da aslında bu. Hem teknik kapasitesi yüksek olduğu için iyi oyun kurabilen hem de hava hakimiyeti ile özellikle duran toplarda takıma çok katkı sağlayan Maguire’nin gitmesi kaliteyi düşürdü. Bakalım İngiliz stoperin eksikliği kaç puana mâl olacak.

Hazırlık kampında Brendan Rodgers’ın ana planının sağ kanat organizasyonu üzerinden düzenlendiği açıkça görüldü. Ayoze Perez’in içe kat edip sağ bek Pereira’ya alan açması ve onun özellikle ön direk ortaları çok ama çok etkili oldu.Hem Scunthorpe maçında, hem de Stoke City ile oynanan hazırlık maçlarında sağ kenar ortaları sonucu golü buldular. Aynı organizasyon ile gelişip, golle sonuçlanmayan pozisyonların sayısı da hiç de az değildi. Bir başka dikkat çekici hadise ise, Mendy’nin geçen sezona göre daha derinde oynayıp sürekli oyunu kurma görevini üstlenmesiydi.

Tielemans ve Maddison gibi iki kadife ayaktan oluşan bir merkez; Ayoze Perez gibi tamamlayıcı bir forvet, Vardy gibi savunma arkası koşucusu ve Chilwell gibi ofansif gücü yüksek olan bir sol bek… Leicester, bu sezon geçen sezondan çok daha üretken olabilir.

Harry Maguire’ın eksikliğini az hasarlı atlatabilirlerse, UEFA Avrupa Ligi mücadelesi yapmamaları için hiçbir sebep yok.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Klopp-1024x576.jpg

LIVERPOOL NE KADAR CİDDİ OLDUĞUNU WEMBLEY’DE GÖSTERDİ


Falmer Stadı’nda dakikalar 27’yi gösterdiğinde, Pascal Gross’un kornerden gelen ortasına Glenn Murray kafayı vurdu ve topu ağlarla buluşturdu. Evet, Liverpool 23 yıl sonra şampiyonluğa 63 dakikalık bir uzaklıktaydı, Anfield Road tribünlerinde kimse yerine duramıyordu ama önce Agüero, ardından da Laporte, Birghton filelerini sarsarak Liverpool taraftarını bu rüyadan uyandırdı.

Evet 97 puan almalarına rağmen Premier Lig’i yine kazanamadılar belki fakat Şampiyonlar Ligi’nde finalde Tottenham’ı yenerek altıncı kez zafer elde ettiler. Jürgen Klopp ile her geçen sezon seviye atlayan Liverpool, bu doğrultuda devam ettiği takdirde o hasretle beklenen şampiyonluğa mutlaka ulaşacaktır.

Güzel geçen sezonun ardından yeni sezon hazırlıklarının büyük kısmını ABD’de yaptılar. Hem Copa America hem de Afrika Kupası sebebiyle Salah ve Firmino’nun doğru düzgün kamp yiyememiş olması, Mane’nin ise kampa hiç yetişememesi Alman hocanın canını bir hayli sıktı.

Bu iki turnuva nedeniyle hem Community Shield’in hem de Premier Lig’in daha geç başlaması gerektiğini savunan Klopp, çeşitli şikâyetleri bulunsa da bir şekilde takımı yeni sezona hazırlamak zorundaydı. Hazırlık maçlarında en dikkat çeken detay Adam Lallana’nın, bir regista olarak oynaması ve oyun kurulumunda insiyatifi ele almış olmasıydı. Sadece Bradford ve Lyon maçlarında ilk 11 oynamış olsa da, yenilik yeniliktir ve sezon başladığında Lallana’yı regista olarak izleyebiliriz.

Ardından Wembley’de oynanan Community Shield’de Manchester City’e penaltılarla kaybederlerken, özellikle ikinci yarıda Pep’in üzerine kâbus gibi çökerek aslında bize şu mesajı verdiler: Bu sene de City’nin en büyük rakibi biziz…”

İlk yarıda Sterling biraz becerikli olsa maç erken kopabilirdi fakat ikinci yarıda City’i fizik olarak perişan ettiler. İlk yarıda yaptıkları ön alan presine ikinci devrede gerek bile duymadılar çünkü onları çıkarmadılar. Bunu City’e karşı onlardan başkası yapması zaten çok zor. Hazırlık maçlarında takım savunmasındaki hataların bu karşılaşmada ortaya çıkmaması, Jürgen Klopp’un yüreğine bir nebze su serpmiş olmalı.

Kuşkusuz Liverpool’un bu sezon ana hedefi, yine lig şampiyonluğu olacak. Mane’nin geç gelecek olması, Salah ve Firmino’nun da kampa geç katılması ligin ilk ayında ekibi biraz zorlayabilir. Burayı kayıpsız geçmeleri halinde yine ritmi yakalayıp sonuna kadar City’e zorluk çıkaracaklar. Kampın yıldızlarından genç forvet Brewster, sezon başındaki forvet hattının yorgunluğundan faydalanıp bir çıkış yakalarsa, kimse şaşırmamalı. Zira bu potansiyel, Klopp’un da söylediği gibi onda mevcut.

Yeni bir sezon, yeni umutlar, gelişimini tamamlamış bir takım. Anfield Road, cuma akşamı başlayacak olan yeni serüvene hazır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Pep.jpg

PEP’İN ÖNCELİĞİ BU KEZ HANGİSİ OLACAK?


Jürgen Klopp’un geçtiğimiz sezon en çok istediği şey, Liverpool’un Premier Lig şampiyonluğu hasretine son vermekti; Pep Guardiola’nın en çok arzuladığı şey ise uzun zamandır kazanamadığı Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuydu. Sterling’in son saniyelerdeki golü ‘VAR’ kararıyla iptal olunca, Devler Ligi’nde dramatik bir sonla Tottenham’a çeyrek finalde elendiler. Her ne kadar Pep, Şampiyonlar Ligi’ni kazanmayı biraz şansa bağlayıp kumar masası benzetmesi yapsa da, içten içe bunu çok arzuladığını kestirmek zor olmasa gerek.

Pep bunu yaparken oyun organizasyonunun hak ettiği değeri uzun vadede gördüğünü, bunun daha sağlıklı bir başarı ölçütü olduğunu savunuyor. Yani asıl kalitenin, uzun lig maratonunda ortaya çıktığı konusunda oldukça iddialı. Aslında haksız da sayılmaz…

Manchester City, Liverpool’a göre daha hareketli bir transfer dönemi geçirdi. Pep’in, yaşlanan Fernandinho’nun yerine aynı veya benzer özelliklere sahip bir geriden oyun kurucu aradığı biliniyordu. Ruben Neves bu listenin başında geliyordu fakat Atletico Madrid’den Rodrigo’yu kadroya katmayı tercih ettiler. Dikine, riskli pasları isabetli atabilen, sakinliğiyle dikkat çeken bir karakter. Community Shield’de Liverpool’a karşı ilk dakikalarda biraz bocalasa da, ardından toparlayıp maçın en iyilerinden biri olmayı başardı. Danilo’yu Juventus’a gönderip yine Juventus’un sağ beki Cancelo’yu ve Bursaspor’un eski kalecisi Scott Carson’ı da renklerine bağladılar. Pep öte yandan, geçen sezon Leicester maçında belki de şampiyonluğu getiren golü atan Kompany’nin Anderlecht’e dönmesinden sonra Harry Maguire’ı da kadroya katmak istiyordu fakat bunu başaramadılar. Bournemouth’tan Ake de listedeydi fakat o transfer de gerçekleşmedi. Sonuç olarak stoperde bir kişi eksildiler. Laporte’un yanında Otamendi ile Stones, bu sezon değişmeli olarak oynayacaktır.

Çin’de 48 saat gecikmeli başlayan ve Pep’in canını sıkan hazırlık kampının yıldızı, geçen sezon sakatlıktan çok çeken ve bir türlü istediği tempoyu yakalayamayan Kevin de Bruyne oldu. Müthiş oyun zekası ile farkını ortaya koymaya başladı ve eğer yine bir aksilik yaşamazsa Pep’i olumlu anlamda çıldırtacak işler yapacaktır. Bernardo Silva, kaldığı yerden devam ettiğini Liverpool maçında gösterdi. David Silva her zaman istikrarlıdır. Sterling, bitiricilik problemi nüksetmediği takdirde yine gol yollarındaki en büyük tehditlerden. Sane’nin ayrılmak istemesi ve kafasının pek burada olmaması, Pep’e biraz sıkıntı çıkaracakmış gibi duruyor.

Geçen sezon birkaç maçta oyun felsefesinden ödün verip, daha kontrollü bir şekilde oynayan ve özellikle Anfield Road’daki Liverpool maçında takımı topun arkasında tutan Pep Guardiola, bu sezon da pragmatik davranıp bunu uygulayacak mı göreceğiz.

Evrimini tamamlamış bir takım olması, oyuncu kalitesi, kadronun genişliği ve oyuncuların motivasyon kaybına uğramaması için gerekli kazanma arzusunu ortaya çıkaran taktik dehası Pep Guardiola ile, Manchester City bu sezon da şampiyonluğun bir numaralı favorisi.

Tabii üzerindeki Şampiyonlar Ligi baskısı sebebiyle önceliği oraya verirse, asıl hedef orası olursa işler değişebilir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Sols-1024x576.jpg

OLE GUNNAR SOLSKJAER İÇİN GERÇEK VE UZUN BİR TEST

Çalkantılı geçen Jose Mourinho döneminden sonra camianın önemli bir değeri olan Ole Gunnar Solskjaer’i takımın başına getiren Manchester United, bu değişiklikten sonra nispeten kolay fikstürün de getirmiş olduğu avantajla çok iyi bir seri yakalayıp kendini bir anda Şampiyonlar Ligi potasının yakınında bulmuştu.

Bunu başaramadılar belki ama kulüpteki olumsuz havayı dağıttılar. Kara bulutlar gitti güneş açtı, Solskjaer adına tribünde besteler yapıldı. En azından United taraftarı artık daha mutluydu. Şimdi ilk kez Norveçli hoca ile hazırlık kampı geçirdiler ve bu süreçte en büyük artıları, gitmeyi kafasına koyan Paul Pogba’nın bir şekilde takımda kalması oldu.

Fakat Pogba’yı takımda tutarken, Romelu Lukaku’yu kaybettiler. Lukaku olmadan, net bir santrforsuzluk işleri biraz aksatabilir. Solskjaer, bu konuyla ilgili, “Lukaku dünyanın en iyi golcülerinden biri. Fakat o olmadan da iyiyiz. Rashford’la, Martial ile başka bir yol ile devam edebiliriz” yorumunu yaptı. Elbette hem Rashford hem de Martial en ileri uçta oynayabilir; fakat yine de Lukaku gibi daha net bir bitiricinin yokluğunu hissedeceklerdir.

Crystal Palace’tan rekor ücretle transfer edilen sağ bek Wan-Bissaka, hazırlık kampının yıldızıydı. Zaten buraya Avrupa’nın 5 büyük liginde en çok top kazanan sağ bek olarak gelmişti ve hazırlık maçlarında bu istatistiğin hakkını verdi.  80 milyon pound + bonuslarla, belki de en fazla ihtiyaç olan yere, yani stopere Lecester’dan Harry Maguire’ı dahil ettiler. Maguire hem oyun kurulumuna katkı sağlayacak, hem de uzun boyuyla hava toplarında hem savunmada hem de hücumda oldukça avantaj getirecek.  Swansea’den transfer edilen hızlı kanat oyuncusu Daniel James, genç yıldız adayı ve kampın yıldızlarından Mason Greenwood da hücum hattında rotasyona dahil edilecek. Hatta Fiorentina maçı sonrası Solskjaer’in Greenwood için, “Chelsea maçında ilk 11 başlayabilir” sözü, ona ne kadar güvendiğinin bir göstergesi.

Solskjaer geçen sezon gelir gelmez, Jose döneminde katı savunma futbolu oynayan takımı özgürlüğüne kavuşturdu ve çok iyi bir direkt oyunla rakiplerini birer birer devirdi. Rahsford ve Martial’i iki kenarda kullanıp, onları mümkün olduğunca ileride tutarak hem rakip beklerin hücuma çıkmasını engelledi hem de Pogba üzerinden uzun veya kısa direkt toplarla çok iyi kontrataklar üretti. Bu sezon, hem pasör stoper Maguire’ın transferini, hem de Mata’nın da oldukça iyi bir kamp dönemi geçirdiğini göz önünde bulundurursak, topa daha çok sahip olmak isteyen bir Manchester United görebiliriz.

Gerçekçi hedef, ilk 4’e girip Şampiyonlar Ligi bileti almak. Arsenal’e göre avantajları, Maguire gibi üst düzey bir stoperi kadroya katmaları; Chelsea’ye göre avantajları ise yarım sezon da olsa Solskjaer’in, Lampard’a göre takımıyla daha fazla geçirmiş olması. Zira hocaların, takımla geçirdiği bir günün bile önemi büyüktür.

Solskjaer’i ciddi bir uzun test bekliyor. İlk 4’te kendilerine yer bulabilecekleri fikri, akla oldukça yatkın. Fakat ligi kaçıncı bitirirlerse bitirsinler, büyük zevk verecekler. Bu sezon da tribünde taraftarların, “Ole’s at the Wheel, tell me how good does it feel” bestesini dinlemek, probiyotik içeren besinleri tüketmişçesine mutluluk verici olacak.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı brr.jpg

BENITEZ’İ KAYBEDEN NEWCASTLE KÜME DÜŞME ADAYI


Geçtiğimiz sezon Newcastle United kadrosunu, en üst seviye hocalar hariç Rafa Benitez’den başka hiçbir teknik direktör kümede tutmayı başaramazdı. İspanyol hoca taktisyenliğini bir kez daha kanıtladı ve 3’lü savunma kurgusuyla, takımın ligi risksiz bir bölgede tamamlamasını sağladı.

Her ne kadar sezon iyi geçiyor gibi gözükse de asıl sorun, tribünlerle kulübün sahibi Ashley arasında olan gerilimdi. Taraftarların öfkesi, iyi bir transfer bütçesini elde edemeyen Benitez’in takımdan ayrılıp Çin’e gitmesiyle daha da arttı. Benitez’in yerine gelen menajerin Steve Bruce olması, taraftarı daha da kızdırdı. Evet, Newcastle sezonu kaos ortamında açıyor. İlk hafta evlerinde oynayacakları Arsenal maçında kulüp sahibini büyük bir protesto bekliyor.

Hoffenheim’dan Joelinton’ın 40 milyon pound gibi yüksek bir rakama transfer edilmesi, Newcastle taraftarını biraz şaşırtmış olsa da, bu transferin sezonluk kombinelerinin satışa çıkmasından bir gün sonra yapılmış olması, onlara pek de samimi gelmedi. Longstaff’ı kadroda tutmaları orta saha için, Saint-Maximin’i kadroya katmaları ve Andy Carroll’ın kulübe yıllar sonra geri dönmesi hücum hattı için iyi bir gelişme. Fakat Patrick Vieira’nın, Maximin için söyledikleri, mental olarak ne kadar sıkıntılı bir futbolcu olduğunu ve Newcastle’da da arıza çıkarabilecek bir potansiyel olduğunu gözler önüne serdi. Yani Maximin transferi bu bağlamda ciddi bir riski içinde barındıran bir hamle oldu. 

Rafa Benitez’in yerine görevi devralan Steve Bruce’un, Newcastle’a çok bir şey vaat ettiğini düşünmek bir hayli zor. Ayoze Perez’i kaybetmişken, birkaç transferle bu takımın kümede kalma ihtimali çok da yüksek görünmüyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Pukki-1024x576.jpg

PUKKI, NORWICH’İ PREMIER LİG’DE DE SIRTLAYABİLECEK Mİ?


2016 yılında Premier Lig’e veda eden Norwich City, 3 yıl aradan sonra geri dönmüş olmanın heyecanını yaşıyor. Aston Villa ile aynı sezon düşmüşlerdi ve yine birlikte dönüyorlar. Alman hoca Daniel Farke önderliğinde Championship’te hücum gücü yüksek, bol gollü maçlar izlettiren bir takım halindeydiler. Sezonu 94 puanla şampiyon olarak tamamlarken, rakip filelere tam 93 gol bırakarak ne kadar üretken olduklarını gözler önüne serdiler.

Tabii bu şampiyonlukta en büyük pay şüphesiz, Finlandiyalı santrfor Teemu Pukki’ye aitti. Danimarka ekibi Brondby’den bonservissiz transfer edilen 29 yaşındaki golcü, geçen sezon 29 kez rakip fileleri havalandırarak gol kralı oldu ve takımın Premier Lig hasretine son vermesinde de öncülük yaptı.

Pukki takımda kalırken, Borussia Mönchengladbach’tan da İsviçreli santrfor Drmic’i renklerine bağlayıp forvet hattını güçlendirdiler. İyi bir hazırlık kampı geçiren Drmic, özellikle Luton maçında yaptığı hat-trickle sezona hazır olduğunu gösterdi ve Pukki’ye bir rekabet mesajı verdi. Geçen sezon West Ham’da oynayan sağ bek Sam Byram’ı da renklerine bağladılar ve tecrübeyi arttırdılar.

Norwich için geçen sezonla alakalı olumsuz gözüken nokta ise, takım savunmasındaki aksaklıklar.  57 gol yediler ve bu rakam, ligi 9. ve 16. bitiren Nottingham Forest ve Stoke City’nin yediği golden daha fazlaydı. Bunun endişe verici bir durum olduğu çok açık bir gerçek. Premier Lig kalitesini de göz önünde bulundurduğumuzda bu sezon takım savunmasını onarmaları, öncelikli işleri gibi duruyor.

Transfere çok az para harcadılar ve kadroyu çok değiştirmediler. Pukki, bu sezon da takımı sırtlayabilecek mi göreceğiz fakat Alman hocanın işi çok kolay gözükmüyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Sharp.jpg

SHEFFIELD, YENİ WOLVES OLABİLECEK Mİ?

Teknik direktör Chris Wilder önderliğinde Championship’i 89 puanla ikinci sırada tamamlayarak Premier Lig’e yükselen Sheffield United, 12 senelik Premier Lig hasretine son vermeyi başardı. 2016’da kulüple sözleşme imzalayan 51 yaşındaki hoca, her sezon takıma biraz daha seviye atlattı ve sonunda istikrar, başarıyı getirdi.

Geçen sezon bu başarıda en önemli nokta, iyi bir takım savunmasına sahip olmalarıydı. Kalelerinde 41 gol gördüler ve Middlesbrough ile birlikte ligin en az gol yiyen takımıydılar.

2015’te Leeds United’dan transfer edilen Billy Sharp, tıpkı Pukki’nin Norwich’i sırtladığı gibi Sheffield’a Premier Lig yolculuğunda sezonu 23 golle tamamlayarak çok önemli bir yardımda bulundu. Bu yaz transfer döneminde Swansea’nin forveti Oli McBurnie’ı 13 milyon euro ödeyerek kadroya dahil ettiler. QPR’ın orta saha oyuncusu Luke Freeman’ı kadroya katarak orta sahayı güçlendirdiler.  Bir başka dikkat çeken transfer ise, Bournemouth’ta fazla forma şansı bulamayan forvet oyuncusu Lys Mousset oldu.

Geçen sezon 3’lü savunma kurgusuyla bu işi başardılar ve sezon öncesi hazırlık maçlarında da bu yapıyı bozmadılar. Özellikle sol kanat bek oynayan ve geçtiğimiz sezon 4 gol 6 asisti bulunan Enda Stevens’ın hücuma katkısı mühim. Hazırlık maçlarında sol kenardan gelip, ön direğe yapılan ortalarla Sharp’a attırdıkları goller, sezon öncesi önemli bir ipucu oldu.

3-4-1-2 kurgusunda geri üçlüde John Egan ve Jack O’Connell’in yanına eklenen yeni transfer Jagielka, savunmaya tecrübe katacaktır. 2007’de Sheffield küme düşerken takımın stoperiydi ve yıllar sonra yuvaya döndü. Sıkı takım olmaları, geçtiğimiz sezon başka bir 3’lü savunma takımı olan ve lige damga vuran Wolverhampton’ı anımsatıyor.

Wolves’ın yaptığını tekrarlamaları zor; çünkü kadro kaliteleri çok daha düşük bir profilde. Takım savunmasına, disiplinli oyunlarına güvenip ligde kalmayı çabalayan, maçları çok gollü geçmeyen bir Sheffield United izleyeceğiz bu sezon.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı hhas.jpg

HASENHUTTL’IN SOUTHAMPTON’I HEYECAN VERİYOR


Aralık ayına girilmişti ve Southampton’ın yalnızca bir galibiyeti vardı. Skorların yanı sıra takımın oyun olarak da kimseyi tatmin etmemesi, kulübü bir hoca değişikliğine götürdü ve Mark Hughes gönderilip, göreve Ralp Hasenhüttl getirildi.

İlk maçında Cardiff’te bireysel bir savunma hatası yüzünden 1-0 kaybeden Soton, daha sonra Arsenal ve Huddersfield’ı devirerek çıkışa geçti. Cardiff karşılaşmasına 4-3-2-1 başlayan Hasenhüttl, o günden sonra 3’lü savunmaya döndü ve bu dizilişi hiç bozmadı. Hughes dönemine göre daha önde oynayan takım, Hasenhüttl’ın alametifarikası olan yoğun bir ön alan presi ile hemen hemen her takıma zorluk çıkarmayı başardı ve Premier Lig’de kaldı. Doğru hoca tercihi, onları kümede tutmaya yetti.

Transfer döneminde sol bek Matt Targett’ı Aston Villa’ya verdiler. Ings’in bonservisini aldılar, Birmingham’ın forveti Che Adams’ı renklerine bağladılar. Standart Liege’den de sol kanat oyuncusu Moussa Djenepo’u transfer ederek kadroyu güçlendirdiler.

İyi bir hazırlık dönemi geçirdiklerini söyleyebiliriz. Feyenoord’u 3-1 yenerken biraz şansları da yanındaydı fakat üretkenlikleri çok iyi. İki kanat beki Valery-Bertrand’dan iyi katkı alıyorlar. Bertrand’ın ceza sahası içi koşuları ve bulduğu pozisyonlar, özellikle dikkat çekiciydi. Merkezde, De Bruyne’nin muadili olarak tanımladığım Ward-Prowse her zaman rakip için büyük tehlikedir. Che Adams ile Redmond’ın patlayıcı güçleri de özellikle direkt oyunda oldukça değerli. Ve iyi bir bitirici olan Danny Ings, bu sezon çok daha fazlasını verebilir. Bununla birlikte genç forvet Obafemi, özellikle takım skor olarak öndeyken oyuna dahil edilip müthiş hızıyla maçlarda fişi çekebilir.

Hasenhüttl, Soton ile ilk kez hazırlık kampı geçirdi ve kadroyu biraz güçlendirdi. Bu sezon büyük 6 dahil, çoğu takıma özellikle yoğun ön alan presi ile zorluk çıkaracaklardır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Tot.jpg

POCHETTINOLU SPURS KALP KRİZİ KADAR CİDDİ VE TEHLİKELİ


Bazen, hayatta birçok zorlukla aynı anda başa çıkabilmeniz gerekebilir., Tottenham da geçen sezon bunu yaptı ve yalnızca problemlere başa çıkmakla kalmayıp, adeta meydan okudu.

Yeni stadyum yapım aşamasında olduğu için birçok maçı Wembley’de oynamak zorunda kaldılar. Stadyuma ayrılan bütçe sebebiyle diğer takımlar kadrolarını güçlendirirken onlar sadece izlemekle yetindiler. Bu da yetmedi takımın golcüsü Harry Kane’in sakatlığı ile sarsıldılar. Ama bir dakika, Pochettino varsa olumsuzlukların pek de etkisi yoktur.

Zaten her sezon üzerine koyan bir Spurs vardı ve birçok aksiliğe rağmen ligi 3. Bitirip Şampiyonlar Ligi’nde final oynamayı başardılar. Ajax karşısındaki son saniyedeki geri dönüşleri onların asla pes etmeyen bir yapılarının olduğunu gösteriyordu. Ligi son yıllarda domine eden City’i elemeleri de en az kalp krizi kadar tehlikeli olduklarını gözler önüne seriyordu.

Ajax rövanşında atılan son golde elbette direkt olarak Pochettino’nun imzası vardı. Kısa pasla rahat çıkamadıklarını fark edince hoca, Llorente’yi oyuna alıp uzun topa döndü. Moura’nın golünde hava topu mücadelesini veren isim de Llorente’den başkası değildi. Arjantinlinin ne kadar esnek bir hoca olduğu, oyunu ne kadar iyi okuduğu da bir kez daha kanıtlanmış oldu. Pep Guardiola onun, en iyi ana plan bozucularından biri olduğunu söylüyor ve ondan her zaman çekiniyor.

Tottenham bu sezon hazırlık maçlarını hep en üst seviye takımlarla oynadı. Real Madrid ve Juventus’u mağlup ederken, Inter ve Bayern Münih ile berabere kaldı. Tek mağlubiyeti ise Manchester United’a 2-1’lik skorla aldılar. Patron, son 3 maçta 4-3-1-2 dizilişini kullanarak sezona bu şekilde başlayacağının sinyalini verdi.  Yeni transfer Ndombele’yi de bu kurguda sol içte kullandı.

Her ne kadar geçen sezon, o sakatlandıktan sonra daha iyi sonuçlar alsalar da Harry Kane, Tottenham’ın hâlâ en büyük kozu. Eriksen bu yazı yazılırken hâlâ takımda, fakat o giderse özellikle golün geciktiği maçlarda kilidi açmakta zorlanabilirler. Son ve Moura, her zaman rakipler için hızlı tehditler.

Yeni sezona, geçen seneye göre daha az problemli ve huzurlu başlayan Tottenham, Manchester City ve Liverpool’un ardından şampiyonluğun üçüncü güçlü adayı. Zira hem Manchester United’a hem Chelsea’ye hem de ezeli rakipleri Arsenal’e göre çok daha oturmuş bir sistemleri var.

Ndombele, Lo Celso ve Sessegnon transferleri, hem kaliteyi arttırdı hem de kadroyu genişletti. Pochettino, artık daha çok rotasyon yapabilir ve geçen sezona göre çok daha şanslı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Deeney-1024x768.jpg

WATFORD, TEHLİKE YAŞAMAYACAK KADAR İSTİKRARLI


Geçtiğimiz sezona 4’te 4 ile giriş yaparak müthiş bir sezon başlangıcı gerçekleştiren Watford, daha sonra inişli çıkışlı bir form durumu ile sezonu 11. sırada bitirdi. Aslında İngiliz medyasında geçen sezonun düşme adaylarından biri olarak anılıyorlardı fakat menajer Javi Gracia,  merkez orta saha profilli oyuncuların da kanatlarda kullanıldığı istikrarlı bir 4-2-2-2 düzeniyle beklentinin üzerine çıkmayı başardı.

Sezon başında özellikle Holebas ve Pereyra’nın form grafiği oldukça muazzamdı. Daha sonra sakatlıklar gelmeye başlayınca eksiklikleri bir hayli hissedildi ve oyun aksamaya başladı. Yine de Deulofeu’nun sezonun ikinci yarısındaki müthiş çıkışı, Deeney’nin istikrarı, Capoue ve Doucoure’nin fizik gücü, oyun kalitelerini her zaman belirli bir seviyede tuttu.

Gracia, sezon öncesi hazırlık maçlarında kimi zaman 3’lü savunmayı denese de, klasik 4-2-2-2 dizilişinden vazgeçmeyecektir. Zira son ciddi hazırlık maçında Real Sociedad’a karşı da bu dizilişle sahadaydılar.

Transfer döneminin bitmesine az bir süre kala Arsenal’den ayrılan Danny Welbeck’i ve Rennes’den Ismaila Sarr’ı kadroya kattılar. Özellikle kulüp rekoru kırılarak transfer edilen Sarr; hızı ve çalım yeteneği ile büyük katkı sağlayacaktır. Deulofeu’nun yeni yeni iyileştiğini düşünürsek şu anda ileri uçta oynamaya en hazır isim Deeney ile Gray gözüküyor. Özellikle Sociedad maçında iki tane güzel gol kaydeden Gray, sezona formda giriyor. Yine o maçtan sonra açıklamalarda bulunan Gracia, “Sociedad gibi yüksek seviyede bir takımla oynamak iyiydi. İyi sonuç almak oyuncuların güveni için önemli. Eminim ki birçok şeyi geliştireceğiz” dedi ve esasında takımından memnun olduğunu dile getirdi.

Copa America’dan yorgun dönen, henüz tam hazır olmayan Pereyra, ilk maçta Brighton’a karşı muhtemelen sahada olamayacak, 2-3 hafta sonra tam hazır olacak gibi duruyor. Sakatlığından dolayı hazırlık maçlarının çoğunda yer alamayan Deulofeu ise Brighton maçına yetişecek gibi. Bu iki sıkıcı durum dışında Watford yeni meydan okumaya tamamen hazır.

Bu sezon küme düşme tehlikesi yaşamamaları, sezonu 10-15 arası bir yerde tamamlamaları oldukça kuvvetli bir ihtimal.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Pell-1024x576.jpg

HÜCUM HATTI UÇUYOR, SAVUNMA HATTI DÖKÜLÜYOR

West Ham taraftarı artık takımını daha üst sıralarda ve daha yarışmacı bir şekilde görmek istiyor, bu kesin. Bazıları katılır bazıları katılmaz ama bence menajer Manuel Pellegrini, geçen sezon kadronun, özellikle hücum hattının kalitesinin hakkını veremedi.  Elbette Lanzini’nin uzun süren sakatlığı, yeni transfer Yarmolenko’nun sakatlığı ve devre arasında takımdan ayrılmayı kafasına koyan, ligin ikinci yarısında adeta sahada ruh gibi gezen Arnautovic’in durumu onları olumsuz etkiledi; ama yine de Felipe Anderson önderliğinde daha iyisini sunabilirlerdi.

Bu sezon hücum hattı adeta alev alev yanıyor. Arnautovic’in yerine kulüp rekoru ile Frankfurt’tan Sebastien Haller’i kadroya kattılar. Villarreal’den de teknik kapasitesi son derece yüksek olan Pablo Fornals’ı takıma kattılar. Felipe Anderson iyi durumda ve en önemlisi, Manuel Lanzini inanılmaz bir kamp dönemi geçirdi ve takımı yukarılara taşımaya gönüllü gözüküyor.

Hazırlık maçlarında görüldü ki Çekiçler, lige sağ kenarda Felipe Anderson, sol kenarda Lanzini, forvet arkasında da Fornals’ın yer alacağı bir düzenle başlayacak. Bu rakipler için son derece korkutucu bir üçlü. Daha doğrusu, ilk golünü Herta Berlin maçında kaydeden, Bilbao karşılaşmasında da muazzam bir asist yapan Haller’le birlikte muhteşem bir dörtlü. Evet, hem oyun olarak hem de kalite olarak ilerisi çok şatafatlı duruyor, peki ya diğer taraf?

6 hazırlık maçlarında 13 gol yemiş olmaları tesadüfle açıklanabilir mi? Hayır hayır, gerçekten takım savunmasında büyük sıkıntılar var. Mühendis (Pellegrini) hücum futbolunu sever ama eğer savunmada dünyanın en iyileri yoksa, biraz dengeyi korumak gerekir. Bunu en azından sezon öncesinde hiç yapamadılar ve savruk bir görüntü sergilediler.

Bu sezon Wolves, Leicester ve Everton ile birlikte yedincilik yarışı vermek istiyorlarsa, hoca bir an önce daha kontrollü bir oyuna geçmeli ve takım savunmasındaki problemleri çözmeli. Aksi takdirde istikrarı sağlamaları oldukça zor gözüküyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Jota-1024x576.jpg

AVRUPA LİGİ WOLVERHAMPTON İÇİN BİR TEHLİKE

Geçtiğimiz sezonun en flaş takımı kuşkusuz onlardı. Sezon başlamadan önce; Premier Lig’e yeni çıkan bir takımın, ligin üçüncü haftasında Manchester City’e oyun olarak bu kadar zorluk çıkarmasını ve 1 puanı almasını hemen hemen kimse beklemiyordu. Ama bunu başardılar ve devamını da iyi getirdiler.

Nuno Espirito Santo yönetimindeki Wolverhampton, Premier Lig’e çıktığı sezon UEFA Avrupa Ligi’ne katılarak muazzam bir iş başardı. Sezona 3-4-3 ile başlayan Portekizli hoca, düşüşe geçtikleri ve artık daha iyi analiz edildiklerini anlayınca ise şubat ayında 3-5-2’ye dönüp orta sahayı kuvvetlendirdi. Anderlehct’ten kiraladıkları ve bu yaz döneminde satın aldıkları genç Dendoncker, Neves ile Moutinho’yu destekleyerek orta sahaya dinamizm kattı. Ruben Neves’in, Pep Guardiola’nın ağzını sulandıran oyun görüşü ve uzun pasları, Moutinho’nun tekniği, Jota ve her ne kadar sezona kötü başlasa da ardından durdurulamayan Raul Jimenez’in bitiriciliği, sağ kanat bek Doherty’nin hücuma katkısı, başarıyı getirdi. Tabii bu organizasyonun, sağlam takım savunmasının ve oyun disiplininin baş sorumlusu Nuno Espirito Santo’ydu.

Raul Jimenez’in bonsevisini almaları onlar için hayatiydi ve bunu yaptılar. Bununla birlikte Milan’dan Patrick Cutrone’yi kadroya kattılar. İlk 11’den bir kayıpları yok, sadece rotasyon oyuncusu Ivan Cavaleiro’yu 10 milyon pound karşılığında Fulham’a verdiler.

Manchester City’i Premier Lig Asya Kupası’nda devirerek ne kadar ciddi olduklarını ve geçen sezonki performanslarının tesadüf olmadığını kanıtladılar. Fakat onlar için en büyük  soru işareti, UEFA Avrupa Ligi’nde yarışacak olmaları lig performanslarını nasıl etkileyeceği olacak.

Evet bu sezon İngiltere’de takımlar devre arasında kış tatili yapacak ama çok da geniş olmayan bu kadro, daha önce birçok İngiliz takımın yaşadığı Avrupa Ligi yorgunluğunu yaşayabilir. Burnley’nin geçen sezon sadece eleme oynamasına rağmen sezon başında dağıldığını hatırlarsak, bu ihtimal hiç de düşük değil.



























ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım