Kramponlupisagor -

Premier Lig’de 2. haftaya bakış

Samet Çayır
Samet Çayır
  • 17.08.2019

N’Golo Kante, dünyanın en iyi orta sahalarından olduğunu çarşamba akşamı İstanbul’da bir kez kanıtladı ve Lampard’ın direkt oyununda onun da olumlu etkisi direkt olacak. Alisson’dan sonra Adrian’ın da ilginç şekilde sakatlanması, Liverpool’u Soton deplasmanına sıkıntılı götürüyor. Yeni transfer Rodri’nin West Ham maçındaki top kayıpları, Pochettino’nun oyun stratejisinde önemli yer kaplayabilir. İşte Premier Lig’de 2. haftaya bakış…


Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Auba-1-1024x768.jpg

ARSENAL ANFIELD’A MORALLİ GİTMEK İSTİYOR (ARSENAL-BURNLEY)


Aslında hiç kimse Unai Emery’nin, St James’s Park’ta bu kadar yoğun bir rotasyona gideceğini tahmin etmemişti. Hafif sakatlığı bulunan Lacazette’in yedek kulübesinde olmasının kabul edilebilir karşılandığı bir pazar gününde, yeni transferlerden Ceballos, Nicolas Pepe, David Luiz ve geçen sezonun transferi Torreira’nın yedek kalması bir hayli şaşırtıcıydı. Sol kenarda Nelson, Aubameyang’ın arkasında Willock ile oluşan ilginç bir 4-2-3-1 ile başlayan maç, Arsenal’in sabırlı ve nispeten kontrollü oyunuyla başladı.

Mkhitaryan’ın, Aubameyang’ı kaleciyle karşı karşıya bıraktığı muazzam pası dışında hücum organizasyonlarında zamanlama hataları yapması, Aubameyang’ın merhameti, Arsenal’in çok fazla hücuma çıkamadığı maçın ilk yarısının 0-0 bitmesine sebep oldu. İkinci devrede topa biraz daha fazla sahip olsalar da, golü Newcastle’ın savunma oyuncusu Dummet’ın yaptığı pas hatasından buldular. Niles’ın goldeki harika pas zamanlaması, Auba’nın doğru koşusu ve güzel bitirişi, böylesine rotasyonla çıkılan Newcastle deplasmanında Emery’i kurtardı. Zira buradan 3 puan alınmamış olsa, hocanın çıkardığı kadro sorgulanmaktan da öteye gidebilirdi.

Burnley ise geçen sezonun aksine, 2019-2020 sezonuna müthiş başladı. Southampton’ı 3-0 mağlup ederek 1966’dan bu yana en farklı açılışını gerçekleştirdi. Ashley Barnes iki golle yıldızlaşırken Stoke City’den kadroya katılan sol bek Erik Pieters’ın da sol kenardan ortayla yaptığı muazzam asistini de es geçmemek gerek. Esasında ilk yarıya çok da iyi başlamayıp, Southampton’a birkaç pozisyon verdiler fakat maçın kırılma golünü atınca, işler olumlu anlamda çığırından çıkmış oldu.

Sean Dyche, takımı geçen sezon olduğu gibi 4-4-2 kurgusuyla sahaya sürdü ve bu anti esneklik, en azından skor olarak yine herhangi bir problemle karşılaşmadı. Zaten topa sahip olma gibi bir amaçları olmadığı için iç sahada olmasına rağmen Soton, daha fazla topla oynadı. Genç yıldız adayı McNeil, sol kenarda yine görevini yaptı ve bu sezon ondan ciddi bir çıkış bekleniyor.

Arsenal’den, Newcastle maçına göre daha kaliteli bir ilk 11 göreceğimiz kesin gibi. Burnley de iki dörtlü blok, bir ikili blok ile kompakt bir şekilde klasik görünümünü verecektir. Tabii geçen sezon bazı büyük maçlarda 5’li savunmayı tercih eden Sean Dyche, bunu yine tekrar etmezse.

Arsenal, Liverpool deplasmanı öncesi ligin oyun kimliği net takımlarından Burnley’i devirip Anfield’a moralli gitmek istiyor. Belki golün dakikası gecikir ama geç de olsa bu maçı çözebilirler.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Grealish-1.jpg

GREALISH VE ARKADAŞLARI İÇİN BOURNEMOUTH İDEAL RAKİP (ASTON VILLA-BOURNEMOUTH)


3 yıl sonra Premier Lig’e dönmüş olsanız, herhalde Tottenham deplasmanı, sezona başlamak istemeyeceğiniz 3 mekândan biri olurdu. 146 milyon 300 bin euroluk bir bonservis harcamasıyla yeni sezona giren Aston Villa, Harry Kane’i durduramayınca Spurs’e Londra’da 3-1 mağlup oldu. Fakat skor, özellikle ilk yarıdaki oyunu kesinlikle yansıtmıyordu.

Çok ama çok iyi savundular, rakibi mükemmel karşıladılar. Alan daraltma işini de çok iyi yapınca, Tottenham’ın mecburen kanatlara yönlenmesini sağladılar ve kenar ortalarda da oldukça başarılıydılar. Sezonun ilk golünü attıklarında asisti şahane bir uzun topla; 26.5 milyon pound ödedikleri Tyrone Mings yapacaktı ve sanırım bundan daha iyi bir başlangıç olamazdı. O Mings, cumartesi günü eski takımına kendini kanıtlamak için sahaya çıkacak.

McGinn’in dinamizmi, Trezeguet’in sağ kenar oynamasına rağmen etkinliği ve çok iyi bir geçiş oyunu ile Tottenham’a büyük zorluk çıkardılar. Bu sezon iyi işler çıkarabileceklerini gösterdiler. Yeni transferlerden santrfor Wesley, derine gelerek oyun kurulumuna yardımcı olsa da genel olarak özellikle geçişlerde ağır kaldı ve birkaç tane kontratağın olumsuz sonuçlanmasına sebebiyet verdi. İç sahada, set oyununda çok daha fazla faydalı olabilecek profilde bir oyuncu.

İkinci yarıdaki performans Dean Smith’i hayal kırıklığına uğrattı çünkü topu hiç tutamadılar ve sürekli Tottenhamlı oyuncuların peşinden koştukları için yoruldular. Yorgunluğun sonucu ise basit bir top kaybı ve Harry Kane’nin golleri…

Bu hafta Villa Park’ta nasıl bir oyun sergileyecekleri merak konusu. Topu daha fazla arzulayacakları kesin. Trezeguet’in alışkın olduğu sol kenarda başlama ihtimali? Neden olmasın? Kötü başlayan ve Kane’in golünde topu kaptıran takımın yıldızı Grealish, sazı eline alır mı? Bunun için çok hırslı olduğu kesin.

Geçen sezonu, ikinci yarıdaki korkunç düşüşe rağmen makul bir yerde bitiren ve Wilson, Fraser gibi yıldızlarını takımda tutmayı başaran Bournemouth, çok da iç açıcı bir sezon açılışı gerçekleştirmedi. Asıl problem, ligin yeni takımı Sheffield United ile berabere kalmış olmalarından ziyade, geçen sezon iç sahadaki o akışkan oyuncu sergileyememiş olmalarıydı.

Geçtiğimiz sezon birçok kez asıl kurgusu 4-4-2’nin dışına çıkıp takımı 3’lü savunma ile oynatan Bournemouth Menajeri Eddie Howe, bu maçta da aynı dizilişi tercih etti. Mepham-Cook-Ake üçlüsünden oluşan bir savunma hattı sahaya çıkarken, Smith-Rico kanat bekleri, Sheffield’ın azılı kanat bekleriyle savaştı. Lerma ve maçın en fazla top kazanan oyuncusu olan yeni transfer Billing merkez orta sahada yer alırken, King sağ forvet, Fraser sol forvet Wilson ise normal olarak santrfor oynadı. Savunma arkasına çok fazla adam kaçırdılar ve olması gerekenden daha fazla pozisyon verdiler. 

Nathan Ake’nin oyun kurulumunu üstlendiği bu kurguda acaba sorun, rakiplerinin de aynı kendileri gibi 3’lü savunma oynaması mıydı, yoksa klasik sezon başı sendromu mu ortaya çıktı, bunun tespitinin şu anda yapılması oldukça zor. Ancak Eddie Howe’un da bu üretim sıkıntısı olan oyundan memnun kalmadığı ortada.

Villa Park, Premier Ligi çok özlemiş olmalı. Sezonun ilk galibiyeti için, sanırım bazı şeyler hazır. Geçen sezon deplasmanda berbat oynayan ve yeni sezona da çok iyi başlayamayan Bournemouth; McGinn, Grealish ve arkadaşları için şu aşamada ideal bir rakip gibi duruyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Potter-1-1024x679.jpg

GRAHAM POTTER TOPU TALEP EDİYOR (BRIGHTON-WEST HAM)

Chris Hughton’ı takımdan gönderip teknik direktörlük koltuğuna Graham Potter’ı getirmek, sadece bir hoca değişikliği değil, bir kabuk değişimi demekti. Zira bu iki hoca, birbirinden tamamen zıt oyun felsefesine sahip.

Premier Lig’in ilk maçında da bu ayrımı net olarak gördük. Brighton, deplasmanda Watford’u 3-0 gibi net bir skorla mağlup ederken, topu rakibe veren, kontrataklarla sonuca gitmeye çalışan bir takım yapısında değildi. Hatta skor üstünlüğünü ele aldığında bile topu isteyen bir Brighton vardı. 

Hazırlık döneminde sinyalini verdiği gibi 3’lü savunma kurgusunu benimseyen Graham Potter, Watford karşısında da 3-4-1-2 dizilişini tercih etti. Murray-Locadia ikilisinin arkasında Pascal Gross gibi teknik bir destekçi vardı ve bu 3’lü çok esnek oynayarak sık sık yer değiştirerek Watford savunmasının dengesini bozdu. Önce bir şans golü, ardından oyuna sonradan giren Andone’nin müthiş ön direk golü, en son da yeni transfer olan ve yine Potter’ın oyuna sonradan aldığı Maupay’in şık bitirişi. Bundan daha iyi bir başlangıcı hayal edemezlerdi değil mi?

Geçtiğimiz sezon bekleneni veremeyen West Ham ise, yeni sezona da bir hayli kötü başladı. İlk 15 dakikada bir şeyler ortaya koysalar da, ilk golü yedikten sonra çözülerek yine klasik farklı bir Manchester City mağlubiyeti yaşadılar.

Hazırlık döneminde yeni transfer Fornals’ı forvet arkasında, Lanzini’yi sol kenarda, Felipe Anderson’u da sağ kenarda kullanan teknik direktör Manuel Pellegrini, bu maçta Fornals’ı kulübeye atıp Antonio’yu sol kenarda sahaya sürdü, Lanzini’yi ise ofansif orta saha olarak kullandı. Frankfurt’tan transfer edilen Sebastien Haller ise çoğu zaman ağır kaldı. Zira onun daha fazla etkin olabilmesi için, oturaklı bir set oyunu gerekiyor.

West Ham taraftarı artık bu sezon en azından hücum hattının kalitesinin sahaya yansımasını bekliyor. Hazırlık kampında özellikle Lanzini çok iyi bir dönem geçirmiş ve Londra ekibi gol yollarında herhangi bir problem yaşamamıştı. Fakat savunmaları, City maçına da yansıdığı gibi yine tel tel dökülmüştü. 

Heyecan verici bir maç, çünkü iki takım da hücumu ve galibiyeti düşünecek. Gelen gol fırsatlarında cömert davranmayan, daha az merhametli olan bir adım öne çıkacak gibi duruyor. Cumartesi 17.00 seansında bol gollü bir maç izlemek, kulağa hiç fena gelmiyor öyle değil mi?

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Kean-1024x768.jpg

MOISE KEAN GOODISON PARK’TA GÖRÜCÜYE ÇIKIYOR (EVERTON-WATFORD)


Everton, geçen hafta kesinlikle daha iyisini yapmalıydı çünkü karşısında en iyi oyuncusu Wilfred Zaha’dan tam anlamıyla faydalanamayan, geçen sezon ligin en iyi beklerinden biri olan Wan-Bissaka’yı gönderip güç kaybeden bir Crystal Palace vardı. Aslında Selhurst Park’tan alınan 1 puan bir intihar sebebi değildir; fakat mevcut şartlarda, bu psikolojik üstünlükle, çok ciddi bir kadro kalitesi avantajıyla oraya gittiğinizde sizden 3 puan beklenmesi de gayet doğaldır.

Sigurdsson’un ilk yarıda kaçırdığı net fırsat, maçın kesinlikle kırılma anıydı. Aslında o pozisyonları çok sever fakat bu kez golle sonuçlandıramayınca, Palace’ın katı savunmasını bir daha aşamadılar. Onun dışında ilk yarıda birkaç pozisyonları daha vardı fakat buna rağmen olması gerektiği kadar üretken değillerdi. Richarlison, geçen sezon takımın çıkış yaptığı dönemdeki gibi sağ kenarda oynadı ama hiç etkili olamadı. Yeni transfer Moise Kean, 69’da oyuna girerken Everton için Londra’da iki kötü haber vardı: 

-Morgan Schneiderlin’in kırmızı kartı
– Andre Gomes’in sakatlanması

16-17 dakika 10 kişi oynayıp, maç genelinde topa %63 sahip olamalarına rağmen skor üretememiş olmaları belki de Lewin’in yetersizliği, Kean’in oyuna geç girmesiyle açıklanabilir. Fakat Everton, geçen sezon da bu üretkenlik problemini çoğu zaman yaşayan bir takımdı. İç sahada en azından daha fazla pozisyon bulacaklardır. 

Watford ise sezona şok bir başlangıç yaptı. İç sahada Brighton’a 3-0 yenildiler ve birkaç pozisyon dışında reaksiyon veremediler. Maç uzun süre Brighton’ın skor üstünlüğüyle gitmesine rağmen topa onlardan daha fazla sahip olamadılar. Yine klasik 4-2-2-2 dizilişi ile sahadaydılar fakat bu kadar kötü bir başlangıcı muhtemelen onlar da tahmin etmiyordu.

Hazırlık kampını çok iyi geçiren Andre Gray, Deeney’le birlikte forvet ikilisi olurken, Deulofeu’nun forvet yerine sol kenarda oynaması dikkat çekiciydi. Brighton maçında kadroda olmayan yeni transfer Ismaila Sarr, formayı aldığında muhtemelen Deulofeu, Deeney’nin yanına geçecek ve Gray yedek kulübesine çekilecektir. Bununla birlikte Danny Welbeck de zamanla formayı alıp Deeney-Deulofeu ikilisini zaman zaman kulübeye çekebilir.

İlk maçlarında tatmin etmeyen iki takımın mücadelesini izleyeceğiz. Muhtemelen ilk 11’de başlayacak olan Kean’in performansı ne kadar önemliyse, eski takımına karşı oynayacak olan Deulofeu’nun performansı da o kadar önemli. 

Bu arada; üzerinde durmaya değer bir istatistik: Everton, son 5 iç saha maçında gol yemedi. Ayrıca 2 yıl sonra ilk kez Goodison Park’ta üst üste 5. galibiyeti almak için sahaya çıkacaklar.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Nor-1024x538.jpg

DANIEL FARKE OFANSİF FUTBOLDAN ÖDÜN VERMEYECEK (NORWICH-NEWCASTLE)


“Prensiplerimize bağlı kalacağız çünkü bu kadro bu futbolu oynamak için oluşturuldu.” Norwich Menajeri Daniel Farke, ligin ilk maçında Anfield’da Liverpool’a 4-1 mağlup olduktan sonra, fazlaca cesur bir oyun sergilemelerinin sorgulanması üzerine bu cümleyi kullandı.

Kapanmaya değil, önde oynamaya, kendi futbolunu oynamaya gelmişti Anfield Road’a Kanaryalar. Fakat bunu yaparken takım boyunu zaman zaman çok uzun tuttular, golleri yedikten sonra herhangi bir taktiksel esneklik gösteremediler ve sonuca razı olmak zorunda kaldılar.

Geçen sezonun Championship gol kralı Teemu Pukki, hem gol öncesinde yakalanan pozisyonlarda hem de kaydettiği golde savunma arkası koşularını müthiş yaptı. Bununla birlikte sol bek Jamal Lewis de, Arnold’ın hücum çıkışlarını iyi değerlendirdi ve sürekli Liverpool’un sağ kanadından boşluklar bulup tehlike oluşturdu. 

Liverpool’la deplasmanda kafa kafaya oynamaya çalışmak, Premier Lig’e yeni çıkan ve kadrosunu değiştirmeyen bir takım için adeta delilikti. Ama anladığımız kadarıyla Norwich bu cesur oyununu her stadyumda oynamaya kararlı.

Rafa Benitez ile yollarını ayıran ve Steve Bruce’u teknik direktörlük koltuğuna getiren Newcastle ise, birçok yedek futbolcusuyla sahaya çıkan Arsenal karşısında zaman zaman iyi işler yapsa da hem tatmin etmedi, hem de sahadan 1-0’lık mağlubiyetle ayrıldı.

Kulübün sahibi Ashley için protestolar devam ederken, protestocuların sayısının az olması bu şehrin futboldan uzak kalamayacağının bir göstergesiydi. Stadyumda bu protestoya bağlı olarak bazı boşluklar vardı fakat bu sayı çok fazla değildi.

En önde Hoffenheim’dan transfer edilen ve ‘Yeni Firmino’ olması umulan Joelinton ve onun arkasında geçen sezon kadroya katılan Almiron yer aldı. Almiron’un zaman zaman yaptığı dikine çıkışlar etkili olmuş olsa da, Shelvey’nin geçirdiği sakatlık, orta sahanın organizasyonunu bozdu. Dummet’ın pasın şiddetini çok iyi ayarlayamaması, zaten hata kovalayan Arsenal’in ekmeğine yağ sürdü ve Newcastle, ikinci yarıdaki fena olmayan futboluna rağmen sahadan mağlup ayrıldı.

Norwich’in hücum futbolu, kendisini kanıtlamak isteyen ve potansiyeli ortada olan Joelinton ile hücumda tempoyu ayarlayabilen Almiron’un işine yarayabilir. Steve Bruce’un 3’lü savunma mı yoksa 4’lü savunma mı çıkacağı oldukça önemli. Pukki tehlikesine karşı, savunma arkasına bu kadar iyi sarkan Norwich’e karşı da 3 stoper ile oynayabilirler. Bol gollü bir mücadele bizleri bekliyor gibi duruyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Adrian-1024x576.jpg

LIVERPOOL, SOUTHAMPTON’A SIKINTILI GİDİYOR (SOUTHAMPTON-LIVERPOOL)


Geçen sezon Mark Hughes’ı gönderip yerine Ralp Hasenhüttl’ı getiren ve bunun meyvelerini alan Southampton, Burnley’e deplasmanda 3-0 yenilerek yeni sezona kötü bir başlangıç yaptı. Aslında özellikle ilk yarıda oyunu kontrol edip pozisyonlar buldular fakat bitiricilik konusunda problem yaşadılar.

Geçen sezon Avusturyalı hocanın ilk maçı olan Cardiff deplasmanında inanılmaz bir hata yapıp mağlubiyete sebep olan stoper Vestergaard, Burnley maçında da bireysel hata yaparak ilk golün yenilmesine sebep oldu. 

3’lü savunma kurgusunu bozmayan Hasentüttl, 3-4-3 dizilişinde sağ kenarda yeni transfer Adams’a görev verirken, sol kenarda Redmond yer aldı. İleri uçta ise Liverpool’dan bonservisi alınan ve bu maçta eski takımına kendini kanıtlamaya çalışacak olan Danny Ings görev yaptı. Bu sezon ondan yüksek skor bekliyorlar.

Liverpool ise Norwich maçını kazanırken, tıpkı hazırlık döneminde olduğu gibi savunmasında sıkıntılar yaşadı. Teemu Pukki başta olmak üzere birçok rakip oyuncuyu savunma arkasına kaçırdılar ve zamanlama hataları yaptılar. Ardından İstanbul’da Chelsea’yi penaltılarla devirerek Süper Kupa’nın sahibi oldular fakat o bildiğimiz Liverpool oyunu, özellikle ilk yarıda yoktu.

Arnold ve Firmino’nun kulübede olması da bunda etken olabilir fakat özellikle topa sahip olduklarında Henderson’ın kendini Chelseali Emerson ile Zouma’nın arasına atması, Milner’ın ise neredeyse sol çizginin üzerine kadar gitmesi, Chelsea’nin ani çıkışlarında Fabinho’yu çok yalnız bıraktı ve pozisyonların çoğu da bu şekilde geldi. Maç sonunda Milner’ın, “İlk yarıda birbirimizden uzak oynadık” yorumu da bu analizi doğrular nitelikteydi.

İkinci yarıda birbirlerine yakınlaşmaları ve Firmino’nun oyuna etkisi, maçın seyrini değiştirdi. Evet, hem oyun olarak hem de oyuncu olarak eksikleri var ama sonuçta Southampton’a moralli gidiyorlar.

Allison’dan sonra Adrian da Süper Kupa maçında sahaya giren taraftarın darbesiyle sakatlık yaşadı ve durumu şu an itibariyle (Cuma öğleden sonra) netlik kazanmış değil. 

Soton, Hasenhütll’ın alametifarikası olan ön alan presini iyi uygulayan ekiplerden biri. Geçen sezon Liverpool’u bu stadyumda oldukça zorlamışlardı. Klopp’un öğrencilerinin 120 dakika oynayıp İstanbul’dan gelmiş olmasını da göz önünde bulundurursak, dinamik Soton karşısında işleri kağıt üzerinde gözüktüğü kadar kolay olmayacaktır.

Yüksek tempolu, karşılıklı gollerin atıldığı bir maç izleyebiliriz. Southampton, evindeki son 14 maçın 13’ünde hem gol attı hem de gol yedi. Liverpool eğer kazanmak istiyorsa, belki biraz daha kontrollü oynamak ve daha az pozisyon vermek zorunda.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Rodri.png

POCHETTINO, RODRI’YI GÖZÜNE KESTİRMİŞ OLABİLİR (MANCHESTER CITY-TOTTENHAM)


Son şampiyon Manchester City, sezona en sevdiği deplasmanlardan biri olan West Ham United’a konuk olarak girdi. Burada her sezon fark atmaya çok alıştılar ve ilk 15-20 dakikadaki tutukluğa rağmen maçı çözüp, farka gitmeyi başardılar.

Henüz tam hazır olmayan Agüero’nun yerine forvette Jesus’a formayı veren Pep Guardiola’nın, geçen sezonun yıldızı Bernardo Silva’yı yedek bırakarak Riyad Mahrez’i ilk 11’de başlatması büyük sürpriz oldu. Mahrez de biri harika olmak üzere iki asist yaparak, hocanın yine ne kadar doğru bir karar verdiğini kanıtladı.

Sane’nin sakatlığı City’nin o geniş alan oyununu sekteye uğratıp uğratmayacağını bize sorgulatıyordu, Pep ise bu duruma sağ bek Walker üzerinden çözüm buldu. Sol bek Zinchenko yine sahte bek oynayıp orta sahada oyun kurulumu için merkezde yer alırken, Walker çoğu zaman çizgiye bastı ve yoğun bindirmeleriyle oyuna genişlik kattı. Rodri’nin baskı altındayken yaptığı pas hataları da dikkat çeker nitelikteydi. 

Tottenham da sezona 3-1’lik Aston Villa galibiyetiyle iyi başladı ancak bu biraz sancılı oldu. İlk yarıda alanı çok iyi daraltan rakip karşısında bir de Lamela-Lucas-Kane üçlüsü birbirine çok yakın oynayınca oraya sıkışıp kaldılar. 

İkinci yarıda Christian Eriksen’in oyuna girmesi, Tottenham’ın hem hücum kalitesini  hem de topa sahip olma oranını arttırdı. Tottenham ikinci yarıda topu daha fazla kontrol edince de Aston Villa, rakibin peşinden daha fazla koşmak zorunda kaldı. Dean Smith’in, oyuncuların rakibi koşturmaktan ikinci yarıda çok yorulduğunu belirtmesinin sebebi de buydu. Eriksen girdi, Tottenham possesion oyununu daha iyi oynadı, Lamela-Lucas-Kane üçlüsü birbirinden uzaklaştı ve işler değişti.

Evet, Pochettino ilk yarıdan memnun olmadığını söyledi ama sezonun ilk maçında yaşanacak bir puan kaybı, moralleri bir hayli bozabilirdi. Etihad’a kazanarak gidiyorlar, Harry Kane ağustos lanetini sona erdirdi ve yeni transfer Ndombele ilk hafta golünü attı. Sanki durum çok da iç karartıcı değil.

Bernardo-Mahrez ikilisinden hangisi oynayacak? Ya da ikisi de oynayıp David Silva mı kesik yiyecek? Agüro yine sonradan mı dahil olacak? Eriksen bu kez ilk 11’de yer alacak mı? Bunlar, bu maça dair kritik sorular ve yanıtları, maçın gidişatını belirleyecek.

Net bir ana plan bozucu olan Pochettino, çoktan Rodri’ye yapacağı baskının planını yapmış olmalı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Zaha-1-1024x683.jpg

SELHURST PARK’IN DESTEĞİNİ ALAN ZAHA, HODGSON’IN ELİNİ GÜÇLENDİRİYOR (SHEFFIELD UNITED-CRYSTAL PALACE)


Yıllar sonra Premier Lig hasretini dindiren Sheffield United, sezona hiç de fena başlamadı. Bournemouth deplasmanında favori değillerdi elbet ama oyun olarak da 1 puanı net bir şekilde hak ettiler. Geçen sezondan devam eden 3’lü savunma kurguları devam etti. Özellikle sol ve sağ kanat bekler Stevens ile Baldock’un, rakip ceza sahası içine merkezden yaptıkları koşular, Bournemouth savunmasının dengesini bozdu. Takımın Premier Lig’e çıkmasında en büyük pay sahibi olan Billy Sharp, 89’da karambolde fırsatçılığını konuşturarak takımına 1 puanı getirmeyi başardı. 

Yaz transfer döneminde takımdan ayrılmak isteyen Wilfred Zaha kriziyle boğuşan Crystal Palace ise Selhurst Park’ta ağırladığı Everton ile 0-0 berabere kaldı. Özellikle ilk yarıda Meyer hariç çok tutuktular, toplamda 16-17 dakika 10 kişi oynayan Everton’a karşı çok büyük baskı kuramadılar. Geçen sezon genelde 4-4-2’li oyun kurgusunu tercih eden Roy Hodgson, bu maçta 4-3-2-1 çıktı. En ileride Benteke, arkalarında Townsend ve Ayew yer alırken, hazırlık kampının yıldızı Meyer, 3’lü orta sahasının sol içinde oynadı ve sık sık sol çizgiye kat ederek net pozisyonların üretimini sağladı.

Oyuna 69’da giren Zaha, tribünlerin çoğunluğunun desteğini arkasına aldı ve hiç de fena bir performans sergilemedi. Maç sonunda Zaha konusuna değinen Hodgson, “Bu durum artık geride kaldı. Zaha, daha önce olduğu gibi bizim iyi bir sezon geçirmemizi sağlayacak” diyerek konuyu kapattı.

Palace belki 2 puan kaybetti ve iyi oynamadı ama, Zaha’nın Selhurst Park’ta gördüğü destek, en azından sezonun ilk yarısı için onlar adına oldukça sevindiriciydi.

Kadro kalitesi olarak tabii ki Palace daha önde; fakat lige yeni çıkan Sheffield’ın konsantrasyonu, ilk iç saha maçında daha yüksek olacaktır. Zaha’nın da ilk 11’de başlayacağını düşünürsek, tahmini çok zor bir maçın bizi beklediğini söyleyebiliriz.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Çağlar-1024x683.jpg

ÇAĞLAR, RODGERS’IN GÜVENİNİ KAZANDI (CHELSEA-LEICESTER CITY)


Transfer yasağı gelmiş ve yıldızını kaybetmiş bir takım için, Premier Lig’e Old Trafford deplasmanıyla başlamak ne olursa olsun iyi bir haber değildi. Kağıt üzerinde bu durum böyleydi fakat maç başladığında Chelsea’nin oyunu, Old Trafford’daki Manchester United taraftarını bir hayli tedirgin etti. 

Sarri döneminin aksine yüksek tempoda ve dikine pas organizasyonlarıyla başladı Maviler. Hazırlık döneminde çok iyi işler yapan Barkley sol kenar, Lampard’ın Derby’den prensi Mount ofansif orta saha, Pedro da sağ kenarda başlarken; Tammy Abraham ileri uçta görev aldı.

Henüz maçın başında Abraham’ın, ardından da Emerson’un direkten dönen şutları yepyeni bir takım olan Chelsea hakkında oldukça olumlu izlenimler veriyordu. 

Fakat Kante’nin yokluğunda Jorginho-Kovacic-Mount üçlüsüyle oluşan orta saha, çok ama çok yumuşak kaldı ve Solskjaer’in geçiş oyununun ekmeğine yağ sürdü. Aynı zamanda Zouma-Christensen tandemi ligin ilk maçında hiç de güven vermedi. Tabii maçın hakkı 4-0 mıydı? Kesinlikle hayır.

Çarşamba günü Liverpool ile İstanbul’da oynanan Süper Kupa maçında ise Kante’nin ne kadar önemli bir futbolcu olduğu bir kez daha kanıtlandı. Orta sahadaki yumuşaklığı yok ederek adeta maçı tek başına sürklase etti. Sonuç penaltılarla gelen mağlubiyet olsa da Kanteli bir orta sahanın, Lampard’ın yeni dikine futbolunda başarılı olabileceği sinyalini verdi.

Pedro’nun muazzam futbol aklını bir kez daha izlettirmesi de Chelsea için çarşamba gecesinin olumlu yanlarından biriydi.

Geçtiğimiz sezon Brendan Rodgers ile kabuk değiştiren Leicester City,  Claude Puel dönemindeki katı savunma futbolundan daha akışkan, set oyununa dönmüştü ve geçen sezonu güzel bir şekilde kapatmıştı.

Yeni sezona Tielemans’ın bonservisini alarak ve Ayoze Perez’i transfer ederek giren Leicester, güçlü kadrosuyla ilk maçta geçen sezonun flaş takımı Wolverhampton’ı konuk etti. Aslında kağıt üzerinde net bir beraberlik maçı gibi görülse de, Wolves’ın perşembe günü as kadroyla Avrupa Ligi mücadelesi oynamış olması, ibreyi bir tık Leicester’a döndürmüştü, fakat Rodgers’ın öğrencileri topu kaleye sokmayı başaramadı.

Hazırlık maçlarında sağ kenardaki Ayoze Perez sürekli içe kat edip Vardy ile ikili oluştururken, sağ bek Ricardo Pereira sık sık bindirmeler yapmış, goller ve tehlikeli pozisyonlar bu şekilde gerçekleşmişti. Wolves maçında da bu görüntüyü zaman zaman gördük fakat Boly başta olmak üzere rakip stoperlerin çok iyi bir maç çıkarması, Leicester’ın önünü kapatan engel oldu. Zaten ligin en disiplinli takımlarından birine karşı yalnızca ana planınız ile değil, birçok farklı plan ile gol aramalısınız.

Harry Maguire’ın yokluğunda Rodgers’ın nasıl bir refleks göstereceği çok merak ediliyordu ve Çağlar Söyüncü, maçın en iyilerinden biri olarak hocaya güven verdi. Maç sonunda Çağlar hakkında oldukça olumlu konuşan Rodgers, bundan sonra formayı Türk oyuncuya rahatlıkla verecek gibi duruyor.

Chelsea, yine 3. bölgede dinamik olup, direkt oyunla hızlı bir şekilde gol arayacak. Çarşamba günkü maçın yorgunluğu, özellikle son 20 dakikada sahaya yansıyabilir. Leicester’ın ise hücum ayakları çok tehlikeli. Stamford Bridge’de yüksek tempolu ve bol gollü bir maç bizleri bekliyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Sols-1.jpg

TOPA DAHA AZ SAHİP OLANIN ŞANSI DAHA YÜKSEK OLACAK (WOLVERHAMPTON-MANCHESTER UNITED)


Nuno Espirito Santo önderliğinde çok disiplinli ve sağlam bir takım haline gelen Wolverhampton, yeni sezona iki kulvarda mücadele ederek başladı. UEFA Avrupa Ligi 3. Eleme Turu’nda Pyunik’i 4-0 mağlup ederek büyük bir avantaj elde ettiler.

Bu hengâmede Premier Lig’in ilk maçında, ligin kaliteli ekiplerinden Leicester’a konuk oldular ve yorgun olmalarına rağmen maçı 0-0 bitirmeyi başardılar. Boly başta olmak üzere savunmanın üst düzey performansı, onlara bu şartlarda adeta bir galibiyet değerinde olan beraberliği getirdi. Geçtiğimiz sezonun şubat ayında 3-4-3’ten 3-5-2’ye dönen Santo, yeni sezona da aynı dizilişle başladı. Topa sadece %30 oranında sahip oldular, Jota-Jimenez ikilisiyle kontratak aradılar ancak skor üretemediler. Dendoncker’ın golü ‘VAR’ kararıyla iptal edilmeseydi, onlar için rüya gibi bir sezon başlangıcı olacaktı.

Leicester maçından sonra perşembe akşamı Pyunik deplasmanında 4-0’ın rövanşında yine aynı skorla kazanarak Play-Off’ta Torino’nun rakibi olan Wolves’ta Portekizli menajer, bu maça yedek kadroyla çıkarak tamamen Manchester United maçını düşündüğünü belli etti. 

Chelsea’yi 4-0 yenerek sezona rüya gibi bir başlangıç yapan Manchester United, bu galibiyeti daha dengeli bir orta saha kurgusuna ve geçen sezondan kalan geçiş oyunu stratejisine borçlu.

Evet, tabeladaki skor aslında sahadaki, özellikle ilk 45 dakikadaki oyunu yansıtmıyordu fakat bazen akıllı oyununuz şansla desteklendiğinde sizi uçurabilir. O gece Old Trafford da, tam da bu resimde bir 90 dakika oynandı.

Chelsea’nin yumuşak orta sahasına karşılık, hazırlık döneminde olduğu gibi Pogba’yı pivot olarak McTominay’ın yanında kullandı Solskjaer. Takımın başına geçtiğinde bariz şekilde gözüken planı, topu kaptıklarında Pogba üzerinden hızlı bir geçişle, meşin yuvarlağı Rashford, Lingard ve Martial gibi hızlı forvet oyuncularıyla buluşturmaktı. Chelsea karşısında da bu plandan esintiler gördük ve nitekim rakip, her ne kadar skorun da etkisi olsa da, ManU’dan daha fazla topla oynadı.

Hem Wolves, hem de ManU, topu rakip takıma verdiklerinde daha iyi skor üretebilen takımlar. Bu karşılaşmada da bu detay, maçın skorunu belirleyicisi olacak.

Şu kesin; ManU, karşısında Chelsea’nin yumuşak orta sahası kadar geçirgen bir merkez bulamayacak. Özellikle Dendoncker, ManU’nun orta sahasına ciddi zorluklar çıkarabilecek sertlikte. Wolves da, Leicester’ın hücum hattından daha kaliteli ayaklar ile karşı karşıya kalacak. 

İlginç gelebilir ama, topa daha az sahip olan takımın kazanmaya yakın olduğu bir 90 dakika izleyeceğiz.



ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım