23 Ağustos 2019

Premier Lig’de 3. haftaya bakış

Premier Lig’de 3. haftaya bakış

N’Golo Kante’nin oynayıp oynayamayacağı, Norwich deplasmanına giden Chelsea içi çok belirleyici olacak. Alev alan Kevin De Bruyne, Bournemouth deplasmanında Pep’in en büyük kozu. İki haftada 6 puan alan Arsenal için, Liverpool deplasmanı tam bir test olacak. Premier Lig’de 3. hafta başlıyor…






Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Tre-1024x576.jpg

TREZEGUET’İN SAĞ KENARDA OLMASI VILLA’NIN KANAT ORGANİZASYONLARINI KISITLIYOR MU? (ASTON VILLA-EVERTON)


Tottenham Hotspur Stadı’nda hem oyun hem de skor olarak çok iyi geçen bir ilk 45 dakika, son 6 dakikada gelen mağlubiyete rağmen Aston Villa taraftarını çok umutlandırmıştı. Bu oyun, Bournemouth maçının öncesinde Villa Park’a umut ve heyecan taşındı ve tribünlerde hakim olan duygu pozitifti. Fakat kimse, henüz 46. saniyede kaleci Tom Heaten’ın gereksiz bir hamleyle penaltı yaptıracağını ve henüz ilk dakikada takımın geriye düşeceğini tahmin edemezdi.

Bilirsiniz işte; Bournemouth gibi geçiş oyununu iyi oynayan takımlara karşı geriye düştüğünüzde, oradan dönüp maçı kazanmak bir hayli zordur. Bunun üzerine bir de 12. dakikada Douglas Luiz’in hatasını affetmeyen Harry Wilson’ın golüyle skor 0-2 olunca, Londra’daki umut, Villa Park’ta yerini umutsuzluğa bıraktı.

McGinn sürekli tehdit etti ama kaleci Ramsdale’ı bir türlü geçemedi. Bournemouth savunmasını ancak, 71. dakikada ilk golde hatası olan yeni transfer Douglas Luiz’in füzesi aşabildiler. Sonrası biraz kaos futboluna döndü ve son bölümde de gol çıkmayınca Aston Villa, Premier Lig’e ikide sıfır ile başladı.

Kasımpaşa’da her zaman sol kenarda oynayan, ters ayakla içe kat ettiğinde çok büyük bir tehlike olan Trezeguet’in Dean Smith tarafından sağ kenarda kullanılması, kanat etkinliklerini kısıtlıyor gibi görünüyor. Bu yüzden pozisyonların çoğunu merkezden McGinn ve Grealish ile buluyorlar. Merkezden oldukça etkililer fakat hücum varyasyonlarının kanatlardan da destek bulması şart. El Ghazi de şu an için çok yeterli gözükmüyor. 

Club Brugge’den ciddi bir bonservis ücreti ödenerek transfer edilen santrfor Wesley, Tottenham maçındaki kötü performansını sürdürdü. Elbette o karşılaşma, ona uygun bir maç değildi çünkü set oyunu yerine mecburen geçiş oyunu oynanıyordu. Fakat Bournemouth karşısında da etkiszi olması kafaları karıştırabilir. Bu yüzden cuma akşamı Everton’a karşı fileleri havalandırıp, özgüvenini sağlamalı ve takıma daha fazla yardımcı olmalı. Bakalım bunu ne kadar yapabilecek?

İlk hafta Crystal Palace deplasmanından bir puanla dönerken özellikle hücumda iyi sinyaller vermeyen Everton, iç sahada Watford’u 1-0’la geçerken taraftarına bir resital sunmadı ama ‘güvenliği sağlam’ bir takım olduğunu gösterdi. 

Digne’nin müthiş pası, Bernard’ın harika koşusu ve işte oldu, bu yetenekli kısa gerçekten harika. Zaha’nın transfer edilme ihtimali beni en çok, Bernard’ın yedek kulübesine mahkum kalacağı için korkutmuştu fakat neyse ki o transfer gerçekleşmedi. Zaha yerine Iwobi geldi ama bu forma rekabetinde Bernard oldukça önde. Hızı yerinde, tekniği muazzam, oyun görüşü kaliteli. Hem set oyununda iş çözücü, hem de Watford savunmasını gafil avladığı dakikada olduğu gibi geçiş oyununa hakim. Marco Silva ondan kesinlikle vazgeçmemeli.

Yeni transfer Moise Kean’in, Lewin’in yerine 72. dakikada girdiği maçta Everton’ın erken golü sonrası top özellikle 2. yarıda Watford’ın kontrolüne geçti. Deeney ve Doucoure ile yakaladıkları fırsatları değerlendiremeyince Everton, lige 2 haftada 4 puanla temiz bir başlangıç yapmış oldu. Diğer yeni transfer Gbamin ilk kez forma giydi ve yanında Andre Gomes vardı. 6 ve 8 numaralı bir 4-2-3-1 ile sahadalardı ama 0.67 gol beklentisi, hücumda yine yetersiz kaldıklarının bir kanıtıydı.

Aston Villa 3 yıldır hasretini çektiği Premier Lig’e dönmüşken artık kazanmak istiyor. Karşılarında geride sağlam duran, hücumda Richarlison, Bernard, Sigurdsson gibi yetenekli oyuncuları bulunan Everton var. Muhtemelen topu Villa’ya verip hata arayacaklar. Villa, üzerindeki baskıyı atmak için kazanmak zorunda.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Pukki.jpeg

PUKKI, CHELSEA’NİN PROBLEMLİ SAVUNMASINI SIKINTIYA SOKABİLİR (NORWICH-CHELSEA)


Premier Lig’e yükselmesine rağmen neredeyse hiç para harcamayarak cesur bir meydan okumaya imza atan Norwich, aynı cesurluğu saha içindeki oyun yapısıyla da gösteriyor. Liverpool maçından sonra hücum futbolu oynamaya devam edeceklerini ve bu kadronun bunun için kurulduğunu belirten Norwich Menajeri Daniel Farke, hiç şakasının olmadığını 3-1 kazandıkları Newcastle maçında gösterdi.

%63 oranında topa sahip oldular, hücum aksiyonları da rakiplerinden daha fazlaydı. Geçen sezonun gol kralı Pukki, Anfield’dan sonra iç sahada da sahneye çıkarak hat-trick yaptı ve Newcastle’ı bitirdi. Attığı 3 golün dışında kaçırdığı iki net de fırsat vardı. Şu anda Pukki’yi durdurmak neredeyse imkânsıza yakın Bakalım bu performansını ne kadar sürdürebilecek?

Hem sağ bek Aarons hem de sol bek Lwis, sürekli oyunun içinde. Sağ kenarda forma giyen ve Pukki’ye iki asist yapan Todd Cantwell de tam bir ceza kesici. Tempoları çok yüksek ve rakip ceza sahasında sürekli 3 futbolcu rakip stoperleri meşgul ediyor.Şu anda işler, Norwich için gerçekten yolunda gidiyor.

Manchester United yenilgisinden sonra Süper Kupa’da İstanbul’da Liverpool’a penaltılarda yenilen Chelsea, Lampard’ın Stamford Bridge’e menajer olarak çıktığı ilk maçta Leicester ile 1-1 berabere kaldı.

Tıpkı Manchester United maçındaki gibi ilk yarıda enerjisi yüksek, direkt oyunu iyi oynayan ve pas organizasyonlarını hızlı yapıp rakip savunmanın dengesini bozan bir Chelsea izledik. Bununla birlikte Olivier Giroud da, indirdiği ve sakladığı toplarla, arkadaşlarına açtığı alanlarla belki de dünyadaki en iyi pivot santrforlarından olduğunu gösterdi. Gol atamadı belki, zaten dünyanın en skorer santrforlarından biri değil fakat arkadaşlarına kesinlikle çok yardımcı olduğu bir gerçek.

İlk 45 dakikada oyun üstünlüğüyle birlikte skor üstünlüğünü de elen alan Chelsea, özellikle 65. dakikadan sonra İstanbul’daki Süper Kupa’nın yorgunluğunu fazlasıyla hissetti. 120 dakika Liverpool gibi bir canavarla oynamak elbette hiç de kolay değildi. Hem fiziksel hem mental yorgunluk, Leicester’ın Maddison, Tielemans, Vardy ve Ayoze Perez gibi futbol akıllarıyla birleşince Lampard’ın talebeleri 1 puanı zor kurtardı. Özellikle Maddison’a o kadar alan bırakmaları, rahat top kullandırmaları onlar adına cidden sıkıntılı bir durumdu. N’golo Kante, Süper Kupa maçında olduğu gibi yine müthişti fakat sadece onun dinamizmi de bir yere kadar yetecekti.

Lampard’ın yeni bir Lampard yapmak istediği 20 yaşındaki Mason Mount, sadece golüyle değil oyun görüşü ve paslarıyla yine iyi bir iş çıkardı. Lampard, yorgunluğu gidermek için önce geçen hafta ırkçı saldırılara maruz kalan Abraham; ardından da Kovacic ve Willian’ı oyuna aldı ama onlar da bekleneni veremedi. Özellikle sakatlıktan yeni kurtulan Willian’ın ayakta duracak halinin olmaması, Stamford Bridge sakinlerini kızdırmışa benziyordu.

Chelsea’nin hücum hattında işler gerçekten yolunda gibi gidiyor. Fakat takım savunması henüz oturmadı ve Christensen-Zouma ikilisi hâlâ iyi bir uyum yakalayamadı. Ayrıca ayak bileğinden sakatlanan Kante’nin de maça yetişip yetişmeyeceği belli değil. Bu bağlamda alev alan Teemu Pukki önderliğinde Norwich, Chelsea’ye çok zor anlar yaşatabilir. 

İki hücumu seven hocanın takımının maçında, cumartesi günü 14.30’da yüksek tempolu ve bol gollü bir maç izleme ihtimalimiz kuvvetle muhtemel.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Tross.jpeg

TROSSARD PREMIER LİG’E ISINIYOR (BRIGHTON-SOUTHAMPTON)


Graham Potter yönetiminde geçen sezona göre daha hücumcu, topa sahip olmayı arzulayan ve daha fazla heyecan veren bir takım haline bürünen Brighton, sükseli bir Watford galibiyetinin ardından iç sahada West Ham ile 1-1 berabere kaldı.

3’lü savunma kurgusunu bozmayan Potter, 3-4-4 dizilişini tercih ederken, Pascal Gross’u sağ kenarda, Trossard’ı sol kenarda kullandı. Santrforda ise doğal olarak Glenn Murray vardı. West Ham’dan daha organizeydiler, daha fazla pozisyon yakaladılar fakat kazanmayı başaramadılar.

20 milyon euro bonservis bedeli ile Genk’ten transfer edilen Leandro Trossard, ilk kez forma giydiği maçta iki golle yıldızlaştı fakat bunlardan biri iptal edildi. Gerçekten özellikle şutları çok acımasız, Eden Hazard’a benzeyen oyun stiliyle oldukça cezbedici. Brighton’a sezon boyu çok fazla katkı sağlayıp, belki de sezon sonunda daha büyük bir kulübe transfer olabilir.

Lige Burnley deplasmanında alınan 3-0’lık mağlubiyetle başlayan Southampton ise Liverpool’un Süper Kupa yorgunu olmasından faydalanamadı ve sahadan puansız ayrıldı. Esasında ilk yarıda Soton Menajeri Ralph Hasenhüttl’ın meşhur ön alan presini çok iyi uygulayan ve Liverpool’a oyun kurdurmayan bir Soton vardı. Fakat Mane’nin olumlu anlamda saçma sapan golü, onların motivasyonunu da bir hayli düşürdü ve ikinci yarıda Liverpool, bildiğimiz Liverpool gibi oyunu ele almayı başardı. Maç içi değişkenleri, karşılaşmanın skorunu belirledi. Ings yedek kulübesinde başlamasaydı özellikle ilk yarıda yeni transfer Adams’ın pozisyonunu gole çevirebilirdi ve bitiricilik konusunda daha faydalı olabilirdi. 

Yeni bir yapılanmaya giren ve topa sahip olmak isteyen Brighton ile, geçen sezonun ortalarında yeni hocası Hasenhüttl ile oyununu değiştiren Southampton’ın mücadelesi her türlü sürprize gebe.

Soton’un savunmada özellikle Vestergaard üzerinde yaşadığı problem, hocanın canını sıkıyor olmalı. Yoshida’nın dönüşü de en azından Liverpool maçı için çare olmamışa benziyor. 

İki tane üçlü savunmayla oynatan hocanın tam anlamıyla bir taktik savaşın yaşatacağı bir 90 dakika bizi bekliyor. Trossard’ın neler yapacağı merak konusu.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Bisa.jpg

ESKİ DOSTLAR OLD TRAFFORD’DA KARŞI KARŞIYA (MANCHESTER UNITED-CRSYTAL PALACE)

Kuşkusuz Premier Lig’in geçtiğimiz sezondan bu yana en zor ve sert dış saha maçlarının başında gelir Wolverhampton deplasmanı. Büyük altılının baş belası oldular. Chelsea’yi 4-0 gibi sükseli bir skorla deviren Manchester United, böylesine zorlu bir deplasmana gittiğinin farkındaydı ve açıkçası oyunları hiç de fena değildi.

Aslında Wolves’a karşı topa sahip olmayı tercih etmek oldukça tehlikeliydi ve Solskjaer’in tercih ettiği hücum hattı, topu tutmaya da elverişli değildi. Fakat buna rağmen Wolves’ın da topu bırakmak istemesiyle meşin yuvarlağa sahip oldular. İlk 10-15 dakika etkili olamasalar da tempoyu yavaş yavaş yükseltip, Wolves savunmanın arkasına sık sık denemeler yaptılar.

Nitekim onlardan biri de Martial ile golle sonuçlandı. Bu gol, skor tabelasını değiştirmekten öte bir anlam taşıyordu. Wolves’un zamanla risk alacağı ve savunma çizgisini öne çıkaracağı, alışkın olmadığı oyunu oynayacağı bu ortam, United’ın çok ama çok işine gelecekti.

Fakat Wolves’ın ikinci yarıda Adama Traore’nin girişiyle birlikte tempoyu yükseltmesi, ardından Neves’in harika golü bu avantajı bozdu. United’ın ‘VAR’a bağladığı umutlar da boşa çıkınca maça denge gelmesi kaçınılmaz oldu.

68’de Pogba’nın kaçırdığı penaltı, Manchester United’ın çok yaklaştığı 3 puanın uçup gitmesine sebep oldu. Penaltıyı kullanmayı Rashford da istemişti fakat Fransız oyuncu insiyatif aldı, denedi olmadı. Fakat hem oyun olarak hem de yeni transferlerden James, Bissaka, Maguire’ın iyi futbolu umut verdi. Geçen sezona göre transferlerle birlikte daha oturaklı bir takım savunması, hücumda daha etkili bir ekip. United bu sezon ilk 4’ün güçlü adaylarından olduğunu gösteriyor gibi, ne dersiniz?

Crystal Palace ise Zaha krizini kısmen atlatmış şekilde gitti Sheffield United deplasmanına. Hodgson, Goodison Park’ta Everton’a 1-0 mağlup oldukları maçta yedek bıraktığı yıldız futbolcuyu bu karşılaşmada Benteke’nin yanında forvet olarak oynattı. Zaten geçen sezon ana kurguları 4-4-2 şeklindeydi ve buna devam ettiler.

Fakat Sheffield’ın muazzam takım disiplini, stoperlerin hücuma çıktığı beklerin çok aktif olduğu 3-5-2’li etkileyici oyun planı, zaten pozisyon üretmekte zorlanan Palace’ı iyice sıkıntıya soktu. Ne rakibi hazırlıksız yakaladıklarında ne de set oyununda neredeyse hiç etkili olamadılar.

Zaha, 5’li Sheffield savunması arasında çoğu zaman kayboldu. Hazırlık kampının yıldızı da Max Meyer de yokları oynayınca, bu maçı da gol atamadan kaybettiler.

United, iyi bir hazırlık dönemi geçirdi ve oyuncuların hemen hemen hepsi aç gözüküyor. Palace ise mental anlamda sıkıntı yaşarken, üretkenlik problemini de sürdürüyor. Roy Hodgson’ın takımı ne kadar iyi kapanırsa kapansın bu maçta işleri çok zor gözüküyor.

A takıma çıktığında Wilfred Zaha’yı durdurup herkesi şaşırtan bir performans sergileyen, daha sonra Manchester United’a transfer olan Wan-Bissaka, bu kez Zaha’ya idmanda değil Old Trafford’da rakip olacak. İkilinin mücadelesini izlemek oldukça keyifli olacağa benziyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Wilder2.jpg

YENİLİKÇİ WILDER, BRENDAN RODGERS’A KARŞI(SHEFFIELD UNITED-LEICESTER)


Oyun organizasyonunuz iyi ve esnekse, kadro kaliteniz yetersiz olsa bile hedefe ulaşabilirsiniz. 

Yıllar sonra Premier Lig’e yükselen Sheffield United da yukarıdaki cümleye uyan ekiplerden biri olduğunu gösterdi. Geçen sezon olduğu gibi üçlü savunma kurgusunu tercih eden menajer Chris Wilder, yenilikçi yapısıyla dikkatleri üzerine çekti. Sol stoper Jack O’Connell ve sağ stoper Chris Basham’ı, pozisyonlarına göre sürekli hücuma gönderen hoca, kanat bekleri Stevens ve Baldock’u da zaman zaman rakip ceza sahasının merkezinde konuşlandırıyor. 

İlk hafta Bournemouth deplasmanında gayet iyilerdi ve puanla döndüler. Geçtiğimiz hafta sonu ise sorunlu Crystal Palace’ı iç sahada Lundstram’ın golüyle 1-0 mağlup ettiler. McGoldrcik’i Bournemouth maçındaki gibi sık sık savunma arkasına kaçıramadılar fakat bir şekilde golü bulup, geride de sağlam durunca 3 puanı aldılar.

Leicester City ise 0-0’lık Wolverhampton beraberliğinin ardından deplasmanda Chelsea ile 1-1 berabere kaldı. 

İlk yarıdaki performansları, kadro kalitesi ile kıyaslandığında hayal kırıklığıydı kabul; fakat ikinci yarı takım geri döndü ve 1-0’ı 1-1 yapmakla kalmadı, galibiyet fırsatını kaçıran taraf oldu. Maddison-Vardy ikilisi biraz daha uyumlu olsa, Vardy ofsayt durumuna biraz daha dikkat etse Stamford Bridge’den 3 puanla dönebilirlerdi.

Harika bir ikinci yarı oynadılar ve geçiş oyununda ne kadar tehlikeli olduklarını bir kez daha gösterdiler. Menajer Brendan Rodgers’ın elinde hem set oyununa hem de geçiş oyununa uygun ve kaliteli kadro var. Bakalım ilk galibiyetlerini Sheffield deplasmanında alabilecekler mi?

Hazırlık döneminde tek defansif orta saha ile oynayan Rodgers, ilk iki maçın zorluğundan olsa gerek iki 90 dakikada da hem Ndidi’yi hem de Choudhury’i kullandı. Bu maçta Albrighton veya Barnes’ı ilk 11’e alıp, Maddison’ı 10 numara gibi kullanıp Choudhury veya Ndidi’den birini kulübeye çekerse şaşırtıcı olmaz.

Lige iyi başlayan Sheffield ile kadro kalitesini henüz sahaya tam yansıtamamış; fakat bunun için hevesli olan Leicester’ın kapışmasını izlemek keyifli olacak.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Sarr-1024x683.jpg

ISMAILA SARR, KÖTÜ GİDİŞE ‘DUR’ DİYEBİLECEK Mİ? (WATFORD-WEST HAM)

Geçen sezona mükemmel başlayan Watford, yeni sezona oldukça kötü başladı. İlk maçta evinde Brighton’a 3-0 mağlup olan Gracia’nın ekibi, geçtiğimiz hafta sonu da deplasmanda Everton’a 1-0 yenildi. 

Maçın henüz başında kontradan yedikleri gol sonrası toparlanmaları kolay olmadı. Deeney ve Doucoure’nin pozisyonları gol olsaydı puan alabilirlerdi fakat başaramadılar. İlk hafta sol kenarda oynayan Deulofeu, son karşılaşmada geçen sezon olduğu gibi Deeney’nin yanında oynadı, zaman zaman da 10 numara pozisyonunda yer aldı. 

Javi Gracia 4-2-2-2 düzeninde ısrarcı fakat artık bir değişiklik yapması gerekebilir. Zira sadece skor olarak değil, oyun anlamında da hiç iyi sinyaller vermiyorlar. Bu şekilde devam ederse Steve Bruce ile birlikte ilk gönderilecek hocalar arasında kendine yer bulabilir.

Sezona Manchester City’den evinde 5 yiyerek başlayan West Ham, deplasmanda Brighton’la 1-1 berabere kalarak ilk puanını aldı. Pellegrini, Sebastien Haller ve Felipe Anderson’dan sakatlıkları sebebiyle faydalanamadı ama bu, sahadaki kötü oyunu açıklayabilir mi? Şüpheler var.

Geçen sezon da kadro kalitesinin hakkını veremeyen Çekiçler, bu sezona da oyun kalitesi olarak kötü başladı. Hazırlık döneminde hücum hatları çok iyi ve üretken görünüyordu fakat bunu lige yansıtamadılar. Beklerin hücuma katılımı da son derece düşük. Aslında sezona tam tersi şekilde, iyi hücum kötü savunma ile başlamaları bekleniyordu ama sezon öncesine göre daha katı oynayıp hücum gücünü düşürdüler.

Yeni transfer Fornals, yeniden kendini bulmaya çalışan hazırlık kampının yıldızı Lanzini, Frankfurt’tan büyük umutlarla ve transfer rekoru kırılarak alınan Sebastien Haller, büyük yetenek Felipe Anderson…

Manuel Pellegrini, bu hücum hattını daha iyi kullanmayıp kötü sonuçlara ve kalitesi düşük oyuna ‘dur’ diyemezse, onun da sonu yakın gibi görünüyor. Zira geçen sezon da taraftarın beklentisini hiç karşılayamamıştı.

İki takım da çıkış arıyor ve kazanmak zorunda olmaları, karşılaşmayı daha zevkli hale getirebilir. Bakalım ilk 11’de olması beklenen Watford’un yeni transferi Ismaila Sarr, bu maçta takımın kötü gidişatına ‘dur’ diyebilecek mi?

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Klopp-1.jpg

ARSENAL’İN GERÇEK SEVİYESİ ANFIELD’DA TEST EDİLİYOR (LIVERPOOL-ARSENAL)

Süper Kupa yorgunu olarak Southampton deplasmanına giden Liverpool, özellikle ilk yarıdaki kötü oyuna rağmen Sadio Mane’nin müthiş bitiriciliği ile kilidi açtığı maçta 2-1’lik skorla 3 puanı almayı başardı. 

Normalde bu tür yorgun takımlar ikinci yarıda oyundan düşer ama Liverpool tam tersi, ikinci yarı daha diriydi. Bunda kötü oynarken öne geçmiş olmanın verdiği moral, aynı zamanda rakibin iyi oynarken geriye düşmüş olmasının verdiği moralsizlik büyük etkendi. Zira bazen momentum, fizik gücünden daha fazla etki eder.

İstanbul’da Chelsea maçında orta sahada görev alan Fabinho ve Henderson’u dinlendiren Jürgen Klopp, yorulmak nedir bilmeyen James Milner’ı 74 dakika sahada tuttu. Skor üstünlüğünü ele almalarına rağmen son dakikalarda Danny Ings topa dokunabilse, Southampton’dan 2 puan kaybıyla döneceklerdi ama neyse ki şanslıydılar.

Savunmadaki bazı aksaklıklara rağmen iki haftayı da kayıpsız geçmeleri Liverpool için oldukça sevindirici. Özellikle Hasenhüttl gibi ön alan presini çok iyi uygulayan bir hocanın takımını, yorgun halde deplasmanda devirmek gerçekten çok iyi iş. Bu galibiyetin, Manchester City’nin puan kaybettiği haftada gelmesi de Klopp’u ekstra mutlu etmiş olmalı.

Arsenal ise, Emirates’te Burnley’i 2-1 mağlup ederken özellikle ilk yarıda kafalarda soru işaretleri bıraktı. Topa yeterince sahip olamadılar ve Burnley’e haddinden fazla pozisyonlar verdiler. Sokratis’in sağlam duruşu olmasaydı ilk yarıda golü atmadan geriye düşüp, işi çok daha zora sokabilirlerdi.

Bu maçı aslında takımın oyun gücü değil, Real Madrid’den kiralanan Dani Ceballos’un bireysel performansı kazandırdı. Gerçekten ilk iç saha maçında inanılmaz işer yaptı. Oyun kurulumu sürekli onun üzerinden gerçekleşti, sahada adım atmadık yer bırakmadı. Oyun görüşü, düşünme hızı ve pas kalitesi ile Arsenal’e bu sezon neler katacağına dair bir fragman yayınladı. O oyundan alındığında kalan kısa dakikada Londra ekibinin oyun kurulumunda ne kadar zorlandığını gördük.

Jürgen Klopp, mutlaka Ceballos’un takımla olan pas bağlantısını kesmek için özel şeyler yapacaktır. Bu yüzden Emery’nin buna karşılık bir B planı üretmesi ve geçen sezon Sarri’nin Jorginho üzerinde yaşadığı problemi yaşamaması gerek.

İlk iki maçını da kazanan Arsenal’in,gerçek seviyesi Anfield Road’da Şampiyonlar Ligi şampiyonuyla oynayacağı maçta açığa çıkacak. Bundan daha iyi bir test ne olabilirdi?

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı KDB-1024x576.jpg

FORMDA DE BRUYNE, BOURNEMOUTH’U GÖZÜNE KESTİRDİ (BOURNEMOUTH-MANCHESTER CITY)


Sezona iç sahada Sheffield karşısında puan kaybıyla giren Bournemouth, o maç özelinde oyun olarak geçen sezonun bir hayli gerisinde kalmıştı. Çok fazla pozisyon üretememekle birlikte Sheffieldlı McGoldrick’in savunma arkasına sarkıp pozisyon bulmasına engel olamamıştı.

Aston Villa deplasmanına giderken kuşkusuz kafalarda soru işareti vardı ama henüz 46. saniye gelen penaltı golü, ilerleyen dakikaların çok daha uygun geçmesine sebep oldu. Zira geçiş oyunu en iyi yaptıkları şeylerden biri ve skor üstünlüğünü ele aldıklarında bunu çok rahat uygulayabiliyorlar.

Yeni transfer Harry Wilson’ın golüyle farkı henüz maçın başında ikiye çıkardıktan sonra iyice rahatladılar, maçın sonlarında baskı yemeleri ise oldukça normaldi. Fraser henüz geçen sezonki ritmini yakalayabilmiş gözükmüyor. Belki Brooks’un sakatlığının da bunda etkisi olabilir. İlk maça üçlü savunma kurgusuyla çıkan Menajer Eddie Howe, Aston Villa’ya karşı daha çok kullandığı 4-4-1-1 düzenini tercih etti. 

Manchester City ise tıpkı geçen sezon Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde olduğu gibi Tottenham karşısında ‘VAR’a takıldı. Adeta dejavunun yaşandığı maçta Jesus’un son dakikadaki golü iptal oldu ve Etihad adeta buz kesti.

2-2 biten maçın skorundan bağımsız; Pep Guardiola’nın Mauricio Pochettino’ya karşı çok net bir şekilde üstünlük sağladığı bir mücadele izledik.

Zinchenko’nun adam adama markajda olan oyun kurucu Rodri’yi rahatlatması için yine merkeze gelip orada sayısal üstünlüğü sağlaması, Sterling’in sol kenarda sürekli boş kalması, Zinchenko’yu çözdüklerinde ise Laporte-Sterling pas bağlantısı; asıl önemlisi de Bernardo Silva-De Bruyne pas bağlantısının harika işlemesi; bunların hepsi Pochettino’nun çaresiz kaldığı alanlardı.

De Bruyne öyle bir oyun oynayıp öyle bir asist yaptı ki, belki de Pep için bu bir galibiyetten daha heyecan vericiydi. Top Bernardo Silva’ya geldiğinde sürekli savunma arkası koşusu yaptı ve çok etkili yerden/havadan ortalar kesti. Bir pozisyonda Winks tarafından takip edildiğini gördüğünde, pratik zekâsını kullanarak birkaç adım geri çıktı, Bernardo’dan aldığı pası tek topla ortaladı ve Sterling’e muazzam bir asist yaptı. Bu pozisyon bile onun ne kadar büyük bir futbol aklı olduğunu kanıtlar nitelikteydi.

Tottenham maçını kazanmayı fazlasıyla hak eden Manchester City’nin, Bournemouth’a çok fazla hayal kurdurabileceğini sanmıyorum. Eddie Howe, geçen sezon büyük maçlarda olduğu gibi; Pep Guardiola’nın maç öncesi basın toplantısında övdüğü beşli savunma kurgusuyla çıkabilir. Ama böyle bir makineyi durdurmak, gerçekten çok ama çok zor gözüküyor. 

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Harry-1024x768.jpg

HARRY KANE, STEVE BRUCE’UN NEWCASTLE’DAKİ ÖMRÜNÜ KISALTABİLİR (TOTTENHAM-NEWCASTLE UNITED)


İlk yarısında acı çektiği Aston Villa’yı maçını, son 5 dakikada Harry Kane’in golleriyle 3-1 kazanan Tottenham, Manchester City deplasmanından bir puanla dönmeyi başardı.

Skor tabelasında 2-2 yazdı fakat bu sizi aldatmasın. Manchester City’nin birçok net fırsattan yararlanamaması, Tottenham da sürpriz iki gol bulması, son dakikada ‘VAR’ sisteminin Jesus’un golünü iptal etmesi işleri bu noktaya getirdi.

Lamela’ya Rodri’yi markaj görevi veren ve adam adama oynatan Pochettino, City’nin, Zinchenko’nun merkezde konuşlanmasıyla ürettiği çözüm karşısında yetersiz kaldı. İkinci yarıda Eriksen, Zinchenko’yu kapattı fakat bu kez de Sterling sol kenarda bir hayli boş kalınca Laporte üzerinden yine kanatlara çok iyi açıldılar. Bununla birlikte sağ kenarda Kevin De Bruyne’nin iç koridor koşularını durduramadılar. Bu konuda da yeni transfer Ndombele ve özellikle Winks bir hayli yetersiz kaldı.

İkinci yarı 4-2-4 düzenine geçtiklerinde Pep Guardiola’nın, ilk yarıda ileri 5’liden biri olan İlkay’ı geriye çekmesi, orta sahada çok kolay geçilmelerine sebebiyet verdi ve burada da işler yolunda gitmedi. Kaleci Lloris oyun kurulumunda başarısız bir gün geçirirken; geçiş oyunlarında Harry Kane ağır kaldı. Kuşkusuz bu deplasmanda Min-Son’u çok aradılar.

Sonuç olarak, skor tabelasında beraberlik yazsa da Pochettino, saha içinde Pep Guardiola karşısında çaresiz kalarak ağır bir yenilgi aldı. Fakat buna rağmen Etihad’dan 1 puanla dönmek onların bu maça daha moralli çıkmasını sağlayacak.

Newcastle ise ikinci yarı bir miktar da olsa iyi şeyler ortaya koyduğu Arsenal mağlubiyetinden sonra ligin yeni ekibi Norwich deplasmanına gitti. Pukki’yi durduramadılar ve sahadan 3-1’lik mağlubiyetle ayrıldılar. Hat-trick yapan Pukki biraz şanslı olsa maç 5’e çok rahat gidebilirdi.

Hücum organizasyonları yine kalitesizdi. 5-3-1-1- kurgusunu tercih eden menajer Steve Bruce, en öndeki Joelinton ve arkasındaki Almiron ile gol aradı fakat Joelinton hiç iyi bir bitiricilik gösteremedi. 0-0’ken müsait pozisyonda kafa vuruşunu gole çevirseydi işler tersine dönebilirdi fakat olmadı. Zaten o pozisyon dışında da net pozisyonları yoktu diyebiliriz.

Steve Bruce takımın başına getirildiğinde bahis siteleri bile Newcastle’ı en büyük küme düşme adaylarından biri olarak gösteriyordu. İlk iki haftadaki oyuna bakıldığında pek de haksız sayılmazlar.

Kadrosunu genişleten, moralli Tottenham’an deplasmanında alınabilecek farklı bir mağlubiyet, Bruce’un beklenenden daha erken gönderilmesine neden olur mu? Harry Kane’in Aston Villa maçındaki performansına bakarsak, bu ihtimal çok uzak gibi gözükmüyor…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Dyche-1024x683.jpg

SEAN DYCHE, WOLVES’IN YORGUNLUĞUNU AVANTAJA ÇEVİREBİLECEK Mİ? (WOLVERHAMPTON-BURNLEY)


Pazartesi akşamı Manchester United’la evinde 1-1 berabere kalan Wolverhampton, sadece iki gün dinlenip perşembe akşamı UEFA Avrupa Ligi Play-Off ilk maçında deplasmanda Torino ile oynadı ve Saiss, Jota, Jimenez’in golleriyle 3-2 galip gelmeyi başardı.

ManU maçında aslında geçen sezonki büyük karşılaşmaları kıyasladığımızda, beklenilenin altında bir Wolves vardı diyebiliriz. Topu rakibe vermeleri zaten sürpriz olmayan bir hadise; fakat geçiş oyununu doğru yapamamaları, ileride hiç top tutamamaları onlar adına eksi yazdı. Bir de Martial’in golü gelince, işler gerçekten zora girdi.

Torino maçında Nuno Espirito Santo’nun dinlendirdiği Ruben Neves’in müthiş golüyle United maçında skoru eşitleyen Wolves, Pogba’nın penaltı kaçırmasıyla 1 puanı kapmış oldu. Esasında maçın hakkı United galibiyetiydi fakat penaltı kaçınca Solskjaer’in ekibi iki puanı bırakmış oldu.

Torino deplasmanında tur için büyük avantaj yakalayan Wolves’ta Burnley karşılaşmasında mecburi bir rotasyon görebiliriz. Yeni transfer santrfor Cutrone, Jota veya Jimenez’in yerine ilk 11’de başlarsa pek de şaşırmamak gerek. Keza Adama Traore de bu rotasyonda kendine yer bulabilir. 

Burnley ise Emirates’te Arsenal’e karşı hiç de fena bir maç çıkarmamasına rağmen 2-1 mağlup oldu. Ceballos’u durduramayınca, onun takımla pas bağlantısını kesemeyince bu sonuç kaçınılmaz oldu. Sezona çok formda giren Ashley Barnes, Londra’da da fileleri havalandırarak Sean Dyche’ı mutlu etti. İlk yarıda topa, beklenilenden daha fazla sahip olmaları ve rakip kalede oldukça etkin gözükmeleri dikkat çekiciydi. Tabii genç sol kanat McNeil’ın çalımları da…

Klasik 4-4-2 dizilişiyle eski İngiliz oyun tarzını modern haliyle bize sunan Burnley Menajeri Sean Dyche, Wolves’ın yorgunluğundan faydalanıp Molineux Stadı’nda bir sürprize imza atarsa, çok da şaşırmamak gerek.













ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ