Kramponlupisagor -

Premier Lig’de 9. haftaya bakış

Premier Lig’de 9. haftaya bakış
  • 18.10.2019

Ole Gunnar Solskjaer ve Marco Silva için tehlike çanları çalıyor. Pep Guardiola’nın, Selhurst Park’ta puan kaybına tahammülü yok. Liverpool, Old Trafford’a büyük favori olarak gidiyor. Chelsea, Newcaslte’ın katı savunmasını erken bir golle açmak zorunda. Premier Lig’de 9. hafta başlıyor…





Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Marco-1.jpg

MARCO SILVA, 250 MİLYON POUND’UN ALTINDA EZİLİYOR (EVERTON-WEST HAM)


Eğer yaptığınız yemek, beklediğiniz lezzette olmadıysa ya eldeki malzemelerin kalitesi, bu yemek için yetersizdir; ya da siz, eldeki yeterli kalitedeki malzemeyi değerlendirecek yetenekte değilsinizdir. 

Everton’ın Burnley deplasmanındaki ilk 11’inin değeri, 250 milyon Pound’un üzerindeydi. Bu yaz transfer sezonunda da Gueye’yi kaybetmelerine rağmen, yine kadrolarını önemli derecede güçlendirdiler. Fakat oyun, bu kadro kalitesinin yanına bile yaklaşamayan bir seviyede. Bu da, Menajer Marco Silva’nın, eldeki kaliteli malzemeyi doğru şekilde kullanamadığının bir kanıtı.

Üretkenlik problemleri var ve geçen sezonun son döneminin aksine, çok daha kolay gol yiyorlar. Hücum repertuarları çok zayıf ve iki bek Coleman ve Digne’nin insafına kalmış durumda. Ligin son maçında Burnley deplasmanında 1-0 mağlup olmalarında tabii ki 55. dakikada Andre Gomes’in oyundan atılması da etkili oldu. Iwobi’nin kaçırdığı iki net fırsatı da atlamamak gerek. Fakat Everton’ın bu ön alan oyuncularıyla daha fazla üretmesi gerek.

En büyük problemleri duran toplarda yaşıyorlar. Geçen sezondan bu yana 22; bu sezondan itibaren ise şimdiden 5 golü duran toplardan yediler. Buna çözüm bulmak için çalışıyor olmalılar fakat bu çalışmalar henüz sahaya yansımış değil.

West Ham’da ise işler, en azından skor olarak tam iyi gitmeye başlamıştı ki iç sahada 2-1’lik Crystal Palace mağlubiyeti geldi. 7 maçlık yenilmezlik serilerini André Ayew bozmayı başardı. Son dönemde iyi sonuçlar almalarına karşın çok da tatmin eden bir futbol oynadıklarını söylemek zor.

Geçen sezonun çoğunluğunu sakat geçiren ve bu sezon 2. haftadan sonra ilk 11’de oynamaya başlayan Andriy Yarmolenko’nun, hücum gücünü arttırdığı da yadsınamaz bir gerçek. Ukraynalı oyuncu son bu 6 maça 3 gol sığdırmayı başardı ve gollerinden bağımsız oynadığı oyunla da göz kamaştırdı. Fakat performansını arttırması gereken biri var; o da Felipe Anderson…

Brezilyalı oyuncudan beklenti çok daha yüksek; fakat henüz istenilen seviyeye gelmiş değil. O biraz kıpırdadığında hücumda çok daha etkili oluıyorlar. Evet, West Ham ilk 4’ü hedefliyorsa kesinlikle Anderson’un form durumunu yükseltmesi gerekiyor.

Manuel Pellegrini’nin ekibi, ağır yaralı Everton deplasmanından en azından 1 puanla dönüp, çok fazla ritim kaybetmeden devam etmek isteyecek. Everton ise puan kaybettiği takdirde Marco Silva, koltuğundan olabilir. 

Goodison Park’ta Marco Silva bir şeyleri değiştirmeli, çünkü artık son kozlarını oynuyor. 

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Mings.jpg

VILLA PARK’TA MINGS’E SAHİP ÇIKMA ZAMANI (ASTON VILLA-BRIGHTON)

İngiltere’nin köklü kulübü Aston Villa, sezona puan olarak çok da iyi başlayamadı fakat lige yeni çıkmış bir takım için bu durum çok da anormal olmasa gerek. Birçok transfer yaptılar ve uyum süreci için elbette biraz daha zamana ihtiyacı var. Yine de şimdilik işler o kadar da kötü gitmiyor gibi duruyor.

2-2’lik Burnley beraberliğinin ardından milli takım arası öncesi Norwich’i deplasmanda 5-1 yenerek büyük bir sükse yaptılar. 2 gol atıp 1 asist yapan Wesley, bir de penaltı kaçırdı. Yavaş yavaş takıma ve lige adapte olduğunu söylersek yanlış olmaz. Fakat bu 5 gol yanıltıcı olabilir, zira Norwich, maçları adeta Rus Ruleti gibi oynayan, ligin en hücumcu takımlarından biri.

Dean Smith, esnek bir hoca olduğunu gözler önüne sermekten çekinmiyor. Önce sezon başında sağ kenarda oynattığı Trezeguet’i sol kenara kaydırdı; ardından da takımın en önemli kozu olan Grealish’i sol içten alıp, ileri üçlünün soluna koydu. Bu esnada Trezeguet’i de son iki maçta yedek kulübesine aldı. İşler kötü gittiğinde esneklik gösterip bir şeyleri değiştirmek ne hoş değil mi? Keşke Türkiye’de de bunu görebilsek.

Hafta içinde ilk kez İngiltere Milli Takım formasını giyen stoper Tyrone Mings, 6-0 kazanılan Bulgaristan maçında başarılı bir oyun sergiledi. Özellikle oyun kurulumunda oldukça etkiliydi. Fakat Bulgar taraftarlarının bir kısmının ırkçı saldırısına uğraması, üstelik bu özel gününde ailesi de tribündeyken, büyük insanlık ayıbıydı. Bu maç aynı zamanda Villa Park’ta, Mings’e destek çıkma ve ona moral verme maçı da olacaktır.

Graham Potter ile kabuk değiştiren Brighton ise, son maçta Tottenham’ı adeta dağıttı. Maupay’in henüz 3. dakikadaki ilginç golü, ardından Conolly’nin sazı eline alması 3-0 gibi sürpriz bir skoru ortaya çıkardı. Bu sezon tüm maçlarda 3-4-3 dizilişini tercih eden Potter, bu maçta klasik 4-4-2 ile takımı sahaya sürdü.

Sağ kenarda Gross, sol kenarda ise Mooy yer aldı ve bu iki futbolcu top Brighton’dayken sürekli merkeze kat edip, Tottenham’ın orta sahasına bariz üstünlük sağlayarak galibiyette öncü oldu. 

Potter’ın, topa sahip olmayı ne kadar önemsediği, istatistiklere de yansımış durumda. Geçen sezon Chris Hughton döneminde ilk 8 maçta ortalama %35.6 topa sahip olma oranıyla oynayan Brighton’da bu oran, bu sezon 8 maçta %54.3’e yükseldi. Manchester City deplasmanında %46, Chelsea deplasmanında ise %47 topa sahip olma oranıyla oynadılar. Geçen sezon iç sahadaki Tottenham maçında %29 olan bu oran, son Tottenham maçında ise %48’e yükseldi. Sizce de büyük bir değişim değil mi?

Leandro Trossard, Brighton için elbette önemli bir eksik fakat hücum hattı için yeterli kadro derinlikleri var. Bakalım Aston Villa, doğru ön alan baskısı yapıp Brighton’ın topa sahip olma arzusunu avantaja çevirebilecek mi…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Farke.jpg

DANIEL FARKE OYUN FELSEFESİNDEN ÖDÜN VERECEK Mİ?(BOURNEMOUTH-NORWICH)


Bournemouth, yeni sezonun yine eğlenceli takımlarından biri. Hem iç sahada hem deplasmanda katı futbol oynamıyorlar ve bu da skorlara yansıyor. 8 maçın hepsinde gol yediler, yalnızca son hafta Arsenal deplasmanında gol atamadılar.

Emirates’teki görüntüleri beklentinin altındaydı. Erken geriye düştüler ve Callum Wilson’ın boş kaleye rağmen pas verdiği pozisyon haricinde, çok fazla tempoyu yükseltip Arsenal’i tehdit edemediler. 

Geçen sezonun yıldızlarından Ryan Fraser, bu sezon istediği gibi başlayamayınca yedek kulübesine mahkum kaldı. İskoç kanat oyuncusu, en son 31 Ağustos’taki Leicester deplasmanında ilk 11’deydi. Tabii bunda, Liverpool’dan kiralanan Harry Wilson’ın sağ kenarda göstermiş olduğu muazzam performansın da etkisi var.

Fraser’ı kulübeye alan Menajer Eddie Howe, forvet oyuncusu King’i sol kenara kaydırıp, sezon öncesi hazırlık kampında iyi bir görüntü veren Solanke’yi ileri ikilide Callum Wilson’ın partneri yaptı. İşler kötü gidene kadar da bunu bozacağını pek sanmıyorum.

Hücum futboluyla dikkat çeken Norwich City ise, bu riskli futbolun bedelini ödüyor. Ligde her maçta gol yediler ve yalnızca iki galibiyetleri var. Milli aradan önce iç sahada Aston Villa’ya 5-1 mağlup olarak adeta dağıldılar. Takımın en golcü ismi Teemu Pukki milli arayı da boş geçmedi ve Finlandiya formasıyla Ermenistan filelerine 2 gol gönderdi. Beklerin hücum katkısının fazla olduğu, göze hoş gelen futbolları var. Daniel Farke, ilk maç olan Liverpool deplasmanından sonra, “Bu oyundan ödün vermeyeceğiz çünkü bu kadro, bunun için kuruldu” demişti.

Bakalım bu kötü sonuçlar devam ederse ödün verme konusunu bir kez daha gözden geçirecek mi?

İki hücumcu takımın mücadelesi, haftanın en gollü maçlarından biri olmaya aday gibi gözüküyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Lampard.jpg

LAMPARD, TOTTENHAM’DAN DERS ÇIKARMIŞ OLMALI (CHELSEA-NEWCASTLE UNITED)

Teknik Direktör Frank Lampard ile yeni bir yapılanmaya giden Chelsea, son dönemdeki performansıyla göz kamaştırıyor. Manchester United ve Liverpool maçları dışında henüz mağlup olmayan Maviler, özellikle deplasmanda inanılmaz skorlar alıyor.

Evet Norwich’i deplasmanda 3 golle geçmek çok anormal değil; çünkü Norwich ligin en ofansif ve en çok pozisyon veren takımlarından biri. Fakat Wolverhampton gibi takım savunması güçlü bir ekibi 5 golle geçmek, ardından Southampton’ı deplasmanda dörtlemek, gerçekten büyük iş.

Lampard’ın yeni prensi Mason Mount, Tammy Abraham ile birlikte takımı hücumda sırtlayan isimlerin başında yer alıyor. Hücumda çok dinamikler ve özellikle bu iki isim gününde olduğunda, durdurulmaları bir hayli zorlaşıyor. Bununla birlikte sezon başında zirve yapan savunma problemleri, azalmakla birlikte devam ediyor. Mesela; Soton’dan yedikleri golde sağ bek Valery’nin, 4-5 Chelseali arasından çıkıp topu Ings’e taşıması ve pozisyonun golle sonuçlanması, hâlâ takım savunmasının temassız ve sorunlu olduğunun göstergelerinden biri.

Newcastle ise 5-0’lık Leicester hezimetinin ardından, Manchester United’ı evinde 1-0 devirerek moral buldu. Rafael Benitez’in 5’li savunmasını bozmayan, benzer oyun yapısıyla devam eden Steve Bruce, kendisine ön yargılı bakıldığını fakat bunu değiştirmenin yine kendi elinde olduğunu söyledi. Sezonun en büyük küme düşme adaylarından biri olduklarının farkındalar; ama hem Tottenham’ı hem Manchester United’ı mağlup etmiş olmalarının, onlara özgüven aşıladığı bir gerçek. Lampard da özellikle Tottenham maçından ders çıkarıp erken bir gol bulmanın yolunu arıyor olmalı.

Taraftarlar da artık o kadar karamsar değil. Ne olursa olsun ön tarafta Almiron, Joelinton ve Maximin gibi kaliteli ayaklar var. Savunmadaki sağlam duruşlarını devam ettirdikleri takdirde bu sezon da kümede kalabilirler. Son maçta Manchester United’a, Maguire’ın kornerden gelen ortaya vurduğu kafa dışında pozisyon vermemiş olmaları da onlar adına önemli.

Newcastle, Tottenham deplasmanında yaptığını bu kez Stamford Bridge’de yapmak isteyecek. Muhtemelen 5-4-1 dizilişinde, kaleye otobüs çekecekler ve geçiş oyunuyla gol bulmak isteyecekler. Chelsea erken bir gol bulursa farka gidebilir; fakat golün geciktiği her dakika, ibre Newcastle United’a kayacaktır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Maddi-1024x576.jpg

LEICESTER İLK 4’TEKİ YERİNİ PEKİŞTİRMEK İSTİYOR (LEICESTER-BURNLEY)


Sezon öncesinde ligin ilk 4 sırası için sürpriz adaylardan biri olarak gösterilen Leicester, bu doğrultuda bir performans sergiliyor. 9. haftaya girilirken 14 puanla dördüncü sıradalar ve Chelsea, Manchester United, Liverpool maçlarını geride bıraktılar.

Liverpool’a son saniyelerde tartışmalı penaltı golüyle mağlup olmaları, güzel oyunlarına gölge düşürdü fakat sezonun geri kalanı için çok iyi sinyaller verdiler. Sezona Ndidi-Choudhury ile çift pivot olarak başlayan Brendan Rodgers, akıllara ‘Acaba muhafazakârlaşıyor mu?’ sorusunu getirmişti. Fakat son 3 maçtır tek pivota dönüp orada sadece Ndidi’yi kullanarak özüne döndü diyebiliriz. Zira Rodgers, geçen sezonki Claude Puel’in aksine hücum futbolunu daha çok benimseyen bir hoca.

UEFA Avrupa Ligi’nin getirmiş olduğu yorgunlukla geçen sezona kötü bir giriş yapan Burnley, bu sezon ise tam tersi bir görüntü sergiliyor. 8 maçta aldıkları 2 mağlubiyet Arsenal deplasmanı ve iç sahadaki Liverpool maçı. Hatta Emirates’te Arsenal’i de bir hayli zorladıklarını çok iyi biliyoruz.

Klasik İngiliz 4-4-2’sini modernize eden Menajer Sean Dyche, mümkün olduğunca topu havada tutmak isteyen bir hoca. Bu da doğal olarak topa sahip olmak isteyen takımları bir hayli bozuyor. Stil olarak ligin en farklı takımı diyebiliriz.

Son maçta iç sahada Everton’ı 1-0’la geçtiler ve şimdi Leicester gibi zor bir deplasmana gidiyorlar.

Burnley’nin oyunu birçok takıma ters gelmeye devam edebilir; fakat iki takım arasındaki kadro kalitesi farkı bir hayli fazla. Maddison, Tielemans, Vardy gibi kaliteli hücumculara sahip Leicester’ın King Power’da kazanıp ilk 4 yarışında adından daha çok söz ettirmesi gayet olası gözüküyor.

Leicester’ın ana planında büyük rol oynayan sağ bek Ricardo Pereira’nın bindirmeleri karşısında Erik Pieters veya Charlie Taylor’ın performansı, maçın belirleyicisi olabilir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Poch.jpg

POCHETTINO, GERİ DÖNECEKLERİNE İNANIYOR  (TOTTENHAM-WATFORD)


Geçen sezonun Şampiyonlar Ligi finalisti Tottenham’da işler pek de yolunda gitmiyor. Brighton deplasmanında hem 3-0’lık mağlubiyet, hem de Hugo Lloris’in kötü sakatlığı, Mauricio Pochettino’nun uzun zaman sonra sorgulanmasına sebep oldu. Hatta Jose Mourinho’nun ismi Londra ekibi için Ada basınında geçmeye başladı.

Şu bir gerçek ki, Spurs alamet-i farikası olan o eski pres gücünden yoksun görünüyor ve orta sahayı rakibe çok kolay veriyor. Son maçta Mooy ve Gross’un içe kat ederek sağladığı üstünlük; Ndombele’nin geri dönüşlerde geç kalması, yeterli pres yoğunluğunun sağlanamaması göze çarptı.

Hem erken yenilen 2 gol hem de Lloris’in sakatlığı, oyuncuları oldukça demoralize etti ve 2-3 gol pozisyonu da golle sonuçlanmayınca bu ağır mağlubiyet kaçınılmaz oldu. Şimdi, ligin en formsuz takımlarından olan Watford karşısında yeni bir sayfa açmak isteyecekler. Pochettino da maç öncesi düzenlenen basın toplantısında oyuncularla birçok kez konuştuğunu, kendisini akşam yemeğine davet ettiklerini ve mutlu olduğunu söyledi. Oyuncuların ona, onun da oyunculara güveni hâlâ tam.

Watford ise Javi Gracia’nın ardından göreve getirdiği Quique Flores ile de henüz galibiyetle tanışamadı. Son maçta da iç sahada Sheffield United ile golsüz berabere kaldılar ve henüz ligde galibiyeti olmayan tek takım konumundalar. 

Sheffield’a karşı buldukları 3 pozisyonun ikisi, rakibin hatasından, biri ise duran toptan. Rakibin hatasıyla oluşan pozisyonun biri de kontrataktan. Yani set oyununda, kendi organizasyonlarıyla ürettikleri bir pozisyon yok. Tabii burada Sheffield’ın sağlam savunmasının da hakkını vermek lazım ama galibiyeti olmayan bir takımın, kesinlikle daha iyisini yapması gerekiyor.

Tottenham’ın reaksiyon verebilmesi için karşısında uygun bir rakip var. İki takım da yaralı ve patlamaya hazır bir halde. Herhalde Watford da buradan 3 puan almak isteyecektir çünkü artık 9. haftaya gelindi ve galibiyetleri yok.

Sheffield deplasmanında ilk kez 3’lü savunmayı deneyen Flores, bakalım bu maça nasıl bir kurguyla çıkacak. İleride Welbeck-Deulofeu/Gray ikilisini görebiliriz ki bu ikili geçiş oyununda etkili olabilir. Milli takımdan sakat dönen Eriksen’in oynayıp oynamayacağı da maça direkt etki edecektir.

Belki de haftanın en kritik maçlarından biri. Özellikle Tottenham bir puan kaybı daha yaşarsa, Pochettino ile ilgili daha ciddi şeyler konuşulacaktır.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Haen.jpg

BASKI ALTINDAKİ HASENHUTTL, FORMDA WOLVES’A KARŞI (WOLVERHAMPTON-SOUTHAMPTON)


UEFA Avrupa Ligi ile Premier Lig’i birlikte götürmeye çalışan Wolverhampton, iç sahada Watford’a karşı sezonun ilk galibiyetini aldıktan sonra deplasmanda Manchester City’i de aynı skorla geçerek büyük iş başardı.

İlginçtir ki, daha ilk yarıda Wolves’ın Raul Jimenez ile 2, Cutrone ile de 1 net gol pozisyonu vardı fakat goller ikinci yarıya kısmet oldu. Her zamanki gibi çok iyi takım savunması yapıp, City’e o istediği boşlukları vermediler. Rakip dünya kadar gol kaçırır, sen bir kez gidip atarsın, yine kazanırsın. Ama bu galibiyet, tam tersi şekilde tamamen hak edilmiş bir galibiyetti.

Geçen sezonun aralık ayında 3-4-3’ten, 3-5-2’ye dönen Wolves Menajeri Nuno Espirito Santo, iç sahadaki 5-2’lik Chelsea mağlubiyetinin ardından Crystal Palace ve Watford maçlarında takımı sahaya yeniden 3-4-3 ile sürdü. City deplasmanında yine 3-5-2’ye döndüler ve Adama Traora, zaman zaman görmeye alıştığımız sağ kanat beki olarak oynadı. Fakat rakip Manchester City olduğu için ileri 3’lüden birini çıkarıp orta sahaya eklemek, bu karşılaşmaya özel olabilir. Yani Southampton’a karşı muhtemelen Espirito Santo yine 3-4-3 dizilişi ile çıkabilir. 

Southampton ise bu sezon beklentilerin çok altında. Son 3 maçta da mağlup olup, tam 9 gol yediler. Yeni transferlerden Che Adams henüz bekleneni verebilmiş değil. Son maçta iç sahada Chelsea’ye 4-1 yenilirken de oldukça kötü oynadılar. Ralph Hasenhüttl, geçen sezonun neredeyse tamamında beşli savunmayla oynamıştı. Fakat bu sezon; Liverpool maçı hariç iç sahadaki tüm karşılaşmalarda dörtlü savunmayı tercih etti. Deplasmanda ise aynı gelenek devam ediyor. Hocanın üzerindeki baskıyı hafifletmek de oyuncuların elinde. Bakalım bu maçta bir reaksiyon gösterebilecekler mi?

Wolverhampton’ın kadro kalitesi, form durumu bu maçta onları birkaç adım öne çıkarıyor. Southampton, eğer geriye düşerse yine kırılgan bir yapıya bürünebilir ve kalesinde fazla gol görebilir. 

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Zaha-1024x688.jpg

CITY’NİN SAVUNMASI ZAHA’NIN İŞTAHINI KABARTIYOR (CRYSTAL PALACE-MANCHESTER CITY)

Kısıtlı kadrosuyla iyi işler çıkaran Crystal Palace, iç sahada Norwich’i 2-0 mağlup ettikten sonra deplasmanda West Ham’ı 2-1’le geçmeyi başardı ve bir anda kendini 6. sırada buldu. Menajer Roy Hodgson, geçen sezonki 4-4-2’nin yerine bu sezon 4-3-3 veya 4-5-1 kurgusunu tercih ediyor. Zaha’yı sağ kenarda kullanıp, solda da Schlupp’ı sahaya sürüyor. En ileride ise, West Ham maçında galibiyet golünü kaydeden Jordan Ayew oynuyor.

Kağıt üzerinde oldukça kısıtlı bir kadro fakat Gary Cahill’in de katılımıyla takım savunmasını hiç de fena yapmıyorlar. Bu maçta da muhtemelen 4-5-1 diziliminde, merkezi çok kalabalık tutup maçı mümkün olduğunca 0-0 götürmeye çalışacaklar. Geçen sezon kadar iyi olmayan Manchester City savunmasının arkasına da Zaha ve Ayew’i bol bol kaçırmak için çabalayacaklar. Eğer haftalardır olduğu gibi Otamendi başta olmak üzere, City savunması bireysel hata yapmakta ısrar ederse; Zaha, Pep’in canını acıtabilir.

Son şampiyon Manchester City, milli aradan önce Wolverhampton’a evinde 2-0 kaybederek büyük şok yaşadı. Maç boyunca standart üretkenliklerinden çok uzaklardı ve katı Wolves savunmasını aşamadılar. Şimdiden Liverpool’un 8 puan gerisine düşmüş olmaları, ligi Şampiyonlar Ligi’nden daha çok önemsediğini her defasında dile getiren Pep Guardiola için büyük yıkım olmalı.

Bu süreçte onları en çok zorlayan olay, Laporte’un sakatlanması oldu. Pep Guardiola’nın sol ayaklı stopere ne kadar önem verdiğini ve Laporte’un oyun kurulumunda ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu düşünürsek, onun eksikliğinin skorlara yansıdığını da reddedemeyiz. Neyse ki bu maçta Stones geri dönüyor ve Fernandinho stoperde oynamak zorunda kalmayacak.

Pep Guardiola’nın artık puan kaybına tahammülü yok. Manchester City, şampiyonluk yarışından erken kopmak istemiyorsa ne yapıp edip Selhurst Park’ta kazanmayı başarmalı.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Klopp.jpg

SOLSKJAER’İN GELECEĞİNİ KLOPP’UN ELİNDE Mİ? (MANCHESTER UNITED-LIVERPOOL)


Jose Mourinho’dan sonra kurtarıcı olarak gelen, geçen sezonu çok iyi geçiren Ole Gunnar Solskjaer, bu sezon adeta tökezledi. Her ne kadar sakat oyuncuların bunda payı olsa da, Manchester United şu anda kesinlikle tanınmayacak halde.

İyi savunma yapamıyorlar ve bununla birlikte çok bir şey üretemiyorlar. Öyle ki 1-0 kaybettikleri Newcastle deplasmanında tek net pozisyonları kornerden geldi. Takımda ona olan inanç da kaybolmuş durumda ve her ne kadar yönetim, sahip çıkan açıklamalar yapsa da Norveçli hocayla devam edip etmeme konusu şu anda gündemde.

İzlemeleri muhtemel iki yol var; ya birkaç kötü sonucun ardından Solskjaer ile yolları ayıracaklar, ya da onda uzun bir yapılanma için ısrar edip, hem hocadaki eksiklikleri hem de oyuncu kadrosundaki sıkıntıları çözmeye çalışacaklar. Kimine göre bir değişim şart, kimine göre ise hoca ile uzun vadeli bir yapılanma şart. Şu bir gerçek ki, Sir Alex Ferguson’dan sonra Manchester United, hâlâ sudan çıkmış balığa dönmüş şekilde ve kaosun ortasında.

De Gea, Pogba ve Wan-Bissaka yok, Martial ve Lingard’ın durumları da henüz netlik kazanmış değil. Bunca problemin üzerine bir de bu eksiklerle Liverpool’u ağırlıyorlar. İşleri çok da kolay değil…

Liverpool ise zor görünen ve öyle geçen Leicester City maçını son saniyedeki penaltı golüyle kazandı. Kötü oynadıklarında bile bir şekilde kazanmasını biliyorlar. Özgüvenleri yerinde ve sertlikleri hep taze. 8’de 8 yapmalarının bu özgüvenle bana göre direkt bağlantısı var. Salah’ın performansında düşüş olduğu bir gerçek; fakat o kötüyken sahneye Mane ve Firmino çıkıyor. Bu ikisinden biri düşüş yaşadığında ise sahneye Salah çıkıyor. Yani sürekli birbirini tamamlayan yapboz parçaları gibiler. Mesela Manchester United’da böyle bir durum yok. Jürgen Klopp gibi, kriz anlarında sorumluluğu ele alabilecek bir liderlik özellikli hocaları da yok. Van Dijk gibi savunma liderleri de yok.

Bu maçta ilginç şekilde Manchester United’ın üzerindeki baskı, daha az olacaktır. Zira artık kaybedecek pek bir şeyleri kalmadı. Fakat Liverpool çok daha oturmuş, çok daha komple bir takım ve burada istediklerini alabilecek özgüvene de sahipler. 

Kuşkusuz İngiltere’nin en büyük maçından pazar akşamı çıkacak sonuç, en çok Ole Gunnar Solskjaer’in geleceğini etkileyecek.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Emery.jpg

BİRİ İÇERİDE, DİĞERİ DIŞARIDA SIKINTILI (SHEFFIELD UNITED-ARSENAL)


Evinde Liverpool’a, birçok gol pozisyonu kaçırarak yenilen Sheffield United, Watford deplasmanından 0-0’lık skorla döndü. Topa daha çok sahip olan ve rakipten daha çok pozisyon üreten taraf oldular. Takım disiplinleri çok iyi, stoperlerin de hücuma çıktığı bir 3-5-2 ile oynamaya devam ediyorlar. Kanat bekler Baldock ve Stevens’ın da hücuma katkısı hiç fena değil. Deplasmanda henüz mağlubiyetleri yok, 3 mağlubiyetin üçünü de iç sahada yaşadılar.

Arsenal ise çok da iyi oynamadığı maçta iç sahada Bournemouth’u 1-0 mağlup etti. Tempoyu çok yükseltemediler ve açıkçası rakip de buna uyum sağlayınca karşılaşma tek golle bitti. Guendouzi’nin müthiş formu sürüyor. Sahada basmadığı yer yok. Maçın son anlarında bile sahanın en dirisi olmayı başarıyor. Onun kattığı dinamizm ve ayak tekniği, Unai Emery’nin elini kolaylaştırıyor.

Geçen sezondan biraz daha risksiz oynayan, daha dengeli bir Arsenal izliyoruz. David Luiz ve Granit Xhaka sık sık bireysel hata yapmasa, çok daha zor gol yiyen bir takım görüntüsünde olabilirlerdi. Manchester City, Crystal Palace deplasmanında puan kaybedip onlar da Sheffield’ı yendiği takdirde, pazartesi gecesi ligde 2. sıraya yerleşecekler. Bu şüphesiz Arsenal taraftarı için heyecan verici bir ihtimal. Lacazette’nin dönüyor olması da iyi haber.

Sheffield, Liverpool karşısındaki etkili geçiş oyununu, Arsenal karşısında da uygulayabilecek mi emin değilim. Çünkü Arsenal, Liverpool’a göre daha derinde savunma yapıyor ve geçen sezona göre daha muhafazâkarlar. O yüzden ilk golün önemi çok ama çok büyük. 

Sheffield kendi evinde, Arsenal’in ise deplasmanda yalnızca bir galibiyeti var. Bakalım ikisinden biri, bu kötü grafiğe son verebilecek mi?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
Ankara Web Tasarım