29 Kasım 2019

Premier Lig’de 14. haftaya bakış

Premier Lig’de 14. haftaya bakış

Özil’in fendi, Emery’i yendi. Arsenal, Norwich deplasmanına geçici hocası eski futbolcusu Freddie Ljunberg ile çıkıyor. Manchester City, ocak ayında büyük yara aldığı St James’ Park’a gidiyor. Liverpool, geçen sezon Anfield’da zorlandığı Brighton’ı ağırlıyor. İşte Premier Lig’de 14. hafta…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı New.jpg

NEWCASTLE, 10 AY ÖNCE YAPTIĞINI TEKRARLAYABİLECEK Mİ? (NEWCASTLE-MANCHESTER CITY)

3 maçtır mağlup olmayan Newcastle’ın bu serisi, Villa Park’ta aldığı 2-0’lık mağlubiyetle bozuldu. Rafael Benitez’in ayrılmasından sonra küme düşmelerine neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu fakat beklenenden daha iyi durumdalar. Bunu en büyük sebebi de Steve Bruce’un, Benitez’in oturtmuş olduğu oyun kurgusunu değiştirmemesi, ufak dokunuşlarla devam etmesi. Hem iç sahada hem de dış sahada beşli savunma hattı ile oynuyorlar ve Maximin-Almiron-Joelinton üçlüsü ile kontratak kovalıyorlar. Ligin ilk maçında Arsenal’e kaybettikten sonra, iç sahada hiç mağlup olmadılar. Şimdi de Manchester City’e, kapalı savunmaları ile zorluk çıkarmaya çalışacaklar.

Manchester City ise zor geçmesi beklenen Chelsea maçını 2-1 kazandı, ardından da Şampiyonlar Ligi’nde Shaktar ile 1-1 berabere kaldı. Pep Guardiola’nın ekibi, Chelsea maçında özellikle ilk yarıda beklediğimden çok daha kötü oynadı. İlk 45 dakikada klasik 2-3-5 dizilişiyle oynayan City, ikinci devrede ise İlkay’ın oyuna girmesiyle çift pivota döndü ve 4-2-4 oynadı. Tabii bu iki diziliş, City’nin topa sahipken oluşturduğu diziliş.

İlk yarıda Rodri’nin üzerine yapılan baskıyı bir türlü kıramadılar, bekler de eskisi gibi merkeze gelmeyince oyun kurmakta zorlandılar. Zira maçı %47 topa sahip olma oranıyla tamamlamış olmaları da çok şeyi ifade ediyor. Bu maçta bir puan kaybı yaşasalardı, şampiyonluk yarışından mental anlamda kopabilirlerdi. O yüzden hem ikinci yarıdaki iyi oyun, hem de sonuç onları diri tutmayı sağladı.

Manchester City’nin puan kaybına tabii ki tahammülü yok. Fakat bir yandan da akıllarda geçen sezon ocak ayında oynanan ve Newcastle’ın 2-1 kazandığı mücadele var. Steve Bruce’un talebelerinin bu sezonki güçlü iç saha performansını da düşünürsek, City kazansa bile zorlanma ihtimali bir hayli yüksek görünüyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Wood.jpg

CHRIS WOOD GÖZÜNÜ PALACE’A DİKTİ! (BURNLEY-CRYSTAL PALACE)

Burnley denildiğinde akla genelde kısır galibiyetler gelir; fakat onlar iki haftadır bu ezberi bozdu. Önce iç sahada West Ham’ı, ardından da deplasmanda Watford’u 3-0’la geçerek büyük bir sükse yaptılar.

Sean Dyche’ın takımının en büyük kozu yıllardır duran toplar, bunu hemen hemen hepimiz biliyoruz. Bu sezon da bu haftaya kadar duran toplardan en çok gol bulan 3. takım oldular. Watford’a karşı 3 golü de duran toptan kaydederek, bu alandaki başarılarını bir kez daha hatırlattılar.

Son dönemde takımı sırtlayan isim, 1.91’lik santrfor Chris Wood oldu. Son 6 maçta 6 gol kaydeden Yeni Zelandalı futbolcu, sezon başında Ashley Barnes’ın çektiği o yükü sahiplendi. Hem akan oyunda kenar ortalarda hem de duran toplarda uzun boyuyla oldukça etkili oluyor. Crystal Palace’a karşı da uzun topa dayalı modern 4-4-2’yi son derece iyi uygulayan Sean Dyche’ın en büyük kozu, Chris Wood olacak.

Crystal Palace ise 5 Ekim’deki West Ham galibiyetinden sonra, o korkunç fikstüre girdi. Sırasıyla; Manchester City, Arsenal, Leicester, Chelsea ve Liverpool ile karşı karşıya geldiler, bu zorlu dönemde tek puanı Arsenal’den koparabildiler. Ligin son maçında Liverpool’a karşı çok iyi oynadılar, istatistiklerde de üstündüler fakat bu sezon, Liverpool’un yanından ayrılmayan futbol şansının, son kurbanı oldular. Wilfred Zaha’nın yıl sonuna doğru form tutması, onlar adına sevindirici bir durum.

Oyun kalitesi olarak taraftarını son dönemde memnun eden iki takım karşı karşıya geliyor. Sonucunu tahmin etmesi çok güç bir maç. İki takımın da fileleri havalandırma ihtimali hiç de az değil.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Anton2-1024x768.jpg

ANTONIO, PELLEGRİNİ’Yİ KOLTUKTA TUTABİLECEK Mİ? (CHELSEA-WEST HAM)

Geçen haftaki yazımda, Chelsea-Manchester City karşılaşması için, ‘Chelsea için bir test maçı’ başlığını atmıştım. Çünkü form tuttuktan sonra ilk olarak bu kadar yüksek seviye bir maça çıkacaklardı ve bu testi, oyun olarak başarıyla geçtiler.

Yine klasik 4-3-3 dizilişini tercih eden Frank Lampard; Manchester City’nin çok etkili kullandığı half space bölgesini, Jorginho ve Kante’yi derine çekerek çok iyi bir şekilde kapattı. Orada zaman zaman neredeyse altılı bir hat oluşturdu ve özellikle ilk yarıda De Bruyne’nin, oralardan pozisyon üretmesini engelledi. Rodri’ye de doğru zamanda doğru baskıyı uygulayarak, City’nin ana planını pasifize ettiler.

Mahrez’in bireysel yeteneği ile kaydettiği gol sonrasında, momentum rakibe geçtiği için oyundan düştüler ve çok pozisyon verdiler. Fakat hem Chelsea’nin oyununun yabana atılmaması gerektiği hem de Kante’nin ne kadar önemli bir oyuncu olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Bu maçın ardından Valencia ile deplasmanda 2-2 berabere kaldılar. Kepa her ne kadar hata yapsa da, özellikle maçın ikinci yarısında muazzam bir performans sergiledi. Şampiyonlar Ligi’ndeki akıbetleri son hafta belli olacak, şimdi lige odaklanmaları gerek. Chelsea için üzücü haberi maç öncesi yapılan basın toplantısında Frank Lampard açıkladı. Tammy Abraham, sakatlığı sebebiyle maç kadrosunda olmayacak. Bakalım yerine oynaması beklenen Batshuayi, bu fırsatı nasıl değerlendirecek.

West Ham ise şu anda ligin açık ara en formsuz takımı. 3 maçtır kaybediyorlar, 7 maçtır ise kazanamıyorlar. En son 22 Eylül’de iç sahada Manchester United’ı 2-0 devirmişlerdi. Felipe Anderson’un performansı yerlerde, takım savunması dağınık, bireysel hatalar çok fazla. Son maçta da Jose Mourinho’nun ilk rakibi oldular ve Tottenham’a 3-2 kaybettiler.

Bu kadar kötü bir dönemde, ligin en iyi futbollarından birini oynayan Chelsea’ye konuk olmaları, onlar için hiç iyi bir haber değil. Manuel Pellegrini’nin herhalde son aylarda aldığı tek güzel haber, Michail Antonio’nun sakatlıktan kurtulup geri dönmesi oldu. Tottenham’a da ayağını tozuyla gol atan Antonio, muhtemelen ilk 11’de çıkacağı maçta Stamford Bridge’de hızlı hücumlarda fark oluşturmaya çalışacak.

Chelsea’nin kazanmasını beklemek sürpriz değil elbette. Hatta farklı bir Chelsea galibiyeti olduğu takdirde, suyu iyice ısınan Manuel Pellegrini’nin işine son verilebilir.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Pep2-1024x706.jpg

LIVERPOOL, PEP’İN TUZAĞINA DÜŞMEMELİ (LIVERPOOL-BRIGHTON)

Crystal Palace karşısında zorlanmasını beklediğim Liverpool, beni şaşırtmadı. Hem zorlandılar, hem de bu sezon onların yanında ayrılmayan futbol şansını bir daha kullanıp zorlu deplasmandan 2-1’lik galibiyetle döndüler.

Şu bir gerçek ki; Liverpool’un takım savunması geçen sezonun daha gerisinde. Ama buna rağmen hücum performansları ve şampiyonluk motivasyonu ile, Manchester City’nin tam 9 puan önünde yer alıyorlar. En önemlisi de, hiçbir zaman rehavete kapılmadan devam ediyorlar.

Kritik Palace galibiyetinden sonra Şampiyonlar Ligi’nde Napoli ile 1-1 berabere kaldılar ve işi son maça bıraktılar. Fakat bu tarafın, Jürgen Klopp’un pek umrunda olduğunu sanmıyorum. Artık herkes ondan Premier Lig’deki ilk şampiyonluğu bekliyor. Zira ilk kez bu kadar yakınlar. Fakat Fabinho’nun sakatlanması ve muhtemelen 2 ay sonra dönecek olması, moralleri biraz bozdu.

Brighton ise Everton ve Norwich’i üst üste mağlup ettikten sonra, önce Old Trafford’da Manchester United’a 3-1, arından da iç sahada Leicester’a 2-0 kaybetti. Şu bir gerçek ki; Brighton’ın topa sahip olma oyunu, geçiş oyununa uygun oyunculara sahip takımlara karşı oldukça avantaj sağlıyor.

Sezona üçlü/beşli savunma ile girip, 8. haftadaki Tottenham maçından itibaren 4-4-2’ye döndüler. Sol kenarda Aaron Mooy, sağ kenarda ise Pascal Gross yer alıyor. Bu yüzden çizgiyi kullanmak yerine, bu oyuncuları merkeze kat ettirip, orta sahada sayısal üstünlüğü sağlamaya yönelik bir oyun anlayışları var.

Manchester City’e karşı bile %46.5 topa sahip olma oranıyla oynayan Brighton’ın, Anfield Road’da topa sahip olma oranını açıkçası merak ediyorum. Liverpool, formsuz rakibi karşısında tabii ki açık ara favori. Fakat Pep Guardiola’nın, Liverpool’u şampiyonlukta önde gördüğüne dair yaptığı açıklamalar, Jürgen Klopp ve öğrencilerinin rehavetine kapılmasına sebep olmamalı. Zira o açıklamanın amacı da bu rehaveti oluşturmak. Bu yüzden en ufak bir motivasyon kaybı bile yaşamamaları gerekiyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Ake-1024x576.jpg

JOSE İÇİN TEHLİKE: DURAN TOPLAR (TOTTENHAM-BOURNEMOUTH)

Jose Mourinho ile yeni bir sayfa açan Tottenham; ilk önce West Ham’ı deplasmanda 3-2, ardından da Şampiyonlar Ligi’nde Olympiakos’u 2-0 geriden geldiği maçta 4-2 mağlup etmeyi başardı.

Jose’nin iki maçta da oyun planı netti. Kağıt üzerinde 4-2-3-1 fakat topa sahipken 3-2-1-4 şeklinde diziliyorlar. Aurier kanat bek gibi oynarken hücumda ileri dörtlünün sağındaki isim oluyor. Lucas bu esnada içe kat edip Aurier’e yer açıyor. Sol bek Ben Davies/Rose geride kalıyor. Winks, iki yönlü oynarken Dier pivot olarak geride kalıyor. Son, sol kenarda çizgiye basarken 10 numara pozisyonunda oynayan Dele Alli ise sürekli boş alanlara kat ediyor. Top Dele Alli’ye geldiğinde Son-Kane ve Lucas, savunma arkası koşularıyla tehdit oluşturuyor ve bu şekilde pozisyon buluyorlar.

Şu bir gerçek ki, Jose Mourinho eski dönemlerine göre çok daha ofansif bir futbol anlayışı ile geri dönmüş durumda. Saha dışında da oldukça mütevazı. Artık soyunma odasını kaybetmek istemiyor, aksi takdirde kariyerini kaybedebileceğinin farkında.

Bournemouth ise Newcastle mağlubiyetinin ardından iç sahada Wolverhampton’a da 2-1 yenilerek taraftarını üzdü. Özellikle ilk yarıda çok kötüydüler ve üretkenlikten uzaktılar. 37. dakikada da 10 kişi kalınca, bir daha geri dönemediler. Geçen sezon bazı maçlarda üçlü/beşli savunmayla takımı sahaya süren Eddie Howe, bu maçta da aynısını yaptı. Bir anlamda Wolves’ın 3-4-3’üne 3-4-3 ile karşılık vermiş oldu.

Bu sezon Fraser’dan faydalanamıyor olmaları onlar için dezavantaj. Zira geçen sezon tam bir asist canavarıydı. Devre arasında Liverpool’a gideceği konuşuluyor. Bununla birlikte takım içinde yalnız olduğu iddiaları da var. Ondan artık çok fazla verim alamayacaklar gibi gözüküyor.

Bu sezon Bournemouth’ta en çok dikkat çeken şey, duran toplardaki başarıları. Şu anda ligde duran toptan en fazla gol bulan takım durumundalar. Tottenham’ın da West Ham ve Olympiakos maçlarında duran toplardan yediği golleri göz önünde bulundurursak, Jose Mourinho’nun bu konuda sıkıntı yaşayabileceği açıkça ortada. Ne olursa olsun Tottenham’ın kazanma ihtimali çok yüksek; fakat kalelerini gole kapatmaları da pek mümkün görünmüyor.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Soton-1024x620.jpg

ST MARY’S’TE ERKEN FİNAL GİBİ MAÇ! (SOUTHAMPTON-WATFORD)

“Maça hızlı başlamak istiyoruz” diyen Ralph Hasenhüttl, bunun boş bir söz olmadığını kanıtladı. Zira Southampton, Danny Ings’in golüyle Emirates’te öne geçtiğinde dakikalar hemüz 8’i gösteriyordu. Fakat 7 hafta sonra tam ‘kazandık’ derken, son dakikada Lacazette’in golüne engel olamayınca yine 3 puanı bir arada göremedi göremediler. Esasında Arsenal deplasmanında 2-2’lik beraberlik iyi bir sonuçtur; fakat erken golle öne geçip, 2-1 öndeyken çok net pozisyonları harcayıp, son dakikalarda gol yeyince, tam bir dram oluyor.

Leicester’a 9 golle kaybettikten sonra toparlanmaları doğal olarak kolay olmadı. Geçen sezonki oyunlarının çok gerisindeler. Ön taraf sürekli değişiyor, istikrar sağlanamıyor. 14 Eylül’den beri kazanamıyorlar ve bu kötü seriye son vermek için karşılarında en azından kağıt üzerinde uygun bir rakip var.

Watford ise ilk galibiyetini Norwich deplasmanında aldıktan sonra, evinde Burnley’e 3-0 kaybederek yine tökezledi. Troy Deeney uzun zaman sonra ikinci yarıda oyuna girerek formasına kavuştu fakat o da takımını kurtarmaya yetmedi. Maçın başında Deulofeu net fırsatı değerlendirseydi belki kazanabilirlerdi fakat olmadı. Zaten o pozisyondan sonra rakip kalede etkili olamadılar.

Beşli savunma kurgusuyla oynatan Menajer Sanchez Flores, belki de bu maçla birlikte bu dizilişten vazgeçebilir. Bunu yaptığında savunmayı sağlama aldığını düşündü, esasında daha az gol yemeye başlamışlardı fakat hem son maçta 3 gol yemeleri, hem hücumdaki üretkensizlikleri onu bu değişikliğe zorlayabilir.

Soton 19, Watford ise 20. sırada giriyor yeni haftaya. İki takım için de kuşkusuz kırılma maçı. Hangi takım mağlup olursa, onun hocası kendisine yeni bir iş bakmak zorunda kalabilir…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Arsenal.jpg

ARSENAL, CARROW ROAD’DA TEMİZ BİR SAYFA AÇIYOR (NORWICH-ARSENAL)

Ve beklenen oldu! Arsenal, üst üst alınan kötü sonuçların ardından Unai Emery’i kovdu. Takımın başına geçici olarak, 1998-2007 arasında bu formayı terleten ve Tottenham taraftarı olan Freddie Ljunberg getirildi.

Tek suçlu Emery miydi? Buna karar vermek için aslında sezon öncesindeki transfer döneminde bazı şeylerden emin olmak gerek. Takımda stoper eksikliği bu kadar göz önündeyken, kanat forvet Nicolas Pepe’ye 65 Sterlin’i kim verdiyse, elbette onlar da hatalı. Eğer bu tercih Emery’nin değilse, İspanyol hoca stoper isteyip bu talep gerçekleştirilmediyse, en az Emery kadar mevcut yönetim de başarısızdır.

Emery’nin hem Pepe’ye yer açmak için sürekli diziliş arayışına girmesi, bir yandan Mesut Özil ve Granit Xhaka krizleri, onun da işini zorlaştırdığı bir kesin. Fakat sonuç olarak bu defter artık kapandı. Arsenal, pazar günü akşam üzeri Carrow Road’da yeni, temiz bir sayfa açıyor. Bakalım futbolcuların reaksiyonu nasıl olacak?

Norwich ise, sezon başında sergilediği o özlenen performansını, Everton deplasmanında bize yeniden izletti. Goodison Park’ta 2-0 kazanmış olmaları hem oyuncuların hem de Menajer Daniel Farke’nin üzerindeki baskıyı hafifletti. Pukki ile birlikte sezon başında muazzam işler yapan Cantwell, Premier Lig’deki ilk deplasman golünü kaydetti.

Maç öncesi, “Bu kadro bu oyun felsefesi için kuruldu” diyerek hücum futbolundan ödün vermeyeceğini bir kez daha belirten Farke, Arsenal’e karşı da yine kendi oyununu oynatacaktır.

Arsenalli futbolcuların vereceği reaksiyonu çok merak ediyorum. Buradan galibiyetle dönebilirler. Yüksek tempolu ve merak uyandıran bir maç bizi bekliyor…

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Nuno.jpg

NUNO’NUN ARSENAL ARZUSU KAFALARI KARIŞTIRACAK MI?(WOLVERHAMPTON-SHEFFIELD UNITED)

8 maçtır yenilgi yüzü görmeyen Wolverhampton, geçtiğimiz haftada da deplasmanda Bournemouth’u güzel bir oyunla 2-1 mağlup etmeyi başardı. Sezon başından bu yana 3-5-2 ile 3-4-3 arasında gidip gelen Wolves Menajeri Nuno Espirito Santo, sonunda 3-4-3’te karar kılmış gibi gözüküyor. Zira son 3 maçta da bu dizilişi tercih etti ve 7 puan çıkardı. Takımın en formda ismi, son 3 maçta 2 asist yapan Adama Traore…

Geçtiğimiz sezonlarda sadece geniş alanda, geçiş oyununda etkili olabilen Traore bu sezon set oyununda da çok etkili. Öte yandan son maçta muazzam bir frikik golü kaydeden Joao Moutinho da Santo’nun bu maçtaki en büyük kozlarından biri olacak.

Sezon başından beri ‘Küçük Wolves’ olarak tanımladığım Sheffield United ise dramatik bir haftayı geride bıraktı. Manchester United karşısında 2-0 öne geçip, neredeyse 3-2 kaybedeceklerdi. Son dakikalarda fileleri havalandırıp 1 puanı kurtaran isim McBurnie oldu. 6 maçtır kaybetmiyorlar. Tıpkı Wolves gibi üçlü savunma kurgusuyla oynuyorlar. Fakat en büyük farkları, sağ ve sol stoper Basham ile O’Connell’in, sürekli ileriye çıkıp hücum planlarına dahil olmaları. Bu durum, kuşkusuz rakiplerin kafasını çok karıştırıyor.

Unai Emery ile yollar ayrılmadan önce, Nuno Espirito Santo’nun ismi Arsenal ile anılıyordu. Portekizli menajerin, Londra ekibine gitmek istediği yazılıp çiziliyor. Buna bağlı bir motivasyon eksikliği yaşanır ve oyuncular bu durumdan etkilenirse, Sheffield United bir adım öne çıkabilir. Bundan etkilenmezlerse Adama Traore önderliğinde Sheffield’ı 6 maç sonra deviren takım olabilirler.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Marco.jpg

LEICESTER, MARCO SILVA’YI YOLCU EDEBİLİR (LEICESTER-EVERTON)

Şampiyonluktan sonra adından ilk kez bu kadar çok bahsettiren Leicester, Brighton deplasmanında da kazanmasını bildi. Galibiyetin yanı sıra oyun kaliteleri yine harikaydı. O maçın analizini yazarken Brighton’ın topa sahip olma arzusunun, Leicester’ın işine yarayabileceğini belirtmiştim. Nitekim arada çok fark olmasa da, bu durum gerçekleşti. Ayrıca Brighton’ın 0.57’lik gol beklentisine tam 3.47 ile karşılık verdiler. Aradaki bu fark, oyunun nasıl geçtiğinin adeta bir özeti niteliğinde. Jamie Vardy atmaya devam ediyor. Bireysel performanslar tavan yapmış durumda. Gelişimini hızla sürdüren Çağlar Söyüncü, özellikle kenar ortalarında yaptığı kritik müdahalelerle maçın oyuncusu seçildi.

Everton ise tam toparlanıyor derken evinde sürpriz bir şekilde Norwich’e 2-0 kaybetti. Çok, çok, gerçekten çok kötüydüler. Cenk Tosun’u yine ilk 11’de başlatan Marco Silva, Richarlison’a sol kenarda görev verdi. Fakat üretkenlikten çok uzaktılar. Everton taraftarı, hocanın bir an önce görevden alınmasını istiyor. Bunun için de sanırım en uygun deplasmana gidiyorlar. Azgınlaşmış, olumlu anlamda sapıtmış bir Leicester…

Leicester’ın kazanamaması sürpriz olacaktır. Bu maçın ardından Marco Silva’nın görevine son verilirse, hiç şaşırmam.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Lukaku-1024x768.jpg

UNITED, YİNE  LUKAKU’YU ARAYABİLİR (MANCHESTER UNITED-ASTON VILLA)

Old Trafford’da Brighton’ı 3-1 mağlup eden Manchester United, Sheffield deplasmanında özellikle 70. dakikaya kadar adeta sahadan silindi. Ne olduysa 70’ten sonra oldu ve 7 dakikada aniden 3 gol atıp müthiş bir geri dönüşe imza attılar. Fakat son dakikadaki gole engel olamayınca, 1 puana razı oldular.

Zor deplasman Sheffield deplasmanı… Özellikle bu sezon hiçbir takımın karşılaşmak istemeyeceği türden bir rakip vardı geçen hafta karşılarında. Bu hafta ise daha bilinir bir oyun tarzı olan, ama yine iyi kapanan Aston Villa olacak.

Manchester United’ın temel sorunu, set oyununda pek başarılı olamamaları. Bunun da en büyük nedenlerinden biri net bir santrfora sahip olmamaları. Romelu Lukaku’yu gönderip yerine transfer yapmamak çok büyük bir risk barındırıyordu. Nitekim bu kumar şu an için kaybedilmiş gibi gözüküyor.

Aston Villa da top rakipteyken iyi alan daraltan, McGinn gibi dikine koşu yapan bir orta saha oyuncusuna sahip olan, Grealish gibi kadife ayağı kadroda barındıran bir takım. Yani, tam da Manchester United’ın istemeyeceği tarzda, iyi kapanan hızlı hücuma çıkabilen bir ekip.

Sezonun başında Tottenham deplasmanında Londra ekibini nasıl zorladıklarına hepimiz şahit olduk. Keza Manchester City deplasmanında da özellikle ilk yarıda çok iyi kontratağa çıkıp, geride sağlam durdular.

Grealish, sol önde oynamaya başladığından beri etkinliğini arttırdı. Bu maçta da, kulübüyle 4 yıllık yeni bir sözleşme imzalayan Dean Smith’in en büyük kozu olacak. Manchester Unied için kolay bir maç olacağını söylemek zor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ